mustafaozbag.org

110. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:06:10

Yani işte bir erkeğin, hanımın haksiyere dönmesi huy değil, hanımın sinirli olması huy değildir. Bunlar kötü ahlaktır. Adam olur mu o kadar şey sinirleniyorsa kötü ahlaktır. İftira atmak huy değildir, kötü ahlaktır. Geçimsiz bir kimsenin huy değildir, kötü ahlaktır. Geçimsiz, herşeyi problem ediyor, kötü ahlaktır. Yani işte ya benim huyum böyle, ben çok sinirliyim. Aa iyi, ben senden daha sinirliyim, benim huyum da böyle, ben senin gözüne o en uzak. Bizim toplumumuzun içerisinde yerleşmiş yani, ya onun huyu öyle, ya onun huyu öyle değil, kötü ahlaktır. Çabuk sinirlenir, huyu öyle değil, şeytana çabuk kanıyor, ondan öyle o. O parlayıverilmiş. Ha şeytan damarlarında dolaşıyor onu, üçgün bir şekilde parlatıyor onu, onun huyu öyleymiş yani.
Öyle diyorlar ya, toplumun içerisinde öyle demiyorlar mı? Öyle diyorlar. Bunların hepsi de kötü ahlaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı üzerinde değil yani. Evet insan sinirlenir, sinirleneceği şey Kur'an ve sünnetin dışında olan bir şeye sinirlenir. İnsan parlar, parladığı şey Kur'an ve sünnetin dışında olacak. Yok öyle değil, işte utan sebeplere parlıyor. Kadınlarda da var, bu erkeklerde de var. Kadınlarda da huyu öyleymiş, sinirlendiğinde tabak kırıyormuş. Huyu öyleymiş o, sinirlenince kapıları, pencereleri çarpıyormuş. Huyu öyleymiş, sinirlenince konuşmazmış kimseyle. Huyu öyleymiş o, sinirlenince yemek filan yapmazmış iki gün üç gün evden.
Bunların hepsi de kötü ahlak. Yanlış eğitim, yanlış eğitim. Allah muhafaza eylesin. İnsanın kendi kendisini, egosunu yanlış yerde büyütmesi, nefsini yanlış yerde tutması. Yanlış yerde tutuyor nefsini. Allah muhafaza eylesin. Bir kimse pişman olduğunu söylüyorsa, Allah pişman olanları affeder.
Eğer karşınızdaki bir kimse, hatasını kabul etti, özür diledi, pişman olduğunu söylüyorsa, onu reddetme hakkınız yok. Özür dileğinin, af dileğinin, affı kapat onlar. Yani ama insanlar ne yazık ki Allah muhafaza eylesin. Birbirlerine tahammülleri yok. Tahammülsüz bir noktadayız. Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendi toplumunun içerisinde mencunsilere tahammül etti.
Hristiyanlara tahammül etti. Yahudilere tahammül etti. Dinsiz mutlaleslere tahammül etti, Mekke'den. Medine-i Münevvere'de münafıklara tahammül etti. Onları o toplumun içerisinde yaşamalarına müsaade etmiş, izin verdi. Onları o toplumluktan ayırmalı, kovmalı, atmalı, itmalı. İslam dünyasında çok müthiş bir şekilde tahammülsüzlük harcısı var.
Yani eşler kocalarına tahammülleri yok, kocaların eşlerine tahammülleri yok. Çocukların anne babalarına tahammülleri yok, anne babaların çocuklarına tahammülleri yok. İnsanların birbirlerine karşı hatalarına tahammülümüz yok. Yani karşımızdaki bir kimse hata yapmayacak, eksiklik yapmayacak, noksanlık yapmayacak. Yani bu noktada insanlar kendi nefislerini görmekten uzaklar. Oysa tasavvuf bilinci insanın kendi hatasını, kendi kusurunu, kendi eksikliğini burnunun umucunda görüp, kendini düzeltmeye çalışmaktır. Dinin de bize ileridir. Din bize bir başkasının hatasını, kusurunu, eksikliğini araştırmayı emretmez. Ve bunu kötü görür.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri kim bir başkasının ayıbını açığa çıkarırsa, mahşer gününde Allah'ımın ayıbını açığa çıkarırlar. Kim birisinin ayıbını örterse Allah da onu mahşerde ayıbını örterler. Ama ne yazık ki İslam dünyasında insanlar birbirlerine karşı cahilce bir şekilde tahammülsüzlük içerisinde dolaşıyorlar. Tahammülü yok. Bir kimse özgürtülüyor, hata işledim, yanlış yaptım, beni affet diyor. Biz, Allah bizi affetsin, kendimizi Babil tanrılarının yerine koyuyoruz. Biz kendimizi Yunan tanrılarının yerine koyuyoruz. Haşa, biz kendimizi Allah'ın yerine koyuyoruz ve onu affetmiyoruz. Onu sarıp sarmalamıyoruz. Ona bizim halakamızdan bir yer açmıyoruz.
Ona cemaatimizden bir yer açmıyoruz. Ona soframızdan bir yer açmıyoruz. Ona evimizden bir kapı açmıyoruz. Ona yüreğimizden bir kapı açmıyoruz. Bu çocuklar, kendi çocuğumuza böyleyiz. Kendi eşimize böyleyiz. Kendi annemize, babamıza böyleyiz. Ona bir kapı aralayamıyoruz. Damadımıza, gelinimize öyleyiz. Ona bir kapı aralayamıyoruz biz. Yüreğimizi burkamıyoruz. İçimizi genişletemiyoruz. Bu acı bir şey bizim toplumumuz için. Acı bir şey, acı. Komşumuza bir kapı aralayamayan insanlarız. Yani din, ne yazık ki ahlakını kaybediyor. Yanlış anlamayın.
Yani böyle fevarat noktasında durduğum gün arkasında dinlediğim, birebir dinlediğim, birebir yaşadığım hadiseler var. İslam toplumu bu olmaması gerekir. Tahammülsüz bir İslam toplumu olamaz. Birbirini anlamayan bir İslam toplumu olamaz. Yani birbirimizi anlamaktan uzakız. Yani eşler birbirlerini anlamaktan uzaklar. Birbirlerini dinlemekten uzaklar. Çocuklar anne ve babalarını dinlemekten ve anlamaktan uzaklar. Anne ve babalar da çocuklarını dinlemekten ve anlamaktan uzaklar. Bu komşularımız da böyle. Arkadaşlarımız da böyle. Kardeşlerimiz de böyle. Bu yarası kapanmayacak yaralar açıyor insanların içerisinde. O yüzden kıymetli kardeşler.
Birisi sizden özür diliyorsa onun özrünü kabul edin. İnsanlık adına kabul edin. Birisi sizden helallık istiyorsa insanlık adına helal edin. Yani o kimse desin ki ya insanlar var daha. Yani öyle insanlar var ki ben onların gözünü çıkarmama rağmen beni affettim. Öyle insanlar var ki ben arkadan hançeri vurdum, kanırttım, kanını akıttım. Ama bana hakkını helal etti. Böyle insanlar var. Sırf bunu Muhammed-i Mustafa'nın yüzüsü hürmetine, onun ahlakının yaşanması yüzüsü hürmetine yapın. Affedin siz. Siz affedin. Affedin. Kapalı şeyler var.
Yani onları dillendirmeme gerek yok herhalde. Ağır meseleler var. Bunlar farklı bir şey. Ama öbür türlü insanlar hata ister, kusur ister, yanlışlık ister, her şeyi yapar. Biz af yolunu tutanlardan olacağız. O yüzden adam hata yapmış eşine karşı, hatasını anlamış, dönmüş geri. Özür diliyorum, bir daha yapmayacağım demiş. Belki de yine yapacak onu. Yüksek gönüllü olun. Yüksek gönüllü olun. Yüksek gönüllü olmak, Allah gönüllü olmaktır. Hani Cenab-ı Hakk adresi kudüsü de der ya, kul günah işledi. Ve döndü dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki, kulun günah işledi ama kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı, döndü, tövbe etti.
Affettim. Kul yine günah işledi. Yine döndü, Allah'a tövbe etti. Allah dedi ki diyor, kulun günah işledi ama kendisini affettirecek olan Allah'a hatırladı. Yine döndü. Yine döndü. Kul yine günah işledi diyor. Hadisi kudüsü devam ediyor. Kul yine günah işledi. Ve döndü, dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki diyor, kulun günah işledi ama kendisini affedecek olan Allah'ın tanrısını hatırladı. Allah yine affetti diyor. Yüksek gönüllü olmak, bu Allah atlaklı olmak, bu Allah'ın sıfatıyla sıfatlanmak. Evet, eşiniz yanlış yaptı, hata yaptı, kusur etti. Döndü, dedi ki, Ya Rabbi beni affet, ben hata yaptım. Eğer siz Allah'ın sıfatıyla sıfatlandıysanız, affettim demekle mükemmelsiniz. Çocuğunuz olabilir, arkadaşınız olabilir, kardeşiniz olabilir, anne babanız olabilir.
Bu herkes olabilir. Eğer onun bu noktada siz hatasını hala da sürdürürseniz, hala da onun önüne koyarsanız, her noktasında bulunmazsanız, Allah muhafaza eylesin. Gönlünüz ne unutlaşabilir, ne unutlaşabilir. Bilmeyenler, aff olunmazlar. Bu büyüklük, küçüklük değil. Birisi sizden özür diliyorsa, affederin. Birisi sizden helallık istiyorsa, helal edin. Bunu kullanıyor, onu işte bunu şunu yapıyor, bunu bunu yapıyor, onlar istisna edin. Allah muhafaza eylesin inşallah. Yuva kurtarmak için insan her şeye katlanmalı mı? Yani katlanacağı şeye bağlı.
Anlattığım şeyler ise, veya da işte insanlar şimdi küçücük bir şeyi katlanmak olarak görüyorlar. Evinde bir eksiklik var, katlanıyorum ama. Ya yapma, insan sevdiğine katlanıyorum der mi? Katlanmak sevgisizlikle alakalıdır. Ben seni çekiyorum, sevmiyorsun demek ki. Sevseydin çekmeyecektin. Çekiyorum demeyecektin. Sevseydin diyecektin ki ya ben seni seviyorum. Senin bir hatanı, eksiğini, kusurunu görmüyorum. Ben yıllardır saçımı sana süpürge ettim. Şimdiden etme. On yıl sonra bunu söyleyeceksen şimdiden etme. Allah yolunu açık etsin.
Bu sevmek değil. Ben senin için neler yaptım, keşke yapmasaydım. Ben senin için neler yaptım diyeceğini yapma. Kurtarmak için çekilir mi? Çekme. Mihnete katma insanları. Mihnete düşürme. Ben eve bakmak için neler çekiyorum ama. Erkekler öyle der ya. Çekme kardeş, insanları mihnete koyma. Ne çektin ki? Allah verdi, Allah'ın verdiğini aldın götürdün eve koydun. Derviş mihnete katmaz insanları. Ben sana neler yaptım ama demeseydim keşke. Bunda mihnet vardır. Karşıdakini mihnete düşürme.
Yaptığın iyilikleri, yaptığın fedakarlığı karşıya söyleme. Ben senin için şunu yaptım demem. Mihnete düşürme. Diline düşürme bunu. Bunu karşıdaki kimseye söyleme. Eşin dahi olsa söyleme. Ben seni arabalarda gezdirdim. Tekerlem katlasaydı da gezdirmeseydim. Söyleme. Mihnete düşürme insanları. Ehli tasavvuf karşısındaki insanı mihnete düşürmez. Ehli tasavvuf karşısındakine yaptığını söylemez. Ben sana şunu yaptım demez. Ben sana şöyle yarımda bulundum demez. Ben sana şöyle öğrettim, şunu şöyle yaptıydım, bunu böyle yaptıydım demez. Bu eksik ahlaktır. Allah muhafaza eylesin. Ben seni affettiydim ama. Öyle diyeceğine affetme. İnsanı zulle düşürme.
Allah bizi affetsin. Affedin, affettim demeyin. Onu minnete düşürmeyin. Onu bu noktada zillete düşürmeyin. Allah bizi affetsin. Yardım ettiğinizde yardım etmedin mi sana demeyin. Ben gülenceye yardım ettim demeyin. Demeyin. Bunlar tasavvuf ahlakı içerisinde yanlış olan şeyler. Allah bizi affetsin inşallah. Boşanmış çiftlerde çocuk annede kalıyorsa, çocuk babayla nasıl görüşmekle. Çocuk annede kalır, babada istediğin zaman gelir çocuğunu görür. Babasını görmekte neden kısıtlansın ki? Senin kanunda ol. Yok haftada bir gün, yok on beş haftada bir gün.
Çocuk annede kalmış olsa da akıl bali oluncaya kadar kalacak. Akıl bali oldu mu çocuk babanın yanına gidecek. Çocuk annede kalırsa, baba çocuğun bakımını üstlenecek. Bizim dergahımızdaki erkek sınıfında olanlar. Nerede çocuğunuz varsa çocuklarınızdan sorumlusunuz, bakmaktan yükümlüsünüz. Boşanmış olabilirsiniz, ayrılmış olabilirsiniz, çocuklarınızdan sorumlusunuz. Ve o çocuklarınızda boşanmış olduğunuz eşleriniz bakıyorsa onlara da bakacaksınız. Böyle bir mantık yok. Bir erkek çocuğuna ve eşine bakmakta yükümlüdür.
Çocuğuna ve eşine bakabilecek olan kimse evlendi. Eşine bakamayacak olan bir kimsenin evlenmesi caiz değil. Bu noktada muhtedir değil ise insanların başını yakmayacak. Çocuğuna bakacaksın. Akıl bali olduğunda da alacaksın yanına. Ya da alacaksın çocuğun yanına. Ben bakarım çocuğuma diyeceğim. Baştan sona yetiştireceğim. Anne isterse çocuğunu ben illaki istiyorum diyorsa çocuğu anneye vereceksin. Çocuğu anneye vereceksin. Ve çocuk annede kaldığı zaman o çocuğun iaşisini temin edeceksin. O çocuğun kursağında babasının ekmeği olacak.
Babasının. Ben çocuk olsun gönder annesine babasının yanına hanımını. Çocuklara da onlar baksın. Hanımına da onlar baksın. Sen adamın diye dolaş orta yerde. Bir süküntüsü gibi dolaş orta yerde. Erkeklik tasla bile. Yetiştiremez, yetiştiremez, yetmez, yetmez. On kuruş mu git beş kuruşunu ver. Üç kuruşunu ver. O çocuk senin. Evlat senin. O kadın senin evladına bakmak için orada evde oturuyor. Evlenmiyor, baklamıyor. Annesinin yanında oturmuş. Onun annesinin yanında babasının yanında boynunu bükme. O çocuğunun annesine de bak.
Böyle bir şey yok. Yani evlen çocukların olsun. Geçinemedik de götür annesinin babasının yanına kadını. Çocukları da bırak annesinin babasını oraya. Sen bak keyfini yaşa. Annesi babasının işi yoksa uğraşsın, didişsin. Önceden bir tane kız bakıyordu. Şimdi iki tane çocuk geldi. Hepsinin de bakacağım diye de cebelleşsin bana. Bu da adamın diye geçsin ortaya. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. İnsanlar çocuklarına bakacaklar. Evli olanlar, eşlerinize bakacaksınız. Ama bir kuruş ama iki kuruş. Evinizi ve eşinizi başkasına muhtaç etmeyeceksiniz. Başkasına muhtaç olmayacak eviniz ve eşiniz. Yetiştirebilirdiğiniz yere kadar yetiştireceksiniz.
Allah bu yüz dünyetle uğraşana, çalışana, çabalayana verir. Yardım eder. Derse bir erkek böyle düşünmemesi lazım. Düşünemezdi zaten. Ya çocuk olacak ama kayınpeder halleder ya. Sen nesin? Ya çocuk olacakmış ama kayınpeder halledermiş. Bir de bunu bana söylüyor adam. Ya da kaldım. Dedim keşke kayınpeder kendisi çocuk yapsaydı. Nasıl olsa senin çocuğuna bakacağına. Kendi çocuğuna bakar. Kaldı o da ben onu deyince. Kayınpederinin erkekliği mi kaldı? Gider yapar bir çocuk, kendi çocuğuna bakar. Senin çocuğuna neden baksın?
Bunlar İslam kültüründen uzak şeyler. Bir insan evladını başkasına bırakır mı? Evladını başkasına baktırır mı? Evladını üvey babaya baktırır mı? Evladını üvey anneye baktırır mı? Bir insan evladının kursağına bir başkasının parasının girmesini ister mi? Terk edilmiş ulvi duygular.
O çocuk bir başkasına baba der mi? Allah beza affetsin. Bu yaşıma kadar çoğunlukta işlerim, yaşantım neden yolunda gitmiyor? Hiç kimsenin anı dağılmamaca bunun sebebi nedir? Tövbe edin. Bakın bir şeyler eksik ve noksan gidiyorsa, bir şeyler yanlış gidiyorsa hayatınızda. Bir şeyleri düzenlemekten uzaksa, düzenlenmiyorsa, bir mutluluk, bir latiplik, bir ikramiyetlik, böyle bir içinde bir hoşluk yoksa, Tövbe edin. Çok tövbe edin. Bakın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine değişik seferlerde değişik şikayetlerle gelen sahabelere, bu tip şikayetlerle gelen sahabelere Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine tövbeyi tavsiye etmiştir.
Hasta olmuş, tövbeyi tavsiye etmiş. Birisinin borç ödeme noktasında sıkıntısı olmuş, tövbeyi nasıl tavsiye etmiş. İşte birisi böyle sıkıntı olmuş, tövbe nasıl ona tavsiye etmiş. Bol bol tövbe edin. Bol bol tövbe edin. Allah tövbelerimizi kabul etsin inşallah. Namazın vacislerinin konusunda Tadil-i Erkan'a riayet etmek ve namazda terkibine riayet iki ayrı maktum olarak geçiyor. Aralarındaki Tadil-i Erkan, Kıyamda dik olarak durmak, Rüyku'da düzgün bir şekilde durmak, nefeslenmek, Kıyamda kattımda tekrar nefeslenmek gibi bunlar Tadil-i Erkan'dır. Tertibe riayet etmek ise işte tertip neyince önce Kıyamda başlarsın ondan sonra Rüyku ondan sonra secdedir. Bu tertiptir. Tertibe riayet etmek de budur.
Hemen sonra yapılabilir. Sonra da yapılabilir. İkisi de olur. Allah yolunda kardeşliğin manası ve dünya yolundaki kardeşlik ve farkı nedir? Dünya söz konusu olursa orada kardeşlik olmaz. Orada menfaatler vardır. İnsanlar ticaret yapar. Ticaret yaptıkları insanlığa menfaatleri vardır. Ticaret yapanların, kestarlılarında kolay kolay öyle uhrevi bir kardeşlik söz konusu olmaz. Yoksa işin hukuku kaçar. Ticaret bir hukuktur. Kardeşliğin içerisindeki hukuk farklı bir şeydir. Yani şimdi o kardeşliği anlatmış olsak insanlara hır gelir. Kardeşlik yarın dudalı hariç her şey birle beraberdir. Bu zor bir şey.
Bu işin İtopya noktası. Yani manevi noktada kardeşlik insanlar birbirlerine gerçekten yürekten bağlı olurlar. Yürekten birbirlerine birbirlerinin kolundadırlar. Yürekten. Karşıdan bir şey beklememektir. Menfaatlenmemektir. Uzun durumu mesela. Hep derslerde biz bunları bölüm bölüm anlatmaya çalışıyoruz. Şunu bilin yeter. Manevi olarak karşınızdaki bir kimsenin elindekine gözünü dikmeyin.
Burada kardeşler birbirlerinin paralarına, mallarına, mülklerine, katlarına, yatlarına, arabalarına gözlerini dikmesinler. Bunları var olanları, bunlar var olduğu için temanla etmesinler ki, samimiyetle, iyi niyette Allah için birbirlerini sevsinler. Bu uhrevi kardeşlik, Allah için birbirini sevmek. Bu Allah için birbirini sevmeyi tetiştirirlerse, o zaman o vaat edilen, işte onlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde, alışveriş etmedikleri halde, aynı ırktan, aynı nesepten olmadıkları halde, birbirlerini severlerdi. Ve toplandıklarında da Allah'ı zikrederlerdi. Hadis-i Kudsi'nin bir bölümü.
İşte bu manevi kardeşliktir. Allah için birbirlerini severler, Allah için toplanırlar. Birbirlerinden menfaat beklemezler. Birbirlerinden menfaatlenmek için uğraşmazlar. Burada toplanmaları Allah içindir. Burada para toplanmayacak. Burada pul toplanmayacak. Burada para konuşulmayacak. Burada eşyaydı, şuydu, buydu toplanmayacak. Burada yardım toplanmayacak. Olmayacak. Bu sohbetin sonunda arkadaşlar, işte hadi bakalım şuraya şunu yapacağız, bu kadar yardım edelim. Bu olmayacak. Bu toplantının sonu Allah için olacak. İnsanlar birbirlerinden menfaatlenmek için toplanmayacaklar. Ben dergaha giderim orada iş bulurum. Ben oraya giderim eş bulurum. Ben oraya giderim çocuk bulurum.
Ben oraya giderim şuna sahip olurum. Ben oraya giderim buna sahip olurum derseniz, bu Allah için toplanmak olmaz. Allah için toplanacak insanlar. Bizim buraya toplanmamız Allah rızası için, Allah için. Nefsimize bir şey istemeyeceğiz burada. Ben oraya gideyim işte bana üç kuruş verirler, beş kuruş verirler. Zaten yok burada öyle bir şeyler de. Hep bunu bekleyenler, umanlar gelmişlerdir. Benim tarikat hayatım boyunca dışarıdan öyle derler ya, onlara bir ara şeyden geliyordur, İran'dan geliyordur. Ondan sonra bir ara Suudi Arabistan'a döndü. Şimdi nereden geldiği belli değil. Para geliyor bize ama nereden geldiği belli değil. Hani böyle bir şey vardır ya, mahallede bir şehir efsanesi vardır ya, adam hasbelkader bir dergaha gider, bir tarikata gider, hayatı toplanır, işi de toplanır hayatı da toplanınca, ona derler ki oradan dergahta bulduğu parayı, orada o tekkede bulduğu parayı, oradan yardım ettirler. Kimisinin de tersi olur.
Burada iflas eder adam. Ona derler oraya gittiğinde o yüzden iflas etti. Yani ikisini yan yana getirdiğinde kafam karışır. Benim biraz halim vaktim düzeldi mi, bana cemaattan topluyorlar. Ben iflas ettim diyorum, perişan ettim diyorum, biz sana delik oraya gitme. Bunları ben kendim de bize afiyet uydum. Adam çalışır, çabalar, koşturur, Allah da ona verir, o görünmez. Allah'ı görmez hiç kimse.
Allah'ı verdiğinde bir anda alın, Allah'ı görmez kimse. Ama buradaki, Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Yani benim belki de ne bileceğim bir mesele bu. Elhamdülillah. Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun. Bizim içimize öyle bir cidde girmedi yani. Para pul meselesi girmedi. Allah'a ne kadar hamd etsek Cenab-ı Hak nazardan saklasın, şeytanın musallatından muhafaza eylesin. Ne kadar hamdü sena etsek bu noktada elhamdülillah azdır. Bu gerçekten insanları birbirine düşman eden şeyler.
Birbirlerine sıkıntı veren şeyler. İşte bugün daha birkaç kardeş geldi, işte para topluyorlarmış. Dergah yaptıracağız, şunu yaptıracağız, bunu yaptıracağız. Topla Allah topla. Sunuyor ki bunu. İnsan nefsi doymaz. Adama bir tır altın koysan ikinci tır yolda mı der? Hani gelmiş birisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri demiş ki, buranın emiri kim? Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri göstermişler. Demişler ki bu. O esnada da ayet-i kerime inmiş ya Medine'de.
İşte sen fakirdin biz seni zengin etmedik mi? Demiş buyur. Demiş ki size hediye var. Gelin bu hediyelerinizi alın. Hazreti Abbas'ın da gönlünden geçmiş. Ayet-i kerime hani biz seni zengin etmedik mi? Demiş ki ya benim yeğenim nesil zengin yok hani kara. O ürün gönlünden geçince sana bak bir gün göndermiş. Demiş ki böyle böyle hediyeler var.
Onları gelin teslim alın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hiç itiraz etmeden kalkmış. Hazreti Abbas Efendimiz demiş ki ya resulallah ben de geleyim mi? Dönmüş bakmış. Demiş ki yük de alırsa pişir. Yani sana yazınca olur. Olur demiş amca gel. Neyse Medine'nin kenarında bir vadiye gitmişler. İşte bir kervan, deve, sıralı. İşte bilmem kaç tane. Hazreti Abbas dönmüş Allah'ın adresini. Demiş ki ya Muhammed bunların hepsi de senin mi senin? Demiş evet benim. Çekmişler devenin belisini çökertmişler. Bir yük kırmızı yakut çıkmış. Başka bir kervandan bir deveta çekmişler. İşte seferce taşıydı. Kıymetli taşıydı. Her seferinde Hazreti Abbas diyormuş ki ya Muhammed gerçekten bunlar hepsi de senin mi?
O da diyormuş. Evet amca hepsi de benim. En sonunda Allah'a sallallahu aleyhi ve sellem anlıkta gördüğüm amca. Almış onu darına, göğsüne sıkmış görsünüz onu. Hazreti Abbas diyor ki ağzımla siyah bir şeyin çıktığını gördüm. Ey amca, dünya bir cifedir. O zaman diyor içimden, göğümden, o servete, o dünya metansına karşı muhabbetinin gittiğini gördüm.
O esnada seyr-i sülûk. O esnada. Şimdi eğer işin içerisinden bu girdi mi Allah muhafaza eylesin. Kokar insan. Ve insanların buraya toplanması, kardeşlerin buraya toplanması, sizin buraya gelişiniz. Ve Cenab-ı Hak'a hamdolsun, yıllardan beri hamdü senavsun, bu noktada bir sıkıntımız olmadı.
Hiç kimsenin buraya gelmesi, toplanması para konu için değil. Çünkü burada öyle bir şey dağıtılmıyor. Allah bizi affetsin inşallah. Ve manevi kardeşlik, birbirinden bu manada menfaat gözetmeksizin, sırf Allah için sevmek, sırf Allah için onunla dostluk kurmak. Menfaat gözetmeksizin. Ve kardeşler, birbirlerimizden bu manada menfaat gözetmemeye gayret edin. Yani işte, ben Hüseyin'le samimi olayım. İşte koltuğa 14 ay 18 ay vadeyle alırım. Yok işte ben, örnek Cevdet'le samimi olayım. Ya herkes 20 liraya tamir ettirirken ben 15 liraya tamir ettirim. Bunların hepsi de kardeşlik hukukunu bozan şeylerdir. Kardeşlerinizin üzerinde böyle hesaplarınız olmasın. Kardeşlerinizin üzerinde böyle hesabınız olmasın.
Kardeşlerinizi sırf Allah için dostluk adına, Allah adına sevin. Ve birbirlerinizin bu gözle bakın. Bu gözle bakın. Ve birbirlerinize bu anlayışla yaklaşın. Allah bizi onlardan eylesin. Hangi şartlarda adam öldürürün?
Bizi sürekli musallat oluyorsa, devlet de müdahale etmiyorsa ne yapmaktayız? Kaç oradan. Öldürmek yok. Bu devirde hiçbir şartta adam öldürülmez. Hiçbir şartta. Kardeşlerimiz bu devirde hiçbir şartta hiç kimseyi öldürmeyecekler. Hatta o sizi öldürmenizi koruma adına koruyabildiğiniz kadar koruyun. Kaçın. Ama onu öldürmeye yeltenmeyin. Elinize silah almayın. Elinize bıçak almayın. Elinize çakı bıçak almayın. Kimseye. Bilirsiniz ya bizi pasifize ediyor bizi böyle işte böyle mi yapıyor işte Müslüman mücahit olur, cihangir olur, savaşçı olur. Evet.
Doğru. Müslüman kafirlere karşı böyle olur. Bu fitne zamanında, bu kargaşa zamanında, bu teccaliyet zamanında, bu ney bir belirsizlik zamanında biz Aleyhisselam'ın öldürme on bin yorumunu seçeceğiz. Aleyhisselam'ın öldürmeyi düşünmeyin.
Sakın. Hiçbir şartta, hiçbir noktada, hiçbir noktada, bu başınıza gelebilecek en ağır vakada da yok. Sakın. Uzak durun. Gidin, kaçın. Bir problem boşayın. Uzak durun. Mahalle değiştir, ev değiştir. Öldürmek yok. Öldürmek yok.
Tokat vurmak yok. Diyeceksiniz ki ya hakkımızı yiyorlar, evet yiyorlar. Kişi telefonda olsa ve kişi buna cevap vermiyorsa korkaklosundur. Dinde küfür edeni, hükür edeni lanet edilir mi? Eğer karşıdaki bir kimse küfür ediyorsa kapat telefonu.
Git karakola şikayet et. Sen de küfür etme. Sen küfür edince onun seviyesine düştün. Karşıdaki kimse hakaret ediyor, sen de ona hakaret etsin. Onun seviyesindesin. Aranızda bir şey yok. O iftira ediyor, sen de iftira ediyorsun. Aynı seviyedesin. O tetikodu yapıyor, sen de yapıyorsun. Aynı seviyedesin. O lanet okuyor, sen de lanet okuyorsun. Aynı seviyedesin. O lanet okuyor, sen de lanet okuyorsun. Aynı seviyedesin. O kızıyor, sen de kızıyor, aynı seviyedesin. O kızıyor, sen de kızıyorsun. Aynı seviyedesin. O sesini yüksek bir bağırıyor, sen de bağırıyorsun.
Aynı seviyedesin. O esnada her ikisi de it suretinde. dalacak yer alıyorlar diyor. Yırtıcı ayı nasıl üretinler? Allah bizi affetsin. Küfreden kendine küfreder. Hakaret eden kendine hakaret eder. İftira eden kendine iftira eder. Dedikode eden kendine eder. Allah muhafaza eylesin. Bunlar dervişlere yakışmayacak olan şeyler. Derviş iyi ahlaklıdır, güzel ahlaklıdır, temiz ahlaklıdır, ince ahlaklıdır. Affedicidir, hoşgörülüdür. Geniş bakar, derin bakar, yüksek bakar. Hemen feveran etmez, hemen bağırıp çağırmaz, hemen kızmaz, hemen böyle etrafına salya akıtmaz.
Allah affetsin. Müşfik olun, derin olun, abi olun, baba olun, kardeş olun. Sarın, sarmalıyın. İnsanlar vahşi bir hayat yaşıyorlar. O vahşetin içinize girmesine müsaade etmeyin. İnsanlar yolda birbirleriyle dövüşe, itişe, kakışa gidiyorlar. Ne bileyim toplu araçlarda öyle yaşıyorlar. Toplu olan yerlerde öyle yaşıyorlar. Evlerde öyle yaşıyorlar. Dergaha geldiğinde de öyle yaşamasın insanlar. Evleriniz farklı olsun. Kavga, gürültü, tartışma, atışma, yalp çakma, bağırma, çağırma, sesini yükseltme, kızma. Bunlardan uzak bir ev hayatı kurun. Bunlardan uzak bir arkadaşlık hayatı kurun. Kimseye haksızlık etmeyin. Kimsenin malına, canına, hırsına, evine tecavüz etmeyin.
Kimsenin üzerinde bulunan bir şeye elinizi gözünüzü dikmeyin. Siz dikmeyin. Siz uzatmayın elinizi. Siz gözünüzü uzatmayın. Siz onun cebine evinizi uzatmayın. Siz onun malına evinizi uzatmayın. Uzatmayın. Uzatmayın. Kavga etmeyin. Birisi sizinle tartışıyor. Siz uzaklaşın gidin. Birisi size bağırıyor telefonda. Kapat telefonu. Birisi sana küfür ediyor. Kapat telefonu. Uzak dur. Birisi kızmış sana. Bağıracak, çağıracak. Uzak dur. Haksızlık ettiysen git. Özür dile. Helallaş. Meseleni bitir. Borcun varsa öde. Alacağın varsa iste. Vermiyor adam. Kavga edecek, dövüşecek, kızışacak seninle. Ma selame de yürü. Yok. Yani bu sizi korkak etmez.
Merak etmeyin. Bu sizi büyütür. Merak etmeyin. Bu sizi olumlaştırır. Kemala erdirir. Bu sizi yerinleştirir. Bu sizi ağabey yapar, baba yapar, büyük yapar. Büyür. İnsanlar ahlak da büyürler. İnsanlar hataları, eksiklikleri örtmek de büyürler. İnsanlar birbirlerine yardım etmek de büyürler. İnsanlar birilerini himayesinin altına almak da büyürler. İnsanı büyüten ahlakıdır. İnsanı büyüten samimiyetidir, ihlasıdır. İnsanı büyüten sevgisidir. Derviş sevgisini, samimiyetini, muhabbetini koyar ortaya. Dervişin parası çalışmaz. Parasını konuşmaz derviş. Malının ülkünü konuşmaz.
Dervişi derviş eden, dervişi büyüten, yükselten samimiyetidir, ihlasıdır, aşılıdır, muhabbetidir, bağlılığıdır, hizmetidir, gözyaşıdır, zikridir, fikridir. Dervişi o büyütür. Herkes kavbe eder, o gitmez. Herkes atışır, o atışmaz. Herkes dövüşür, o dövüşmez. Herkes bilahat söyler, o söylemez. Herkes ondan uzaklaşır, o uzaklaşmaz. Herkes ondan kaçar, o kaçmaz. Bu manada yani pozitif manada. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden sakın ha. Bunları hayatına diştir edin. Eşiniz didişsek, didişmeyin siz. Kavbe edecek etmeyin. Çocuğunuz didişsek, siz didişmeyin. Gidip çocuklarınızla didişmeyin. Gidip eşlerinizle didişmeyin.
Arkadaşlarınızla didişmeyin. Laf lafı getirin, laf lafı getirin, laf lafı getirin. Laf lafı getirin. Konuşma. At Secdade'yi, Allah-u Ekber'de namaza dur. Gidip tefekkür edin. Ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetim, rabıta edeceğim ben. Otur onu rabıta et. Karşındaki çok sinirlenmiş, camdan aşağı atmış. Atmasaymış kardeşim bana.
Güzel abi. Derviş o. Oturur, tefekkür eder. Oturur, zikreder. Oturur, namaz kılar. Kim haklı olduğu halde tartışmadan geri çekilirse ama cennet var. Dedi. Allah bizi affetsin. Şimdi pehlivan? Hz. Ne diyor? Sinirlendiğinde, öfkelendiğinde öfkesini yenen kimse pehlivanı ki. Yen öfke. Dudağını ısır, dilini ısır, dişini ısır. Uzaklaş oradan öfkeni yen. Dermişlik o. Yoksa hani demiş ya koca yunus. Dövene elsiz gerek, sövene değilsiz gerek. Derviş gönülsüz gerek, sen derviş olamazsın.
İmtihanı dur. Ha bunları ben söylüyorum. Benim de damarıma bastıklarımda imtihan oldum ben de. Ya bunları ben söylüyorum şimdi ben bunları söyledim, söyledim, söyledim. Ondan sonra yarın duydunuz. Ne? İşte hanımın gözünü şişirmiş. Akşam ne anlattın bize? Ne? Yanındakinden dövüşmüş. Akşam ne anlattın bize? Yok öyle olmayacak. İnce ahire sahibi olacağız. Dervişin dervişe himmeti olur mu? Olur. Derviş dervişe himmet eder. Derviş dervişse zaten dervişe himmet eder. Ne yapar? O alsın. O lütuftan o ikramlansın. Ondan o faydalansın değil mi? Koyar ortaya ver. Kendi nefsini koymaz. İşte. Kendi nefsini koymaz. İşte seyahate gidilecek. Üstad derse kimi götüreyim yanında?
Derviş atlamaz beni götür diye. Efendim bu kardeşimizi götürsen iyi ilahi söyler. İyi zikrlaç yapar. Bak kendini atmıyor ortaya ver. Derviş derviş derviş derviş. Derviş derviş. Derviş. Onun bir özelliğini söylüyor. Bu iyi o kadar.
Allah Resulü ona döndü. O zaman sen de gel deyince ömürküden diki diyor. Ya Resulallah ben de iyi güreşirim. Bak o da kendisi, kendi himmetini kendisi öyle diyor. O da tuttuğunu koparacak. O da bırakmıyor. İstiyor, seviyor, koşuyor, tırmalıyor. Bırakmak yok yani. O zaman güreşildi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem. Güneşliler, o güreşçi olan okşuyu indirdi aşağıya. Allah Resulü dedi ki ikinizde gelmez o zaman. Hikmet etmek, nefsini düşünmez derviş. Derviş kardeşini düşünür. İşte misafir alınca, işte bir kardeşi de misafir almayı istiyor. Ömürkü der ki efendim bu kardeş gücenmesin ama o kardeşimiz de iyi rahat et deriz. Evi yakındır. Daha selametli burası. Hikmet o. Derviş kardeşini ortaya sürmek, pozitif manada.
Onun iyi bir özelliğini söylemek, onun iyiliğini, hayırını, doğruluğunu söylemek. İyi bir kardeşimizdir, iyi bir arkadaşımızdır. Temiz bir arkadaşımızdır, cömert bir arkadaşımızdır. İyi zikrullah yapan, iyi edeplidir. Onun bir özelliğini ortaya koymak. O dervişin himmetidir. Ve öyle yapan da dervişin himmetlisidir. Böyle yapan derviş diyor. Arkadaşlarını metheden, arkadaşlarını öven, arkadaşlarının daha iyi olmasını isteyen derviş diyor. O kendi nefsini koymaz ortaya.
O ister ki arkadaşlarım diyorsun, onlar çalışsınlar, onlar koştursunlar, onlar sevap alsınlar. Allah bizi onlardan eylesin. Evlendiğimizden beri eşim kardeşine çok düşkün hangi konu olursa olsun ben haklı da olsam haksız da hep ben suçlu oluyorum. Kardeşi istediği yere tek gidebiliyor ama ben onsuz hiçbir yere bile gidemiyorum. Eşimi burada da beni çok rahatsız ediyor. Sizce nasıl davranabilirim? Eşler kocalarına tabidir. Bu evliliklerde eşler genelde kadınlar gelin gittikleri evliliklerine evin gittikleri evin kızıyla yarışmasınlar. Burası sıkıntılı bir yer. Erkekler de eşlerini gözetsinler. Erkeklerde de böyle bir sıkıntı var. Yani evlenmiş bir ev kurmuş eşini tercih etmiyor. Gidiyor kız kardeşini tercih ediyor. Düğüne gidecek kız kardeşine gidiyor.
Eşi mi var orada? Bir yere gidecek eşiyle gitmiyor. Kız kardeşiyle gidiyor. Bir şey yapacak eşiyle yapmıyor. Kız kardeşiyle yapmıyor. Bunlar da yanlış. Eksik. Veya eşini kız kardeşine bağlamak. Eşini ablana bağlamak. Eşini annene bağlamak. Eşini babana bağlamak. Bu İslam literatürde yok. Bir kadın kocasına bağlasın. Erkek o kadını kendisine bağlar. Bir başkasına değil.
Kadına vereceği hukuk ona tavsiyesi ona olan hayat stansları da diyecek ki beni tanıyacaksın. Sen bana bağlasın. Ben senin erkeğinim. Ben senin kocanım. Benden izin alacaksın. Ben de gideceksin. Benim izin vermediğim yere gitmeyeceksin. Sen bana sorumlusun. Benimle beraber hayatı yaşayacaksın. Benim kız kardeşim ne değil. Benim annem ne değil. Benim babam ne değil. Benim abim ne değil. Benim yengem ne değil. Ya ben. Erkek onu verirse kadına kadın o erkeğe bağlanır. Erkek onu kadına veremezse kadını kimi gösterdin sen? Ablanı gösterdin. Hep adlanı memnun etmek için uğraşacak o. Bu yanlış. Veyahut da erkek kalkıp da hanımını bırakıp gece kız kardeşiyle gezmeye gidiyor. Nereye? Parka gitmişler. Ne ama çay içmeyen. Kadın nerede? Evde.
Bayındırdığı bu tip şeyler olmuştu da oradan örnek veriyor. Bursa'dan örnek vermiyor. Kendisi üzerine alamışsın diye. Bu böyle kendisine kapanık, içine kapanık, dışarı açılamamış, kendi dairesinde duran ailelerde genelde memnun olur. Yani onun böyle aile, çocuğun annesi babası da onun bu noktada, ailesi de çocuğu serbest bırakmazlar. Evin içerisinde adab, erkan uygulanmaz. Evin içerisinde belli bir sistem uygulanmaz. İşte evin kız kardeşi çat kapı içeri giriyor. Ya turun nereye giriyor? Veya onda da bir anahtar var. Böyle bu kapalı devre olan evlerde bu çoktur. İşte kayınvazinin elinde bir anahtar var. İstediği zaman oğlunun evine giriyor.
Ya giremezsin. Yok böyle adabda arkanda. İşte kız kardeşinin elinde bir anahtar var. İstediği zaman eve girecek. Yok böyle bir şey. Din ediyor. Bizim vardı bayındırma. Mesela ben daha açık konuşmak gerekir. Annem diyordu ki bana, buranın anahtarını ver bana. Ya annem ne yapacaksın buranın anahtarını sen? Dursun ben de. Ya neden duracak sen de bu ev bana. Tabii annemde böyle bir anahtar hastalığı var. Üzerinde de altı yetten anahtar var. Annem benimle taşıyor onun hepsinden. Annem buradaki evin hırkanın anahtarını bile istiyor bende. Annemde öyle bir şey var. En son dedim bütün hepsini ısır alacağım gardiyanlar gibi dedim. Benim de dolaşacaksın sen böyle anahtarlarla.
Ya Mursa'da evin anahtarını istiyor. Ne Mursa'ya gelirsen gelip istediği zaman gidip kalacakmış. Gelip kalacaklar mı? Değil. Psikolojik. Yok İslam'da. Böyle bir şey yok yani. Anneler babalar çocuklarınızın evine girerken kapıyı bulacaksınız. Benim çocuğumun evi deyip girmeyeceksiniz. Kendi çocuğunuzun odası var. Yetişkin kızınız var. Yetişkin oğlunuz var. Onun odasına girerken haber vererekten gireceksiniz. Anneler babalar çocuklarınızın evlerine sinsice hırsızca girmeyin. Çocuklarınıza güvensizlik aşılamayın. Yok çocuğunun aşk mektupları mı var. Yok bilgisayarda kimlerle görüşüyor. Yok telefonda kimlerle görüşüyor. Yok telefonuna gireyim bakayım kimle konuşuyor. Bu güvensizliği çocuklarınıza ve eşlerinize aşılamayın. Böyle bir şey yok.
Kendi evinize girerken dahi eşiniz evde ise ama kadınlar ama erkekler. Anahtarınız cebinde olsa dahi kendiniz evinize girmeyin. Sallallahu aleyhi vesellem hazretleri kendi evinize hırsız gibi girmeyiniz ya hadis-i şerif. Haber ver. Selamünaleyküm ben eve geliyorum. Bir şey lazım mı? Selamünaleyküm ben eve geliyorum. Senin evinde telefon var şimdi. Telefon yok. Saatın beri. Yukarıdan bakacak adam gelmiş diyecek.
Pas basacak silah. Bekleyecek ev. Şimdi şu saat gelir. Şimdi bu dakika gelir. Şimdi bu dakika gelir. Bekleyecek. Kadınlar mutfakta cazurtu cüzurtu halinde o esnada. Ne yetiştireceksin diye uğraşıyor. Nerede adamın geldiğine bakacak. Şimdi bir de bu tarafı var. Ama asla ve asla insanlar kendi özel hayatlarını kendileri yaşayacaklar. Kendileri yaşayacaklar. Bir erkek hanımını korucak. Hem annesinden hem babasından hem kız kardeşinden hem akrabalarından. Adam hanımını korucak. Kadın kocasını korucak. Kendi akrabalarından. Benim adamım çok iyi diyecek. O derse ah kör olasıcı adamlar da devlendim ben bundan.
Bitti ay. Veya da adam derse ki ya sorma anne ya. Gelin yemek yapmasını bilmiyormuş ya. Bilmedik biz bunu. Gitti bitti. Birbirlerinizin ayıplarını ortaya çıkarmayın. Eşler bir ömür boyu yaşayacaksınız. Bir ömür boyu. Çocuk büyüteceksiniz. Çocuklarınız olacak. Ve çocuklarınızın yüzüne bakamazsınız. O kötülediğin, o aşağı indirdin kadının veya kötülediğin aşağı indirdin. Adamın yüzüne nasıl bakacaksın sonra? İnsanlar birbirlerinin yüzüne bakabilmeli. Kötüyü dahi kötülerken bir gün onun yüzüne bakabilmelisin. Yanlışın yanlışlığını söylerken bir gün onun yüzüne bakabilmelisin. İnsanlar bir ömür boyu birbirlerinin yüzüne bakabilmeli. Birbirinin gözünün içine bakabilmeli.
Birbirlerinizin gözünün içine bakabilmelisiniz. Bir ömür boyu. Dervişler de birbirlerine bir ömür boyu gözünün içine bakabilmeli. 5 yıl, 20 yıl, 25 yıl, 30 yıl, 50 yıllık dervişlik hayatınız olacak. Dervişlik hayatınızı uzun mesafe, uzun nefesli tutun. Bundan 10 yılına yine buradaki cemaat birbirinin gözünün içine bakabilmeli.
Ben Erkan'ın gözünün içine bakabilmeliyim diyebilmeliyim ki ben Erkan'a karşı bir eksiktim bir yanlışlığım olmadı. Ben ona hakaret etmedim, bana ona tecavüz etmedim, bana ona zulmetmedim. Benim onunla alakalı bir hukukum yok bu manada diyebilmeliyim. Eşler de bunu diyebilmeliyim. Eşini tercih etmedim.
Kız kardeşini tercih etmeyecek, ona atacak manası değil. Ama birinci derecede eşini tercih edecek. Bir kadın birinci derecede kocasını tercih edecek. Tercihlikler olmazsa o zaman geçimde olmaz. Allah bizi affeder. Fâlemellâhu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi