mustafaozbag.org

11. Allahın her yarattığını sevmek 4 kapı 40 Makam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 2 Temmuz 2022 · 50:15

Efdeali zikr fâlevin lehû La Muhammedan resûlillâh, cemiyenen emdiâyi vel miónselîn Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn Selâmûl loaf Allah gecenizi hayırlı eylesin Amin Gündüzünüzü hayırlı eylesin Amin Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin Amin Rabbim cümlemizi Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin Amin
Hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret edenlerden eylesin. Amin. Batılı, batıl bilip, batıla karşı cihad eden, mücadele edenlerden eylesin. Amin. Hakkı söylemekten, hakkı yaşamaktan korkup çekinenlerden eylemesin. Amin. Cenab-ı Hak cümlemizi hak uğruna, hakça yaşayanlardan eylesin. Amin. Rabbim hakkı ve hakça yaşamayı ve yaşatma mücadelesi verirken, kınanmaktan korkanlardan eylemesin.
Amin. Ecmeyin. Müminlik sıfatıdır çünkü, kınanmaktan korkmamak. Cenab-ı Hak o Allah'ı siz geri döner, rücu eder, yolunuzdan, dininizden, imanınızdan, ahlakınızdan geri dönerseniz, Allah öyle bir kavim yaratır, onlar Allah'ı sever, Allah da onları sever ayetinden sonra, onlar kınanmaktan da korkmazlar der.
O yüzden insan dinini yaşarken, kınanmaktan korkmayacak. İman etti, iman etti dinini yaşarken, beni kınarlar, burada bana ters bakarlar, burada bana yan bakarlar diye korkmayacak. Kınanmaktan korkan insanlar, imanlarını kaybederler. O yüzden sufilinizi de yaşarken, kınanmaktan korkmayın.
Beni kınarlar diye düşünmeyin. Bu dünya gelip geçecek, ki gelip geçiyor, ve bakıyorsunuz, arkanızda yaptıklarınız, bir de yapmadıklarınız kalıyor. İnsanlar, yaptıkları doğruysa sevap ve hayır kazanıyorlar, yaptıkları doğru değilse günah kazanıyorlar. Ama insanların bir de yapabilirliği olduğu halde yapmadıkları var.
Yapabilirliği olduğu halde yapmadıkları. Herkesin gözünün kör olduğu, kalbinin kör olduğu yer burasıdır. Bakın, buraya dikkat edin. Yapabilirliği varken yapmamak. Eğer ki bir günahı işlemeye muktedir iseniz, o günahı işlemeye muktedir olduğunuz halde, o günahı işlemiyorsanız, yapabilirliğiniz var olduğu halde yapmadınız ve sevap kazandınız.
Ama siz bunun farkında değilsiniz. Cebinizde para var, her türlü yanlış işi yapmaya muktedir misiniz? Evet, gençliğiniz var, yakışıklılığınız var, bayanlar için güzelliğiniz var, alımınız, çalımınız var. Bir haramı işlemeye muktedir misiniz? Evet. Ve o haramı işlemediğiniz müddetçe Allah ona ayrıca sevap veriyor. Oradan ayrı sevap alıyorsunuz. Ama bunu gözünüz görmüyor sizin. Bir kimseden intikam almaya gücün yeter mi? Yeter. O kimsenin boğazını sıkabilir misin? Sıkabilirsin. Bir vuruşta yere indirir misin? İndirirsin. Ama yapmıyorsun. Nefsinle mücadele ediyorsun. Vurmayayım şimdi buna diyorsun. Yapabilirliğin varken yapmadın.
Sevap kazandın. Bir de ne var? Bir de haramlar var. Haramları yapabilirliğin var, yapmıyorsun. Tamam. Bir de ne var? Karşılığında helallar var. Yine yapabilirliğin var. Mesela namaz kılmaya muktedirsin, kılmıyorsun. Yapabilirliğin var mı? Var. Cömertlik etme yapabilirliğin var mı? Var. Yapmıyorsun. Zikrullah'a gitme halin, mecalin, durumun var mı? Var. Yapmıyorsun. Bir de bunlar var. O zaman bunları da yapmak lazım. Kınanmaktan korkmayacağız inşallah. Biz henüz evlenmemiş, yaşları otuz civarı kişileriz. Amacımız sufi bir eş ile evlenmek.
Hayır dualarınızı talep ediyoruz. Hakkınızı helal edin. İnşallah Cenab-ı Hak gönlünüzün muradını versin. Yani böyle düşünüyorlar. Hadi bundan evlen deyince hiç sufice davranmıyorlar. Edebiyatta güzel oluyor bu. Kadınlar için de, erkekler için de, herkes için geçerli. Herkes şunu düşünüyor. Bir sufi kimseyle evleneyim. Kadınlar da erkekler de. İyi güzel. E yola çıkıyorsun. Oho ne sufilik kalıyor ne bir şey kalıyor. E şimdi bir de bu tarafı var. Hemen dakikada evlendiririz biz.
Ama sufice olacaksa dakikada sürmez. Bazen bazı örnekler veriyorum. Böyle bakıyor herkes. Hani bizim kuyucunun kızından örnek veriyorum. Mesela işte örnek olarak. İşte Hüseyin gitti, görüştü. Tamam mı? Tamam. Ailen baktı. Tamam mı? Tamam. Herkes tamam mı? Tamam. Kuyucuya telefon açtım ben. Kuyucuya. Selamun aleyküm aleyküm selam. Hacı Mehmet dedim. Bu çocuk benim yanımda çalışıyor. Bu geliverayı hızım gidiver tingozum olursa dedim. Ben çalışacağım dükkanda bunun yerine. Sen ne emredersen o dedi. Siz şimdi bir kız babası olun.
Evet. Empati kurun şimdi. Kız babasısınız. Bir delikanlı gelmiş. Tanımıyor hiç. Kim göndermiş? İşte halasının o. Ben onun halasının oğluyum. O benim dayımın oğlu. Ben onun halasının oğluyum. İyi. Aynı zamanda işte beni üstadı olarak bilir. Aslında sorsan üstadından fazla her şey olarak bilir. Öyle kuyucunun yavaşı yoktur. E şimdi o birisini göndermiş. İyi konuşmuş, görüşmüş. Tamam mı? Tamam. İyi. Hacı Mehmet. Selamun aleyküm aleyküm selam. Sen abicim dedim. Onun nikahını kıyı da orada dedim ben. Dini nikahını.
Göndersen onu buraya dedim. Kaç tane kız babası yapar bunu? Duruyor değil mi akıl? Her şey duruyor bak. Bak her şey duruyor. Kolay değil o. Ondan sonra hiç ağzını açmayacağım bir de. Kaç yıl geçti üzerinden. Daha Hacı Mehmet ağzını açmamıştır bana. Bak bununla alakalı Allah nazardan saklasın. Onu da nefsini uydurmasın.
Daha bununla. Bu da önemli değil. Daha ağzını açmamıştır Hacı Mehmet bana. Yani derviş olduğu günden beri, Şeyh Efendi'nin zamanından beri daha ağzını açmamıştır bana. Hayır kelimesi yoktur. Ben Şeyh Efendi'nin sağlığında onun başındaki görevli kardeş Şeyh Efendi'ye benim yanımda şikayet ediyor onu. Ki ben ona dedim bunu zakir etme dedim.
O işte ya işte onu yapalım dedim. Sen yapma onu dedim. Diyemedim ona sen bunu idare edemezsin diye. Sen yapma bunu dedim. O yaptı. Yapınca zaten olmadı. Birisi arazi aracı gibi. Dağ vur dağ vuruyor. O eğin o eğiliyor. Ne zaman nereye vuracağı belli değil. Hacı Mehmet öyle. Öbürü ki öyle insan görmemişti hiç hayatında. Nasıl onu idare edecek? Mümkün değil. Bu sefer şikayet ediyor Şeyh Efendi'ye. Bunlar size ölçü olsun. O yüzden anlıyorum. Birini kötülemek için değil. Ben Şeyh Efendi'nin yanındayım. Telefon açıyor. Ondan sonra tabii Şeyh telefonu açıyorsa onun yanında durulmaz. Onun telefondaki konuşulanları duyulmayacak şekilde birkaç adım geriden gidilir.
Edeb, adab odur. Bir mahrem konuşuyorlardır. Ben onun aradığını, onun şikayet ettiğini anladım. Aradım Hacı Mehmet'i. Selamun aleyküm aleyküm selam. Zakirliği şimdi bırakıyorsun dedim. Telefonu kapatacaksın. Zakirliği bırakacaksın dedim. Emredersin dedi. Tak kapattı telefonu. Kapattım ben telefonu. Tabii Şeyh Efendi de telefonu kapattı. Ben yanına yaklaştım. İşte dayının oğlu işte ben sustum. Hiç seslenmedim. Bir daha telefonu çaldı Şeyh Efendi. Tabii o aradı tekrar. Ben Zakirliği bıraktım dedi. Direkt ona. Ardından o bir daha Şeyh Efendi'yi arıyor. Efendimiz Zakirliği bıraktı diye. Anında gelişiyor bu.
Bana döndü. Dayının oğlu Zakirliği bırakmış dedi. Bırakmıştır efendim dedim. Allah Allah dedi. Şeyh Efendi şimdi. Hani sen mi dedin diyecek demiyor bana. Ben de bir şey demiyorum. Zakirliği bıraktı. Ardından laf dinlemek, bir büyüğünü dinlemek, birini büyük olarak kabul ettiysen laf dinlemenin hikmetleridir bununla. Tabii tabiri caizse giyotinin altından alındı şimdi o.
Başka bir Zakir, işte onun başındaki Nakib-i Nukabba Zakir'i şikayet ediyor. E o Şeyh'in önüne attı onu. Aslan'ın önünden kuzatar gibi bu. Onun önüne attı. Kendisi halletmesi lazımdı. Kendisi halletmiyor. Aslan'ın önüne atıyor. E Aslan'ın önüne attığın zaman o Zakir zaten Nakib-i Nukabba'yı tutacak. Böyle bir şey mi olur? Yani dinleyecek veya dinlemeyecek. Ama aldım ben arkadan dolaşıp. Hacı Mehmet de hiç itiraz etmedi. Burada asıl konu o. Hacı Mehmet'in hiç itiraz etmemesi. Bırak bıraktı. At attar. Tut tutar. Böyle benim de en derviş yapamaz onu. Şimdi Sufi ile evlenecek iyi. Hadi evlen.
Al bunu de bakalım ne olacak. Erkekler şimdi Sufi ile evleneceğim diyecek. Değil mi? İyi çok güzel. Hadi bu akşam nikahlayacağım. Al bunu diyeceğim. Alacak mı? Kızla diyeceğim ki evlenecek olana evlen bununla diyeceğim. Evlenecek mi? Benim gibi normal olmayan adamın önüne böyle şeyler konulmaz.
Anladınız mı? Bu işin edebiyatı, hakikati değil. Erkekler de kadınlar da evleneceksin. İyi hadi dakikada evlendireceğim. Annene sormayacak mı? Babana sormayacak mı? Annenle babandan o icaziyeti aldın mı? Dedin mi ben şeyhim kimle evlendirirse dakikada evlenirim diye? Orda evlerinde askeriye ait olan yerde alkol var.
Alkol içiliyor. Asker ocağı, peygamber ocağı diye anlatıldı. Bize büyüklerimiz tarafından o aşkla büyüdük. Evlatlarımıza biz de öyle anlattık. Yanlış mı anlattık ve yanlış mı aşılandı? Peygamber ocağı denilen yerde neden alkol kullanılıyor ve satılıyor? Asker ailesi olarak oradan faydalanmak uygun mu? Lokanta, kafe, otel vs. oraya gitmek uygun mu? Harama düşer mıyız oraya gitmekle? Türkiye laik demokratik bir ülkedir. Laik demokratik hukuk devleti olan bir ülkede peygamber ocağı bulunmaz. Bir kimse laik demokratik bir ülkede herhangi bir kurumu, kuruluşu peygamber ocağı derse hata yapmış olur. Ve laiklik ilkesine daykırı davranmış olur.
Öyle yapamazsınız, diyemezsiniz. Bugün dördüncü kapı, hakikat kapısının Allah izin verirse inşallah Allah'ın her yarattığını sevmek. Dördüncü kapının dördüncü makamını inşallah konuşmaya gayret edeceğiz.
Allah'ın her yarattığını sevmek. Şimdi Allah'ın her yarattığını sevmek denilince, bu bizim ülkemizde bilhassa çok istismar edilen bir söz tırnak içerisinde. Hani Yunus'un da bir bu manada sözü var ya, yaradılanı severiz yaradandan ötürü diye. Bu sözü, bu benim söyleyeceklerimin hepsi de benim kendi şahsi görüşüm.
Kendi şahsi algılayışım, anlayışım, kimse herhangi bir sataşmada bulunma şeyim değil. Ben oldum olası bu Allah'ın her yarattığını sevmek ve yaradılanı severiz yaradandan ötürü sözünü kendimce ben analiz ediyorum. Bugün piyasadan dinlediğiniz veya kendisini sufi olarak gösteren veyahut da işte böyle çok sevgi ağacıymış gibi gösterenlerin gördüğü noktadan gördüğümü, görmediğimi söyleyeyim.
Öyle görmüyorum. Baştan ne diyeceğimi söyleyeyim çünkü. Evet, biz yaradılanı severiz yaradandan ötürü. Ama biz bu manada insanlarla olan ilişkide veyahut da insani meselede farklı düşünürüm ben. Benim için Allah'ın yarattıklarını sevmek demek, Cenab-ı Hakk'ın yarattığı her şeye karşı, her şeye karşı muhabbet beslemektir.
Şimdi insanı insan eden en önemli duygulardan birisi sevgidir, muhabbettir. Bu bütün varlığa yayılmış vaziyettedir. Cenab-ı Hak hatta Allah'ın sevgisi yüz ise bunun bir tanesini mahlukatın üzerine dağıtmıştır. 99'u tabiri caizse kendi uhdesinde kalmıştır. Bizim o sevgi hissiyle, duygusuyla biz insani hayatımızı devam ettiririz. O sevgi duyusuyla, hissiyle anne babamızı severiz, eşimizi severiz, çocuklarımızı severiz, arkadaşları, dostlarımızı severiz, komşularımızı severiz, akrabalarımızı severiz. İnsani olarak, bir de dini olarak Allah'ı severiz, peygamberimizi severiz, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, üstadımızı severiz, müminleri severiz.
Bakın, bu az önceki sıraladığım insani anne, baba, eş, çocuk, akraba, arkadaş, kardeş, hatta bunun bir de mal boyutu var. Adam arabası, evi, barkı, tarlası, takkası, işi. Bunları da sever insan. Bu da işin ayrı bir dünyayla alakalı kısmı. Bir de dini kısmı var. Dini kısmı ne? Başta Allah'ı severiz, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini severiz, üstadımızı severiz, varsa müminleri severiz.
Biz böylece de dini olarak da bu sevginin içerisinde yoğuruluruz. Kendimizce milli olan duygularımız vardır, onları severiz. Bu nedir? Kendi vatanını sevmek gibi, kendi şehrini sevmek gibi, kendi mahalleni sevmek gibi, kendi sülaleni sevmek gibi. Bunların hepsi de fıtridir. Allah o sevgiyi bizim içimize işlerken, koyarken, yaratılışta bu sevgiyi de koymuş bizim içimize. Biz normal bir insan, normal bir insan bu sevgi yumanın içindedir. Ve bunları sever. Ve bu sevgi, yaratanın senin üzerindeki en büyük mucizelerinden birisidir. Sen bir yaratıcı arıyorsan, sen kendi üzerindeki o sevgi yumağına bak, o sevgi yumağı senin üzerinde yaratıcının ne kadar ince detaylarla uğraştığının göstergesidir.
Şimdi, tabii bir yaratılan var, bir yaratıcı var, bir de yaratılan var. Yaratılan deyince, bizim hemen aklımıza insan gelir. Yaratılanı sev, yaradandan ötürü hemen insan geldi. Değil. Benim durduğum yer burası değil. Ben yaratılan denilince, bütün varlık alemi benim aklıma gelen. İnsanı ayrı yere koydum. İnsanı ayrı yere koydum. Biz şimdi yaratılan denilince, Cenab-ı Hakk'ün ol dediğinden itibaren yarattığı her ne var ise, gözümüzün gördüğü görmediği, kulağımızın hissettiği hissetmediği, bir de kalbimizin gördüğü hissettiği, yaradılanlar var, biz sadece gördüklerimizden, duyduklarımızdan, bildiklerimizden sorumluyuz. Yaradılanların hepsini görmemiz mümkün mümkün mü? Değil.
O zaman gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, kalbimizin gördüklerinden sorumluyuz. Yaradılanı sevmede. Burada insanı kenara koyuyorum. Çünkü, Cenab-ı Hakk'ın sonsuz yaratmış olduğu varlık düzlemi var. Ve onun üzerinde sayısız mahlukatlar var. Bize Kur'an'dan bildirilen cinni taifası var, kafiri var, mümini var, münafığı var, şeytan taifesi var, ayrı.
Melekler var, meleklerin içerisinde büyük melekler var, küçük melekler var, ismi anılmayan melekler var, Adem'den itibaren gelen peygamberler var. Ve Cenab-ı Hak yedi kat göğü yaratmış, yeri yaratmış, samanyolunu yaratmış, adına biz samanyolu koymuşuz. Kainat sonsuz yaratmış, sonsuz yaratmış olduğu o kainatta varlıklar var. O varlıkların tanış, tanışma. Cennet var, cehennem var, arşala var, kürsü var, lef-i muhafız var. Bunların hepsi de Cenab-ı Hakk'ın yarattığı kalem var, akıl var. Yani o kalem aynı zamanda akıl ya, o yüzden diyorum. E şimdi böyle olunca, yaratılanı saymak mümkün değil. Bakın, yaratılanları sevmek mümkün değil.
E şimdi, biz bir sufi topluluğuz. Biz yaratılan dilinince, sadece insanı düşünürsek, biz yayan kalırız. O zaman sufi topluluksak, biz seyir-i sülük... Ha ben, şunu da ben altını çizerekten söyleyeyim, ben öyle görürüm. Bir kimse, bir Mürşid-i Kamil'den ders aldı mı, seyir-i sülükü başlamıştır onun. Ben öyle görürüm. Eğer onun şeyh-i Mürşid-i Kamil ise onun seyir-i sülükü başlamıştır. O zaman seyir-i sülükü başlayan bir derviş, değişik perdelerde, değişik yaratıklarla karşılaşacak. Değişik varlıklarla karşılaşacak. Ve bu varlıkları daha önce görmüş olmayacak. Görmediği için zaten hayrete düşecek.
Veyahut da ilk defa gördüğünde kendince tiksinmeyecek. Onu kerih görmeyecek. Bu yaratılanı sevmek, bu insanla alakalı değil. İnsan senin hemcinsin zaten. Bunda bir sıkıntı yok ki. Asıl sıkıntı hemcinsin olmayanlarla. Çok değişik yaratılışta varlıklarla karşılaştığında tiksinmemek. Çok değişik varlıklarla karşılaştığında onu kerih görmemek, onu eksik görmemek, onu itici görmemek. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gökyüzü olarak nitelendirsek veyahut da değişik yaratılış perdeleri olarak da nitelendirsek, o ister gökyüzü olarak nitelendirelim, ister değişik yaratılış perdeleri olarak nitelendirelim, o perdelerde yaşayan varlıklar var.
Öyle olunca bir sufi seyri sülükü devam ederken bu varlıklarla karşılaşacak, onlara aşina olacak. Onlarla karşılaştığında, onlarla aşina olduğunda o zaman o kimse o varlıklara karşı eksik görme, noksan görme, sevmeme, itme noktasında olmayacak. E şimdi bunu sadece insana yorumlamışlar, genel olarak yorumlayanlar. Ben bunu insana yorumlamıyorum. O yüzden Rabbiniz, Allah işte O'dur, O'ndan başka ilah yoktur, O her şeyi yaratandır. En'am suresi ayet 102, O her şeyi yaratandır. Bunu aklınıza, kalbinize çakın. Şunu unutmayın hiçbir zaman. Yaratma eylemi, fiili Allah'a ettir.
Ve Allah bir nesneyi yaratıyorsa, onu bir hesap kitap üzerine yaratır. Onu eksik ve noksan yaratmaz. Bakın eksik ve noksan yaratmaz. Ve bütün perdelerin, bütün alemlerin ve yaşadığınız bu alemin tek yaratıcısı vardır, o da Allah'tır. Şeytan bir şey yaratamaz, melekler bir şey yaratamaz, peygamberler bir şey yaratamaz, veliler bir şey yaratamaz, cinniler bir şey yaratamaz.
Hiçbir varlık, hiçbir şey yaratamaz. Yaratan tek Allah'tır. O yüzden yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini, aklını elinde tutan Allah'tan başka hiçbir şey değildir. Böyle olunca o yaratılmışların hepsi de, yaratılmışların hepsi de Allah'ın eseridir. Onları Allah dizayn etti, Allah yarattı.
Hesabı kitabı da Allah'a ait. Şeytanın da hesabı kitabı Allah'a ait. Yaratılma hesabı kitabı ve aklı. Meleklerin de, cinnilerin de, harutun da, marutun da, gök ehlinin de, yer ehlinin de. Veyahut da herhangi bir perdeye gitseniz de, oradaki varlıkların, yaratıkların, nesnelerin, eşyaların yegane yaratıcısı Allah. İşte ve o Allah Celle Celaluhu yarattı.
Her ne var ise, hepsini de mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bu imani bir meseledir, dikkat edin. Mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hıcır ayet 86. Hiç şüphesiz senin Rabbin, işte o her şeyi mükemmel yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir. O zaman yaratmada bir eksiklik görmek, yaratmada bir noksanlık görmek, mükemmeliyetçilikten dışarı çıktığı için dikkat edin.
İnsan küfre düşer. Yaratma fiiliyatı tamamıyla mükemmel bir noktadadır. O zaman biz yaratılanı sevmemiz Allah'ın mükemmel yaratmasından dolayıdır. Biz mükemmel yaratan Allah'ın yarattığı her şeyi severiz. O zaman yaratılmış olan bir şeyde yaratılma eksikliği noksanlığı yoktur.
Mükemmeldir. Secde ayet dediği, o Allah ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı. Bakın her şeyi yaratan Allah ve her şeyi yaratan Allah mükemmel yarattı. Aynı zamanda da güzelliği de yanına koydu. Hem mükemmel hem de güzel yarattı. O zaman senin yaratılışta bir şeyi çirkin görmen, yaratılışta herhangi bir eksik noksan görmen seni gizli küfre, gizli şirke götürür. Sen gizli küfre düşersin. O zaman yaratılışta bir şeyi mükemmel görmemek, yaratılışta bir şeyi çirkin görmek seni küfür ehli yaptı. Sen ister ağaca bak, ister böceğe bak, ister hayvana bak, ister uçanlara bak, ister yürüyenlere bak, ister yüzenlere bak.
Hiçbir şey hakikatinde çirkin yaratılmadı, hiçbir şey hakikatinde eksik yaratılmadı, mükemmel yaratıldı. Öyle olunca bu alemde veya başka bir alemde hikmetsiz, boşa yaratılan, eksik yaratılan, çirkin yaratılan hiçbir şey yok. Bakın bunlar sizi tevhide götüren şeyler.
Yaratılan herhangi bir şeyde çirkinlik yok, eksiklik noksanlık yok ve yaratan Allah. Meseleye böyle baktığınızda o zaman bütün yaratılmış olan her şeye baktığınızda bir mükemmel bir yaratılış göreceksiniz. Ve siz güzel görmüş olacaksınız her şeyi. Hani Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri der ya, güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır der.
Güzel düşünen güzel görür. O zaman ilk önce düşünce olarak şunu yerleştireceğiniz, imani bir hakikat olarak. Bir, her şeyi Allah yarattı. Her şeyi. İki, Allah her şeyi mükemmel yarattı. Üç, Allah her şeyi güzel yarattı. Bunu üstünüzde oturtturun. Bunu sadece işte herhangi bir varlığa değil, hatta bunu bitkilere dahi, bunu normalde ağaçlara, bitkilere, sudakınlara, havadakınlara, yerdekinlere, her şeye söyleyeceksiniz. Çünkü bitkiler olarak da taneyi, tohumu yaratan, yine o. Ayet-i kerimede diyor, Allah taneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır. Enam 95.
O zaman biz dünya üzerindeki hayvanlardan tutun, bitkilerden tutun, uçanından tutun, yüzeninden tutun, görünenden, görünmeyenden, her şeyine baktığımızda bu üç ana unsuru hiç unutmayacağız. Yaratıcı Allah'tır. Allah'tan başka yaratıcı yoktur. Ve yarattığı her şeyi bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratır. Mükemmel yaratır. Ve yarattığı her şey güzeldir. O zaman güzel olan, mükemmel olan sevilir. Güzel ve mükemmel olan sevilir. Bakın tekrar söylüyorum. Güzel ve mükemmel olan sevilir. Ve siz bakarken sufice, yaratılmış bir şeyi çirkin görmek, eksik görmek, noksan görmek, fazlalık görmek, bunu neden yarattı demek seni küfre götürür.
Sen önce bu eğitimi sağlam bir şekilde al. Böyle boş, biz yaratılanı severiz yaratandan ötürü. Ya bu ne kadar çirkinmiş ya. Yok olmadı. Hani yaradılanı sevmiştin, yaradan Allah'tı, sen nasıl onu çirkin gördün, olmadı. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde örnekler vardır. Hani meşurdur ya, bir böyle köpek, vaaz-ı rivayetlerde merkep olarak geçer. Aslında o rivayet bazen de İsa aleyhisselamın üzerinde olduğu düşünülür. Veyahut da Hz. Muhammed Mustafa'nın üzerinde olduğunu söyleyen hadis kitapları da vardır. Hani ashabıyla beraber yürüyor. Yürürken bakıyor ki herkes o kokudan ağzını burnunu saklıyor.
Kerih görüyorlar. Ha meşhur ya, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ne güzel dişleri varmış diyor. Bakın herkesin kerih olarak gördüğünde bir güzellik gördü. Bir güzellik görmek, güzel tarafını görmek. Dedi ki ne güzel dişleri varmış. Allah bizi öyle görenlerden eylesin. Oysa herkes diyordu ki bu leş kokuyor. Buna bakılmaz. Hatta rivayet ederler böyle Arapların örtüleri var. Örtülerini böyle örttüler ağızlarına, burnlarına, kokuyor o diye. Hz. Muhammed Mustafa örtmedi. Dedi ki ne kadar güzel yaratmış. Dişleri çok güzel. Şimdi öyle olunca demek ki biz bir şeyi çirkin ve kerih görme noktasında değiliz.
Ve hadis-i şerif, pardon ayet-i kerime Enam 38. Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın. Biz kitapta, lehf-i mahfuzda hiçbir şey eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanacak. O zaman yeryüzündeki hiçbir şey, hepsi de bir ümmet, hayvanlar da ve hepsi de lehf-i mahfuzda bir hesap kitap üzerine yazılı.
Eksik noksan bir şey yok. Allah'ımı yesin. Hz. Peygamber buyuruyor. Kim bir sertçeyi boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyamet günü o sertçe feryat ederek Allah'a şöyle seslenir. Ey Rabbim, falan beni gereksiz yere öldürdü, herhangi bir fayda için öldürmedi. O zaman yaradılanı biz yerli yerinde kullanırız. Zevkine hayvan öldürmeyiz. Biz hayvan öldürmeyiz. Yaradılana karşı merhametli davranırız. Yeryüzünde hiçbir inanç yoktur ki yeşili koparmak, o yerin sineğini bile öldürmek yasaklansın. Siz ihrama girdiğinizde Medine, Hicaz bölgesinin yeşilini dahi koparamıyorsunuz yaprağına. Bir hayvanını öldüremiyorsunuz.
Hatta hayvana işaret bile edemiyorsunuz. Burada hayvan var diyemiyorsunuz. Dikkat edin. İhrama girdiniz, hiçbir şeyi öldüremiyorsunuz. İhrama girdiniz. Hiç kimseye bir şey söyleyemiyorsunuz. Kötü manada. İhrama girdiniz, o bölgenin dalını dahi koparamıyorsunuz. Oruç tuttunuz. Asla kötü bir şey söyleyemiyorsunuz. Oruçlusunuz çünkü. Kavga edemiyorsunuz. Tartışamıyorsunuz. Kötü söz söyleyemiyorsunuz. Etrafınızdaki hiç kimseye. Rabbimiz onlardan eylesin. Hazreti Aişe annemiz hırçın bir deveye biner. Hırçın bir deveye binince onu sakinleştirmek için ileri geri yapmak ister. Allah Resulü der ki, Ey Aişe!
Hayvana yumuşak davran. Çünkü o yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir. Bakın, öyle bir peygamber ki, Kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı tavsiye ediyor. Sufi kardeşler, Derviş kardeşler, Bakın, Kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz.
Söz muhteşem. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir. Yumuşaklık nerede varsa da orayı güzelleştirir. Allah bizi yumuşak huyulardan eylesin. Amin. Ahlaki olarak. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Amin. Yine Müslim'de ve Tirmizi'de geçen bir hadis-i şerif. Allah-u Teala her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse, Canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde, Bu işi ona eziyet vermeden güzel bir şekilde yapın. Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman, Yine ona eziyet vermeden güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse, Bıçağını iyice bilesin, Hayvana acı çektirmesin. Tam Kur'an arifesinde, Bu hadis-i şerifte iyi oturdu şimdi.
O yüzden normalde ne yapacağız o zaman? Hiçbir şeye, Hiçbir şeye sert ve kötü davranmak yok. Her şeye iyi davranmaya gayret edeceğiz inşallah. Hazreti Pir'in sözü çok hoşuma gitti. Buraya not olarak aldım. Onu okuyaraktan bitireyim. Kardeşim, Sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür, Gülüstan olursun. Diken düşünür, Dikenlik olursun. Hazreti Mevlana. Biz gül düşünelim, İnşallah Gülüstan olalım. Haklarınızı helal edin. Allah sizden razı olsun. Bu salı günü inşallah burada şey olacak yine, Divanı Kebir yapacağız. Pazartesi günü bayanların burada programı var. Sadece bayanlara ait.
Perşembe günü yine namazgahta ders var. Ama ve lakin bu önümüzdeki, Bugünden sonraki derslerin hiçbirisi de mecburi değil, bayram haftası. Biz bayram haftası çünkü genelde ders yapmıyoruz. O yüzden il, ilçeler, bütün hepsini de bugün yayınladım. Hepsi de bayram haftası dolayısıyla iptal ettik. Bayramdan sonraki, Perşembeden itibaren inşallah derslerimiz devam edecek. Ama namazgahtaki zikrullah Perşembe günü devam. Salı günü burada Divanı Kebir var. Yine devam edeceğiz. Önümüzdeki Perşembe zaten araya normalde. bayram Cumartesi günü öyle değil mi? Önümüzdeki Perşembe'de ders devam edecek. Bayramın birincisi günü, Cumartesi günü burada sohbet yok.
Bayramın ikinci günü yine Allah izin verirse aşağıdaki neydi salonun adı? Bahçe. Bahçe davette inşallah. Bayramın ikincisi günü yine bayramlaşmamız olacak yine. Aynı saatte başka var mı ilan edilecek? Hacı Cafer. Yok. Tamam. Bu kadar. Haklarınızı helal edin. El Fatiha. Hemen selam edin. Amin.
Asıl Cürcün'e önümüzdeki hafta kopacak. Pardon. Bir dahaki sohbette kopacak. tüm insanları bir görmek. Bir de bu var ya hani hakikatin beşinci kapısı bu. Bu da doğru yerde kullanılmıyor. Bunu da işaret fişeğine şimdiden patlatayım. Yani çıkıyor birisi tasavvuf adına. Biz bütün insanları seviyoruz. Allah Allah. Sen eşcinseli de mi seviyorsun? Eşcinselliği de mi seviyorsun? Sen kafiri de mi seviyorsun? Sen Müslümanlara savaş açanı da mı seviyorsun? Sen Müslümanların namusunu kirleteni de mi seviyorsun? Nasıl seviyorsun? Bu nasıl bir sevmek bu? Bunları söyleyen, Türkiye'de ehli tasavvufum diyenler.
Bunlar böyle logo sözler. Klişe. Biz bütün insanları seviyoruz. Allah Allah ya. Nereden buldun bu sevgiyi sen? Allah'ın sevmediklerini nasıl seveceksin? Allah zalimleri sevmezsen seveceksin mi? Allah faizcileri sevmezsen seveceksin mi? Allah gıybetçileri sevmezsen seveceksin mi? Allah kafirleri sevmezsen seveceksin mi? Allah münafıkları sevmezsen seveceksin mi? Sevgi pıtırcı olmuş millet. Allah'ın sevmediğini nasıl seversin? Sen Yezidi'yi seveceksin o zaman. Öyle mi? O zaman sen Hazreti Hüseyin Efendimiz'i katledenleri seveceksin o zaman.
Öyle mi? Nasıl seveceksin? Sen o zaman müminlere savaş ilan eden, müminlerin kanını, canını, malını, ırzını, namusunu perişan eden'i seveceksin öyle mi? Sen müminlerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Ne sevgi pıtırcı herkes seviyor herkese. Sen her gün Filistinlerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi?
Allah ve Resulüne savaş açanları seveceksin sen öyle mi? Allah'a savaş açmış sen onu seveceksin öyle mi? Sufilik doğru yerde olacak. Doğru yerde. Evet. Önümüzdeki yani normalde cumartesi tabii bayram, ondan sonraki cumartesi bu sohbet. Tüm insanları bir görmek veya işte bütün insanları sevmek neyi ben yapamıyorum. Allah bizi affetsin.
Rabbim inşallah bu konuyu işleyeceğiz. Milaki derste. Geceniz hayır olsun inşallah. Allah razı olsun. Selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi