mustafaozbag.org

11. Mesnevi Şerhi (67-70 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 22 Temmuz 2020 · 21:33

Padişah rüya görmüştü ya, bir hekim bekliyor. İşte o sözleşme çağırcayla çattı. Hani ona Hazret-i Allah rüyasında bir pir ifaninin geleceğini göstermişti ya, işte Padişah bu müjde ile sabahı zor etti. Ve sabah oldu, güneş yıldızları yakıp yandıran doğudan göründü mü? Padişah pencerenin önüne oturdu. Güneş doğunca yıldızların hükmü kalmaz. Güneş doğunca ayın hükmü kalmaz.
Oysa yıldızlar, ayın, yıldızlar ve ay güneşin olduğuna delavettir. Yıldızlar ve ay güneşten alırlar ısınırını ve ışığını. Onlar güneş değildirler ama gecenin karanlığında güneşin vazifesini yaparlar. Ve onların vazifeleri güneş doğuncaya kadardır. Güneş doğduğunda yıldızların vazifesi biter. Hani Hazret-i Peygamber der ya sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Yıldızların vazifesi Hazret-i Peygamber'e götürünceye kadardır.
Hazret-i Peygamber'in bulan bir kimse bu manada, manevi manada Hazret-i Allah'a vuslat olmuştur. Bizim yolumuzda vuslat yolundadır. Allah'a kavuşma yolunu bulmuştur. Güneş o kimsenin kalbine doğduğunda onun kalbinde yıldızın ve ayın tedeliyatı kalmaz artık.
O kimse şunu der, yıldız benim yolumu gösterdi. Güneş doğduğunda gerçek ısının ve ışığın o olduğunu anladı. Hakiki manada batmayan güneşi bulduğunda böyle der insan. İşte padişah pencerenin önünde beklerken güneşin doğmasıyla yıldızların teker teker kaybolduğunu gördü.
Ve padişah pencerenin önüne oturdu. Gizlice kendisine gösterdiklerini görmek için beklemeye koyuldu. Hani padişaha Cenab-ı Hak secdede feryat figan ağlarken, mihraba yönelip ben yine yolumu sapıttım. Ben yine yolumu şaşırdım. Benim yolumu düzeltecek olan sensin. Benim yolumu selamete çıkaracak olan sensin. Hidayet edenlerin en yücesi sensin. Bana hidayet et, bana yarım et dediğinde Hani Cenab-ı Mevla olduğu bir rüya gösterdiydi ya İşte o yarınından haberdardı. O yarınından haberdar oldun.
O pencerenin önünde kendisine vaat edileni bekliyordun. Allah vaadinde haktır. Rüya, salih rüya, peygamberliğin 46 cüzdünden bir cüzdür. Ahir zamanda salih rüyalar mübeşşirattandır. Mübeşşirat nedir ya Resulallah? Müjdecidir, müjdedir. İşte salih insanların gördüğü salih rüyalar ahir zamanda müjdedir. İşte o padişaha böyle bir müjde rüya gösterilmişti. O pirifani rüyasında gösterildi ya Ona rüyasında ilham kapısı açıldı ya Ona rüyasında o ilham kapısından hitap edilmişti. Beklediğin derdine derman olacak olan Zat-ı Şerif sana gönderildi.
Hizmette kusur etme. Hizmet ediyormuş gibi hizmet et. O bizdendir. Bunun ilacı keskindir, sihri makbuldür. İşte o padişah o vaat eden hakikat noktasında Rabbin vaadi o hak, o hakikat, o vaat gerçekleşecek.
Onu beklemeye koyuldu. O müjdeyi bekliyordu. Derken bir de gördü ki, üstün hünerlerle doktoru dikişi geliyor. Gölge içinde bir güneş sanki. İşte onlar, o müşkü kamiller, gölge alemin içerisinde güneş gibi parlarlar. O mecaz alemin içerisinde hakikatten bir işarettir onlar.
Onlar sizin gibi yerler içerisinde uyurlar gibi görünürler ama onların kalpleri Rabbin nazargahıdır. Onlar sizin gibi yürürler, koşarlar, otururlar, kalkarlar ama onların fiiliyatları haktandır. Sen hatırladın, ben attım sırrı onların üzerinde tecelli etmiştir.
Gören gözdür onlar, duyan kulaktır. Tutan eldir, yürüyen ayaktır. Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle konuşur, benimle yürür sırrına vakıftır onlar. Allah, onların kendi sırrıyla sırlandırmıştır. O yüzden bu mecaz alemin güneşi hükmündedir onlar. Onlar bu mecaz alemin güneşi gibi göründüklerinden dolayı o hakikat aleminin gerçek güneşinin delili, şahadetidir onlar.
Onlar nasıl ashabım yıldızlar gibidir, kim onları bulursa deli bulur dediği gibi işte o veliler Allah'ın bu mecaz aleminde güneşi gibidirler. Onlar Allah'ın varlığına, birliğine, mana alinin varlığına, o hakikat aleminin varlığına delildir. Şahadettir onlar. Onlar yürüyen şahittir. Duymuştur onlar, duymuştur onlar, yaşamışlardır onlar. Onlar o kullu zevkini, tadını her daim içmektedirler. O yüzden onlar gölge aleminin güneşi hükmünde uzaktan yeni ay gibi gelmekteydi. Hani tam böyle grup vaktidir ya, akşam olmak üzeredir.
Grup vaktinde karanlıkla aydınlığın ortasıdır o. Hani yeni ay Türk tat taze, tat taze çıkar. Tat taze çıktığında dahi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yeni ay tat taze çıktığında dua ederdi. İşte o yeni ay gibi görünen mecaz aleminin güneşidir onlar. Hani insan yeni bir aya girer ya bir mutluluk içinde olur.
Yeni aya girince bir mutluluk, bir huzurluluk alır insan. Ve ona şükran, yeni aya şükran, yeni aya hamd, yeni ayın nimetlerini beklemenin şükranı başında oruç tutmaktır. Sufi adayları, sufiler siz öyle bir yeni aya ulaşırsanız şükran için oruç tutun. Mecaz aleminin güneşiyle karşılaştıysanız Allah'a hamd oruçları tutun.
Eğer öyle hakikat eriyle rüyanızda karşılaştıysanız kurbanlar kesin, Allah adına dağıtın, tasaduk edin, hayır hasanet dağıtın. Cenab-ı Hak sizi hakikat alemine davet ediyor. Cenab-ı Hak sizi hakikat aleminden bir pencer atıyor. Allah'ın seçilmiş kulu olduğunuza inanın. Ve o nimetin, o yurttığın, o ikramın altında hamdınıza hamd, şükrünüze şükür ekleyin.
Allah'ın zikrime zikir, fikrime fikir ekleyin. Namazınıza namaz da ekleyin. Cömert olun, iyi olun. Allah hakikat alemine doğru size bir pencere aralamış. Bir kapı aralamış. Ve siz yaşarken size inci mercanlar getirecek bir veli, bir mürsidi kamil nasip etmiş. Bir salih insan, bir peygamber valisi rüyanda göstermiş. Ahmak olma, aptal olma, nankar olma, hain olma, vefasız olma, şükranı küfredenlerden, görgüsüzlerden olma. O nimeti başına tac et, hamd et, yolunda eşik ol, yolunda toz ol, yolunda ram ol. O hakikat güneşi sana gösterilmiş. Rüya haktan ise, rüya salih rüya ise, o vahiy gibi. Vahiy değildir ama vahiy gibidir.
Hazreti Peygamber'e vahiy, ilk altı ayında rüya ile gelmişti. Bu kapı aralandıysa sana, bunu nimet bil. Bunu başına tac et. Hani, o nimet bilmez, o küfrân ehli, o nankarlardan olma. O rüyanda gördüğün pir ifadiyi bekle. O pir ifadiyi kendine, öbür alemden gelmiş bir nefes olarak gör der, aman onun elini bırakma. O dedi ya, Hazreti Allah Kur'an'ında, senin elini tutanlar, benim elimi tutmuş gibidir.
O eli, normal ellerden görme. O eli, kendi elinle kıyaslama. O el, hak, hakikatin eli. O dil, hak, hakikatin dili. O yürek, hak, hakikatin yüreği. O göz, hak, hakikatin gözü. O yeryüzünde dolaşan, yeryüzünde dolaşan, mecaz alemin hakikat güneşi. Sakın ona edepsizlikte bulunma. Kim ona savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir, dedi Hazreti Allah. Onu kendine, onun kendi gibi gösterdi. Dedik, o bendendir. Dedik, o bendendir. Ona savaş açarsan, bana savaş açmış gibi olursun. Ona hizmet edersen, bana hizmet etmiş gibisin. Onu seversen, beni sevmiş gibisin. Ona düşmanlık edersen, bana düşmanlık etmiş gibisin.
Onu saymazsan, beni saymamış gibisin. Hani Hazreti Peygamber dedi ya, Ya Rabbi, Ali'nin döndüğü yere hakkı döndür. Bunu duyduğumda, bunu tefekkür ettiğinde, ayaklarımın, dizlerimin balı çözülür. Çökerim bulunduğum yere. O nasıl muhabbettir? O nasıl sevgidir? O nasıl bağlıktır? O nasıl mükaşfedir? O nasıl muhabbetullah'tır? O nasıl bir hakikat değildir ki? Onun döndüğü yere, hak dönecek. Onun söylediği yere, hak söyleyecek. Ve söylediği böyle hak, böyle hakikat olacak. Hazreti Ali Efendimiz, Mürşidimiz, Sultanımız, Üstadımız, tasavvuf yolunun başı, erenlerin, velilerin öğretmeni, Mürşidi Hazreti Ali Efendimiz, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, soyunun geldiği yer.
Ya Ali, benim soyum senden gelecek dediği Ali. Ne Ali ki, Ahzab-ı Abadan, Ahzab-ı Abadan, Ehli Beyt'ten, yarın Ehli Beyt'ini de alıp, lanetleşin ayeti kerimesi geldiğinde, bütün Ahzab, sabaha kadar uyumadı. Ehli Beyt'ten olmak için. O Ehli Beyt'ten kimdi? O bir Ehli Beyt kimdi acaba? Ya Rabbi, biz miyiz? Beni o Ehli Beyt'in içinde eyledi. sabaha kadar, Ahzab'ın gözlerinden akan pınar oldu. Ve sabah olduğunda, bütün Ahzab, acaba benim adım anılır mı? Acaba ben çağrılır mıyım? Acaba benim ismim okulur mu diye. Bütün herkes toplandı Medine'nin meydanına.
Hazreti Peygamber hasta, Hazreti Peygamber rahatsız, Hazreti Peygamber iki müklü. Ama onda bir aba var, bir cübbe var. Çok önemli günlerinde giydiği bir cübbesi, bir abası, bir kaftanı. O kaftandaki sırrı çözebilmiş değilim. O kaftanda, o abada, o cübbeden nasıl bir sır var ise? En hüzünlü olduğu zamanlarda onu giyip unutmaya çıkar. En hüzünlü, hakkı zamanlarda Ben Murtaza'ya sesle duruyorum. Hazreti Fatıma, Hazreti Seyra'ya sesle.
Ben şehir ediyorum. Hazreti Hasan Efendi'nin görmeye çalışan. Sağında Hazreti Hasan, sonunda Hazreti Hüseyin.
Arkasında Fatıma, onun arkasında Hazreti Ali Efendimiz çıkar. İşte o Hazreti Ali, onun sahibi, son gelecek olan, Mehtale ve su soyundan gelecek. Hazreti Ali erizecek. Hasan Nur, müsaadesi yolundan gider.
İşte öyle bir Zat-ı Şerif bulursam sen, oruçlar tut, kurbanlar kes. Sanki de malını mülkünü hibe et, tasavduk et. Sen dünya ve ahiret zenginliğini buldun. Abi demiş ya, canlarca buldun, ben canını eğleyim. Kovununu değil. İşte o padişah da, yeni ay gibi görünen, hakikat güneşini görmüş.
Hem vardır. Gündüz yok olur. Gündüz yok gibi olursunuz. Gündüz yok gibi görürsünüz. Güneş gibi çıkıverir. Hakkınızı helal edin. Üzdüysek, kırdıysak, incittiysek, af ola. Cenab-ı Hak, güneşimizi yolunda sabit kılar. Fatiha.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi