Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 1:34:58
İsa dinini mahva çalışan diğer bir Yahudi padişahının hikayesi. Konu başlığımız bugün bu. Tarih boyunca Yahudiler kendilerine gönderilen peygamberleri katletmekle kalmadılar. Kendilerinden sonra gelen peygamberleri de katlettiler. En son İsa aleyhisselamı da katletmeye çalıştılar biliyorsunuz. Ve Yahudiler tarih boyunca kendi dinlerini ifsad ettikleri gibi kendilerinden sonra gelen bütün peygamberlerin dinlerini ifsad etmeye çalıştılar. Bunda da başarıya ulaştılar. Mesela İslam dininin içerisinde dahi İsrailiyat denilen bir olgu var.
İsrailiyat olgusu yani dindenmiş gibi görünen, Kur'an ve sünnete dayanmayan ama Yahudilerin enjekte ettiği veyahut da işte bu tip içi dışı bozuk münafıkların enjekte ettiği olgular, dindenmiş gibi kabul edilen. Onlara sorduklarında onlar böyle bir şey kabul etmezler tabi de. Ama bu ne yazık ki tarihi bir vaka.
İşte yine böyle hani bir Yahudi padişahla bir halife meselesi, vakası anlatmıştık ya hikaye. Bu da ona böyle ona atfen, ona yakın başka bir Hristiyan sonradan işte Yahudi olan, kiminleri Hristiyan, kiminleri Yahudi dedikleri karışık tarihi bir noktada bir Yahudi kimse.
Sonradan kimisi diyor ki o Yahudi padişah işte Hristiyan oldu, Hristiyanlıktan geri döndü. Kimisi diyor ki pagandı, paganlıkla beraber aynı şekilde Yahudiliğe devam etti diye. İsa kavminin dinini mahvi için aynı Yahudinin neslinden diğer bir padişah meydana çıktı. Bu anlattığımız daha önce Yahudinin arkasından. Bu diğer padişahın meydana çıkışını haber almak istersen ve semâ-i zâtul buruc suresini oku.
Yani Kur'an-ı Kerim'de buruc suresi var. O buruc suresinde bu sonradan çıkan, o Yahudinin neslinden gelen o padişahı anlatıyor. Buruc suresi. Birinci padişah'tan doğan kötü adete bu padişah da ayak uydurdu. Bir kimse bir yerde kötü bir adet oluşturur, kötü bir adet çıkarır. O kötü adete arkasından gelenler de heva ve heveslerine uydukları için arkasından gelenler de o kötü adetten nemalandıkları için o kötü adete devam ettirirler.
Bu kötü adetler dindenmiş gibi görünür. Dinin içindenmiş gibi görünür. Birisi böyle bir kötü bir adet ihdas eder, böyle bir kötü adet çıkarır orta yere arkasından gelenler o kötü adete devam ederler. Sebebi nedir bunun? Sebebi o kötü adetten ama bir padişahın, ama bir devletin, ama belli bir oligarşi sistemini elinde tutanların ondan faydalanması, ondan nemalandıkları müddetçe, ondan faydalandıkları müddetçe o kötü adete devam ettirirler.
Ve o kötü adeti de bu acı bir şeydir. Bunu böyle dinileştirirler. Bakın bunu dinileştirirler. Ve acıdır bu. Bütün inananların içerisinde bu tip kötü adetler çıkarırlar. Mesela din, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Kur'an-ı Kerim bu kötü adetlerle, sonradan çıkarılan bu bidatlarla mücadele eder. Biz şimdi o kadar çok bidatın içindeyiz ki mesela.
Ama o bidatlarla mücadele etme gücümüz yok. Bizde şu anda da İslam ümmeti o bidatların içerisinde. Ama o bidatları normal hale getirdik. Normal hale getirince artık bidatsız yaşayamaz olduk. Onu çünkü biz kendi içimizde normal hale geldik. Bizim günlük hayatımızda sabah kalkıp akşam yatıncaya kadar bu günlük hayatımız, ticari hayatımızda, yani ekonomik hayatta, ahlakımızda, ibadetimizde, iman sisteminde o kadar çok bidatların içerisindeyiz ki bunları normalde ayıklamaya kalkmak insanın ömrünü götürür.
O yüzden ben biraz keskince dururum, kestirir atarım. Benim için din, Kur'an, sünnet, imamların iştahı, geri kalan fasofiso derim. Benim için sufilik ilk sufilerin yolu, düşüncesi, görüşüdür. Geri kalanını dinlemem deyip attığımdan, attığımdan dolayıdır. Milletin de işine gelmez. Milletin işine gelmez. O gidecek, şeyhin postunun altına bir yüz lira, iki yüz lira para koyacak. Şeyhin istediği gibi konuşacak. Şeyh ile istediği gibi muhabbet edecek. Onu yönlendirecek. Veyahut da işte bunlar şimdi içimizde ya, yıllardan beri söylüyoruz ya, gelin kardeşler Kur'an kursu yapacağız, bir Kur'an kursu inşaatını başlatacağız. Bitmeyecek inşaat bir türlü.
Gelin bir cami inşaatı yapıyoruz diyecek, bitmeyecek cami inşaatı. O kadar çok var ki bizde, anlatılması gereken, teker teker konuşulması gereken, o kadar çok şey var ki, bir şekilde bunu direkt Yahudilere atfedip, Yahudiler bunu böyle yaptı. Sen ne yaptın? Sen de uyudun. Yahudiler bunu yaparken sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştın mı? Yahudiler işini yapacak. Veyah din düşmanları işini yapacak. Sen Kur'an ve sünnetin mücadelesini verdin mi? Adamın biri hadislerle alay ediyor. Bunun mücadelesi veriliyor mu şu anda? Adamın biri kadere, imanla alay ediyor. İnkar ediyor. Bunun mücadelesi veriliyor mu?
Bize bu ama çok tatlı geliyor. Taslamam çıkıyor, hadislerin hepsini de inkar ediyor. Lafız da çok güzel, Kur'an Müslümanlığı. Yani o Kur'an'da Muhammed-i Mustafa'ya, Mustafa'nın peygamberliğine iman etmek, Muhammed-i Mustafa'nın getirdiğini kabul etmek, onun sünnetine tabi olmak. Kur'an-ı Kerim'de yazmıyor sanki. Ama toplumun daha doğrusu heva ve hevesine uymuş. İbadetten uzak duran, salih amellerden uzak duran, adı Müslüman ama dinin temel vazifelerini yerine getirmeyen bir kısım insanlara tatlı geliyor bu. Bu geçmişte olduğu gibi, bugün de dini ifsad etmek isteyen kişi ve kurum ve kuruluşlar var. Hz. Pir, Hz. Mevlana Celayet-i Rum Hazretleri, 850 yıl önce, kendisinden 2000 yıl önce yaşanan bir meseleyi mesnevide anlatıyor.
Kendi zamanındaki Müslümanları ve sonradan gelen Müslümanları ikaz ediyor. Diyor ki, kendisi Yahudi olup olmayabilir ırk olarak. Yahudi zihniyetli bazı kimseler çıkıp, senin dinini, imanını ifsad etmeye çalışır. Senin dini hayatını ifsad etmeye çalışır. Bakın, ifsad etmeye çalışır.
O sadece bir ibadeti ifsad ettiğini zanneder, arkasından gelecek olan bütün ümmet ifsad olur. Cenab-ı Hak, onların hile ve desiselerini başlarına makus eylesin. Bu millet, bu insanlar Kur'an ve sünnete, vatan ve millete sımsıkı yapışsınlar inşallah. Bakın, yıllardan beri söylediğimiz, konuştuğumuz şeyler tecelli ediyor. Suriye'de şimdi askerimiz, eğer bu insanlarda vatan millet duygusu, bu insanlarda Kur'an sünnet duygusu olmamış olsaydı, bu hadiseler yaşanmazdı. Şimdiye, şimdiye emperyalistlerin oyuncağı olup çıktıydık. Şimdiye, ABD'nin, İngiltere'nin, Almanya'nın, Fransa'nın, Rusya'nın, Çin'in oyuncağı oluyduk. Ne tarafa çekerlerse o tarafa götüreceklerdi.
Bu topraklardaki insanları birbirlerine kenetleyen, birbirlerine sırt sırta verdiren iki duygu vardır. Birisi dindir, birisi de millet olma duygusudur. Millet olma duygusunu destekleyen yegane felsefe dindir. Eğer din olmaz ise, millet olma felsefesi olmaz.
Bakın, din olmaz ise, millet olma felsefesi olmaz. Bizi yıkılmaz kılan, bizi dimdik ayakta tutan bu iki duygudur. Din ve millet olma. Din, Kur'an sünnet imamların iştahıdır. Bizim bu dini duygumuzu, inancımızı, bizim bu dini aklımızı bozmaya çalışan, hangi mezhepten, hangi mezhep adı olursa olsun, hangi meşrep, hangi tarikat, hangi hoca efendi, hangi hacı efendi, hangi alim, hangi kim neyse, eğer bizim bu din inanışımızı bozmaya çalışıyorsa, vallahi de, billahi de, tillahi de, hem o kafirdir, hem de millet düşmanıdır.
Bunu ister bilerek yapsın, ister bilmeyerek yapsın. O bir tekke ise İngiliz bozmasıdır. O bir cemaat ise CIA'nin kurduğu bir cemaattır. O bir topluluk ise KGB'nin kurduğu bir topluluktur. Eğer o silahlı bir örgüt ise, onun arkasında muhakkak, muhakkak dünya emperyalist güçleri vardır. O yüzden tertemiz, Kur'an, sünnet, imamların iştahı dairesindeki bir din algısını, bir din inancını, ucundan, kıyından kırpmaya çalışan, kırmaya çalışan, bulandırmaya çalışan, tekrar söylüyorum, vallahi de kafirdir, billahi de kafirdir.
Vallahi de vatan düşmanıdır, billahi de millet düşmanıdır. Başka bir şey değildir. Bakın, başka bir şey değildir. Hadis-i şeriflerle alay eden kimse, kadere imanla alakalı alay eden kimse, hadis-i şerifleri inkar eden kimseler, vallahi de billahi de tillahi de gizli servislerin emrindedir. Gizli servis vardır onun arkasında. Ya Mossad'da vardır, ya CIA vardır, ya İngiliz ajanları vardır, ya Alman ajanları vardır, başka bir şey yoktur. Çünkü din algısını bozarlarsa, bu ülkeyi bozarlar. Din algısını bozmazlarsa, bu ülkeyi bozamazlar. Neden 28 Şubat'ı yaptılar? Bakın, şimdi çıkıyor meydana.
Neden 28 Şubat'ta kepenk indirdi bazı dergahlar, tarikatlar, şahıslar? Şimdi çıkıyor meydana. Neden korku hummasına kapıldılar? Şimdi çıkıyor meydana. Bunların hepsi de, hepsi de, vatan millet, Kur'an sünnet düşmanları tarafından yönlendirilen kimseler. 28 Şubat'ta dergahlarının, tekkelerinin, cemaatlerinin, toplantılarının, kepenklerini indirenler, o gün mücadele etmeyenler, CIA'ya, Mossad'a, İngiliz'e kendisini satmış kimseler.
Uyanık olun. Kur'an için, sünnet için direnmeyen, vatanı için, milleti için direnmeyen, cemaat, şeyh, tarikat, topluluk adına ne derseniz deyin. gazeteymiş, fikir adamıymış, gazeteciymiş. Hepsini de telin edin. Hepsi de, Kur'an sünnet, vatan millet düşmanıdır. Uyanık olalım. Elimizde turnosol kağıdı var. Ne? 28 Şubat. Elimizde turnosol kağıdı var. Ne? 15 Temmuz. Bunlar turnosol kağıtlarımız bizim. Bu iki darbe girişiminde, destek çıkanlar, buna arka duranlar, buna göz yumanlar, buna mücadele etmeyenler, bu Hazreti Mevlana Celaletin Rum Hazretlerinin mesnevisinde beyan ettiği, dini ifsad etmeye çalışan, pis Yahudilerin köpekleri bunlar.
Bunlar ister benim dergahımdan olsun, ister benim tekkemden olsun, isterse benim şeyhimin dizinin dibinde oturuyor olsun. Vallahi de Yahudi köpeği bunlar. Billahi de Yahudi köpeği bunlar. Dün nasıl Yahudi padişah, Hristiyan dinini ifsad etmek için kirli oyunlar, tezgahlar düzenlediyse, bu ülkenin din algısını, din anlayışını, bu ülkenin imanını, vatan sevgisini, millet sevgisini, törpülemeye çalışan, kırmaya çalışan, bulandırmaya çalışan, bu pis Yahudinin, bir pis Mossad'ın, Siyani'nin, İngiltere'nin, Fransa'nın köpeğidir.
Başka bir şey değildir. Uyanık olun. Bunun altını çizerekten söylüyorum. İsterse benim rahmetli şeyhimin dizinin dibinde otursun, 28 Şubatçılara uyup dergahın kapısına kilidini vurduysa, kepenk'i indirdiyse, 15 Temmuz'da darbeye karşı çıkmadıysa, beklediyse sinsi bir şekilde, hareket etmediyse, o vallahi de billahi de Yunan bozmasıdır, Yahudi bozmasıdır, İngiliz bozmasıdır, tekkesi de, dergahı da, cemaatı da.
Açık, net. Bizim sözümüz de, özümüz de, içimiz de, dışımız da bellidir. Biz demirden korkan trene binmeyecek. Bu. Aynı bakın, o Yahudi bozmaları, o gün için Hristiyan dinini ifsad etmeye çalıştılar. Bugün için de, bugün için de, bu ülkede, bu memlekette, İslam dünyasında, bu Yahudi bozmaları ne yapıyorlar?
Dinimizi ifsad etmeye çalışıyorlar. Selefi, Vahabi takımı gibi, IŞİD takımı gibi, DAİŞ takımı gibi, içimizde kurulmuş, İngiliz tekkeleri gibi. Geçenlerde, hatırlayın, bir perşembe dersinde, İngilizlerin kurduğu, tekkeler var dedim de, bana sonra özelden yazdılar, işte, kim bunlar da, bilmem ne, çok basit dedim. Kurtuluş savaşına karşı çıkan, kim varsa, hepsi de İngiliz bozması. Araştırın tekkelerin geçmişini. Ben kendi dergahımla, ne dedim ben, ben böyle bir dergahta bulunmaktan, gurur duyuyorum, kıvançlıyım. sebep, biz Kuvvayi Milliye, benim şeyhimin, şeyhinin şeyhi, Kuvvayi Milliye'ye katılmış, dervişleriyle beraber, dergahta duran, bir tenek altınla beraber, bu ülke savunmasını, ve kurtulmasını için, mücadele etmiş, ona katılmış olan, bir dergahız biz.
Biz böyle bir dergahız. Bunu kenara yazın. Ben Bursa'daki kardeşler için, söylüyorum bunu. O zaman için, beni dinleyen, benimle beraber hareket eden, Bayındır'daki kardeşler için söylüyorum. Bursa ve çevresindeki, bütün kardeşler için söylüyorum. 28 Şubat'a dergahın içerisinde, direnen bir tek biz varız. Geri kalan kepenk indirdi. İndirme indirim indirdiler, eski arkadaşlar bilirler. Kepenk indirenler, dolaylı olarak 28 Şubat'a destek oldular. Ben hepsini de, hepsini de sildim attım. Bunların hepsi de dedim, 28 Şubatçı dedim. Hepsi de. Biz basılırken, onlar tekke kapattılar.
Biz karakollarda dolaştırılırken, onlar dersleri iptal ettiler. O yüzden onlar 28 Şubatçı. Hiç tereddüdüm yok. Hiç tereddüdüm yok. O gün 28 Şubat'a bizi satanlar, her zaman için bizi satarlar. İşim olmaz. Aynı şekilde, ben çok mutluyum bu noktada. Elhamdülillah, başım dink. 28 Şubat'ta o mücadeleye veren kardeşler, yerine yenilerle beraber, yenilerle beraber, 15 Temmuz'da darbeye hayır deyip, mücadelesini verdiler. Evet, biz böyle konuşmaktan, elhamdülillah, mutluluk diyorum. Cumhurbaşkanı sokaklara çıkın demeden, sokağa çıkmış tek kez biz.
Daha hiç kimse, evinden dışarı çıkmazken, biz hamdolsun, 15 Temmuz'da, sokağa çıkmış insanız. Orta yere ilk çıkanız. Hesabımız yok bizim. Yarın öbür gün bu darbe, başarıya kavuşursa, biz ne yaparız diye düşünmedik. Hatta ben, bazen latife yapıyorum. Bizden cesaretlendi bütün herkes diyorum. İlk önce biz çıktık meydana. Bursa'da da biz çıktık ilk önce. Her yerde biz çıktık. Hamdolsun. Biz çünkü Kur'an, Sünnet, Vatan-Millet mücadelesinin en önündeyiz. Bundan yılmayız da çekinmeyiz de. Bu Yahudi bozmalarına, pabuç bırakacak noktada değiliz. Bu Mossad artıntısı, CIA artıntısı, dergah, tekke, cemaat, bunlara pabuç bırakacak değiliz.
Ya kimi söylüyorsun? İşte bak kimi söyledi mi, bir kısmını, çok az bir kısmını, geçen gün Sözcü gazetesi, neydi o şey? Soner Yalçın yazmış. Çok hoşuma gitti. Paylaştım Twitter'da. İngiliz tekkesi. Kim? Kıbrıs'i. Kim müridi? Adnan Oktar. Adnan Oktar'ı müridi kim? Taslamam. Öbürkü kim? Mehmet Okuyan. Öbürkü kim? Mustafa İslamoğlu. Bakın zincir halakası.
Bu gazetecinin söyledi. Gazeteci değil o, gazeteci. Gazetecilik ayrıdır, gazetecilik ayrıdır. Gazetecinin söyledi. Ne diyor Kıbrıs'ın müritleri için? Biz tarihçi diye alkışladığımız Kadir Mısırlıoğlu. Bütün çoluğu çocuğu Kıbrıs'ıye, yani Nazım Kıbrıs'a kendisi de onun müridiymiş.
Yalan Doğru gazetecinin söylediği şey. O da öyle boşa atacak bir adam değil. İngiliz tekkeleri var. İslam dünyasında, Türkiye'de. İngilizlerin yönlendirdiği cemaatler var. İslam dünyasında ve Türkiye'de. CIA'nin yönlendirdiği cemaatler ve tekkeler var. Türkiye'de ve İslam dünyasında. Yani siz bunu şöyle bir şey düşünebilirsiniz. Yok, koca cemaat olması şart değil. İçinden bir tane imam, bir tane zakir, bir tane nakip alır, satın alır onu. Ondan halleder, halledeceğini. Bunları söylediğimizde biz ortalık ayağa kalkıyor.
Dur kardeş, otur. Otur. Sen git kendi tekkeni, kendi dergahını araştır. Nereye kadar? Kurtuluş Savaşı'na kadar. Nereye kadar? Kurtuluş Savaşı'ndan önce Çanakkale'ye kadar. Nereye kadar? Geriye doğru git. Git gidebildiğin yere kadar. Bir araştır. Biz söylüyoruz nereden geldiğimizi. Söylüyoruz ne yaptığımızı da. Sen ne yaptığını söyle bana. Bana 28 Şubat'ta ne yaptığınızı söyle. Bana onu söyle. Bana 15 Temmuz'da ne yaptığınızı söyle. Bana onu söyle, başka bir şey değil. Bana Gezi'ye karşı gelip gelmediğini, Gezi'de ne yaptığını söyle. Bana onu söyle.
Ben senin adını soyadını söylerim sonra merak etmeyin. İşte bu Yahudi Padişah'ta, daha önceki Yahudi Padişah gibi kötü adete, o kötü yola, o kötü düşünceye, o kötü fikriyata, o kötülerin oturup dizayn ettiği, plan program kurduğu, o kötü yola berdevam ettiği. Bil ki o çeşit sitem ve zulümlerden bu ne yaparsa, Allah günahını arttıksız, eksiksiz, ilk zalimden sonra arar.
Bir zalim, dini ifsad etmeye, Müslümanlara ifsad etmeye, onları hem fikri planda katletmeye, hem imanı planda katletmeye, hem de zahiri noktada katletmek için plan ve programlar yapıyor. Bu biz katletmeyi sadece bir kimseye öldürmek olarak biliyoruz. Siz bir kimsenin imanını bulandırırsanız o kimseyi katlettiniz. Bir kimsenin salih amellerini bulandırırsanız onu katlettiniz. Bir kimsenin dosdoğru yolunu bulandırmaya kalktınız, katlettiniz. Bu bile bile katillik. Bile bile. Siz bir kimseye adaletli davranmadınız, katlettiniz o kimseyi. Bir kimsenin hakkını, hukukunu korumadınız, katlettiniz onu.
Bunların hepsi de katliamdır. Bir kimsenin dini inanışını bozmaya çalıştınız, katlettiniz onu. Bir topluluğun dini inanışını bozmaya çalıştınız, katlettiniz onu. Buruç suresi, burçlar sahibi gökyüzüne, vaat olunan o güne şahitlik edene ve edilene and olsun ki kahroldu o hendeğin sahipleri, o çıralı ateşin. Ne yaptı bu Yahudi padişah?
Hendek kazdırdı. Bakın Yahudi padişahların ve Yahudi bozmalarının işidir bu. Bunlar hendek kazarlar. Bunlar hendeklerle uğraşırlar. Yahudi padişah hendek kazdırmış. Bu padişah tarihte çok nam salmış, orta doyu kasıp kavurmuş, ortalı yakmış yıkmış bir kimse. Ve enteresan bu padişah da ahlaksızın teki.
Bununla alakalı o kadar çok şeyler var ki çok uzun tefsirlerde yazan. Kimisi diyor ki tarihi not bunlar. Bu kafeyi buldu, içkiyi içti, kendi kız kardeşiyle zina etti. Kendi kız kardeşiyle zina edince ayıldı sabah olunca ne yapacağım ben şimdi dedi. E kendi kız kardeşiyle zinanın cevaz olduğuna, caiz olduğuna dair sarayın o günkü din adamlarını topladı. O din adamları da bunların bir kısmını kabul etti, bir kısmı kabul etmedi. Kabul etmeyen iman sahiplerini hendeklere ateş doldurdu, oraya atmakla atfetti. Bununla alakalı o kadar çok şey var ki. Ama sonuçta yaptığı iş şuydu. Hendek kazdırıp, içine odun çalı çırpı bütün yakacakları doldurup, ateş yaktırıp, oraya da bir tane put diktirdi.
Put diktirdiklerinden dolayı putperestlikten gelme olduğunu söyleyenler var. İnsanlara diyordu ki puta secde edin, kurtulun. Ama normalde hiç kimse de onu kabul etmek istemiyordu. Kabul etmek istemeyenler de Cenab-ı Hak ne yapıyor? Şey, o pis Yahudi onlara ateş atıyordu. Allah da ayeti kerimede diyor ki, o hani ateşin başına oturmuştu. Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Bu müşrikler, bu pis Yahudiler ve avanesi, ateşin başına oturdular, hendekin başına. Müminlere yaptıklarını söylüyorlardı. Ya müminler topluluk halinde, ikişer, üçer, beşer kişi getirilip, ya secde edecekler puta, ya da ateş atıyorlardı.
Müminlere kızmalarının sebebi de, onların yalnız çok güçlü ve övgüye layık olan Allah'a iman etmeleriydi. O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Ve Allah her şeye şahittir. İnan erkek ve kadınlara işkence yapıp, sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır. İşte o hendek sahibi, Yahudi ile alakalı inen ayeti kerimeler bunlar. Buruç suresinde. Hani derim ya, Mesnevi bize Kur'an ve sünnet anlatır diye. Mesnevi'deki hikayeler, bize Kur'an ve sünnetin açılımıdır diye. Oysa Hz. Pir en baştan bakın, sürenin adını verdi bize sadece. Dedi ki, bu diğer padişahın meydana çıkışını haber almak istersen, ve semâ-i zâtü'l buruç suresini oku.
Yani Kur'an'daki buruç suresini oku. Kur'an'daki o buruç suresi, bu pis Yahudi dönmesinin, Müslümanlara nasıl zulmettiği, Müslümanları nasıl katlettiği, Müslümanları neyle karşı karşıya bıraktığını söyler. İşte, geçmiş dönemde, yapılmış olan, bunlar, şu anda da mevcut. Şu anda insanlar, fikri planda, imani planda, felsefi planda, ibadet planında, ifsad ediliyorlar.
Şimdiki katliam bu. İfsad ediliyorlar. O gün pis Yahudinin oyunuyla, Müslümanlar katlediliyordu, bugün de katlediliyor. Afganistan'da, Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da, Yemen'de, o pis Yahudiler, bir yolunu bulup, Müslümanları ne yapıyorlar? Katlediyorlar. Yerle heksan ediyorlar. Birbirlerine düşürüyorlar. Siz şimdi Suriye'de güven içerisinde yaşayan bir Müslüman var diyebilir misiniz? Siz şimdi Irak'ta güven içerisinde yaşayan bir Müslüman var diyebilir misiniz? Siz Afganistan'da güven içerisinde yaşayan bir Müslüman var diyebilir misiniz? Siz Lübnan'da, Yemen'de, Ürdün'de, Çin'de, Doğu Türkistan'da, Rusya'da, Siz Avrupa'da, Müslümanlar huzur içerisinde, güven içerisinde yaşıyor diyebilir misiniz?
İslam dünyasının hem içeriden hem dışarıdan hendekler kazılmış, içine ateşler doldurulmuş. Ya diyorlar bu emperyalistlere secde edeceksiniz ya da diyorlar ki sizi bu ateş çukurunda boğarız. 35 yıldır terörle mücadele ediyoruz biz. Ne ile? PKK adı.
35 yıldır. Bitti mi? Bakın bitmedi. 35 yıldır bu ülkede huzur yok. Nerede bomba patlayacağı, nerede bir şey olacağı belli değil. 35 yıl sonra içeride yuvalanamayan terör dışarıda yuvalandı. Kaç bin tırdı gelen silah? Dört bin tır. Dört bin tır. Bir ülke düşünün. O ülkenin askerisi var, polisi var. Dıh. Bir terör örgütü oluştur. Sal yakasını.
Silahlandır. Ondan sonra o terör örgütünü kuvvetlendir. Ardından bir terör örgüte daha oluşturur. Var olanı silahlandır. He ben şimdi bununla mücadele edeceğim de. Dört bin tır. Dört bin tır. Varın siz hesaplayın. Ne yapacaklardı? Güneydoğu'yu cehenneme çevireceklerdi. Nereye kadar? Ankara'ya kadar. Sebep? Armageddon. Kıyamet savaşı. Kendi inandıkları o. Ne yapacaklardı? Güneydoğu'da sen Kürtsün, sen Türksün diye ayıracaklar mıydı? Ayırdılar mı?
Suriye'de, Irak'ta. Ne yapacak? Bursa'yı bombalamağa kalksa, şu mahallede bunlar oturuyor, bu mahallede bunlar oturuyor diye mi bomba olacak? Bomba alacak, geçecek. İşte bu Yahudi, emperyalist güçler, Müslümanları, inananları kanlı, ateşli bir oyunun içerisine atıyorlar. Allah bizi muhafaza eylesin.
Bu konuda uzun okursanız Buruş Suresinin tefsirlerini farklı farklı rivayetler göreceksiniz. Ayet-i Kerime'nin sonu, inanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir. Buruş ayet 1 ile 12 idi. Okuduğum. Burası güzel, şu ayet-i kerime'yi bir daha tekrar almak istiyorum. İnanan ve iyi amel işleyenler. İnanan ve salih ameller işleyenler. Bakın, dikkat edin, Kur'an-ı Kerim hep inanan ve salih amel işleyenler der. İnanan ve ibadet edenler demez sadece. Bunun altını çizin.
İnanan ve salih amel işleyenler. İnanmak işin başı. İkincisi ne? Salih amel. İyi ameller. Güzel ameller işlemek. Bu muhakkak haramlardan uzak durmak bunun için de, farz ibadetleri yerine getirmek bunun için de, ama en önemlisi etrafına faydalı olmak da bunun için de. Etrafına faydalı olmak. Bunu unutmayalım hiçbir zaman. Kim fena bir adet koyarsa, ona her an lanet gider durur. Kim bir fena adet koydu ortaya. Kim bir fenalığa kapı açtı. Hani hadis-i şerifte kim şerre bir kapı aralırsa, oradan kaç kişi geçerse ondan nasibini alır. Kim de hayra bir kapı aralarsa, oradan kaç kişi geçerse ondan nasibini alır.
Hatta bazen derim ya, sevseler de sevmeseler de. Şeyh'imin zamanında, benim vesilemle ders alanlar var mı? Var. Şimdi bana kıssalar dahi bu dersi çekiyorlar mı? Evet. Bana kıssalar dahi çektikleri dersten ben sevabımı alıyor muyum? Evet. Abdullah Efendi Hazretlerinin zamanında, nerede, hangi şehre bir ders açıldıysa, bu fakirin vesilesiyle, hangi mahalleye açıldıysa, Cenab-ı Hak'ın lütfu-ikramı, orada hala da derslerine, zikirlerine devam edenler var mı? Var.
Ben zaten haber gönderiyorum. Devam edin diyorum. Zikri bırakmayın. Dersinizi bırakmayın. Bir kimse dersi, zikri bırakırsa vahşi, çok affedersiniz, hayvandan daha aşağılık olur. Bir kimse zikrullahı bıraksın, dersi bıraksın, yolu bıraksın, vahşi hayvandan daha aşağılık olur. Tecrübe bunlar. Bir kimsenin şeyhi var. Bazen öyle derim tuhaf karşılarlar. Adam şeyhi var. Sahte de olsa bırakma derim ben. Devam et. Ya neden? Ya sözünü dinlediğim bir kimse var. İyi kötü. Sen onu da dinlemesen vahşi domuzlara benzeyeceksin. Senin dinlediğin birisi var. Kötü de olsa.
Kim şeyhin? Kötü de olsa yanına gittin de durdun mu durdun zikrullah yaptın mı yaptın. Sana bir tesbihat verdi. Tesbihatı günlük çekiyor musun? Çekiyorsun. Ya sana sahtesi lazımmış. Sen ona layıkmışsın. Otur orada. Kimisi der ya bırak buraya. Bırak kardeşim ya Allah Allah. Tencere yuvarlanacak. Kapağını bulacak. Herkes neye layıksa onu bulacak. Bir düdük gidecek o. Gidecek olsun varsın. Sonra toplar gene o. Yepildeklere yepildek bir adam lazım. Dübdüzgün bir adamı zaten ona şeyhlik yapılmaz ki. Ben bazen geçmiş dönemde derdim ben. Türkiye'nin en iyi şeyhini alın getirin Bursa'ya koyun.
Bizim arkadaşların önüne. Gelsin. Bizim arkadaşlara şeyhlik yapacak olan bir kimsenin. Oho. Ya neden böyle diyorsun? Diyorum ya bizimkiler en az bir şeyh kadar şeyhtir. Sen bizimkiler ver dergah yönetsinler. Şeyh her biri elhamdülillah. Toprak mümbit. Aha Ahmet oturuyor orada. Ahmet böyle normal bir kimse gelecek. Bizim Ahmet'e şeyhlik yapacak. Mümkün değil. Yapabilir mi Ahmet? Bitti. Adamdaki özgüvene bakın. Herkes yapamaz.
Alttan alıyor mu? Bakın hiç alttan almıyor. Hay ha efendim biz kimiz yani yapar herkes. Diyor mu? Diyor mu? Gerçeği onun o. Bak gerçeği. Demiyor. Herkes yapamaz diyor. Gerçeği onun o. Saklayıp örtmüyor. Öyle kolay değil. Allah muhafaza eylesin. Ama velev ki öyle bir kimseye gitti. Bir kimseye. Ben derim. Ellemeyin adamı. Bırak. O iyi bir derviş olursa. Sımsıkı yola tutunursa. Allah kimi meydanda bırakmış. Onun da istikametini düzeltir. Cenab-ı Hakk mana aleminin tek sahibi.
Sen Allah dedin de o saymadı mı? Sen Allah dedin de o kabul etmedi mi? Sen abdest aldın da senin abdestini mi bozdu? Sen namaz kıldın da red mi etti? Sen zikrullah halakasını oturduğunda boş mu çevirdi seni? O bir kimse yol yürüyecekse yolunu bulur. O vahşi nefsini o şeyhin önünde dahi durur.
Nefisler vahşi hayvan gibidir. Vahşi hayvan. Onu dizginlemek. Onu eğitmek. Ona yol göstermek. Oho! Herkesin işi olsa herkes yapacak zaten. Vahşi var ya o vahşilik. İşler insanın içine. Adam şuradan çıksın uzaklaşsın. Yeminle söylüyorum bunu. Adam şu dergahtan uzaklaşsın sizi korkutmak için değil. Benim işim değil o. Bıraksın dergahla ipini koparsın. Vahşi hayvan gibi olur o. Onu zapt etmek. Onu dizginlemek. Ona laf söylemek.
Mümkün değil. O zaten koparıp gitmesi onun. O gemi azıya almasından. Vahşili elini aldı o. Vahşili elini aldığından dolayı gidiyor. Vahşili elini alan kimse şeyhine de itiraz eder. Doğruya da itiraz eder. Bilgiye de itiraz eder. Her şeye itiraz eder. Sebep? Vahşili elini almış o. Allah muhafaza eylesin. Amin. İşte kim fena bir adet koyarsa şer. Şerden bir kapı açtı. O şerden kaç kişi geçtiyse o şere kapı aralayan kimse ondan nasibini alır. Şerden nasibini alır. Bir kimse de bir hayır kapısı açtı.
Hayra kapı araladı. Oradan kaç kişi geçerse o hayırdan nasibini alır. Hayır çünkü o. O hayırdan nasibini alır. Ben bunu bu hadisi şerefin ışığında düşünerekten bütün herkese kapı açtırırım. Derim ki arkadaşlar başınızda zakir olması şart değil. Çavuş olması şart değil. Başınızda şeyh olması şart değil. Birisinin olması şart değil. dikkat edin buraya. Evlerinizi zikirhaneye çevirin. Aç evini kardeşim zikir yap orada. Evinde zikir olunanla olmayanın arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah.
Evinde zikrullah olan ev evde zikrullah olan ev yıkık da olsa harabe de olsa mamurdur. Evinde zikrullah olmayan ev mamur da olsa yıkıktır. Evlerinde zikrullah olmayan insanlar evlerini zikrullaha açmayanlar evlerinde zikrullahın asamesinin görülmediği evler bereket olmaz, muhabbet olmaz.
Şeytan orada dolaşır. Nefis dolaşır. Heva, heves dolaşır. Cenab-ı Hak oraya musibet verir. Cenab-ı Hak oraya bereketlendirmez. Orası naif olmaz. Orada şeytaniyet kol gezer. Eviniz, evlerinizi zikrullah bahçelerine dönüştürün. Zikir yaptırmak için çavuş olmanıza gerek yok. Nakip nükabba olmanıza gerek yok. Toplayın üç tane, beş tane, on tane arkadaşınızı. Yeni arkadaşlar toplayın. En eskiniz kim? X kimse. Kardeş en eskimiz sensin. Sufilikte bu, adaptır. Oranın en eski dervişi kim? Bir yerde çavuş yoksa. X kimse. O orada dersi yaptırır. Yaptırın ders. Ben bu dergahta ilk zakir olduğumda bunu söylemiştim. Hala da söylüyorum.
Benim bulunduğum bir yerde ders yaptırmak için zakire, çavuşa, nakibe, nükabba'ya ihtiyaç yok. Ben bir İsmail Hakkı tekkesi dersinde orada bulunanların hepsine dedim ki, hepiniz de çavuşsunuz, çavuştuk istiyorsanız. Yürüyün dedim, ders yaptırın. Bunu Şeyh Efendi'ye şikayet etmişler. Böyle böyle yaptı diye. Bana dedi ki, Mustafa Efendi, derste bulunan herkesi çavuş etmişsin dedi. Ettim efendim dedim. Ben saklı gizli bir şey yapmıyorum. Dedim efendim, ettim. Hepsi de dedim Allah'ı zikrettirsinler. Ev ev dolaşsınlar. Mahalle mahalle dolaşsınlar. Bel de belde dolaşsınlar. Dolaşsın. Doğru söylüyorsun Mustafa Efendi dedi bana.
Doğru söylüyorsun. Apartmanda sen beş kişiyi topladın da sana topla mı diyen mi var? Küstahlık yapma. Ders var mı? Perşembe gün Bursa'da var. Perşembe gününe sen ders koyma. Ya biz evde toplanabilir miyiz? Yok kardeş sen ayrıcılıklık yapıyorsun. Sen küstahlık yapıyorsun. Sen hainlik yapıyorsun. Senin amacın ders yapmak değil. Yok. Mehmet Ali ne gün Yunan dersi? Salı-Cuma. O zaman Yunak'ta bir kimse Salı ve Cuma günü mahallede bir yerde ders koyuyorsa hainlik yapıyor. Dergaha hainlik yapıyor. Evet. O kadar da serttir bu tarafta. Sen Allah için çalış. Git bir yerde sen evinde topla.
Topla kardeşim. Ders yaptır. Yaptır. Koştur. Aç evini. Eşine söyle çayın varsa bir çay demle de bugün arkadaşlar gelecek evde zikrullah yapacağız diye. Yapın. En fazla polis gelir basar şikayet ederler burada hu çekiyorlar diye. Gelir polis. Ne yapıyorsunuz? Allah'ı zikrediyoruz kardeşim. Yasak değil. Hele olacak bir karakola götürürler en fazla. Ne yapıyordunuz? İşi şunu yapıyorduk bunu yapıyorduk. Bu olur. Allah için de onu yaşayın. Madalya gibi takın. Basıldık deyin. Basılmadan madalya takmazlar burada insana. Karakollan yüzleşeceksin. Şikayet edecekler edecekler.
Kimseye de şikayet etmeyeceksin. İtiraz etmeyeceksin. İsyan etmeyeceksin. Gelmiş polis arkadaşlar. Allah razı olsun. Hoş geldiniz kardeşim. Gelin çay için. Yok. Ne? Hakkınızda şikayet var. Hayırdır kardeşim? Siz burada işte değişik sesler çıkarıyormuşsunuz. Doğrudur kardeşim. Haydi. Alıp götürecekler. Götürecekler. Bunu göze alacaksınız. Öyle edebiyatta Hallâc-ı Mansûr enel hak dediği için asıldı. Sen? Sen ne yaptın? O enel hak dediği asıldı. Sen de hak de bir karakola götürür ya. Asılmasan da biz de hak derken karakola götürüldük elhamdülillah de ya. Sen de bir karakola götürür. E sen de bir hak dediğin için karşı dairedeki adam seni görünce ulan ne gördüm ben desin.
Bunlar böyle zikrullah yapıyorlar. Hucu bunlar. Değişik şeyler yapıyorlar. Dan kapıyı kapatsın sana. Bütün apartmana desin vebalı gibi. Bunlardan uzak durun. Neden? Bunlar zikirci bunlar. Hucu. Hucu desinler. Sen işte kızı vermesinler sana. Hucu desinler. Sen kızsan adamlar sana talip olmasın. Ama sebebin hucu olmak olsun. Ne güzel lakab öyle değil mi? Hucu o. Benim çok hoşuma giderdi. Bana sorarlardı. Birader hucum oldun ya elhamdülillah. Nasıl yani? Basma ya kardeşim ya. Yani hucusun. Evet hucum. Hani bunu aşağılamak için söylüyorlar ya. Hucumusunuz siz.
Evet elhamdülillah. Hucuyuz. Ne yapıyorsunuz diyor. Gösterim mi diyorum ben? Evet diyor. Ben başlıyorum. Huu. Bleder bu mu diyor. Bu diyorum ya. Bir de hayı var bunun diyorum. O nasıl diyor. Başlıyorum ben şimdi. Hayy. Allah. Bunu mu yapıyorsunuz diyor. Bunu yapıyoruz diyorum ben. Ya sen birader şimdi hucu hem haycı mısın diyor. Daha ilavesi var. Ben bir de hakçıyım diyorum ben. Biz hem de hakçıyız. Halkçı değil. Hakçı. Hani altı okun biri değil yani. Öyle değil. Biz hakçıyız. Hak.
Ya birader sen ne işlere girdin böyle ya diyorum. Sorma ben çok tehlikeli yerdeyim diyorum. Sen uzak dur benden. E size hucu denmediyse olmadınız daha demek. Deli denmediyse olmadınız daha demek. Benim adım Deli Mustafa. Allah rahmet eylesin. Şeyhimin hanımı taktı bana. Önceden de babam kara bela diyordu. İşte aile biraz deliliğimden bahsederdi. Sıkıntı yok. Şeyhimin hanımı Allah rahmet eylesin. Ha Cennet dedi ki. Senin aklın yok sen delisin dedi bana. Allah razı olsun ha Cennet dedi. Deli Mustafa gel. Deli Mustafa git. Benim lakabım Deli Mustafa'ydı. Hamd olsun. Ne diyor hadis-i şerifte?
Hadisi kutsi. Dışarıdan sizi görenler. Allah öyle zikredin ki. Dışarıdan sizi görenler bunlar deli olmuş desinler. Ha bana deli desinler diye kendini kendi kafandan duvara vurma. Yok. Zikrullah'ın adabıyla, erkanıyla zikrullah yapıyorsunuz. Dışarıdan gören kimseler diyecekler ki. Bunlar deli olmuşlar ya. Evet hamd olsun. Var mı akıllı adam burada? Hiçbir tanesi bak elini kaldırmadı ben akıllıyım diye. Hamd olsun. İşimiz yok akıllılarla. Onlar şimdi ver kızı al papazı yapıyorlar. Akıllı ya kadeh dokuşturuyor şimdi. Akıllı ya o ne muhabbetler var bir bilsen.
Akıl akıyor onlardan. Cenab-ı Hak da bizi kendi delisi yapmış. Ne yapalım? Oturuyorsunuz burada. Bugün gündüz dediler sohbetler zikzak çiziyor diye. Öyle dedim biz zikzaklıyız. Nerede analiz eden? Bak gene zikzak çiziyor. Sohbet zikzaklı gidiyor bizim. Bir bakıyorsun Himalayalı'nın tepesindesin. Bir bakıyorsun ondan sonra Adana Çukurova'dasın. Bir bakıyorsun yerin dibine doğru gidiyor. Mama tabakası. Orada da yaşayanlar var. Mama tabakasında ateşten imparatorluk var. Evet. Onlar normalde başında kralları var, askerleri var. Silahlı, teçhizatlı hepsi de.
Bak Himalayalı'ndan sizi aldım götürdüm mama tabakasına şimdi. Yoktur deyip de benim söylediğime karşı çıkacak olan var mı? Gene yok. Evet. Onlar depremler, yer altı olayları onlarla alakalı. Yeryüzünde ahlaksızlık, yanlışlıklar, eksiklikler çoğalınca onlar yeryüzüne çıkmak istiyorlar.
Savaşlar. Şu dünya ne savaşlara gebe biliyor musunuz? Toprağın altında savaş ayrı. Toprağın üstünde savaş ayrı. Gökyüzündeki savaş ayrı. Dünyanın dışındaki savaş ayrı. Bizim barış severler de barış, barıştır. Her taraf savaş, her taraf kan kokuyor. Ne barışı? Barışma, barış savaştan geçiyor. Savaşmazsan barışı bulamazsın. Sebep? Çünkü kötüler, kötülüklerine devam ediyorlar. Kötülük var olduğu müddetçe, savaş devam edecek. Kötüler var olduğu müddetçe, iyiler var olduğu müddetçe, kötülerle iyilerin savaşı devam edecek. Bu bir savaş.
Bu bitmeyecek. Bu Adem'den itibaren bitmez. Öyle hamasi nutuklar atmak. Yok işte insancıl nutuklar atmakla bu işler olmaz. Biz kaynayan kazanın üzerinde yaşayan insanlar topluluğuyuz. Bizim ayağımızın altında savaş devam ediyor. Bunu görmüyor insanlar, bilmiyorlar. Biz bir savaşın üzerinde yaşıyoruz. O savaş çığlıklarını aşağıdan duymuyor insanlar. Bildiğiniz savaş. Toprağın üstünde de savaş var. Toprağın altında savaş olduğu gibi, toprağın üstünde de savaş var.
Neden? Toprağın altından da etkileniyor toprağın üstündekiler. Toprağın üstündekiler, toprağın üzerinde zemininde yaşayanlar, toprağı zeminine basmadan savaşanlardan da etkileniyorlar. Gökyüzünde de savaş devam ediyor. Siz uzayda savaşın olmadığını mı düşünüyorsunuz? Orada da savaş devam ediyor. Varlığı bir savaş hengamesi almış götürmüş önüne. Varlığın üzerinde kötüler olduğu müddetçe savaş devam edecek. Varlığın üzerinde kötüler olduğu müddetçe savaş devam edecek. Evinizde bir kötü varsa, evinizde bir kötülük varsa, eviniz savaş meydanı. Geçin kendinize.
Kendi iç dünyanızda kötülük var ise, kendi iç dünyanız bir savaş meydanı. Sen kötülüğe bir taraftan nefis kötülüğe meyletecek, sen o kötülüğü durdurmaya çalışacaksın. Savaş bu, her an, her gönül kan revan içerisinde. Ama dudaklardaki tebessüm o kan revanı örtmekte. Sen dudaktaki tebessüme hayransın. Ben de senin kalbindeki kan revanlığa hayranım. Çünkü senin dudağındaki tebessüm yalancı tebessüm. Senin gönlünde kan revan dururken, dudağındaki tebessüm yalan. Ben senin kan revanlığına bakıyorum. Sen istediğin kadar yüzün tebessüm etse de, gönlün kan revan. Ne zaman gönlün tebessüm eder?
Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Senin kalbinde zikrullah oturmazsa, senin kalbine zikrullah yerleşmezse, senin kalbin hep kan revan. Sebep, hep savaş halindesin. Bir taraftan diyecek kaynanana şunu söyle, öbürki diyecek sus sabret. Öbürki diyecek ki babana şunu söyle. Sen ona diyeceksin sus sabret. Babaya itaat farz. O diyecek ki ya bak annen ne yaptı, kardeşlerin arasında ayırım yaptı. Sen diyeceksin ki sus anneye merhamet et. Savaş. Bak gördün mü körolasıcı adam lafı söyledi gitti bana gelsin ben ne yapacağım diyeceksin. Ondan sonra şeyhin sana sus demedi mi dedi. Ama efendim hakkını helal et susamadım.
Ne susmadın? Nasıl mı yüritsin? Kan revan ortalık. Eee savaş devam ediyor. Sebep, kim bir fena adet koyduysa, iyilerden birisi de bir iyi adet koyacak. İyi adet ve kötü adet. Hep savaşacak. İyi adet koyanlar bir yerde, iyilik yapanlar bir yerde olacak. Kötüler ve kötülük yapanlar da bir yerde olacak. Kötüler ve kötülük yapanlar, iyilik yapanlara hep mücadele edecekler. Hep savaşacaklar. Onların haklarını gasp edecekler. Onların namuslarını dili uzatacaklar. Onların şereflerini dili uzatacaklar. Onların haysiyetlerini dili uzatacaklar.
Onların rızıklarını almak isteyecekler. Onları pençelemek isteyecekler. Onları ısırmak isteyecekler. Çünkü vahşiler. Kötü vahşidir. Sırtlan gibidir o. Sırtlan gibi. Kötüler tek başına yaşamazlar. Kötüler kötülülerle beraberle olurlar. Toplanırlar. Siz hiç tek başına avlanan bir sırtlan gördünüz mü? Görmediniz. Kötüler sırtlan gibidirler. Bir yerde toplanırlar. Bir yerde toplanırlar. Ve kötülüklerine devam ederler. Birisi senin namusuna, şerefine, haysiyetine, ırzına, ailene, çoluğuna, çocuğuna, ibadetine, imanına, memleketine, sana, laf söylüyorsa bilgi o kötü. Ondan beklenen o.
Başka ne olacak ki? Bir kimse sana adaletsizlik yapıyorsun, hukuksuzluk yapıyorsa, yalancılık, gıybetçilik, dedikoduculuk, iftiracılık yapıyorsa, kötü. O onu yapacak. Onun işi o. Ondan şikayet etme. Onunla mücadele et. Kötü ve kötülüklerle mücadele edilir. Şikayet edilmez. Onunla savaşırsın. Ne dedi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Küçük cihattan, büyük cihada döndük. Ya Resulallah, kim var karşımızda? Göğüs boşluğunda bulunan nefsiniz var. Nefisle cihat, cihadı ekberdir dedi. En büyük cihattır.
Cihat nedir? Savaşmak, mücadele etmek. Cihat, mücadeledir. Cihat, savaşmaktır. Senin topraklarını zapt etmeye gelen kimseyle savaşmak farzayındır. Senin iyilerin bulunduğu bir şehre, bir beldeye savaş açtıysa kötüler ve kötülükler, onlarla mücadele etmek farzayındır. Onlarla barışmak isteyen içeridekiler haindir.
Bu memleket bazında, bir de gönül bazında var, kalbinde. Eğer nefsin seni kötü ve kötülüklerle barıştırmak ister, seni kötü ve kötülüklere doğru meylettirmek ister, nefsinin yardımcı payendeleri vardır. Haz almak, lezzet almak, şehvet. Bunlar nefsin askerleridir. Sen onlara doğru meylettiğinde, kötü ve kötülükler sende artar. Bunun karşısında, bunun karşısında Cenab-ı Hak sana bir melek vermiştir. O senin kalbindeki iyilik meleğindir. Onu kuvvetlendirmeye çalış. Neyle? İmanla, ihlasla, samimiyetle, zikirle, iyi amellerle, salihlerle beraber olaraktan onu kuvvetlendir. Yoksa sen kötü ve kötülüklerin pençesinde kaybolup gidersin.
Kötü olursun. Bu savaş her daim var. Ve senin gönül topraklarında kötülüğün bayrak dikmesini istemiyorsan, sen iyilik askerlerini çoğaltmaya bak. Sen iyilik komutanını kuvvetlendirmeye bak. Ve bu sabah, bu savaş, her sabah bu kurulur bu gönül dünyanda. Her sabah, herkes tecizatını tecizatlanır. Kötüler bir taraftadır, iyiler bir taraftadır. Her sabahtır bu. Ve her gün kanrevan vardır. Her gönül, her sabah, uğut meydanıdır.
Ve sen her sabah, uğut meydanına çıkarsın. Görürsün ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemde bir telaş, bir telaş, bir telaş. Mevzileri istihdam etmekte. Karşısında Ebu Cehil, onda da bir telaş, bir telaş. O da mevzileri istihdam eder. Herkes komutanlarının sıralar en öne. Her komutanın arkasında askerler. Hepsi de tam tecizatlı. Yorulursun her sabah bunu görmekten. Dersin ki sabah olmasa, yine bütün askerlerini toplayacak bütün herkes.
Yine sabahtan akşama kadar, nice kelleler gidecek, nice başlar gidecek, nice kollar, ayaklar gidecek, nice gözler düşecek, nice kulaklar düşecek, nice küheylan beygirler çatlayacak, nice tanklar, nice toplar, nice tüfekler, nice ana evlatları, nice ana kuzuları, toprağa düşecek. Bu her sabah yaşanır. Ve bunda bıkan usanır, bıkıp usanan savaşı kaybeder. Bunu gönül dünyanda gör. Bu savaş, farklılaşıncaya kadar bunu yaşayacaksın. Ve dünyayı bu savaşın arenası gibi gör.
Ve sen de o dünyanın içerisinde, o gönül dünyanda yaşadığını dünyaya yay. Neredesin? X yerde ders yaptırıyorsun. Bil ki, o iyilerin komutanısın sen. Askerlerini sağlam tut. Onları üzme, onları kırma, onları incitme. Her sabah onların teçhizatını kontrol et. Her gün onlarla beraber olmaya gayret et. Bil ki, o savaşta sende bir yer tut verilmiş sana. Sen X yerin zakirisin. Senin elinin altında küçük birlikler var. Birliklerini kontrol et.
Onları boşlama, onları küstürme, onları incitme. Onlarla beraber yöneteceksin bu savaşı. Sen çünkü birisini bir şey yaparsan, oradan bir gedik açılır. O gediğin açılmasına müsaade etme. Birisi yıkılabilir orada. Hemen yıkılanın yerine birisini koy. Sen çünkü o savaşın komutanısın. Hasbelkader, senin kafana bir minfer geçirilmiş, bir de komutan işareti konmuş. Laik olup olmama kayrı mı mesele? Vazifen var senin. Sen o vazifeyle vazifelenmişsin. Komutanlık elinden gider diye korkma. Cepheden bir gedik açılır diye kork. Komutanlığın elinden gider diye korkma.
Askerlerinden birisinin kötülüğe yem olmasından kork. Birisi kötülüğe yem olmasın. Çünkü senin üzerinde de bir komutan var. O da ne? Örnekliyorum. Şeyhin senin. O. Oradaki ordunun komutanı. O da her sabah çadırından çıkarken bu savaş için çıkıyor. Düşün. Sen oradan cepheden bir gedik açarsan bütün ordu bozulabilir. Sen bir cepheden gedik açma. Ya o komutan da düşünecek. O komutanın da başında bir komutan var. Kim? Muhammed-i Mustafa. O her sabah, her sabah hiç yılmadan, hiç usanmadan, hiç yorulmadan, hiç dinlenmeden, hiç gözünü kapatmadan, kırpmadan o her sabah ordularının başındadır.
Hendek gibi, Uhud gibi. Sen onu bitti zannedersin. O bitmez. Ne Uhud biter, ne Hendek biter, ne Bedir biter. Bitmez. Sen zahiren o savaş oldu, bitti zannedersin. O savaş devam eder. Bitmez. O da her sabah, Hendek'teki gibi, Uhud'daki gibi, Bedir'deki gibi, çadırından serfinaz eder. Çünkü, asker onu görmezse, aşkı, şevki kırılır. O bir manevi ordunun komutanıdır. Asker, komutan, onun kokusunu almazsa dağılır.
Onun cemalini seyretmezse, şevkini yitirir. Aşkını yitirir. Kendisini yitirir. Her sabah, o çadırından, başını dışarı çıkmasını bekler. Düşünsenize, her sabah sizi, o kontrol edecek. Düşünsenize, her sabah, orduyu o teftiş edecek. Mevzilere o bakacak. O öylesinedir. Hiç umulmadık bir zamanda, umulmadık bir yerde, umulmadık bir mevzinin, yanı başında bitiverir. Sen komutansan, trim trim titrersin. Acaba askerim ne halde diye. O çünkü öylesine hızlı gider ki, arkasından yetişmek ne mümkün. Bir bakarsın ki, o mevzinin içinde, o mevzide askerle beraber.
Bu savaş devam eder. Bu savaş bitmez. O manevi ordular tükenmez. O manevi ordular, hiçbir zaman tükenmez. Kardeş, zahiren de o savaş devam eder. O yüzden, bu ümmetin derli toplu, son ordusu, son nefesi olan, Mehmetçi'ye, her sabah dua et. Her namazda dua et. Bil ki, o manevi ordular da, o Mehmetçi'nin peşinde. O yüzden, iyiler olduğu müddetçe, kötüler de olduğu müddetçe, ve iyilik kötülüğe hakim olmadığı müddetçe, bu savaş devam edecek.
Bu ne zaman bitecek biliyor musunuz? Arz, la ilahe illallah deyinceye kadar, savaşmakla emrolundum diyen peygamberin, bu sözü, tecelli edinceye kadar. benim için, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ölmedi. Dünya mekanını, vücut olarak terk etti.
O çünkü, emrolunduğu işe devam ediyor. Arz, la ilahe illallah deyinceye kadar, o orduların başkomutanı. Ve ordularının başında. Ama kimisi bundan bir haber, kimisi de bu, haberli bir şekilde savaşın ortasında. Allah bizi, iyilerden ve salihlerden eylesin. İyiler gittiler. Güzel usul ve adetleri kaldı. Kötü adamlardan da, zulümler ve lanetler. Bak, iyiler gitti. Benim şeyhim, Allah rahmet eylesin. Yürüdü gitti.
Geriye, iyi bir adet kaldı. Cenab-ı Hak'a hamdü sena ediyorum. Bak, biz hasbel kader, o zikrullah alakasında devam ediyoruz. Bak, Çorum Hacı Mustafa Efendi gitti. Hacı Ebu Bekir Baba gitti. Hacı Alaydar Efendi gitti. Nevşeyli Abdullah Gülbüz Efendi gitti. Bakın şurada kabristan'da duranlar var. Gittiler. İyiler de, kötüler de, saati dakikası gelince, bu dünya mekanını terk edip gidiyorlar. Bakın, bu tekkenin ilk banisi gitti. Ardından gelenler hep gitti. Bu cemaate bir şey nasip oldu.
Bu tekke 80 yıl sonra tekrar nefes aldı burada. Şimdi, kardeşler hizmet ediyorlar burada. Bir iyilik kapısı aralandı. 80 yıl sonra sema edilip Allah denildi. 80 yıl sonra. Hani, Hızır'dan bir kısa anlatıyorum ya, özür dilerim. Hiç sevmedim şey ama. Hani Hızır, su künkünü kırmış ya, Musa demiş ki, bugünkü neden kırıyorsun?
Kötülük yapıyorsun. Hızır aleyhisselam sonunda demiş ya, baktım demiş, bu su künkünü, su yolunu getiren, götüren, tamir eden, vesile olan, cennetin sekizinci katına çıkmış. Şimdi kırdım, döktüm. Arkadan gelen, salih insanlar, bugünkü tamir edecekler. Yeniden, yeniden bu suyu akıtacaklar. Allah onları da ehli cennet edecek demiş. 80 yıllık, paslanmış olan zincir kırılıyor burada. 80 yıl sonra bir yol açılıyor. 80 yıl sonra, su yolu açılıyor. Yeniden künk oluşuyor.
Siz, iyilik yapmaya devam edin. İyilik için savaşmaya devam edin. Ve arkanıza, iyilik bırakın. Adet olarak, iyi bir adetiniz kalsın. Yol olarak, iyi bir yol bırakın arkaya. Bizler göçüp gideceğiz. Herkes gibi. Sizler de göçüp gideceksiniz. Ama, düşünebiliyor musunuz? Bu tekke 450 yıllık. Nice 450 yıllar daha, bu tekke yaşayacak. O yüzden buraya, iyi adet bırakın. Buraya iyi yol bırakın. Bir 400 sene sonra, 100 sene sonra şunu demesinler.
ne kötü bir adet bırakmışlar. 50 yıl sonra şunu demesinler. Ya bu ne alakası var bunun Kur'an'la, sünnetle? Ne kötü bir adet bırakmışlar. Bunu söylemesinler. O yüzden, salih ameller işleyin. iyi ameller arkanızdan bırakın. İyi nefesler bırakın arkanızdan. 20 yıl sonra, benim söylediğimi birisi gelir, söyler size. Ben ne diyorum? 28 Şubat'ta kepenk kapattılar diyorum. Kötü bir adet bıraktılar. Zorluğu görünce kaçıp gitmeyi öğrettiler etraflarına. Kötü bir adet bıraktılar.
Bu ülkeyi, neydi belirsiz insanlara peşkeş çekmeye çalıştılar. 15 Temmuz. Sizler, iyiliğin savunucusu, iyiliğin bayraktar olun. Biz, 28 Şubat'ta bir avuç kaldık. Yılmadık biz. Bin kusur kişi ders yapardık. Bırakıp gittiler. Kendilerince çekleri vardı, senetleri vardı, sepetleri vardı, dükkanları vardı. Eşleri vardı, çocukları vardı. Zalimlerin korkusu sardı, herkesi. Bırakıp gittiler.
Eleştirerekten, laf söyleyerekten, namusumuza, şerefimize, haysiyetimize, laf söyleyerek gittiler. Dedim ya, burayı bırakıp giden vahşileşir diye. Vahşileşerek gittiler. Ama bakın, 28 Şubat, geliyor ya şimdi, damarım kabarıyor ya benim. Yaşadığım şeyler aklıma geliyor ya. Kendimce filmi geri sarıyorum. nefreti makamından değil. Filmi geri sardımda da aklıma geliyor. Eliyle benim evimi gösterenler. Aklıma geliyor. Husisi karakola gidip, kendince beni şikayet edenler. Aklıma geliyor. Eline hasbelkader, borcum ol, borç demişim ben, borcum değildi de, borç demişim.
Senet vermişim. Sorguda, sualde, polisin elinde görüyorum onu. Bana fotokopisini gösteriyor. Bu imza senin değil mi diyor. Ben de benim diyorum. Borç senedi, yasak mı diyorum. vergi dairesinin benim hakkımda tutmuş olduğu tutanak, bir arkadaş dükkanda gösteriyor fotokopisini. Mustafa abinizin diyor bu. Benim elimde olmayan tutanak. Sarıyorum ya ben geriye doğru. Siz iyilik bırakın arkaya. Arkadaşlarınızı, dostlarınızı, yol kardeşlerinizi asla satmayın. Hainlik yapmayın.
Bir sofrada yemek yediğinize ihanet etmeyin. Beraber halakada zikrullah yapmışsın. O yapsın sen yapma. Beraber aynı şeyhin elini tutmuşsun. O yapsın sen yapma. De ki benim şeyhimin elinden tuttu o. Sen içine göm. Sen kötülük yapma. Sen arkadaşını satma. Karanlık günler ebedi değildir. Geçer. Zor günler ebedi değildir. Geçer. Sıkıntılar ebedi değildir. Geçer. Sen zaten bu yola girerken sıkıntı, bela, musibet, dert, hastalık, borç, harç, varlık, yokluk, eşten imtihan, çocuktan, anneden, babadan, arkadaştan, dosttan, sevgiliden, herkesten imtihan olmayı göze alarak gelmişsin.
Sen hançerlenmedik yerin kalmayacasına öylesine çıkacaksın sevgilinin huzuruna. Senin vücudun delik deşik olacak. Her tarafında hançer yarası olacak. Her tarafın kan revan olacak. Sen sevgilinin huzuruna böyle çıkacaksın. Sana yakışan o zaten. Neden? Sen kutlu bir davanın kutlu bir yolcususun. Seni bırakırlar mı? Bırakmazlar. Sen bunun bilincinde yaşa. Ama sen, sende de hançer var. Sen hançerini kardeşine çevirme. Sende de silah var. Sen silahını kardeşine çevirme.
Sende de dua var. O peygambere gelen melek sana da gelir. Sen peygamber değilsin. Ama vallaha gelir. Ama billaha gelir. Ama karanlık bir dehlizde gelir. Ama hançerin tam gırtlağına geldiği bir anda gelir. Söyle der. Ben dua edeyim. Seni bu hale getirenlerden hesabını Allah sorsun der. Sen o esnada Muhammed-i Mustafa'yı aklına getirirsin. Gönlünde onu yeşertirsin. O helak et demedi. Neden? Onlar senin çünkü zikir kardeşin. Onlar çünkü senin aynı şeyhe el bağlamış. Aynı şeyhe el pençe durmuş.
Ve sen tende elinle o şeyhe götürmüşsün. Söyleyemezsin. Söylememen gerekir. Dilini tutman gerekir. Yüreğini tutman gerekir. Demen gerekir ki hayır. O benim şeyhim'in elinden tuttu. Onlarla biz aynı halakada zikrullah yaptık. Gözgeze durduk. Diz dize durduk. Yan yana durduk. Benim babamın evlatları Yakup'un çocukları gibi görün. Yusuf'u kuyuya atan Yakup'un diğer çocukları. Yakup'un kuyuya atılan Yusuf'u da var. Kuyuya atanları da var. Bu böyle gelmiş. Sen göze al.
Sen vücudunda hançerlenmemiş, hançer yarısı kalmamış bir şekilde mahşere çıkmayı göze al. O yüzden savaş bitmeyecek. İyiler bir tarafta olacak. Kötüler bir tarafta olacak. Hem gönül dünyanızda hem gönül vatanınızda savaş bitmeyecek. Hem de yaşadığınız topraklarda savaş bitmeyecek. Her iki savaşın da biteceğini söyleyenler, düşünenler benim nazarımda ya kördür ya ahmaktır. Allah bizi affetsin inşallah. Allah rızası için el-Fatiha. Allah rızası için el-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.