Üstad Mustafa Özbağ

11. Siyasal İslam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Aralık 2019 · 1:17:08

Selamünaleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, misafirlerim vardı, o yüzden geciktim, hepinizden özür diliyorum, hakkınızı helal edin inşallah, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. İslam önderi, siyasal, ekonomik, toplumsal fikir devrimini başlatırken, esas olarak yoksullar, kabul eden, dışlanan, seçlik kesimiyle köleler, tüccar, esnaf, sanatkar, yukarı tırmanmak isteyen genç aristokrat ve bazı büyük tüccarlara dayandı.
Ancak İslam'ın kendisi, serbest piyasa, zihniyetiyle hareket ettiği, ticarete önem verdiği ve özel mülkiyeti kutsadığı için ister istemez sınıflaşmayı daha da derinleştirdi. İslam önderi, Medine Devleti'nin kuruluşu öncesi ve sonrasında eşitlik, özgürlük ve adalet türünden sloganları ön plana çıkarmıştı. Yozlaşmış kabile sisteminin insafsız sömürü mekanizması altında inleyen kitleleri yanına çekebilmiş, adaleti gözetmişti.
Bu hareketi Osmanlı zamanında Şeyh Bedret'in halk ayaklanmasında da görürüz parantez içerisinde. Ancak kurulan İslam devletinin kendisi, eşyanın tabiatı gereği sınıfsal bir temele dayanmak durumundaydı. İslam ideolojisi, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramları Kur'an sayfalarının satır aralarına gizlemekle yetinmiş, sınıfsal temeline uygun biçimde söylemler öne sürmüştü. Yani tefeci tüccar sermayesiyle toprak sahipliğinin egemenliğini Allah adına kutsamıştı. Sınıflı toplum ilahi emre bağlanmıştı. Bu sebeple Hazreti Muhammed döneminin geçici istikrar dönemi yerine Hazreti Ebubekir Ömer ikilisinin eliyle sınıfları kutsayan, toplumsal katmanlaşmayı resmileştiren bir sisteme bıraktı. Faik, bulut, İslam komününleri katmatiler.
Peki İslam devleti nasıl olacaktı? Devam edelim demiş burada soru işareti olarak. Tabii faik buluta önyargılı bakmaksızın, ismi aklıma getirmeksizin bunları yorumlamak istiyorum. Yani faik bulutun kendi şahsını öne koyarsak o zaman peşin hükümlülük yapmış oluruz. Deriz ki faik bulutun ideolojisi bu, faik bulutun ideolojisi bu olduğu için de faik bulut bu noktada böyle bir eleştirel yaklaşımla yaklaştı der, atarız kenara.
Bazı şeylerin doğruluğunu kabul etmemiz için bir kimsenin analizinden fazla bu tip meselelerde delile ihtiyaç vardır. Yani din çünkü delille konuşulması gereken bir şeydir. Bir toplumsal hareketi analiz edip, o toplumsal hareketten insanlar kendilerince bir pay çıkarırlar. Kendilerince o toplumsal hareketten bu böyledir, bu şöyledir diyebilirler. Ama bu bizim analizimizdir. Bu hareketin öyle olduğunu veya o kimsenin öyle olduğunu göstermez. Bu zandan ibaret bir şey olur. Şimdi İslam önderi derken bunu herhalde hep beraber aynı şekilde anladık. Yani bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ama faik bulut özellikle burada İslam önderi diyerekten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin adını anmaktan uzak duruyor.
Böyle ben yavaş yavaş gideyim. Bu bir ikincisi. Bu normalde hani siyasal, ekonomik, toplumsal fikir devrinin başlatırken dediği. Evet, din baştan başa bu gözlükle bakarsak hem bireylerin üzerinde hem de toplumun üzerinde müthiş bir yenileme hareketi başlatır. Bu yenileme hareketini siz devrim olarak nitelendirebilirsiniz bugünkü dilde. Ama din ihya eder yani düzeltir, yeniler insanı. O yüzden bunun adı dışarıdan baktığınızda örneğin bir fraksiyona, siyasi bir fraksiyona bağlı olan bir kimse bunu farklı yorumlar, bunu işte bir devrim olarak yorumlar, bunu bir ihtilal olarak yorumlar, ne bileyim bunu bir başkaldırı olarak yorumlar, ne bileyim bunu herhangi bir eşkıyalık olarak yorumlar, bir şekilde yorumlar bunu.
Ama dinin kendi içerisinde, kendi içerisinde oluşan bir yenileme güdüsü vardır. Din kendisini her daim yenilediği gibi dindarları da gerçekten o dini yaşamaya çalışanları da yeniler. Şimdi dini biz bir yenileme hareketi olarak bakarsak, dini biz eğer kendi dairemizde, kendimizce, Kur'an-Sünnet bağlamında bir insanı muhakkak bir yere götürdüğünü görürsek, o zaman biz ona deriz ki, evet bu gerçekten din ilahidir. Ama dinin hükümleri bir yerde dururken, Müslümanlar o hükümleri bırakıp kendi heva ve heveslerine doğru yol alıyorlarsa, bunda dinin suçu yoktur. Orada o Müslümanın suçudur. Yani bir Müslüman, hem ben Müslümanım deyip içki içiyorsa, dinin bunda ne suçu var ki? Ya normalde bir kimse hem Müslümanım diyorsa, hem faizcilik yapıyorsa, dinin bunda ne suçu var?
Veya bir Müslüman, hem ben Müslümanım deyip de, hem de hak yiyorsa, insanlara zulmediyorsa, kötü davranıyorsa, bunda dinin bir suçu yok ki, bunlar dindarların suçları. Veyahut da dini eğitimin azlığıyla alakalı. Kıymetli kardeşler, biz şimdi Müslümanların kendi çarpık hayatlarına, kendi çarpık düşünce sistemlerine, fikirlerine, kendi çarpık ekonomik sistemlerine baktığımızda, evet gerçekten Müslüman olmak istemeyiz. Ama bunlar sadece Müslümanların bireysel suçları olduğu gibi, bir de uluslararası bir baskının, uluslararası bir organizasyonun işi var. Yani siz bugün İslam'a dayalı bir sistem kuramazsınız, kurgulayamazsınız. Yani siz İslam'a dayalı bir sistem kurmaya kalksanız, sizi boğar dünya sistemi. Zaten boğmuş Osmanlı'yı. Ondan önce Selçuklu'yu boğmuş.
Boğmuş. Yani Adem'in oğlu, kendi kardeşini boğmuş. Bu Adem'den itibaren devam eden bir mücadele. Yani normalde işte yoksullar, kabul eden, dışlanan, sealik kesimiyle köleler, tüccar, esnaf, sanatkar, yukarı tırmanmak isteyen genç aristokrat ve bazı büyük tüccarlara dayandı. Ancak İslam'ın kendisi serbest piyasa, zihniyetiyle hareket ettiği, ticarete önem verdiği ve özel mülkiyeti kutsadığı için ister istemez, sınıflaşmayı daha da derinleştirdi.
İslam sınıflaşmayı emretmez ki. İslam'ın böyle bir sınıflaşması söz konusu değildir ki. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin döneminde bir sınıflaşma söz konusu değil ki. Evet, İslam ticarete önem verir. İslam cihada önem verir. İslam'ın kazanç kapısı olarak iki şeyi vardır en önemli. Birincisi cihattır, ganimet mallarıdır. İkincisi ticarettir. Üçüncüsü zanaatkardır. Sanat erbabı. Hatta metheder sanat erbabını, o kimse diyor sanatını bir kimseye de öğretirse onun amel defteri kapanmaz diyor. İşte örnek veriyorum ya, işte Cevdet Usta, işte Lütf Usta, bildiklerim benim işte sanatkar insanlar.
Veya bir tüccar yanında bir tüccar yetiştiriyor. Adam büyüyor, askere gidiyor, geliyor tüccarlığına devam ediyor. Sonra diyor ki, ben kendine iş yerimi açacağım diyor. Onun patronu ona yardımcı oluyor. Tüccar, o da bir sanat. Şimdi, ama normalde bu noktada İslam'da sınıflaşma yok. Sınıflaşma kapitalist sistemde var. Sınıflaşma sosyalist sistemde, komünist sistemde var. İslam'da sınıflaşma söz konusu değil. Yani biz İslam'ın çünkü kendi sosyal hayat standartına baktığımızda, yani bir kimsenin normalde zenginliğini ishar etmesi, hava atması, kibirlenmesi söz konusu değil ki. Hadis-i şerflere bakıldığında, hadis-i şerfler bizi lüks hayattan uzaklaştırır, gösterişten uzaklaştırır, şataattan, şatafattan uzaklaştırır.
Bugün, o lüks hayatın içerisinde yaşayan insanlar, normalde İslam'ın kendi özünden sapmış şeylerdir. Yani siz kafanızı iki milyonluk örtüyle dolaşıyorsanız, bunda sıkıntı vardır. Yani bir erkek iki milyonluk pantolon giyiyorsa, sıkıntı vardır bunda. Bu problemli bir şeydir. Siz gidip bilmem kaç yıldızlı otellerde iftar veriyorsanız, problemli bir şeydir bu. Bugün dünya üzerindeki İslam'ı, Müslümanlığı yaşıyorum, İslam'ı yaşıyorum diyenlerde sıkıntı var. Bu yeni değil. Yani gidip bilmem nerede kuş kondurulmuş, bilmem tabağına bilmem ne atılmış, bir yemeğe adam 500 bin lira veriyorsa, bu İslam'la alakalı değil bu.
Bugün bu çok ağır olacak belki de ama, yani örnekleyebileceğimiz İslam noktasında çok az insan var. Milletin tuhafına gidiyor. Ben yani düne kadar 100 liranın üstünde ayakkabı almıyordum diyorum ben. Geçenlerde aldık 120 bin liraya.
Yani bu normalde güçle alakalı değil, bu nefis mücadelesiyle alakalı. Ya ben gidip bin liralık ayakkabı alabilirim. Bu nefis mücadelesiyle alakalı. Ben bin liralık ayakkabı almamalıyım. Bu nefis mücadelesi. Ben gidip beş bin liralık takım elbise alabilirim. Ama nefis mücadelesi. Ben almamalıyım. Çünkü normalde İslam, bugünkü Müslümanların protipe ihtiyacı var. Yani şeyhler, hocalar, alimler protip olmalılar. Dervişler protip olmalı. Ama normalde tabii insanlar baktıklarında, işte geçenlerde bir çocuk mevlüdü video sattılar bana.
Sonra çok meşhur olmuş ya o. Yani böyle bir garabet yaşanıyor ülkede. Bütün İslam dünyasında böyle bir garabet var. Ama yani Müslümanlar kendi dinlerini öğrenme ve yaşama noktasında sıkıntı yaşıyorlar. Sıkıntılı bir yerdeyiz. Yani biz namazgahta ders yapıyoruz. Namazgahtaki dersi herkes şikayet ediyor. Bilmiyorum bu hafta geldiler mi gelmediler mi. Her hafta polis geliyor. Buraya edilen şikayetin haddi hesabı yoktur. Yani birileri farklı konuştuğu zaman da biz onları istemiyoruz. Rahatsız oluyor insanlar.
Yani doğru İslam'ı öğrenmek istemiyor toplum. Doğru İslam'ı yaşamadığı gibi öğrenmek de istemiyor. Siz bugün doğru İslam'ı öğrenebileceğiniz bir kurum var mı ülkede? Doğru İslam'ı öğrenseniz dahi doğru İslam'ı yaşayabileceğiniz bir alan var mı ki? Bunlar insanların dile getirmekten korktuğu şeyler. Bakın dile getirmekten korktuğu şeyler.
Arkadaşlar bunları şimdi burada konuşabiliyoruz biz. Bundan on beş yıl önce bunları konuşamazsın toplum içerisinde böyle halka açık bir yerde. Bunu zaman zaman dile getiriyorum. Basıla basıla geldik biz. Dövüle dövüle geldik. Kimin nefsi kaldıracak onu? Bunları böyle konuşurken insanların kendi yaşadıkları, benim kendi yaşadıklarım gözümün önüne geliyor konuşmaya çekiniyorum.
İnsanların gözü korkar diye. Ben yirmi sekiz Şubat'ta iflas etmedim, ettirildim. Vergi dairesi bugünkü parayla bana altı yedi trilyon ceza kesti. On dokuz yıl devam etti mahkemesi. Daha yeni bitti mahkemeler biliyor musunuz? Ve ben bütün cezalardan beraat ettim. On dokuz yıl devam etti. Bir mahkeme süreci devam etti. Ardından kazandım yerelde. Danıştay süreci devam etti. Danıştay'da birinci derecede kazandım bir daha geri gönderdiler. Bir daha geri gönderildi.
Daha geçenlerde savaş topladı bizim. Daha bu perşembe günü dedi ki hiçbir şey kalmadı. Bitti hepsi dedi bana. Bu perşembe günü daha. Bizim gibi ülkelerde gerçek dini söylemek, gerçek dini yaşamak öyle kolay değil. Yazmakla olmuyor. Bakın on dokuz yıl diyorum size. Evet.
On dokuz yıl. Bakın Said orada gözlüklü bizim herkes kasap Said olarak tanır onu. Orada ben bir haftanın içerisinde iki gün veya üç gün dükkana giderdim. Said bana sabahtan telefon açardı. Abi bekliyorlar burada gelme. Ben dükkanıma gidemezdim. Ha orada bakın. Sabahtan arardı beni. Abi bekliyorlar burada gelme istersen. Hadi git istersen. Tamam Said var mı sıkıntılı bir şey? Yok abi tamam. Bitti. Nereye gideceksin sorarım sana. Bursa'da nereye gidersin? Şimdi normalde çünkü İslam'ı, gerçek İslam'ı dünya sistemi istemez. İstemez.
Bugün Türkiye dahil buna gerçek İslam'ı anlatamazsınız bile. Siz gerçek İslam'ı anlatırsanız Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası'nı değiştirmekten, bilmem ne yapmaktan, ondan buradan savcılığın önünde soluklanırsınız. O yüzden normalde eleştirirler. Evet. Şu anda dünya sisteminin istediği İslam'ı yaşıyoruz biz. İstediği kadarını yaşıyoruz. Bundan çok hoşnutlar dünya sistemi. Yani bizim adımız Müslüman olarak kalsın ama her türlü haltı karıştıralım. Ve diyecekler ki işte yani İslam bu. Değil İslam o. İslam o değil.
Bugün Müslümanların yaşadığı İslam, İslam değil tam anlamıyla. Evet. O yüzden İslam, normalde örnekliyorum şimdi bazen hani. Serbest piyasa evet ama aldatmayan, kandırmayan serbest piyasa. Serbest piyasa evet faizin olmadığı bir serbest piyasa. Serbest piyasa evet isteyen istediği malı getirip istediği gibi satabileceği bir serbest piyasa. Arkadaşlar, isimlerle aldatıyorlar bizi. Bugün dünya üzerinde serbest piyasa diye bir şey yok. Bugün Türkiye'de ekonomik olarak serbest piyasa diye bir şey yok. Bunlar aldatmaca, bunlar kandırmaca. Ya normalde hiçbir zaman zaten böyle bir şey de olmadı. O yüzden bu kelimelerin üzerinde tartışıyoruz.
Fiiliyatın değil. Kelimelerin üzerinde tartışıyoruz. Fiiliyatları değil. Bakın, en büyük sıkıntı bu zaten. Kelimeler üzerinde konuşmak. Bir tecelliyatın yani fiiliyatın üzerinde konuşamamak. Allah bizi affetsin. İslam önderi Medine Devleti'nin kuruluşu öncesi ve sonrasında eşitlik, özgürlük ve adalet türünden sloganları. Hiçbir zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri eşitlik dememiştir. İnsanların evet hak ve adalet önünde eşitliği vardır. Hukuk önünde eşitliği vardır. Ama bu normalde bu manada ise eşitlik evet. Özgürlük Kur'an ve sünnet dairesindedir. Eğer Kur'an sünnet dairesinde bir özgürlük değil ise İslam o özgürlüğü kabullenmez.
Bizim önümüze bu kelimeleri koyaraktan farklı taraflara çekiyorlar. Siz şimdi eşitlik ve özgürlük dediğinizde özgürlük, yani bir kimsenin, çok özür dilerim, olmayan, Cenab-ı Hakk'ın fıtratına aykırı olan üçüncü cinsiyeti oluşturuyorlar. Özgürlük deyince üçüncü cinsiyette giriyor. Sınırsız bir özgürlük, sınırsız bir özgürlük deyince insanın istediği her türlü melaneti işlemek giriyor. İslam'da böyle bir özgürlük yok. İslam haramları belirlemiş, sınır çizmiş. Geçen gün bir mail atmış bana bir kimse, işte ben dinimi çok seviyorum ama eşcinselim. Bir başkası mail atmış ondan sonra, işte sizin yazınızı okudum, eşcinsellerle alakalı, işte yani bizim de hakkımız değil mi?
Veya kimisi daha fazla, daha uzun uzun şeyler yazıyor var. Yani biz hangi özgürlükten bahsedeceğiz? İnsanların kendi fıtratlarını bozduğu, kendi fıtratlarını yok ettiği, kendi fıtratlarının üzerinde oynandığı bir özgürlük mü? Özgürlükten kastımız ne? İnsanların sapıklıklarını özgür bir şekilde yaşayabilmesi mi? Ben istediğim sapıklığı yapabilirim, öyle mi? Yani özgürlük dediğimizde, örneğin Amerika'da herhangi bir kız çocuğunu, bir adam onunla cinsel ilişkiye girdiyse, aralarında kırk yaş yoksa, hiçbir suçu, hiçbir cezası olmayan bir özgürlük mü? Özgürlük dediğimizde, Belçika'daki gibi on üç yaşındaki bir kızın istediği kimseyle cinsel ilişkiye girme özgürlüğü mü? Özgürlük dediğimiz, Hollanda'da on iki yaşındaki bir kızın istediği bir erkekle cinsel ilişkiye girme özgürlüğü mü?
Özgürlük dediğimiz, Hollanda'da herhangi bir kimsenin bakkaldan sigara alır gibi uyuşturucu al mı özgürlüğü mü? Özgürlük dediğimiz, özgürlükten kastımız ne? Hiçbir ahlaki sınır tanımamak mı özgürlük? Bugün Türkiye'ye dayatılan, dünya insanlığına dayatılan bu tip bir özgürlük var. Ahlaki sınırı olmayan bir özgürlük. Kadınların meta gibi satıldığı, erkeklerin meta gibi satıldığı, kadın ve normalde işte erkeklerin bu konuda hiçbir sınır tanımadığı bir özgürlük mü? Kelimeler arkasına saklanıyor. Ve işin en enteresan noktası, üçlü tesis inancı, eşitlik, özgürlük ve adaletsi lafı. Bakın hep üçlü tesisten gider bu tip söylemler, üç tanedir.
İşte eşitlik, özgürlük, insan haklarıdır. Suriye'de insan hakkı yok mu? Irak'ta insan hakkı yok mu? Yemen'de insan hakkı yok mu? Ankara'da, garında bombayla patlatılan sivillerin insan hakkı yok mu? Şehit edilen polislerin, askerlerin insan hakları yok mu? Kimin insan hakkı var? İnsan hakkı denilince batılının hakkı o. İnsan hakkı denilince batılı haklıdır ve batılılar insandır. Diğerleri insan değildir. İnsan sınıfında mı? Afganistan'da düğün yapan insanları kurşun yağmuruna tutmak ve bir düğünü basmak ve düğündeki bütün insanları, 300 kusur kişiyi öldürmek insan hakkı mı? Amerikalıların yaptığını söylüyorum.
Evet, İslam insanların haklarını savunur, İslam insanların Kur'an sünnet tarihisindeki özgürlüklerini savunur, İslam hukuk önünde bütün herkesi eşit tutmaya çalışır ve eşit tutar. Bu ayrı. Ama normalde bugünkü sistem, geçmiş sistemden daha berbat bir vaziyettedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin döneminden daha berbat bir dönem yaşamaktayız.
Biz bunun farkında değiliz. Bakın biz bunun farkında değiliz. Allah bizi affetsin. Osmanlı zamanında Şeyh Bedrettin'in halk ayaklanmasında da görürüz demiş. Şeyh Bedrettin'in ayaklanması, halk ayaklanması olsaydı bir hayli insan ayaklanırdı. Halk ayaklanması olarak kabul etmiyorum. Ancak kurulan İslam devletinin kendisi eşyanın tabiatı gereği sınıfsal bir temele dayanmak durumundaydı. İslam devleti sınıfsal bir temele dayanmaz. İslam, Kur'an ve sünnete dayanır. Kim Kur'an ve sünnetin hükümlerini kabul ediyorsa o İslam olmuştur. Ve devlet bu manada eğer İslam devleti olacaksa bütün her şeyini Kur'an ve sünnete göre dizayn etmek zorundadır.
Ben o yüzden derim dünya üzerinde şu anda hiçbir şekilde bir İslam devleti yok diye. Sebep çünkü dünya üzerinde kendisini bütün her şeyle Kur'an ve sünneti ölçü alan bir İslam devleti yok. Ben tanımıyorum ya da bilmiyorum. Böyle bir devlet var ise gerçekten bunu bana söylerlerse benim oraya hicret etmem farz olur çünkü. Bakın Kur'an ve sünnetin tam anlamıyla yaşandığı bir devlete bütün Müslümanlarını hicret etmeleri farz olur. Hanefi'ye göre söylüyorum bunu. Çünkü İslam hukukunun yaşanmadığı bir yer Hanefi hukukuna göre darül harptir. Darül harpte iki şey vardır.
Bir, ya Müslümanlar darül İslam'a hicret ederler ya da bulundukları yeri darül İslam'a çevirmek mecburiyetinde kalırlar. Hanefi fıkıhçıları bunu böyle emretmişler. Bu Mustafa Özbağ'ın fikri değil. Son Osmanlı Şeyhülislam'ı ilk Türkiye Cumhuriyeti Diyanet Eşleri Başkanı Mustafa Sabri Efendi bunun fetvasını verir ve hicret eder. Şam'da meftundur. Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dini İslam'dan çıkıp hukukunu, İslam hukukunun dışında dizayn ettiğinden dolayı Türkiye darül harptir diye fetva verir. O fetvasını yayınlar. O fetvasını yayınladıktan sonra hicret eder. Önce Mısır'a gider, Mısır'dan Şam'a gelir ve Şam'da vefat eder, meftun olur.
Mustafa Sabri Efendi son kitabını da yayınlar. İsterseniz son kitabını bulun okuyun ve son o fetvasını da bulun okuyun. Mustafa Sabri Efendi o fetvayı verir. Dini olarak, siyasi olarak da o fetvayı kim verir? Süleyman Demirel verir. Süleyman Demirel'in açıklamasını kendi kulaklarımla duydum. Dedi ki, Türkiye bir darül harptir dedi. Türkiye'de İslam değildir dedi. Kendisi söyledi bunu. Televizyonda kendim duydum. E şimdi, böyle olunca, dünya üzerinde bir İslam devleti yok. Türkiye'de zaten bir İslam devleti kuramazsınız. Anayasayı yıkmaktan, değiştirmekten, savcılığın önünde soluklanırsınız. Sakın İslam devleti falan demeyin hiçbir yerde. Bir kimse Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni de İslam devleti diye tanımlayamaz.
Bu işler öyle sıkıntılı işlerdir. Siz İslam devleti lafını kullanamazsınız. Siz anayasayı, biz Kur'an ve Sünnet'e göre dizayn edeceğiz diyemezsiniz. Derseniz, suç işlemiş olursunuz. Bunları zaman zaman topluma açık olan sohbetlerde tuzak sorulardır. Bu soruları sorarlar. Önceden daha fazla yaparlardı. Ben de böyle lafımı çatır çatır söyleyendeydim ya. Lafımı esirgemeyeceğim ya. Kaldırırlar ellerini, işte Türkiye Darül Harp mi, Darül İslam mı? Bunları sorarlardı bize. Ben de derdim ki, Hanefi'ye göre Darül Harp'in hukuku budur. Hanefi'ye göre Darül İslam'ın hukuku budur. Ona derim şimdi eskiler hatırlar.
Sence ne oluyor? Darül Harp oluyor derim. Ha bak sen Darül Harp dedin derim ben. Tuzak sorudur bunlar çünkü. Sen orada ağzından bir laf kaçırırsan ertesi gün savcılığın önünde soluklanırsın. Evet. Ama Türkiye Darül Harp'tir fetvasını kim vermiş? Mustafa Sabri Efendi. Git Mustafa Sabri Efendi'yi mezardan kaldır. Sorgula, as. Evet, Türkiye'de mezarından kaldırılıp asılan insanlar var. Bu tuhaf değil. Evet. İdam cezasını uyguluyorlar. Var ya şu anda mahkeme kayıtlarının açıklanmasının yasak olduğu, o Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde olan varlar ya, o şapka devrimiyle beraber hani asılanlar falan.
Mahkeme zabıtları dahi onların gizlidir. Mahkeme zabıtlarını dahi açamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci meclisin, birinci meclis ve ikinci meclisin bazı tutanakları açıklanamaz. Açıklanması yasaktır. Milletvekilleri dahi okuyamaz. Hala da Türkiye Cumhuriyeti devletinde yayınlanmamış kanunlar vardır. Yayınlanmamış. Siz Cumhurbaşkanı da olsanız, Başbakanı da olsanız, bir şey yapacağınızda o yayınlanmamış kanunu sizin getirirler, önünüze koyarlar. Siz onu okursunuz. Aa böyle bir kanun varmış, bunu yapamazmışız dersiniz. Yapacağınız işi kenara atarsınız. Bu devlet bizim, ben devlet düşmanı değilim. Ama bu oturduğun yerden solculuk yapmakla sağcılık yapmaya benzemiyor.
Oturduğun yerden ülkücülük yapmak, komünistlik yapmaya benzemiyor bu işler. Bu işler öyle değil arkadaşlar. Eşyanın tabiatı gereği sınıfsal bir temele dayanmak durumundaydı. Kabul etmiyorum. İslam sınıfsal bir temele dayanmaz. İslam kendini Kur'an ve sünnete dayandırır. Din olarak Kur'an ve sünnettir bizim. O yüzden İslam'ı sınıfsal bir temele dayandırmak mümkün değildir. Bu ancak sosyalistlerin, komünistlerin felsefesidir. Onlar da bir sınıfsal temele dayandıramamışlardır. Dayandırmaya çalıştılar, olmadı. Hiçbir fikri sınıfsal temelin üzerine kuramazsınız. Kursanız dahi bir müddet sonra yıkılmak zorunda kalır o.
Bu konuda hata yapıyorlar. İnsanları boşu boşuna yoruyorlar, boşu boşuna ölümlerine sebep oluyorlar. Dünya üzerinde hiçbir zaman sınıfsal temelin üzerine bir sistem kurmak mümkün değildir. Ama dünya mesela kapitalist sistem var, vahşi kapitalist sistem o dayı sınıfsal bir temelin üzerine kurulu değil. Bir ırkın üzerine kurulu değil. Evet başında zenginler var mı? Evet. Başında parayı idare edenler var mı? Evet. Evet. Evet o sistem zenginlerin üzerine mi kurulu? Evet. Ama neden götüremiyorlar? Neden çatlaklık var her yerde? Ve neden hoşnut değil dünya insanlığı? Sömürüldüğünü bütün herkes biliyor artık. Neden kapitalist sistemin çöktüğünü söylüyor batılı düşünürler?
Çünkü daha ileriye götürebileceklerine inanmıyorlar. Kendisini geliştiremiyor çünkü. İslam ideolojisi, eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramları Kur'an sayfalarının satır aralarına gizlemekle yetinmiş. Hiç de gizlemiş bir şey değil. Hiçbir şey gizli değil. Müslümanlar özgür değil.
Müslümanlar kendi inandıkları dini telaffuz etme özgürlüğü daha yok. Bunu böyle söylediğimde ortalık ayağa kalkacak. Türkiye'deki faizciler, Türkiye'deki zinacılar, Türkiye'deki uyuşturucu baronları, Türkiye'deki içkici baronlar, Türkiye'deki dinsizler, dinsizlik baronları, Türkiye'de Allah'ın yasakladığı, Allah'ın haram ettiği ve Allah'ın yasaklarının üzerine kurulu olan bütün sistemlerin üzerinde duran bütün o baronlar, Müslümanlardan daha özgür.
Müslümanlar kendi dinlerini anlatabilme, gerçek manada kendi dinlerini yaşayabilme özgürlüğüne sahip değil. Önümüzde kocaman bir anayasa var. Önümüzde kocaman bir ceza hukuku var. Ve o anayasa orada durduğu müddetçe ve ceza hukukunda o cezalar orada durduğu müddetçe Müslümanların ne camilerde, ne tekkelerde, ne toplantılarda, ne orada, ne burada, gerçek manada İslam'ın kelam noktasında, akayet noktasında, fıkıh noktasında konuşamazlar, konuşamazlar.
Bugün Türkiye'de İslam'ın sadece ibadeti konuşuluyor. Namaz nasıl kılınır, nasıl kılınmaz, oruç nasıl tutulur, nasıl tutulmaz, neler bozar, neler bozmaz. Bunları konuşuyoruz biz. Türkiye'de saç boyasını bitiremedim ben otuz yıldır. Tırnak boyasını bitiremedim otuz yıldır. Diş dolgusunu bitiremedim otuz yıldır. Otuz yıldır diş dolgusu caiz mi değil mi bunu bitiremedik biz. Memleket dinsizlik deryasında yüzüyor, biz diş dolgusunu konuşuyoruz. Memleket, çok özür dilerim, lutilik deryasında yüzüyor, biz diş dolgusunu konuşuyoruz. Her türlü haram, serbest bu ülkede.
Her türlü haram, yasaklanmış bir tek haram yoktur bu ülkede. Özgürlük derken haramlar özgürdür, helallar değil. Hangi özgürlük? Haram özgürlüğü. İstediğiniz yerde içki içebilirsiniz, istediğiniz yerde namaz kılamazsınız. İstediğiniz yerde sabahlara kadar eğlenti yapabilirsiniz, istediğiniz yerde sabahlara kadar zikrullah yapamazsınız.
İstediğiniz yerde havai fişeklerle insanları toplar, bir tane oraya şarkıcı, dansöz, şantöz neyse onu oraya dikersiniz. İstediğiniz gibi orada gece düzenlersiniz. Ama siz bir tane açık havada istediğiniz gibi bir zikir halakası kuramazsınız. Siz herhangi bir belediye, herhangi bir yerde gidip bir bira fabrikasıyla, bir içki fabrikasıyla anlaşıp gençlik festivali yapabilir. Oraya gençleri toplar, rap müzi, top müzi, pop müzi, bir sürü top, pop, toplar oraya. Üç gün, dört gün boyunca insanları içirir, çadırlar kurar, fuhuş yaptırır, dağıtır ama siz İslam'ı öğretmek için üç tane çadır kuramazsınız hiçbir yere. Kuramazsınız. Yapamazsınız da. Bütün belediyeler yaz dönemi boyunca kültür etkinliği olarak ne kadar donu yırtmaçlı, göğüs dekolteli, sırt dekolteli, üst dekolteli, iki tane şarkıyı ezberleyemeyen, iki tane şarkıyı ezberleyemeyen, hayatında oturup, hayatında oturup bir çiçeğe, bir böceğe, bir ağaca, bir insana sevgilim dediği kimseye dahi bir dörtlük yazabilecek kadar duyguya sahip olamayan
ama yırtmacından, dekoltesinden, şu dekoltesinden, bu dekoltesinden, magazin dünyasının en ön safında yer almış bir şarkıcı kimseye geceliğini yüz milyar verir belediyeler. Verir. Belediye başkanı da gider ona çiçek takdim eder. Belediye başkanı, başkan yardımcıları bütün havane gider, ayakta alkışlar, VIP otobüsler, VIP arabalar gönderir, uçakla aldırır, halka hizmet ediyorum der.
Sizin sema programınıza gelmez bile. Evet. Bütün belediyeler şarkıcılara ne kadar paraları verdiğini açıklasa ya. Evet. Bütün belediyeler kendilerine konferansa gelenleri de açıklasınlar. Kaç para veriyorlar? Televizyonlarda gördüğünüz, İslami olarak nitelendirdiğiniz o profesörler, o konuşmacılar. Evet, evet. Kaç para alıyorlar konuşmalardan bir açıklasalar ya. Yapamazsınız. Siz televizyonlardan gerçek Kur'an ve sünneti anlatamazsınız.
Hiçbir televizyon size müsaade etmez bunu. Ben Koceli TV'de program orada aylık, program ayda birdi. Orada program yapıyorduk. Bir bayanla. Faizle alakalı bir soru geldi. Konuşsam bir türlü, konuşmasam bir türlü. Umrumda değil dünya verim. Ben faizle iştigal eden Müslüman, Müslümandan faizle aldıysa anasıyla Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günah girer. Hadis-i şerif var dedim ve içimden de dedim ki bu son programdı Mustafa Özbağ. Bitti programın dedim. Arada kim geldi biliyor musunuz? Televizyonun sahibi geldi. Telefon açmışlar ona. Demişler ya kim konuşuyor senin televizyonda? Böyle böyle dedi adam demişler. Adam geldi. Tanışmak istedim dedi. Tanışalım dedi. Ben biliyorum geleceğini kendi kendime.
Tanıştık. Ondan sonra ya telefon açtılar bana dedi. Faizle alakalı söylediğini dedi. Şeytan çarpmış gibi kalkacaklar mezarlarından diyor dedim ayet-i kerimede. Kemküm edeceğim. Şimdi o hadis-i şerifi neden hadis-i şeriflerin üzerinde kıyamet koparıyorlar biliyor musunuz? Bu hadis-i şerif çok ağır geliyor insanlara. Neden faizci çünkü? Müslüman Müslümandan faiz alıyor. Bir sürü gerekçesi var kendisine göre. Bu zamanda alman lazım. Bu zamanda ticaret başka türlü olmaz. Bizden alıyorlar. Bizden aldıkları için bizim de almamız lazım. Enflasyon miktarı kadar faiz alınması lazım. Haydi fetvacı başılar çıkıyorlar. Ben onları da okuyorum. Hamdi döndüren. Onun hocası şey.
Yeni Şafak'ta yazan neydi o? Karaman. Bunlar böyle bir ekol. Ne? Enflasyon miktarı kadar faiz alabilirmişsin. Evet. Enflasyon şimdi yüzde kaç? On üç. Yüzde on üç faiz alabilirsin. Enflasyon kaç? Yüzde on dört. Yüzde on dört yıllık faiz alabilirsin. Buluyorlar kendilerine göre fetvacı. Onları da duyunca onlardan da içim soğudu. Ben Hamdi Karaman'ın şeyi neydi? Hayrettin Karaman'ı beğenirdim gerçekten. Ben onu okuyunca böyle eyvah dedim ya. Eyvah dedim kendi kendime. Benim bilgim ay yetmemiş olabilir. Allah bizi affetsin. O yüzden İslam Kur'an ve sünnetin üzerine kuruludur. İslam bir sınıfın üzerine kurulmaz.
İslam mesela bir siyasetçinin, bir askeriyenin veyahut da bir işte hukuk adamının veya İslam böyle belli bir kesimin, belli kesimlerin üzerine kurulmaz. İslam bu değildir. İslam kendi öz varlığını, kendi öz gücünü ve kuvvetini Kur'an ve sünnetten alır. Felsefi olarak. Güç Allah'a aittir. Ama kendi felsefesini Kur'an ve sünnetten alır. Ya mesela biz de fıkıhı da değiştiremiyoruz ya biz. Yani fıkıhı değiştirmeye kalktığımızda da yeni iştahatlara karşı soğuk duruyoruz, şüpheli duruyoruz, mesafeli duruyoruz. Sebep çünkü oyunun oynanıyor üzerimizde. Bir sıkıntımız da o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden adalet bu noktada Kur'an sayfalarının arasında gizlenmiş değil.
Ama adaleti tesis edecek hukuk yok. Adalet isimde kalıyor bu sefer. Adaleti tesis etmek için hukuk lazım. E siz Cumhuriyet'i kurarken, yani evlilik hukukunu gider İsviçre'den, ceza hukukunu gider İtalya'dan, işte ticaret hukukunu gider Almanya'dan, işte mal hukukunu bilmem ne hukukunu gider Fransa'dan, Türkçe'ye çevirir alırsanız, e bu da olacağı bu.
Bu algıyı yıkamıyorsanız, iki yüz yıldan beri, zengin adaletin önüne gittiğinde ceza almadan gidiyorsa, belli sınıflara mensup olan kimseler bu noktada hukuk karşısında, fakirden, garipten, gurabadan farklı davranılıyorsa, bunu toplum nezdinde yıkmanız mümkün değil, bu İslam'ın suçu değil. Yani yüz yıldan beri bu ülkede olan bitenin suçu İslam'ın değil ki. bin dokuz yüz yirmi üçten beri Türkiye'de İslam hukuku yok. Yüzyıl olmuş. Yüzyıldan beri İslam hukuku uygulanmayan bir ülkede, bir beldede neden İslam suçlu olsun, dar ağacına asılsın? Bizde en güzel kolaycılık bu, her şeyi biz İslam'a yüklüyoruz, İslam'ı suçluyoruz.
Güzel kardeşlerim, bu ülkede yüz yıldan beri İslam hukuku yok, İslam hukuku olmayan bir ülkede yaşıyoruz. İslam hukuku olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Neden Müslümanlar suçlu olsunlar bundan? Neden İslam bundan suçlu olsun? İslam'ın hukuku vardı da biz mi uymadık? İslam'ın hukuku vardı da biz mi uygulamadık? Biz desek ki şimdi burada, desek ki diyorum, İslam hukukunun uygulanması için Müslümanların cihad etmesi farz-ı ayındır.
Ben desem bunu, ben suç işlemiş olurum. Bunu İmam-ı Şavi demiş. Ne demiş? Bir yerde İslam hukuku varide, orada İslam hukuku kaldırıldı uygulanmıyorsa, oradaki Müslümanların son nefesine kadar ve son neferine kadar İslam hukukunun uygulanması için savaşmaları farz-ı ayındır demiş. İmam-ı Şavi. Hadi. Ben Şafilere diyorum ki, yaşayamazsınız böyle Hanefi fıkhına geçin. Neden? Canım kardeşim, böyle bir fetva var sizin adınıza. Sizin son Müslüman ölünce kadar savaşmakla yükümlüsünüz Şafii fıkhına göre. Gidin bakın Şafii hakaidine bakın, Şafii mezhebine bakın.
Bilhassa İzmit'te yaşandıydı. Orada Şafii bir arkadaş vardı. Dedim, yaşayamazsın mümkün değil. Dedim, ele tek parası ödüyorsun ya. Evet, ödeyemedin. Gecikmeli ödedin mi ödedin? Ne ödedin? Faiz ödedin. Şafii fıkhına göre ananla Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girdin dedim. Çocuğun rengi mengi gitti. Çocuk git, sor, araştır, geldi dedi. Hanefi oldu çocuk. Siz bu işler öyle basit şey değil. Ben bazen diyorum ya benim her sohbetim on üç yıl cezası var. Ceza koltukta gidiyoruz biz. Koltuğun şatafatına bakmayın siz. Ben diyorum ya gelsin kim oturacaksa gelsin otursun diye. Çok basit.
Kelimeleri seçeceksin hep, cümleleri seçeceksin. Tel üstünde cambazlık yapacaksın. O yüzden İslam sınıfsal bir temele dayanmaz. İslam zenginlerin üzerine dayanmaz. Zenginlik düşmanı mıdır? Değildir. İslam fakirlerin üzerine kurulmaz. Fakirlik düşmanı mıdır? Değildir. Allah illallah dedi. Bitti mesele. Evet. Yani tefeci tüccar sermayesiyle toprak sahiplerinin egemenliğini Allah adına kutsamıştır. Hiç alakası yok. İslam tefeci tüccarları kutsamaz. Hatta tefecilik yapanları az önce söyledim yerli yeksan eder.
İslam hukukuna göre, hanefilere göre bir adam sizden faiz talep etse onu ödememek farzdır. İslam hanefi darül harp hukukuna göre bir kimse bakın İslam söylüyorum sizi anarşiye teşvik etmiyorum. Yasaklanmış bir kitap vardır. Darül Harf fıkı diye. Mustafa Çele'ndir. Hala da yasaktır. 28 Şubat döneminde yasaklar kitabının içindeydi. Hala da yasak olduğunu söylüyorlar. Basımı yok çünkü. Bakın basımı yok. Bende vardı onun birkaç cildi eksildi. Sonra Allah Allah olsun Cemil buldu.
Ondan sonra bizim Ali Karadağ'ın kızı buldu sonra. Şimdi bende iki takım oldu gene. Veyahut da siz şeye baksanız İmam Muhammed'in İslam devlet hukukuna baksanız orada da bulabilirsiniz bunu. Mesela Darül Harp'te ibare şöyledir. Darül Harp'te nasıl Müslümanın malı, canı, namusu, şerefi, haysiyeti hani güvenlikte değilse harbinin de güvenlikte değildir der. Ya nasıl Müslümanın parasını harbi ütüyorsa harbi kim? Bankalar. Kim? Emperyalistler. Ütüyorlar mı bizi? Evet. Senin de onları ütümen caiz olur der. Alın size anarşiyi. Yani x kimse gitti x bankaya bir kredi aldı faizle ondan sonra ödemedi.
Yani bankaya tabiri caizse kazık attı. İslam fıkhına göre caizdir. Kim yapabilir bunu? Sakın yeltenmeyin kodeste alırsınız soluğu. Sakın. Sakın. Cezaevine sizi ziyarete gelmek zorunda kalmayalım. Yapamazsınız. Ve bir Müslüman şunu da söyleyeyim. Mesela Darül Harp olan ülkede Darül Harp'in hukukunu uygulamış olsa önce Müslümanlar onu taşlar.
Evet. Önce Müslümanlar onu taşlar. Önce Müslümanlar onu perperişan eder. Neden? Çünkü Müslümanlar cahil bu konuda. Okumuyorlar. Bilmiyorlar. Öğrenmiyorlar. Haklarını da bilmiyorlar. Okusalar, öğrenseler, bilseler farklı olacak. Bakın farklı olacak. Bizde öyle değil. Adam bizim yanımızda durdu yıllardır. Ondan sonra o vermiş adrese terörle mücadeleye. Bunu da öğrendim. Adama dedim oğlum neden verdin dedim benim adresimi terörle mücadeleye. Böyle baktı. Abi yalan mı söyleseydim dedi. Ulan dedim ya.
Adama bak dedim ya içimden. Ben ensesinden tuttum bunu. Tamam yavrum Allah yardımcı olsun sen. Bir şey demiyorum sana dedim. Dedim ki yani. Oysa harbini harputadır, harputadır, harputadır. İledir yani. Adamlar beni neden arıyorlar? O zaman önce adam tutuyor götürüyor. Üç gün, dört gün, beş gün. Ne kadar tutma hakkı var? Beş gün, beş gün tutuyor. Seni salıyor. Söyleyeceği bir şey yok. Psikolojik olarak seni yıpratıyor. Gece saat bir. Gel bakalım hadi geliyorsun. Karakolun içerisinde vuruyorlar kelepçeyi sana. Hadi gidiyorum. Bir bakıyorsun on beş kişi toplanmış salonla. Mustafa Özbağ söyle bakalım.
Ne söyleyelim? Siz söyleyin hadi bakalım. Hepsinin elinde şey. Ne o? Ajandalar var böyle bloknotlar. Birisi diyor ya Telefrik'ten diyor bir Mustafa vardı diyor. Ondan sonra. Ne yapıyor o diyor? Öldü dedim ben. Yok bu gençti o ya dedi. Yok dedim ya öldü dedim ben. Şimdi o bana orman taş diyor. Telefrik'ten bir Mustafa vardı deyince. Ben kim? Şu mu diyeceğim? Bu mu diyeceğim? Bu mu diyeceğim? O uyanık ya hesapta. Ben öldü dedim Mustafa. Yok dedi ya gençti o ya dedi. Sen hangisini soruyorsun? Ne iş yapıyordu dedim ben. Şimdi söyleyeceğim mesleğini arkadaşlar tanıyacaklar. Buz edecekler onu şimdi.
Söylemeyeyim. Ya şu işi yapıyordu o ya dedi tamam mı? Allah dedim ya o muydu dedim ya. Benim dedim o değildi dedim ben. Sen kimi söyledin dedi. Ya bir perdeci vardı bizde dedim ben Mustafa abi. Ben onu sorduğu zannettim dedim ben tamam mı? Yok dedi ya o göçtü zaten Bursa'dan dedi. Ulan adama bak. Göçtüğünü ben biliyorum. Şimdi eski arkadaşlar bilir hani dersin sonunda kabulü dua, kabulü zikir söylettiğimiz vardı ya. Bir Mustafa amcamız bizim. Şeyin bu Canip Efendi'nin dervişliydi. Oradan gelmedi. Ben o Mustafa abiyi kastediyorum şimdi. Öldü diyorum ben ona. O diyor ki yok ya ölmedi. Benim dediğim o Mustafa değil diyor. Haa. İyi. E dedim yani sen görüşüyorsundur o zaman onunla dedim ben.
E görüşüyoruz dedi. Siz orada ders yapmıyor umudunuz dedi. Yok dedim ya orada ders yapmıyoruz biz dedim ben. E ben tabii onun, beni kim satmış ben onu çıkarıyorum. Öbürkü ajandası öbürkünün var. O ajandasından kendisi söylüyor işte. Örneğin diyor ki ya diyor filanca vardı diyor. Hani diyor ne iş yapıyordu o ya diyor. Kapalı çarşıdaydı değil mi diyor. Ben atlayayım diye uğraşıyor. Ben hangisi diyorum ya kapalı çarşıda bir sürü iş yapan insan arkadaş var diyorum ben. Sen hangisini soruyorsun? Ya işte filanca meslekten olan ya. Allah Allah kimdi o ya diyorum ben. Neredeydi onun yeri diyorum ben. Adres söylüyor bana. Diyom bu da satmış beni. Ben de beni kim satmış onlara bakıyorum.
Herkes işine. Allah söyletiyor onları. Benim gücüm Allah'tan. Bu işler öyle kolay değil. Siz İslam diyorsanız yanı başınızdaki satar sizi. Adamı korkutur. Adamı korkar. Ahmet okur seni çağırmadılar mı karakola? Kendileri geldi. Evet. Ne dediler? Mikrofona konuş. Kime bağlısınız dediler. Ondan sonra biz dedik.
Abdullah Baba daha önce söylemişti. Sıkıştıracaklar diye. Ondan sonra Mevlana Hazretlerine bağlıydı dedim. Ya o dedi ölmüş dedi. Biz öyle değil dedi. Yok mu başınızda sizin dedi. Ahmet efendi Mehmet efendi yaşayan mı? Yok dedik. Yani biz direkt Mevlana'ya bağlıyız dedi. Düz kontak. Ya öyle olmaz dedi ya. Ondan sonra şu vardı dedi. Ben dedim bilmiyorum. Bu vardı. Sonra dedi sizde bu grup dedi. Daha önce dedi şeyde toplanıyordu dedi. İsmail Hakkı'da toplanıyordu dedi. Ha galiba orada da toplanıyorlarmış dedim. Ben de duydum dedim. Onların yanına buraya gelmişler. Buraya gidiyorum dedim. Ondan sonra. Ama dedi onlar dedi Kadir-i Rufa'ydı dedi. Bunlar Mevlevi'yiz diyorlar dedim.
Nasıl oluyor bu dedi. Valla ben de bilmiyorum dedim yani. Gidiyorum öyle takılıyorum ben de dedim. Yani her şeyi takip ediyorlar. Tabii. Biliyorlar. Biliyorlar. Ama yani Kadir-i Rufa'dan biz Mevlevi'yle geçince onlar onu çözemediler. Nasıl oluyor bu iş dediler. Bir de Mevlana'yı çözemediler. Yani olmaz o diyor. Öyle ölmeyecek diyor. Başınıza canlı biri olacak diyor. Biz bilmiyorum. Öyle diyorlar ben de takılıyorum dedim. Adnan abi de o zaman sorumlu olarak onu çıkarttılar ya. Kim buranın sorumlusu? Benim dedi. Adın ne? Adnan. Adnan Hoca. O zaman Adnan Hoca da biraz popülerdi gene. Hop ona da sormuşlardı. Sen nereden? Ben de televizyonda gördüm Mevla ananın hayatını.
Oradan takılıyorum falan. Öyleydi yani. Böyle. Biz o zaman Ahmet Okur'un Ne o? Annesinin evi vardı. Evi dergah yaptırdık o zaman. Oraya gidip geliyorduk. Öyle mi? Böyle ama Türkiye'nin şartları bu. Şimdi bakmayın burada rahatız. Ne rahatız? Sıkıntı değil. Sıkıntı değil. Ha diyeceksiniz böyle el bebek gül bek mi? Değil. Yani devlet devlet dini yapar her zaman. Yapsın. Rahatsızlığımız yok. Bizim verilmeyecek hesabımız yok çünkü. O yüzden rahatız. Bizim bir sıkıntı. Benim bir sıkıntım yok. Bizim komple bir sıkıntımız yok. Bizim hani devlet açısından devlete verilmeyecek hesabımız yok. Şükür hamdolsun. Allah'la insanların kendi arasında günah işler işlemez.
O Allah'la arasında. Ama devlet ve sistem açısından bizim böyle bir sıkıntımız yok. Biz yani devlet düşmanı değiliz. Bir şey değiliz. Allah muhafaza eylesin. Ne olursa olsun devlet bizim devletimiz. Bizim durduğumuz nokta bu. O yüzden. Yani normalde biz bu noktada bizim için kutsal olan Kur'an ve sünnettir din noktasında. Benim için önemlidir vatanım ve milletim. Benim için önemlidir. Benim bir bağ lazımsa ben din noktasında Kur'an ve sünnete bağlıyım. Ben siyaset olarak da vatan ve milletime bağlıyım. Benim bu noktada başka bir bağ kabul etmiyorum ben. Ne ekonomik, ne sosyal, ne ailesel hiçbir bağı kabul etmem ben. Benim bağım budur.
Din olarak Kur'an ve sünnete bağlıyım. Siyaset olarak vatan ve millet duygusu. O yüzden kutsanacak hiçbir sınıfım yok. Kutsal sınıf da yok. O yüzden Hz. Mevlana'nın öğretisi ne kadar güzel. Ey oğul bağı çöz. Ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın. Bizim bağımız yok. Bu sebeple Hz. Muhammed döneminin geçici istikrar dönemi yerini Hz. Ebubekür Ömer ikilisinin eliyle sınıfları kutsayan toplumsal katmanlaşmayı resmileştiren bir sisteme bıraktı. Bunu da kabul etmiyorum. Hayır. Hz. Ebubekür ve Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali efendilerimizin zamanında muhakkak eksiklikleri, kusurları vardır. Ama onlar peygamberin izini takip eden, peygamberin izini hiçbir zaman bırakmayan mübarek dört büyük insandı.
Peki İslam devleti nasıl olacaktı soru işareti devam edelim demiş. Buradan devam edeceğiz inşallah. 16. sayfadan. Bu böyle uzun bir sohbet. Aslında Sufiler böyle şeyleri konuşmazlar genel itibariyle. Siz Türkiye'de hiçbir Sufi topluluk bulamazsınız veya Mevlevi, Kadir-i Rufaybi topluluk bulamazsınız. İslam'da devlet veya İslam'da bu noktada işte İslamcılık şu bu tip şeylerin üzerine konuşacak başka ikinci bir yer bulamazsınız. Bu noktada da mutluyum elhamdülillah. Sıkıntım yok. Hamdolsun. El-Hidayede şehidin hükmü başlığı altında Müslümanlar tarafından zulmen öldürülen ve öldürülmesiyle diyet lazım gelmeyen kimselere şehit denir. İfadesi mevcut. Örneğin yolda yürürken, durup dururken bir kimse bir kimse öldürdü, öldürülene şehit diyebilir miyiz?
O normalde zulmen öldürüldü ama onun diyeti vardır. O yüzden diyeti olduğu için o şehit olmuş olmaz. Müslümanlar tarafından zulmen öldürürler ve öldürülmesiyle diyet lazım gelmeyen. Yani öldürüldü o için diyet lazım gelmedi. Mesela örneğin orta yerde bir kargaşa çıktı. O kargaşa esnasında, kargaşa esnasında birisi öldürüldü. O öldürülen kimseye diyet alınmadı. Yani diyetin içerisine girmedi. O kimse şehit hükmünde olur. Böyle çok az rastlanan bir olay olur. Çünkü mesela örnek. Şimdi hanefilerde vardır bu fetva. Bayi olarak nitelendirir ya, birisi ihtilal yapmaya kalktı. Şimdi ihtilalciler ayaklandılar, ihtilalciler ayaklandılar. Ama ihtilalciler ihtilalini yapmak için insanları öldürdüler ve ihtilal oldu.
Devleti ele geçirdiler. O zaman o öldürülenler şehit hükmüne girdi. Sebep? Diyet yok çünkü karşılığında. Bu bunun gibi şeyler. Tekkede bulunan mezallar gerçek midir? Evet. Gerçekse ne zaman gömüldü mezardaki insanlar bu zamanda yaşadı? Yaşadı mı? Yok. Bu yaklaşık oradaki en yeni kabir Allah-u Alem'i yüzyılın üzerinde. O yüzden aslında zaman zaman söylüyorum, bu kabristanlık bu kadar küçük değil. Şu apartmanların olduğu, ta o çocuk bahçesinin olduğu yere kadar kabristan var burada. Şu evler filan bu apartmanlar kabristanların üzerine kurulu. Bu Karabaş Veli Tekkesi böyle geniş bir alan.
Normalde bu arkadaki cami, hamam, tekkenin içerisinde burası geniş. Mesela buradaki normalde o yola kadar olan yer bu tekkenin içerisinde. Oradaki evler filan tekkenin içerisinde. Şu caminin karşısında köşe bir ev var orada. Yıkık bir ev, harabe. Mesela bunu konuşmak istemiyor ama onun bahçesinde bir evliyadan bir zat var. Hiç kimsenin haberi yok. Şu tam caminin karşısındaki köşe yer var ya. O onun bahçesinde bir yatır var. Belki de ev sahiplerinin dahi haberi yok. Gelir geçerken selamlaşılır. Selam vereni selamını alacak noktada yani. Öyle şey değil. Olur gelir geçerken dua edin ona Fatiha okuyun.
Dervişleri çok seviyor. Tekkenin o köşesinde. O yüzden bu tekkenin müştemelatı geniş. Yani işte belediyeye rica edildi, söylendi biraz. Bu konuda Cafer iyi gayret sarf etti. Arkalarını filan yıktı. Onlar normalde tekkenin. Yani belediye, özür dilerim. Belediye kendi bünyesini aldı oraya. Burayı vakıflara ait ama normalde onlar aslında tekkenin yeri eskiye göre. Yani burası ta şeye kadar Sivasiler Camii'ne kadar böyle bu ada tekkenin yeri. O Sivasiler Camii değil ama bu ada komple bu bölge tekkenin yeri. Ama normalde tabii bu yüzyıl içerisinde her şey dejenere oldu, değişti. Aaa yeni gördük.
Kapıyı açtırabilir misiniz demişler ama yeni gördük. Kapıyı sohbet başladığında açın komple. Haklarınızı helal edin. Allah razı olsun inşallah. Allah izin verirse inşallah yarın İzmir'e gideceğim. Önümüzdeki cuma günü de İzmit Şebarus programı var. Son Şebarus programı Allah Alem İzmit. Ondan sonra da Şebarus programları bitecek. Bir kitap diyorduk, şey yaptık diye, ne o? Yazıldı diye. Ondan sonra o kitabı da inşallah perşembe gün herhalde veya erkeklere veya işte bir şekilde ya mahallelere bir dağıtım yapacağız inşallah. Aslında Hakan gelseydi Hakan'la başlayacaktık dağıtımı ama. Hakan'ın da bugün onun kardeşi var, yurt dışında yaşıyor, göçtü, İspanya'da duruyor.
O kardeşim gelecek dedi, fırsat bulabilirsem gelirim dedi. Yoksa ona küçük bir tören yapacaktık. Burada kitabı ilk önce ona hediye edecektik. Soruları çünkü bu soruları hazırlayan da o. Tabii bunları bu kitabı yazıya çeviren de bizim Neslihan Gürgan hanımefendi bunu normalde yazıya çevirdi. Yani sohbeti komple dinleyerekten yazıya çevirdi. En büyük pay onun. Soruyu hazırlayan Hakan en büyük pay sahipleri. Biz burada Allah bizi affetsin, Papağan gibi lak lak lak konuştuk, başta bir şey yapmadık. Asıl pay sahibi o ikisi. Tabii kitabın basımına koşuşturanlar oldu. Allah razı olsun, Salim olsun, Yunus olsun. Basımıyla ilgilenirler, Cafer olsun.
Böyle bir kitap basıldı. Arkasında bir ücret yazıyor. O mecburiymiş. Onun muhakkak olması gerekiyormuş. Bu işlerle alakalı görüşme yapan Yunus mecbur koymamız lazım. Yani o basım evin böyle mecbur bunları tuttuğu şeyler varmış. O yüzden arkasındaki ücret kısmını kale almayın. Ücretsiz kitap. Bu birinci cildi. Zannediyorum ikinci cildi de hazır. Belki de üçüncü cildi de hazır. Böyle önce bir bütündü. Baktık çok kalın normalde. Hani bir seferde okuyabilecek noktada değil insanlar. O yüzden ilk önce birinci cildini bastırdık. İnşallah aslında onu yetiştiremedik. Biz Şebaruz'a, Bursa Şebaruz'u yetiştiririz diye düşündük. Yetiştiremedik.
Şimdi Zakir kardeşler, işte burada olanlar Erdoğan var. Herhalde burada bir tek dışarıdan başka kimse yok. Ondan sonra Tekirdağ için alıp götürebilirler. Zakirlere öyle dağıtacağız işte gücümüzün yettiğince. Buradaki arkadaşlar alabilirler. Veya Perşembe günü tek şeyde ne o? Bilmiyorum nasıl arkadaşlar. Cafer onu nasıl organize edeceğiniz? Nasıl yapacağız? Tamam. Tamam. İnşallah onu bir organize edeceğiz. Ondan sonra da dağıtacağız inşallah. Öyle tek tük etrafta görürsünüz şimdi biz. Ben dayanamıyorum. Önüme gelene vermeye başladım. Bundan sonra ama inşallah onun dağıtımını yapacağız. Ben okumadım hiç şey, ne o? Yazılanları.
Hatta bir ara Neslihan Hanım düzeltmeleri yapmak için bana gönderiyordu. Gönderme ben okumak istemiyorum dedim. Etkileniyorum okuduğum şeyi dedim. Hiç okumadım kendim yani yazılanı. Hiç incelemedim de, hiç bakmadım da. O yüzden şimdiden söyleyeyim mi? Hata kusur olursa affola. En güzeli bu. Daha da yoksa reddettik söylediğimliklerimizi der geçeriz. Kanun değil, kaide değil. Allah bizi affetsin inşallah. Ama öyle baktım kendimce de mutlu oldum. Hani bir eser çıkıyor ya ortaya bir şey çıkıyor ortaya. Ben öyle hep bana sorarlardı kitap yazmayı düşünüyor musunuz diye. Ben de diyordum ben kitap yazacak bir kimse değilim. Kitap yazacak kadar bir ilim sahibi de değilim.
Ama Neslihan Hanım böyle bir şey benden müsaade aldı dedi. Ben bunu yapabilir miyim? Yap dedim ben. Bu konuda bizim bütün sohbetler herkese açık. Tabii o böyle üç beş sohbeti yapıp bana bir gönderdi, ikinciyi gönderdi, üçüncüyü gönderdi. Allah'ım bir sorudan kırk sayfa çıkıyor, otuz sayfa çıkmış ondan sonra. Baktım onlar hani düzeltme amacıyla ben okumaktan çok hoşlanan bir kimse değilim. Yani ayeti, hadis okumak benim en kolayıma giden, fıkıh okumak en kolayıma giden şey. Ben uzun uzun okuyamıyorum. Gözlerimde rahatsızlık var. Onu da etkiledi son on beş yirmi yıl. Yaşadıklarımız derken okuma alışkanlığımızı kaybettik. Ama onu da okuyamadım. İşin en enteresanı bu. Ama okuyanlar bana bildiriyorlar. Diyorlar ki işte böyle çok güzel olmuş şu bu filan.
İnşallah arkadaşların beğenisine sunacağız. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Tabii burada bir küçük tören yapacaktım şey gelseydi. Ne o? Hakan gelseydi. Haftaya gelirse haftaya gene yapacağım. Hem Hakan'a hem Neslihan Hanım burada mı? Evet. Evet. Hem ona birer tane orada burada kitap onlara kendim hediye edecektim. Şimdi Hakan gelmeyince tehir ettik inşallah. Geldiğinde böyle bir tören küçük bir tören yapacağız. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. Evet.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi