mustafaozbag.org

107. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 32:57

Ay bitti, kim otuz gün Ramazan orucunu tutar, Şevvalden de altı gün oruç tutar ise, seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap alır der. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in beterecisi. O yüzden Ramazan bitti, oruç bitti olmasın. Şevvalden muhakkak arkadaşlar, kardeşler de altı gün oruç tutsunlar. Şevvalin halinde de her ay hiç olmazsa, başımda, ortasında, sonunda, hiç olmazsa, olursa pazartesiden pazartesiye, daha da olursa pazartesi-perşembe, inşâAllah oruçlarına devam etsinler.
Allah cümlemesi muhafaza eylesin. Ben bazen falan kişi, hikmet ehli diye söyleniyordum. Evde yaptığımız zor, öte göre hikmet ehli kimdir? Hikmet ehli, o anlamda, onu bir şekilde uygulayamaya, tebliğ eden insan. Hikmet olur. Hikmet, sadece bilgi değildir.
Bazı insanlar, sadece bilgiyi veya bilgi birikimini hikmet olarak görür. Bilgi birikimi, hikmet değil, sadece doğruyu bilmek de hikmet değil, hikmet doğruyu, doğru yerde, doğru zamanda, doğru bir şekilde uygulamaktır. O hikmetler. Özür dilerim, abdestin farzı dörttür. Esin sünnetleri de vardır, ağzı çalgınamak, koruna su vermek, enseyi kulakları mest etmek, dişleri hilalemek gibi.
Bir kimse abdesti adamına, erkanına göre alacaksa, bu ritüellerine devam eder. Ama su sıkıntısı var. Su az. Eğer abdesti bu şekilde alırsan, arkadaki kardeşlerinin su bulamama ihtimali. Doğruyu doğru yerde, doğru zamanda doğru bir şekilde uygulamak. O esnada sen abdestin dört tane farzını yapar, kalkarsın. Bu hikmet olur. Yoksa hikmet, Kur'an ve sünnetin dışında bir eylem, bir fiil, Kur'an ve sünnetin dışında bir düşünce değildir. İnsanlar tarih boyunca hikmetin peşine düşmüşler.
Yani o bilginin, o doğruluğun peşine düşmüşler. Ve doğruluğun peşine düştüklerinde ne yazık ki tarih boyunca gün gelmiş sapıklıklara doğuramışlar, sapıklığa doğuramışlar. Bunlar için doğru, Kur'an ve sünnetle sınırlarız. Bizim için bir şeyin doğruluğu olup olmayışı, Kur'an ve sünnetin içinde olup olmayışıyla alakalıdır.
Bu bir felsefeyse, bir inansa, bu bir din ise bizim için doğru odur. Veyahut bu bizim hayatımızı etkiliyorsa bizim için doğru, biz Kur'an ve sünnete göre bakarız. Bundan zarar ediyormuş gibi görülebiliriz Kur'an ve sünnet okuyarken. Örnek, işte bilmem hangi hayvanın bilmem hangi şeyi bilmem hangi rahatsızlığa iyi geliyor. Bizim için domuz eti ve domuzdan kaynaklanan bütün her şey haramdır. Bizim için haram olan bir şeyden şifa bulmak, şifa ummak, şifa beklemek de haramdır. Biz bütün cümle alem toplansa desek ki domuzda şöyle bir doğruluk var, şuna iyi geliyor, bu hastalığa iyi geliyor. Biz onu kullanmayız, biz onu kendimize cevap vermeyiz.
Ölüm tehlikesi var, azanın helak olması var. Bakın, bir şeyin caiz olabilmesi için gerekli olan şeyler bunlar. Öbür türlü değil ise biz onu kullanmayız. Biz onunla irtibatımızı keseriz. Halbuki doğruluğun peşine düşenler bunun gibi bazen necis olan düşüncelerin içerisine de dalmışlar. Necis olan fikriyatın içerisine de dalmışlar. Necis olan değişik felsefelerin içerisine de dalmışlar. Ve bunlar o felsefelerde, o cereyanların içerisinde doğru şeyler bulduklarını veyahut da 3-5 tane doğru gördükler için onu da komple doğru zannetmişler. Biz onlardan değiliz. Bu belki de çok geleneksel veyahut da çok böyle katı gibi görünebilir. Bazı çevreler tarafından fazla eleştiriliyor olabiliriz.
Hatta sizi de eleştirebilirler. İşte siz beni öyle eleştiriyorlar. İşte dinliyoruz. Çok iyisin, çok güzelsin ama işte bir tek şeyde sıkıntı var. Ne? İşte Kur'an ve sünnetin dışına çıkmıyorsun. Bu bir sıkıntıymış benim üzerimde. Yani bu... Yani Hazreti Mevlana'nın engin ve geniş düşüncesi bende yokmuş. Yani onların engin ve geniş düşüncesi Kur'an ve sünnetin dışında sanki.
Veya Kur'an ve sünnetin dışındaki fiiliyatı, davranışı da sanki o içinde barındırmış gibi. Yani namaz kılmadan mevlevilik, oruç tutmadan mevlevilik, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddesine iman etmeden mevlevilik, sünnet ve resulullah'a bağlanmadan mevlevilik, Kur'an'a bağlı olmayan bir mevlevilik düşünüyorlar ya. Bunun adı mevlevilik değil. Bunun adı uluslararası decdaliye. Veya namazsız bir tasavvuf, oruçsuz bir tasavvuf, ibadetsiz bir tasavvuf, hukuksuz, şeryatsız bir tasavvuf. Yani işte bu böyle bir onların için, onlar için veya bu tür düşünen insanlar için engin bir dini anlayış bu.
Yüksek bir dini anlayış. Yani 30 Ramazan orucunuzu tutacaksınız, 5 dakika namazınızı kılacaksınız, içki içmeyeceksiniz, kumaröle olacaksınız, zina etmeyeceksiniz, harama bulaşmayacaksınız, faizde iştikal etmeyeceksiniz, kardeşlerinizin hakkına, hukukuna riayet edeceksiniz. O zaman bu engin bir mevlevilik değil. Engin bir dini düşünce de değil. Şimdi, insandan, tabii bunun peşine düşenler, kendilerinin doğruda, kendi kendilerinin doğru olarak hikmetin peşine düştüklerini zannediyorlar Ebu Cehil gibi. Ebu Cehil de kendi zamanının hikmetin babasıydı. Ebu Hikam'di. Ama ne zaman Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zuhur edince, gerçek manada Ebu Cehil olduğu çıktı meyve.
O zaman doğru nedir? Hikmet nedir? Hikmet, Kur'an ve sünnettir. Ama tekrar söylüyorum, o Kur'an ve sünnetin içindeki hükümlerin dahi, doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde uygulanması hikmet uygundur. Buna örnek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, hani söylerim ya, ikide birde örnek olsun diye, hani kavmin birisi yeni müslüman oldu, yeni müslüman olan kavme, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri zekatı tebliğ etmedi.
Dediler ki, Ya Resulallah bunların zekatı tebliğ etmedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevabı malizah. Dedi ki, onlar Allah'ı sevdikçe, dini sevdikçe, zekatı da kendi miktarına veririz. O zaman bakın, doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde tebliğ etmek, doğru zamanda, doğru yerde, doğru bir şekilde hareket etmek hikmettir. Yani siz o zaman, hiç namaz kılmamış, hiç oruç tutmamış, hiç böyle, dinle, diyanetle alakası olmayan bir şey, bir kimse, din onun üzerinde hiç, işte ne miras hukuku. Ya bu adam daha iman etmemiş, miras hukukuyla alakalı ne konuşuyor ki? Veya bu kimse daha dini bilmiyor, cariye hukukunda ne işi var ki?
Bu kimse daha dini bilmiyor, çok eminlikle alakalı hukukla ne işi var ki bunun? Veya bu kimse daha henin daha dinle alakalı hiçbir şey bilmiyor. Ya onun hayatında, onun yaşantısında, onun dünyasında, ona lazım olmayacak bir bilgi, ona lazım olmayacak o esnada, bir hikmet sistemi, bir hayat sistemiyle adamı neden boğuyorsun ki? İşte bu hikmetsizlik, bu doğru zamanda, doğru yerde, doğru şekilde doğruyu tebliğ edememek. O kimsenin irşattan haberi yok, o kimsenin insanlardan haberi yok, o kimsenin etraftan haberi yok. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Yani bir kimse daha, bir bayan, daha namaz bilmiyor, abdest bilmiyor, oruç bilmiyor, zikir bilmiyor, fikir bilmiyor, açık bayan.
O kimseye önce, sen neden tesettürü değilsin, sen bunu bu halinde cehennemde cehir cehir yapacaksın demeye benziyor. Ya ona söylenecek şey o değil önce, tesettür Medine'de farz kılındı. Ona tesettürden önce Allah'a imanı anlat. Ona tesettürden önce Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine imanı anlat. Ona tesettürden önce Kur'an'ı anlat. Ona tesettürden önce Allah'ın ne olduğunu anlat. Ya direkt ona Allah'ı razı açacak başka bir şey bulamadın mı? Veya direkt onun kabirde o tesettürsüz haliyle, işte yılanların, çıyanların, ejderhaların nasıl yiyeceğini, onu işte aslanların, kaplanların kabirde nasıl kapacağını, yok işte ateşlerin üzerinde nasıl yürüyeceğini, onu anlatıyor.
Dinin başka hiçbir şeysi yok. Yani o tesettürsüz bayanı aldı, kabir hazamından kalktı, cehennemden çıkardı. Ne yaptı? Din anlatıyor bu kardeş ona. Veyahut da hiç dinden haberi olmayan bir kimse, bizim öyle bir şeyhimiz var ki, bir bakar seni uçurur. Bizim öyle bir şeyhimiz var ya, eee sana bir dokunsun ihya olsun. Bizim şeyhimiz var ya, eee bir sohbetine gel cennet ekse. Yok kardeşim böyle bir şeyh ola bunu anlatma. İşte bunlar hikmetsizlik. Bunlar doğruyu, doğru yerde, doğru zamanda, doğru şekilde, doğru kişiye anlatamamak. Hiç dinle, diyanetle alakası olmuyor bir kimse, adam kalkıp ona tasavvufu anlatıyor.
Ne kardeşim bunlar? Bir de anlatırken doğru tasavvufu anlatmıyor. Yok şöyle uçtu, yok böyle gittiydi de, yok takun yeğen atmış da, adamın kafasını vurmuş da, dinliyorum ben de bunu. Adam bunu anlattığı kimse, tasavvufla hiç alakası yok, dinliyorum ben yan tarafta. Tamam bana da anlatıyor aynı şekilde. Olmuş da işte, eee şeyhini ziyarete gitmiş de, sohbiler, sohbiler orada ziyaretteyken, ondan sonra şeyhi, bunlarla hiç ilgilenmemiş, çok şetif bir şekilde durmuş.
Ayağından takınyaları almış, mekul demiş, atmış. İşte adamın eline bir adam göz dikmiş hanımına, ona geliyormuş da, işte takınyalar, küürt küürt adamın kafasını vurmuş, adamı yürümüş orada. Adamla şahit olun, şey bu, devam ediyor anlatan, anlatmaya devam ederken. Sohbiler yolda kalmış, dönmüşler, üstadlarına demişler ki, yolda kaldık, benzin bitmiş, ondan sonra ibret tekrar kalkmış, benzin dolmuş, yola devam etmişler. Dedim böyle genç bir çocuk, bana döndü, siz de mi böyle düşünüyorsunuz dedi, hayır dedim ben.
Yani böyle düşünmeyen insanlar var demektedir, var dedim lazım. Peki ne cevap verirsiniz dedi, o takınyalar, o canı demirenin kafasına ataydı ya dedim. Sen köşkünü dönmüşken, küürt küürt iki tane takınyanın kafasına inseydi ya, ilmek doğru yerde, doğru şekilde, doğruyu doğru zamanda anlatmak, Allah bize affetsin.
Tasavvuf başkaları için yaşamak, başkaları için yaşamak, Allah için yaşamak olur. Eğer bu başkaları için yaşamayı, Allah'ın zarfı için yapıyorsa, evet tasavvuf başkaları için yaşamak. Biz hepimizde, hepimizde bütün insanlık olarak, aslında gerçek manada başkaları için yaşarız.
Bu başkası için yaşayan bir tek kişi değildir. Bir ev düşünün, o evin aile reisi, erkeği, hanımı ve çocukları için yaşadığını düşünürse, egoistik olur, bencillik olur. Hanın da kocası ve çocukları için yaşadığını söylüyorsa, egoistik olur, bencillik olur. Çocuklarla anne ve babası için yaşadıklarını söylüyorlarsa, yine egoistik, yine bencillik olur. Allah, fıtri olarak, yaratılışta, herkesi birbirine bağlamış. Herkes birbirine zincirlemesine, tesbih tanesi gibi bağlamış. Siz, komşunuz için yaşamıyorsunuz ama, komşunuz için bir şeyler yapıyorsunuz. Siz, arkadaşlarınız için yaşamıyorsunuz ama, arkadaşlarınızla beraber yaşıyorsunuz.
İnsanlar, birbirleriyle beraber yaşayan toplumda. Birimi aile, bireylerinin içerisinde, birbirleriyle yaşayan toplumda. Aile bireylerinden birisi, öbür bireylerden daha fazla, ben sizin için yaşıyorum diyorsa, egoistik yapıyordun, bencillik yapıyordun. Onda kibir vardır. Hayır. O aileyi ayakta tutan, küçük anne, baba ve çocuklardan oluşan, aileyi ayakta tutan, bireylerin hepsidir. Hiçbir zaman bir anne, ben çocuklarım ve babamım için yaşıyorum, bu dünyayı deme hakkına sahip değildir. Hiçbir zaman bir baba, ben eşim ve çocuklarım için yaşıyorum, bu dünyayı deme hakkına sahip değildir. Aile bireylerinin bu manada, Kur'an ve Sünnet noktasında da, eş değerli hak sahip değildir.
Ve aileyi, aileyi birlikte götürürler. Her ne kadar aile ise erkek ise de, aileyi götüren birlikteliktir. Ortak paydada buluşma, Kur'an ve Sünnet dairesinde durma, ailenin hikmet ve faziletini, ailenin bereket ve lütfunu, devam ettirmektir. Derdağla da bir üstad, ben dervişler için yaşıyorum deme noktasında değildir. Bu egoistlik ve bireyselliktir. Allah muhafaza eylesin, kibre düşmektir. Bir derviş de ben üstadım için yaşıyorum, derdağım için yaşıyorum deme noktasında değildir. Biz bu mağarada bir topluluğuz, hepimiz de yan yanayız, kol kolayız. Hepimiz de sırt sırt arayız. Hepimiz birbirimizin destekçisi, hepimiz birbirimizin kardeşi, yoldaşıyız.
Burada hiç kimsenin, hiç kimsenin üzerinde ben fedayı canım, sen değilsin deme lüksüne sahip değildir. O yüzden insanlar bir şekilde, evet, bir başkası için yaşar, başkaları için yaşarlar, ama bunu kendi gözlerinin önüne koyarlarsa, bu egoistlik, bencillik olur, kibirlilik olur. Şunu unutmayın, bu dünya, bir birliktelik senfonisidir. Bu yaratılış, bu varlık alemi, bir birliktelik senfonisidir. O birliktelik senfonisini, bozmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Güneşin, dünyaya ihtiyacın yok demeye, dünyanın da güneşe ihtiyacın yok demeye, güneşin, dünya için ben kendimi paralıyorum demeye, dünyanın da ben senin için kendimi paralıyorum demeye, nasıl hakkı yok ise, bu varlık aleminde, bu varlık aleminde, hiç kimse, hiç kimse için feda değildir.
Hiç kimse de, hiç kimse için yaşamıyordur. Ama herkes, bir ve beraber yaşar. Ve hiç kimse, hiç kimseden bu manada üstün değildir. Hepimiz Adem'in çocuklarıyız, Adem de topraktan yaratılmalıdır. O zaman hiç kimsenin, hiç kimsenin bu manada, yaratılış noktasında üstünlüğü yoktur. Evet, bazılarımız bazılarından faziletlidir. Bazılarımız bazılarından özeldir. Hazreti Resulullah gibi, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Kimi insanlar, kimi insanlardan üstündür. Hazreti Eyvubekir Efendimiz gibi, Hazreti Ömer Efendimiz, Hazreti Ali Efendimiz gibi, Hazreti Hasan ile Hüseyin Efendimiz gibi, Aşere-i Hüveşere gibi. Bunlar evet, ümmetin faziletleri ve üstünleridir.
Ümmetin ilkleri gibi. Bunlar ümmetin faziletleridir, üstünleridir. Muhakkak ki, bizim aramızda da, bizim içimizde de, fazilet noktasında, bizden iyi, bizden güzel, bizden hikmetli, bizden daha önüne giden insanlarımız vardır. Ama bunların, kendi kendilerine, ben sizin için, kendimi feda ediyorum, ben size kendimi feda ettim, deme noktaları yoktur. Bu, Allah'ın hazretleri, insanın nefsine olur. Yo, Allah görürsün, tasavvuf, Allah görürsün. Herkes bu yolda yürür, herkes bu yolda hizmet eder, herkes bu yolda koşturur. Bizim böyle, kıymetsiz, keyfietsiz gibi, gördüğümüz şey, belki de bizden çok kıymetli ve keyfiyetli, bizim için böyle önemsizmiş gibi görünen şey, belki de Allah katında çok önemlidir.
O yüzden ehli tasavvuf, yanındaki bir kimseye, tepeden bakmaz, yanındaki kimse ne kadar günahkar olursa olsun. Ehli tasavvuf, yanındaki bir kimseden, kendini faziletli görmez, yanındaki kimsenin, ne kadar faziletsiz görünürse görürsün. Ehli tasavvuf, yanındaki bir kimseden kendini daha üstün görmez, yanındaki kimse ne kadar alçaklık, vefasızlık, hainlik yaparsın. Eğer kendimizi o noktada görürsek, Allah muhafaza eylesin, kibir vurur, benlik vurur, nefis vurur, şeytan vurur. Bizi atatır. O yüzden bu manada, hiç kimse, hiç kimseye bir şekilde feda değil. İnsanlar böyle söylerler, bunda egoistlik vardır. Bunda benlik vardır. Bir kimse kaldı ki, Hz. Resulullah bir hadisi kutsi de, karşımızdaki kimseye teşekkür, Allah'a teşekkür gibidir dediysem, o zaman bizim karşımızdaki kimseye iyilik yapmamız, Allah'a iyiliktir.
O zaman karşımızdaki kimseye kötülük yapmamız da, Allah'a kötülük yapmaktır. Karşımızdaki kimseye tebessüm etmek, Allah'a tebessüm etmektir. Karşımızdaki kimseye surat asmak, yüz asmak, ona hain bakmak, haşin bakmak da, Allah'a hain bakmaktır. Bir kimse eğer ki kendisini, birisi için feda ediyorsa, onun feda ettiği şey, Rab'dir. Nasıl teşekkür etmek, Allah'a teşekkür etmekse, feda olmak da, Allah'a feda olmak. Yok, o feda olan, ben senin için kendimi böyle feda ettim dediği anda, nefsine uymuştur, Allah muhafaza eylesin, yanlışa düşmüştür. Hani, Hz. Resulullah, sallallahu ve sellem, hem Adi Şerif var, hem Adi Sükutsi var.
Siz yaptığının bir şeyi, bir şeyi dillendirmeyiniz. Ben sana böyle iyilik yaptıydım, ben sana böyle borç para ver dedim, ben seni şuradan kurtardıydım demen, seni aşağıların aşağısına indirir. Seni aşağıların aşağısına indirir. O zaman senin kalkıp da, ben sana böyle fedakallık yaptıydım demen, şeytanın sesi ve nefesi olur. Hakkın sesi ve nefesi değildir. Çünkü hiç kimsenin, hiç kimseyi kurtarmaya mecali yoktur. Kendini kurtarmaya mecali olmayan, kime kurtarabilir? O Allah'ın lütfu ve ikramıdır, inayetidir. O yüzden birisinin birisine, ben seni kendimi feda ettim demesi, egoistlik ve belirliktir, kibirliliktir. İnsanlar feda oluyorlarsa, zahir manada karşısında arkadaşıdır, eşidir, sevgilisidir, çocuğudur, annesidir, babasıdır, komşusudur, arkadaşıdır, iş yaptığı kimsedir.
Herhangi bir kimse, kim olursa olsun, ona bir şey feda ediyorsa, gerçek manada, gerçek manada, yeni bir anda, Allah'a feda etmiştir. Ona bir hediye verdiyse, Allah'a hediye vermiştir. Ona bir tasaddupta bulunmuşsa, Allah'a tasaddupta bulunmuştur. Ona bir iyilik, iyilikte bulunmuşsa, Allah'a bulunmuştur. O iyilik ona Allah'tandır. O yüzden, bunlara, maruz kalan insanlar, yani bir iyilik yaptı birisi, senin ona teşekkürün, Allah'a teşekkürdür. O iyilik yaptığın kimseye, iyilikle muamelede bulunman, Allah'a iyilikle muamelede bulunmandır. Senin ona karşı, kötülükte bulunman, Allah'a kötülükte bulunmandır. Senin ona karşı, hainlik yapman, Allah'a hainlik yapmandır.
O yüzden, ehli tasavvuf, etrafındaki bütün her şeyi, Rabbinden bir hikmet, Rabbinden bir lütuf, bir ikram, bir imtihan gibi görün, ve etrafındaki hiçbir kimseyi, hiçbir şeyi, kırmamaya, üzmemeye çalışır. Ama bu kırmama, üzmeme, Kur'an ve Sünnet tarihinde, kaldığı müddetçe, çok hoş ve tatlı olur. Ama gün gelir, gün gelir, insanlar, Kur'an ve Sünnet noktasında, durularken, sapmaymış gibi görünen şeyler olabilir. Allah'a mağazan zeyleseyim. Bunlar, Kur'an ve Sünnet dairesinin içinde, kaldığı müddetçe, sapmaymış gibi görünürler. Bayram'da bir sohbet olmuştu. Yani işte, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, az etse, kadın geldi, elini tuttu, Medine'nin sokaklarında dolaştı, diye bir sohbet oldu. Bu bazı yerlerde yanlış anlaşılmış.
Bu bir sapma değildir. Bu kesin hadiste, sahihtir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, az etse, o kadının, o isteğini geri çevirmemiştir. O kadının isteği, ama işte, aşkındandır, muhabbetindendir, sevdiğindendir, sevdasındandır. Dayanamamış, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem, az etse, demiştir ki, tut elinden, Medine'nin sokaklarında dolaşmışlardır. Dolaşmışlardır. Bu, bu sapma değildir. Veya bu, Kur'an ve Sünnet'in dışında değildir. Hani bazıları böyle kadınlarla tokalaşmayı, direkt böyle üst seviyeden haram noktasında görenlere de bir cevaptır bu. Şimdi, insanlar, feda olurlar, hatta birbirlerine bakarlarken, meseleleri analiz ederlerken, hiç kimse, hiçbir şeyi feda olurken, veya hiç kimse, herhangi bir şeyde, bir şeyi hibe ederken, Kur'an ve Sünnet'in dışına çıkmamaya gayret edecekler.
O yüzden, birbirlerimize feda olmuş gibi, bir aşkası için yaşıyormuş gibi görünsek de, bütün her şey Allah içindir. Senin bir başkası için yaşadığım şey dediği şey, Allah için yaşamaktır. Ama Allah için yaşarken, ben başkası için bu içkiyi içtim, temel üksüne sahip değilsin. Ya o beni zorladı, ben o kırılmasın diye, işte kumar oynadım. Yok, böyle bir şey, insanın aldatmacısındır. Allah muhafaza eylesin. Bu feda olmak değildir. Bu şeytana feda olmaktır. Allah bize affede inşaAllah. Bu şeyin nasıl mutrası yaşayabiliriz? Ben evcidat peygamber efendimizin sallallahu. Bütün peygamberin nişan etmelerinin ruhlarına, ayran ehliyelik basır ve sedar eyle ya Rabbi.
Allah'a emanet olun. Üçlü kamilleri, belirleri, evliyalarında, işleri, mükbinlerin ruhlarına, ehliyelik basır ve sedar eyle ya Rabbi. Bizim canlı, canlı, usuluklar, mutfayıdır. Ali Mustafa Efendi Hazretleri, ruhani üstelerine, canlısı damamlıklarına, ehliyelik basır ve sedar eyle ya Rabbi. Allah'a emanet olun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi