mustafaozbag.org

106. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 50:39

Allah gecenizi ayır etsin, amin, senâvâd, gündüzünüzü hayırla ayır etsin, hayırlısı, yıldırınızı, ömrülü, hayırla ayır etsin, amin. Efendim benim burada ikinci haftam her şeye tövbe ettim, fakat vücudumda dövme var, ahdestin kâmı bulur mu, ibaretlerine engel bulur mu? Dövme haram, günay-ı kebâir. Bir kimse bunu bile bile, eğer yaptırırsa büyük bir günay-ı kebâir işlemiş olur.
Bunun içindeki maddelerden dolayı, derinin altına su geçmeye geldiğinden dolayı, bir kısım ulema, abdestinin olmayacağına dair feta vermiş. Ama bizim bu yaşadığımız topraklar, her ne kadar önceden İslam toprakları ili hisseden, sonradan dinin ve dini eğitimin yasaklanmasıyla insanlar, dinlerini öğrenemeyince şeytanın vesvese ettiği, telkin ettiği yolu hak yolu diyorlar.
Doğru yolu gittiler ve o yolu gittiler. O yüzden insanlar dinin yasakladığı her şeyi normalmiş gibi gördüler, bunlar hâlâ da normal göstermeye çalışıyorlar, gayret ediyorlar. Bu bağlamda bir kimse cahiliye döneminde yapmış gibi hükmedinin üzerinde görmesi bulunan, tedavisi mümkün ise, dövmeleri çıkartması, çıkartması, bunun tedavisi mümkün ise, bunu tedavi ettirecek, işte bunun ameliyatlar veyahut da değişik operasyonlar var, bundan kurtulmaya gayret edecek, bundan kurtulması mümkün değil ise tövbe edecek.
Abdestini alacak, namazını kılacak, ibadetlerine devam edecek, sakın ola ki şeytap tersinden bir daha vesvese verin, işte senin dövmen var, dövmesi onun abdesti kabul olmaz, o yüzden senin bütün ibadetlerin de kabul olunmaz vesvesesine kalmasın, tövbe edip devam etsin, Allah'ım affetsin inşallah. Bu yolda kalp kırmasını çok iyi biliyoruz. Kırılmamayı nasıl öğreteceğiz? Kendisine söylenmiş doğru bir söz. Kalp kırmasını çok iyi biliyoruz. Zaten ne zaman ki kalp kırmasını çok iyi bildiğimiz bir şey unutursak, o zaman derviş ol. Kalp kırmayı unutacağız. Bunun tabii, kırılmamayı nasıl öğreneceğiz?
Kırılmamayı öğrenmek için kırılmamayı ve arşiden gelen her şey, her şey, Rab'bin sevk etmesinden geldiğini görür. Onu Rab sana sevk etmiş, imtihan ediyor sen. O yüzden ona kırılma, ona kırılırsan sevgiliden gelen, sevgiliden gelen senin canını acıtmış olur. Sevgiliye kırılmış olursun. Eğer bunu böyle görürsek o zaman kırılmamayı öğrenelim. Asıl önemli olan kırmamaktır. Kırılmamayı da öğrenirler. Dervişler normal şartlarda, ya burada herkes derviş.
Asıldıkta dervişler meydana çıkar. Veya nasırına basmak derler ya, nasırına basarsın dervişliği çıkar meydana. Bir adam kızını verecekmiş ya, çağırır oğlanı demiş, çağırmışlar. Oğlan bir divana oturmuş, gitmiş. Adam oğlanın yanına oturmuş. Biraz öteye kay demiş, kaymış diyor. Biraz daha öteye kay demiş, biraz daha kaymış. O da onun yanına giriyormuş. Biraz daha öteye kay, biraz daha kaymış. Biraz daha öteye kay, biraz daha öteye kaymış. Divanın sonuna kadar adamı sürmüş. Sonuna kadar. Adamda kırık yok, damat adayında. Çıkmış, demiş, kızı verdim ona. Demişler ki, ya bu ne? Demiş, sinirlenmedi benim böyle dediğimi.
Böyle yaptım. Güzel ahlak. Güzel ahlak, nasırına basılınca böyle. Adam senin paranı yediğinde senin ahlakını çıkar. Yoksa sen cömertlikten bize bahsedersin. Yoksa sen iyilikten bahsedersin. Senin önüne bir şey çıktığında çıkar senin meydana. Sen işte çok sakirim dersin. Birisi senin anına küfrettiğinde sakirdin çıkar. Çok iyi derviş olursun sen. Birisi bir tokat vurduğunda senin dervişlerin çıkar meydana. Tokat vurmazsa senin dervişlerin çıkmaz ki. Birisi sana küfretmezse senin dervişlerin çıkmaz ki. Hanımın sana kötü konuştuğunda dervişlerin meydana çıkar. Hanımın sana kötü konuşmazsa, sert konuşmazsa senin dervişlerin çıkmaz ki meydana.
Senin dervişlerin çıkmaz ki meydana. Hanım bir sert konuşur. Senin cevabın ne olacak? Senin dervişlerin odur. Veya baban sana bir ters konuşur. Baban sana ters konuşur da senin tavrın ne olacak? Senin dervişlerin o zaman çıkar meydana. Evet, insanlar kenayesine güzel bir şey söylemiş. Bu yolda kırmasını iyi biliyoruz. Kırılmamayı nasıl öğreneceğiz demiş. Kırılmamak, evliya makamı. Ama nefsine karşı olursa. Adamın nefsine bir şey yaparsan kırılmaz. Sana bir şey demez. Ama yola ve dine bir şey yaparsan bu farklıdır. Ben ayırırım onu. Bir kimsenin yoluna, bir kimsenin derganına, tarikatına, bir kimsenin cinine bir şey yaparsan bir kimse, bunun tepkisi farklıdır.
Birisi geldi, hani dedi ya Cebrail Aleyhisselam, ya Resulallah, şu dedi Müslümanın intikamını almayınca namaz dedi yürü, yolda kılsınlar. Bakın bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adreslerinin nefsine yapılmış bir şey değildi. Ya bu din kardeşine yapılmış, dine yapılmış bir şeydi. Bir insan nefsine bir şey yapıldığında, hani Hz. Ali Efendimiz'in yüzüne tül diye tükürmüş ya, tam öldüreceği zaman o hırsmansın, iyice beni öldürsün diye tükürmüş. Hz. Ali Efendimiz'i bırakıvermiş. Demiş, neden bırakıyorsun? Demiş, tükürdün bana şimdi. Seni nefsinden öldürebilirim, katledebilirim diye düşündüm demiş. O yüzden bırakıyorum. Önceden demiş, Allah için öldürecektim seni. Ama şimdi nefsim için öldürmekten korkuyorum. O yüzden bırakıyorum demiş. Demek ki nefsimize dokunduğunda bizim dervişimiz meydana.
Nefsimize dokunulmadığında bizim dervişimiz meydana çıkmaz. O yüzden önemli olan kırılmamak değildir. Birinci derecede kırmamaktır. İkinci derecede kırılmamaktır. Birincisi nedir? Dinin hukukudur. Sosyal hukukudur. Sen kırma. Sen kırma. Bize yanlış öğrettiler. Önce sen vuracaksın dediler. Bu yanlış öğrettiler. Derviş vurmaz. Önce dervişe vururlar. Derviş yine vurmaz. Derviş bir tek kimseye vurur. Allah düşmanına vurur. Derviş bir tek kafire vurur. Derviş bir tek münafıkla mücadel eder.
Müşrikle mücadel eder. Hatta münafın münafık olup olmadığı belli olmadığından onunla dair uğraşma. Adamın müşrikliği kesinse onunla cihad eder, onunla mücadele eder. Adamın kafirliği kesinse onunla mücadele eder, onunla uğraşır. O iman edenler ki mümin kardeşlerine karşı rahulttur, yumuşaktır. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. O yüzden kırılmamak her ne kadar üst seviyede bir noktaysa oraya gelebilmek için kırılmamayı öğrenmek lazım. Eğer kırmamayı öğrenirse o zaman kırılmamayı da öğrenmiş olur. Allah bizi affeylesin. Koğbetlerinizle sebeplerden sıyrılmaktan bazı diyorsunuz.
Sebepler nedir, nasıl sıyrılmaz? Allah sebepsiz hiçbir şeye yaratmaz. Her şey bir sebebe dayan olarak ben yaratır. İnsanlar sebeplere bakaraktan hükmederler, orada kalınlarsa sebepler dairesinde takmış durmalar. Kalır adam orada. Sebebin arkasındaki müsebbibi görmek gerekir. Sebebin yaratanı görmek gerekir. Eğer sebebi yaratanı görmezsek, biz sebepte hep döner dolaşırız. Bu demek değildir ki, sebeplerden sıyrılmak demek, sebeplere tevessül etmemek değildir. Bir kimse sebeplere tevessül etmezse, sünnetin seneye sırtını dönmüş olur. Ters davranış.
Sebeplere tevessül ederiz ama asıl dayanacağımız yer sebepler değil, Allah'tır. Sebep nedir? İlaç ve doktordur örnek. Müsebbib nedir? Allah'tır. Biz rahatsız olduğumuzda, rahatsızlığımıza, Allah'ın izniyle şifa olması için, doktoreller doktor ilaç tavsiyesini alır, tavsiye edilen ilaçları içeririz. Bu işin sebebidir. Bir kısım, tavinden daha da bu sebepleri terk etmişler. Ama bu sebepleri terk ederlerken, belirli merhalelerden geçtikten sonra terk etmişler. O belirli merhaleleri geçen insanlar için sebeplerden sıyrılmak, sebepleri terk etmek nübahtır. Ama o merhaleden geçmeyenler, o merhalenin eğitimini almayanlar, sebeplere sırtını dönerler ise, o zaman sünnet-i Resulullah'a aykırı hareket etmiş olurlar.
Bir kimsenin günlük işlevlerini görebilmesi için, günlük yemek yemesi, su içmesi sebepsiz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden cennetten sofra inerdiydi, el cevap inerdi. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin sebepler dairesinde yaşayarak da herkesin yediği yemeği yemiş, herkesin içtiği suya içmişler. Herkes gibi acıktığında karnına taş bağlamıştır. İsteseydi hiç yemek yemeden yaşayabilir miydi, her cevap yaşayabilirdi. Ama Cenab-ı Hak biz sizin içinizden sizin gibi bir peygamber gönderdik deyince, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sebepler dairesinde insanların içerisinde yaşadı. Yoksa aynı bizim gibi ekmek isteyen, su içen, uyuyan, evlenen, evinin hihaşesi için çalışan, çaba gösteren, ticaret yapan, İslam'ı tebliğ etmek için mücadele eden, cihad eden, koşturan, uykusuz kalan, aç kalan, deve işkembesinin altına konulan, yoluna dikenler de atılan,
konulan, aşağılanan bir peygamber var. Bu peygamber sebepler dairesinde yaşayarak dini yaşadı ve bizi dini yaşamamıza örnek oldu. Biz de o sebepler dairesinde dinimizi yaşan ve sebepler dairesinde dinin yaşatmasına örnek gösteririz. Ama iç alemimizde o sebeplerden sıyrılır, müsebbibe bakarız. Ve bir müddet geldiğinde Allah size o hâli nasip eder, o noktada sizi yurdurup o noktaya getirirse, siz sebeplerden sıyrılır ama sebeplerden sıyrıldığınızı göstermeden hayatınıza devam edersiniz.
O yüzden sebeplerden sıyrılmak demek, hani o meşhur üç tane sahabe gibi ben hiç evlenmemeye karar verdim, öbürkünde hiç yememeye karar verdim, öbürkünde hiç uyumamaya karar verdim deyip, sebeplerden sıyrılırcasına böyle bir davranışı, Hz. Allah Celle Celaluhu, Hz. Cebrail Aleyhisselam'ı görevlendirerekten Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri'nin bu meseleyi aktarmış ve Hz. Resulullah Sallallahu Vesselam Hazretleri bu üç sahabenin kendi içerisinde, sebepler dairesindeki bu hadiselerin atmalarına müsaade etmemiş,
Allah'tan en fazla korkanınız benim yerim, Allah'tan en fazla korkanınız benim uyurum, Allah'tan en fazla korkanınız benim evlenirim, cima ederim hadisi şerifiyle bize sünnet-i Resulullah'tan bir yol açmıştır. O yüzden sebepleri terk etmek yok ama sebeplere yaslanmak da yok. Müsebbibi görmek var, Allah var. Şunu hiç unutmayın, ey çocuk sana bir şeyler söyleyeceğim iyi dinler. Dinliyorum ya Resulallah. Bütün insanlar sana kötülük yapmak için toplansalar, Allah müsaade etmedikçe hiç kimsenin kötülüğü sana dokunmaz. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için toplansalar, Allah yaratmadıkça sana iyilik yapmazlar. Sana bir kötülük bulaştı ise, ilişti ise bil ki ona müsaade eden Allah'tır. Bu kötülükle savaşmak, el ile mümkün ise el ile, dil ile mümkün ise dil ile, o da mümkün değil ise kalbe muhuz ederekten önlemeye çalış.
Yalnız el ile, kötülükle mücadele devlete aittir. Sakın sen birisine vurmaya, öldürmeye, çarpmaya gayret etme. Dil ile mücadele alimlere aittir. Alimlere aittir. Diller dil ile kötülüklerle mücadele ederler. Kalbe muhuz eden, düz müslümanların işidir. Onların ilimleri yoktur, ilimleri olmadığından dolayı müdahale edemezler dilleriyle.
Onun hakkında ayet, hadis, fetva bilmiyorlardır. Sus. Bilmiyorsun. Nasıl mücadele edileceğini, nerede ne konuşulacağını, nerede nasıl sohbet edileceğini bilmiyorsun. Sen, senin o kötülüğü durdurma noktasında bilgin yetersiz. O yüzden sus. Alim değilsin. Amir de değilsin onu durdurabilecek. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Kimden? Elinin altında seni dinleyen eşinden. Seni dinleyen çocuğundan. Seni dinlerse sorumlusun. Eşin seni dinlemedi. Eşin seni dinlemediğinden dolayı aykırı hareket ediyor. Yol açıktır, boşarsın. Yol açıktır. Tehli ettin, dinlemedi. Elinin altında ya. İşte piske vurdun, dinlemedi. Yatağı ayırdın, dinlemedi.
Dinlemedi. Dinlemiyor seni. Yol açıktır. Allah yolunu açık kesin dersin, boşarsın. Öldürmek yok. Dönmekse ölmek yok. Her gün kavga etmek yok. İslam evliliğinde bir evde her gün kavga çıkmaz. Her gün dövüş olmaz. Sünnet vardır. Herkes haddini, hududunu, hukukunu bilir. Herkes haddini, hududunu, hukukunu bilir. Herkes haddini, hududunu, hukukunda durur. Orada durur. Yani devlete ait. Sen onu yapamazsın. O yüzden sebeplere tevessül etmek, sebepler noktasında durmak bizim şiarımızdır. Yolumuzun dışdurudur. Yolumuzun dışdurudur. Ve sebepler noktasında durmak bizim şiarımızdır. Yolumuzun dışdurudur. sebepler noktasında durmak bizim şiarımızdır, yolumuzun disturudur, yolumuzun disturudur.
Ve sebepler dairesinde biz mücadele ederiz, sebepler dairesinde dururuz, hayatımızı sebepler dairesinde yaşarız. Meşhurdur, Şehzade'nin kitabında geçer, Şehzade anlatır, hikayet altında. Der ki, dervişin beni, Reza, Allah'tır ayeti gelmesi okudu, çıktı, baktı ki topal bir tilki ormanda yürürken. Topal tilki ağlamaya gitmeyen ezel yok, yatıyor orada.
Kendi kendine dedi ki, Allah Reza kükeriz, bakalım dedi, bunun rızkı nasıl olacak. Aslanın birisi ağzında bir av geldi, tilkinin önünde çatır çatır çatır yedi. Adalıklarının artıntılarını, tilkinin önünde kaldı. Tilki geldi, o fazlalıkları yedi der, Şehzade anlatır. Dervişler ki, ya bu tevafuk olabilir, veya denk gelmiş olabilir, tesadüf olabilir. Bekleyin der yarını, yarın oldu, tilki geldi orada. Ve yine başka bir aslan ağzında bir av geldi, yine tilkinin önünde katır kutur, katır kutur yedi, artıntısını tilki ediyor. Üçüncü gün yine aydın, dedi ki, ey rahmat derviş, derviş kendi kendine konuşuyor. Sen topal tilki kadar da mı değilsin? Git mescide kapan, Allah Reza kükerizdir.
Sana bir rızık verecektir. Derviş gitti, örtüsüne düzündü caminin içinde. Birinci gün geçti, birinci gün geçtikten sonra ses seda yok. İkinci gün geçti, ses seda yok. Üçüncü gün, dervişin karnını dururlamaya başladı. Mihraptan bir ses. Ey ahmak derviş, niçin topal tilkiliğe özenirsin de aslanlığa özenmezsin? Kalk, aslan olmaya çalıştı. Topal tilki olmadan, bir ses kaybette. O zaman derviş mi yanır ki, aslan olmaya aday olmak gerek. Topal tilki değil. O zaman sebepler dairesinde durup, sebepler dairesinde durup, müsebbibe dayanmak, Allah'a dayanmak, Allah'a yaslanmak. Ve bir şey olduğunda onu Allah'tan bilmek, Allah'tan görmek, onu Allah'la konuşmak, Allah'la halleşmek, sebepleri atmak değildir.
Ya Allah'a güvenin, Allah'a yaslanın. Sebepler dairesinde de hayatını devam etmektedir. Yani sen sabahleyin dükkana gitmen, işine gitmen sebepler dairesindesin. Ama reczak olan Allah'tır. Senin dükkanına müşteriyi gönderecek olan Allah'tır. Ama sen sebepler dairesinde dükkanının çeşidini düz. Temizliğini yap. Elemanlarını iyi yetiştir. Elemanlarını iyi yetiştir. Sen sebepler dairesinde dur. Dergahını temiz tut. Sebepler dairesinde dur. Dergahtaki kardeşlerine güler yüzlü olmak için eğ. Sen sebepler dairesinde dur. Dergahından içeri giren herkesi misafir bil. Ona hürmet et. Sen sebepler dairesinde dur. Her gelen, her kim ise onun gönlünü kırma. Onun kalbine ilham edecek olan, onun kalbine hidayeti verecek olan kim?
Allah. Allah. Ama sen sebepler dairesinde dur. Onun kalbine ilham gelmesi için, onun kalbine hidayet nurunun düşmesi için Allah'a dua et. Duymadın mı? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasıl dua ederdi? Ya Rabbi iki Ömer'den birisini bana nasip et. İki Ömer derken önce Ömer bin Hattab derdi. Dua ederken. Bak onun önce Hazreti Ömer Efendimizin ismini zikretmesi sebep oldu. O Müslüman oldu. O iman etti. O Cenab-ı Hak buna hidayet verdi. Ve o İslam'ın içerisinde bir güneş oldu. Ama ikinci sıraya sıraladığı Ebu Leheb ise pardon. Ebu Cehil.
Ebu Cehil kıyamete kadar cehaletin babası oldu. Demek ki bir kimse sebepler dairesinde duracak. Sebebe tevessül edecek. Sebebe tevessül etmemek yok. Zikrullah'a gelecek. Sebebe tevessül edecek. Ve dergahını temiz tutacak. Dergahındaki kimseler, insanlar eğitimli olacaklar. Temiz olacaklar. Kötü söz kullanmayacaklar. Ki gelen kimsenin gönlü rahat etsin. Yoksa işte derviş olan olur ya. Ve kardeşim derviş olan olur da sen adamın kafasını yumruk vurursan adamı derviş vurur. Sebep. O kimse buraya gelecek. Burada herkes güler yüzlü görecek. Burada herkesi tatlı bir şekilde görecek. Kalp kırmayan bir şekilde görecek.
Burada Müslümanlığın güzel ahlakını, İslam'ın güzel ahlakını burada kardeşlerinden görecek ki kalbi ısınsın, içi ısınsın. Ama biz sebebe tevessül etmiyoruz. Gelmiş adam ne yaparsa yapsın, ne ederse etsin. Aman kim vurursa olsun. Hayır. Olmadı. Veya tekkeye gelmiş. Gelene vuralım, kıralım, dökelim. Kötü söz söyleyelim. Adam çay içiyor. Kaçıncı çay içiyor diyelim. Adam pilav alacak. Yürü git lan iki de bir de bir de pilav almaya geliyorsun diyelim. Adam lokma yiyecek. Kovatım adamı. Çocuğu koşturmuş. Al al çocuğum. Böyle sirkeleyelim adamı. Seni kapıdan kovayım bakalım bir pencereden geleceksin.
Derviş olacak olanın kapıdan kovsak pencereden gelirim. Seni kovsam gelir misin dedim durdum. Katsam seni. Resul etmek sünnettir.
Allah bize affetsin. Aman. Biz sebebe inanmayız. Biz sebebe dayanmayız. Biz sebebe yaslanmayız. Rezaf olan Allah'tır. Sebebe teşekkür ederiz. Sebebe teşekkür ederiz. Allah'a teşekkür ederiz. Bakın hadis-i şerif birisi size bir iyilikte bulunursa ona teşekkür ederiz. Ona teşekkür ederiz. Allah'a teşekkür ederiz. Bak nankörlük yok. Sebebe sırt çevirmek. Sebebe nankörlüğe davranmak yok. Bu kim? Bu kim olursa olsun bizim iyiliğimize, hayırımıza, bizim faydamıza kim sebep olduysa Allah bundan razı olsun. Ona sırt dönmek yok. O yüzden demiş Hz. Ali Efendimiz, bana bir harp öğretenin kuluk gölesi olurum. Harp öğreten gerçekte kim?
Allah. Alim olan Allah'tır. Bu alim Allah'tır. Öğretici Allah'tır. Terbiye edici Allah'tır. Ama Allah bunun sebeplerin üzerinden verir. Allah din Allah'ındır. Allah dinini bir sebebin üzerinden verdi bize. Kimler? Peygamberin üzerinden verdi. Bir peygamber dini bizim gözümüzün önünde yaşadı. İnsanların önünde yaşadı. Namazın nasıl kırılması gerektiğini, orucun nasıl tutulması gerektiğini, dinin vazifelerinin nasıl yerine getirilmesi gerektiğini, biz sebepler dairesinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden öğrendik. Bizim o sebebe sırtımı dönmemiz. Bizim o sebebe teşekkür etmememiz. O sebebe yan bakmamız mümkün değil.
Allah dahi o sebebe salatu selam getiriyor. Bakın Cenab-ı Hak o sebebe dahi salatu selam getiriyor. Diyor ki ben salatu selam getiriyor. Gökteki meleklerin de salam getiriyor. Sizler de salatu selam getirin. Niçin? O sebep. O dinin yaşanılmasına, dinin öğretilmesine sebep. Sen o sebebe sırtını dönersen nankörlerden olursun. Sen o sebebe sırtını dönersen hainlerden olursun. Sen o sebebe sırtını dönersen şeytanlaşmış kimselerden olursun ki bir tek şeytan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getirmez. Kafir cinliler salatu selam getirmez. Kafirler salatu selam getirmez ki onlar nankör olduğundan dolayı ebedi cehenneli koyacaklar.
Ama sen mümin isen sen sebebe salatu selam getireceksin. Bu Peygamber ona salatu selam getirir. Diğerlerine teşekkür eder. Kardeş Allah senden razı olsun teşekkür ederim. Sebep oldun bizim bu iyiliğimize denir. Allah bizi onlardan eylesin. Kanımını döven derviş midir? Kanımını dövmek dinde var mıdır? Gerektiren huzuslar nelerdir? Evet ayet-i kerimede dövünüz der. Serkeşlik yapacaksınız da serkeşlik yapması muhtemel. Serkeşlik yapan kadınları dövünüz der. Tabi ondan önce ayet-i kerime tebliğ edin, söyleyin, anlatın. Olmadığınız üçüncüsünü de yatağı ayırın der. İmam-ı Azam kendisi bu sıralamayı ön görmüştür. İmam-ı Şafir ne zaman hangisi olsa olur der.
Duruma göre değişir der. Allah rahmet eylesin. Üstadın Abdülah Emend Hazretleri bugün sohbet esnasında bunu kadınlar çok iyi dinlerler bu sohbeti erkekler ilginlemezler. Kadınlar yukarıdan sesinizi keserseniz erkekler bunu daha iyi dinleyecekler. Duyacaklar, duymamazlık etmeyecekler yani. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Sohbet esnasında böyle dar bir dairede sohbetti. Damardım yanında bir kişi damatlar aradı. Öyle bir şey olacaktı. Bana yönelerekten söyledi. Mustafa bende oğlum dedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ayet-i kerime olmasınlar aldığını dedi. Eşlerinin bir fiske vurmamıştır dedi. Hamd olsun. Ben de bir fiske vurmadım oğlumla.
O zaman evlenmeyi düşünmüyordum kendi kendime. Hani derler ya bekada karı boşamak kolaydır diye. Ben de içimden dedim ki efendim söz veriyorum. Evlendiğimde ben de dövmeyeceğim işte. Cenab-ı Hak hamd olsun bu saate kadar. Böyle bir şey olmadı. Böyle bir şey olmayı gerektirecek bir şey de olmadı. Dövmemi gerektirecek. Ben evimde eşimle bir şey yaşamadım. Allah razı olsun. Böyle bir şey de olmadı. İnsanın rehberi, insanın yolu, çizgisi, Kur'an ve Sünnet ise hem erkeğin hem eşinin böyle de dayak olmaz.
Bakın o evde böyle bir şey yaşanmaz. Ve kadının yolu, Kur'an ve Sünnet ise o evde dayak olmaz. Böyle bir şey yaşanmaz. Evde tartışma çıkar, evde atışma çıkar, yanlış anlaşılma olur, yanlış konuşulma olur. Birisi sinirlenir, birisi kızar, şeytanı uyar. Canını sıkılır, istediği gibi olmaz. Her şey yaşanır evlilikte. Ama sonuç olarak eğer insanlar derviş ise bu dayak noktasına gitmez. Kadın dövülür mü? Şimdi şerii olarak konuşalım. Bu işin tasavvuf tarafıydı.
Şimdi şeriat tarafını konuşayım, temennini atayım. Ondan sonra tasavvuf tarafına gelin. Kadın dövülür mü? Her cevap dövülür. Kur'an-ı Kerim'e karşı gelecek değiliz ya. Yani böyle istihamı yumuşak tutacağız. Böyle işte ne bileyim insanlara böyle yumuşak anlatacağız noktasında da değil. Dinleyiz. O erkek kadını dövdüğünde şeriat noktasında evliliğini kurtarması gerekir. Bu nedir ki? Evliliğini kurtarması için doğar. Bu nedendir? Sebepler. Erkek kadına der ki filancayı eve alınacak. Açıklama yapmak zorunda değildir. Açıklama yaparsa gıyım olacak. Dedikodu. Doğru neyse iftira olacak. Hani kadınlar bazen neler?
Neden alınacakmışım? Alınır mı? Ya mübarek insan. Otur oturduğun yere. Adam belki de o kadını uygunsuz bir kimseyle uygunsuz bir yerde gördü. Bunu söylese kıymet olacak mı? Evet. Adam belki de onunla alakalı uygunsuz yoldan geçerken kulağına çalındı bir şey duydu. Söylese kıymet olacak. Doğru neyse iftira olacak. Yorlama. Demiş ki bu kadını eve almayacaksın. Demiş ki bu adamı eve almayacaksın. İsterse bu kadının akrabası da olabilir. İsterse kadının annesi babası da olabilir. Kadının annesi babası da olabilir. Adam evinin kadını evde huzurluk çıkarıyordu. Adam bunu tespit etmiştir. Bir, iki, üç, dört. Var. Her gün adamın huzurlusundur da bu yaşayacak. Hanımına demiştir. Ben olmadığım zaman anneni eve almayacaksın. Kadın da buna olmalı. Ben olmadığım zaman anneni eve almayacaksın. Kadın da buna olmalı. Bir, iki, üç, dört. Bir, iki, üç, dört. Var. Her gün adam bu huzurlusundur da bu yaşayacak. Hanımına demiştir. Ben olmadığım zaman anneni eve almayacaksın. Kadın da buna on dayısı var.
Veya dayısı. İşte geliyorlar ki adam diyebilir. Dayını almayacaksın ben evde yokken. Veya sen dışarı çıkmayacaksın. Sana çıkma demedin mi? Kıl çıktı, kıl çıktı.
Bak bir daha olursa. Bir önce nasihat ediyorsun, söylüyorsun. Bak bir daha olursa. Sana vururum. Bir daha olur. Enderini kurtaracak. Koşamadan önce yatağına yıracak. Gidiyor kadın. Tehlikeli bir şey. Adam diyecek ki bir tarakla bozsun. Ya ciddi iş gidiyor artık. Bakın bu şeriata göre. Yine kadın gidiyor. Bir ay iddetmek dedi. Bir tarak bozsun dedi. İddetini bekliyor. Kadın yine gitti. Geri dönmüyor. Bir ikinci tarak bozsun. Yine gidiyor kadın. Gitme denilen yere. Bir ay daha geçti. Üç. İddetini de bitti. Üçüncü tarak bozsun. Allah yoluna çıkersin. Bitti. Evliliği yiyorsa yemek tutsuz olmuş.
Kürt kişi. Benim çorbamdan içim kalınsın. Sen taa. Sen evli gittin. Kürt doğru gittin. Pat. Bu İslam değil. Bu İslam ahlaklıdır. Derviş ahlaklı hiç değil. Bakın derviş ahlaklı hiç değil. Bir derviş evinde yemekten dolayı yok işte temizlikten dolayı yok işte böyle ottan dolayı yok işte çöpten dolayı evde kavga çıkarmaz.
Bir yolda küçücük meseleli probleme tık tık tık … Allah yardım çekilmez bir hale getirmez ki. Ne kadın ne erkek? Güzel ahlak. İnce ahlak. Temiz ahlak sahibi olur. Temiz ahlak sahibi olur. Hani bak güzel ahlak diyor, bir de temiz ahlak diyor, daha ince senin. Şeffaf, lezziz olacaksın, lezziz böyle adam yalacak onu, kadın erkeği yalacak güzel ahlakından dolayı, erkek de kadını yalacak güzel ahlakından dolayı, evde o güzel ahlakın umdeleri yaşanacak.
Birine sahip çıkacak, erkek de kadın da, bir laf söylüyor, kadın beş tane söylüyor, kadın bir laf söylüyor, adam beş tane söylüyor. Ve kardeşim hani güzel ahlaklıydı, ahlaklı olacaktı, olmadı gül vuruyor adam. Kadının burası moralmış, geldi iş yerine baktım ben, düştüm üzerinden düştüm efendim, derviş, yananım var artan kim derviş.
Yani benim üstadım ne de ki oğlum ben hiç vurmadım, ben de diyorum ki ben de vurmadım, bizim dervişler biliyoruz. Soruyorum gitme dediğin yere mi gitti, hayır. Ama dediğin kimseyi mi aldın, hayır. Çok affedersiniz, çok özür dilerim hem alt kattakinden hem üst kattakinden. Cinsel ilişki esnasında yat dedin, yatmadı mı seninle, hayır. Neden de öldün kardeşim sen bu kadını, neden de öldün? Neden kovdun sen bu kadını, gece yarısı dışarı çıkardın? Kattın sen bunu sokağa, sor git dedin annesine, din yanmış gibi yaptın yaptın yaptın yaptın, yeter dedim ya. Yeter kardeşim.
Derslerde bangır bangır bağırıyor. Sebepler bu olacak. Senin atma sebebin bu olacak. Senin terk etme sebebin bu olacak. Ha dersen ki, ben ev çarpıp geçinemeyeceğim, benim işim gücüm yapamadım, yapamadım. Yapamadım, yapamadım. Atma sokağa, o da insan evvel değil mi? Çağır annesini babasını, kusura bakmayın, hakkınızı helal edin. Kızınızın bir suçu, bir günahı yok. Ama ben de sunamadım, evliliğimizi götüremeyeceğim, hakkınızı helal edin. Eyvallah. O da sunmamış olabilir, o da çağırır, der ki ya kusura bakmayın ben. Bu, çocuğunuzla evliliğimizi götüremeyeceğim, hakkınızı helal edin. Derviş, dönüşür mü? Dervişlik ahlakında yoktur. Hadi şerif, haklı olsan dahi tartışmadan ayrılan kimseye cennet var.
Haklısın, ayrılık kardeşim tartışmadan. Evliliğinizde dayatmayın haklıyız diye. Kadınlar, erkekler, kim haklıyım diye dayattı, o suçludur. Bir dervişin en haklı olduğu ile haksızlığı başlar. Haklı değilsin kardeşim, bitti. Bu dervişliktir, bu dervişlik kabul ediyorsan derviş olacaksın. Git kardeşim şeytanın yolu o. O da dedi ki ben haklıyım, dayandı Allah'ın kapısına. Dedi ki ya ne yapıyorsun sen? Allah'a haklı verme haklı. Haklılık yeri değildir. Dayatmazsın.
Allah yoluna çıkıyorsun. Çekilirsin kenarı, kenara çekilirsin. Haklılığı ispat etsin. Derviş. Öyle. Hanımına ben haklıyım, güm güm güm vurur, böyle bir şey yok. Çocuğuna ben haklıyım, böyle bir şey yok. Ben haklıyım, kocasına bıdı bıdı bıdı, bitmiyor çenesi. Öyle kadınlar da var, Allah bizi affetsin diyor. Bitmiyor kadının çenesi. Ben çöküyorum orada dinlerken. Bakıyorum adama, diyorum ki ya evli adam bu adam. Kendi içimden diyorum ki Allah'ım evli adam bu, ben bu kadar sabırlı olamazdım diyorum. Cenab-ı Hak bana gösteriyor, bana ders olsun diye gösteriyor diyorum. Gerçekten. Allah malınızı eylesin. Çökertiyor adama. Ben dinlerken çöküyorum.
Bunu böyle çöküyorum derken dinlemekten şikayet etsin ben değil. Ben diyorum ki Cenab-ı Hak bunu bana numune olarak gönderdi. Ey Mustafa konu, bak böyle kadınlar da var. Var. Televizyonlarda skeçler var ya, kadın bağırıyor bu hani televizyon skeçti. Biz birkaç tanesine denk geldim. Gerçekten var. Kadın böyle duruyor şimdi dikkatla karşılıklı adamlarını kırıyorlar. Şimdi adam anlatmaya çalışıyor. Hani o anı var ya Mehmet Ali Bey böyle böyle böyle yaptık, birkaç tanesine bağırıyor ya. Kadın durdu durdu durdu. Dillahi başlayıp bağırma. Bizim sayı taşardan koştu geldi. Efendim ben bir şey mi oluyor diye. Gözlerini kaydırmış.
Dedim dur bir şey yok. Sen bak işine değil. Alt katayı yıkay. Kadın bir başladı ki Allah muhafaza eylesin. Makinenin tüfek gibi. İçimden dedim ki eyvah bizim denmiş dedim. Neye sabrediyormuş. Allah yardım etsin. Rabbim muhafaza eylesin. Hem kadının hem erkeğin. Adımızı çok alan çökertir insan. Adımızı çökertir kadın da çökertir. Ama yine de yine de bu ahlaki meseleler olmadığı müddetçe ahlaki meselelerdir. Namusla alakalıdır. Bir kadının gitme denilen yere gitmesi. Bir kimseye ev alma deninde alması. İzinsiz evden çıkma demesi. Namusla alakalıdır. O zaman adam onu dövebilir. Eyvah evliliğini kurtarmak için dövüyor. Burada bu dayak şefkat dokududur.
Şefkat dokudur. Bu normalde kadın fitursuz bir şekilde namusa dil uzatıyor kadın. Fütursuz. Fütursuz. Fütursuzluğunu durdurmak için vurur. Fütursuz bir şekilde kadının ve adamın tarafından birisinin namusuna leke sunuyor. Adam o zaman onu öldürsün diye. Ama öbür türlü yok yemekti, yok temizlikti, yok elbiseydi, yok ütüydü, yok çamaşırdı, yok bulaşıktı.
Adamlar bunları kontrol ederler sadece. Sen hangi gömleği yıkadın? Sana ne bırak kadın? Hangisini yıkarsa yıkasın. Sen lazım olanı söyle. Yani şimdi adamların üç tane, beş tane gömleği yok ki. En fukaranın evinde beş tane, altı tane, on tane gömlek var. Gel birini git. Geci meyyor. Derviş ol. Allah bizi affetsin. Bu yüzden sakın ha. Tekrar söylüyorum. Bu kapıdan içeri giren kimse, şu kapıdan içeri giren kimse, eşini mutip gerekti gereksiz dövmeyecek. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Bu dervişlik ahlakında yok. Böyle olmayacak deyince de kadınların fitursuz davranması da olmayacak. Hani dövmek yasak ya.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle yasaklamış. Ama kadınlar fitursuz davranmaya başlamışlar. Hazreti Ömer Efendimiz gelmiş. Ya Resulallah yasakladın ama demiş. Kadından fitursunlaştı. O zaman Hazreti Resulallah müsaade etmiş. Demiş ki madem fitursuzdaşlı dön. Kadınlar bunu fitursuz noktaya getirmeyecekler. Allah bizi affetsin. Filtursuz noktaya getirme. Adam seni dönmeyecek diye kalkıp da bunu böyle densizlik noktasına getirmeyecek. Vay sen değerliştin böyle mi? Senin şeyhin böyle mi öğretti? Sen derse gittin ben kulağımla duydum da Dövmeyeceğim dedi de. Şunu yapmayacağım dedi de. Senin neren adam da senin neren derviş de.
Senin gibi adamın boynu bükülsün, boynu kırılsın da. Ben seni şeyhine nasıl şikayet edeceğim derim. Pes be ya. Ben telefonunu dinlerken kulağım tırmanlanıyor. Ne yapacaksın? Şimdi boğazını mı sıkayım adamın dedi de. Hayır efendim dedi. Atayım mı dergattan dedim ben. Filtursuzluk noktasında olmayacak. Allah bizi affetsin. Kız çocuklarının yetiştirilmesinde babalı, anneye ve çocuklara desteğe ve yardımıyla şekilde olmalı. Erkekler evlerinin reisleridir. Evlerinin reisleri olduğu için her konuda evlerinde evlerinde evin insanına yardımcı olacaklar, destek olacaklar muhabbet olun. Kur'anınızı kendilerini Allah yoruna adayıp yargında dolaşamayanların ve hayalarından dolayı kendilerini tanımayanların tanıdıkları yoksulları verin.
Sen onları bizlerinden tanımsın. Onlar yüzlülük edip insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak hakladıklarınızı Allah mutlaka bilir. Bu ayetteki belirtiler kişiyi tam olarak anlayamadık. Mübarek insan ayet-i kerime çok açık. Neden tanıyamadık? Kur'an apaçık indirilmiştir. Tanınmayacak bir kimse değildir. Kimmiş? Allah yolunda kendini adamış. Ama o kimse, bu ayet-i kerimde tahrip edilen kimse, o kimse kendisini Allah yoluna adadığı halde maddiyatsızlıktan dolayı dolaştıramıyor kendini. Teddiğe çıkamıyor. Cihada çıkamıyor. O kimseye de yok sadakanı ver. Allah yolunda mücadele ederdiler bu sadakalarımızı. Allah yolunda koşuşturanlara verildi. Allah dünyamızı affeylesin.
Allah yolunda mücadele ederdiler bu sadakaların mustansları WWWB.'KURANALISYEN!! trl gotta

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi