Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 52:04
Geçen haftadan yedi yüz yirmi beşinci beyti okumuştuk herhalde, bu ayda, bu haftada yedi yüz yirmi altıdan devam edeceğiz. Agâh ol, bir gönüldeşten gönül gıdası al, onunla gönlünü gıdalandır, yürü, ikbali bir ikbal sahibinden öğren. Gıdalar vardır, zahiridir. Akşam yemeği yersiniz, vücudunuz kuvvetlenir. Zahiri bir gıdadır.
Ama insan sadece zahirden ibaret değildir. İnsanın batını da vardır. Cenab-ı Hak Adem'i kendi suretinde yarattı. Öl olunca Allah'ın batın ism-i şerîfi olduğu gibi insanın da batını var. Ruhu örneğin batınıdır. Canı örneğin batınıdır. Bunlar normalde gözle görülecek, elle tutulacak maddeler değillerdir. Ama biz biliriz ki ruh vardır. En ateist dahi ruhun varlığını kabul eder. Bu noktada dinsiz bir kimse dahi insanın üzerinde bir can denilen olgunun varlığını kabul eder. Tabi onlar her ne kadar dinsizliklerini de şerid bir hale getirip onu farklı pencerelerden bakmaya çalışsalar da sonuçta ruhu kabul ederler. En ateist, tıpçılar dahi sonuçta hastanelerde ruh ve sinir hastalıkları diye bölüm açarlar.
Ruhun varlığını kabul ederler. İşte nasıl bizim bedenimizin, cesedimizin bir gıdaya ihtiyacı varsa, yemeğe içmeye ihtiyacı varsa, ruhumuzun da gıdaya ihtiyaç var. Sakın böyle ortalıkta dolaşan musiki ruhun gıdasıdır deyip ruhun gıdasını musikiye bağlamayın. İnsanın manasının, batınının tecelli ettiği yer gönlüdür.
Gönül de göğüs kafesinin bulunduğu yerdir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine soruyor sahabe, gönülden kas neresidir diye göğüs kafesini işaretliyor. Gönül dediğimiz şey, batın dediğimiz o daire orası. Hani başka bir hadis-i şerifte de takva nerededir diye sorduklarında takvayı göğsüne işaret ediyor. Yani gönüldedir takva. Bir kimsenin Allah'tan korkması, Allah'a karşı utanması, edeplenmesi, adaplanması, o kimsenin gönül denilen, o Cenab-ı Hakk'ın hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun gönlüne sığmadım dediği yerdir. O alan olarak, fiziki alan olarak insanın göğüs boşluğudur. Ama onun fiziki alanı yoktur. O sonuçta insanın bütün damarlarının, vücudunun her yerinde dolaşır.
O yüzden bu gönlün de bir gıdası vardır. Hani başka bir ayet-i kerimede kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur der ya. İşte o zikrullah gönle gıdadır. Hafızlık çalışıyorsunuz, Kur'an-ı Kerim gönle gıdadır. Kur'an-ı Kerim okumak insana şifadır. Gönlüne şifadır. Kur'an-ı Kerim hem zahire şifadır, hem batına şifadır. Zikrullah hem zahire şifadır, hem batına şifadır. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, bir gönül gıdası alacak, onunla gönlünü gıdalandıracak bir yer bul, bir şey bul. Gönül gıdası. Kendine bir gönüldeş ara. Bir dildeşlik vardır, aynı dili konuşursun. Aynı dili konuşanlar aynı hedefe koşmayabilirler.
Ama bir gönüldeş bulursanız, aynı hedefe koşarsınız. Bir gönüldeş bulursanız, kalbiniz onunla mutmain olur. Hani Hazreti Mevlana Cerahat-ı Rüma Hazretleri 18 beytin içerisinden diyor ya, dil daşından uzaklaşan kimse, o zaman gönül daşından uzaklaştı mı, aynı gönlü, aynı hedefi, aynı heyecanı tatmıyorsa onunla bir kimse, o zaman o kimse bir türlü gönül gıdasını alacak yer bulamaz.
O zaman gönül gıdasını alacağımız, gönüldaşlar bulmak zorundayız. E mümin kimi gönüldaş edinecek ilk etapta? Ali İmran ayet 28, Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Çin böyle yaparsa Allah'tan bekleyici hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi kendisinden sakındırır. Sonuçta dönüş ancak Allah'adır. Birinci derecede mümin bir kimse, ancak mümin bir kimseyi kendine gönüldaş eder. Mümin, müminle gönüldaş olur. Mümin, müminle dost olur. Mümin, müminleri bırakıp da kafirlerle dost olursa, o kafirlerden sayılır. Eğer mümin münafıkı kendine dost edinirse, o münafıktan sayılır.
Senin hani Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretlerinin sözü var ya, bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyeyim. Bana arkadaşını söyle. Hadis şerifte de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler, kişi dostunun dini üzerinedir der. Kişi dostunun dini üzerinese, o zaman biz kendimize gönüldaş kimi seçtik? Biz kendimize yol arkadaşı olarak kimi seçtik? Biz kendimize en samimi arkadaşımız, dostumuz, yarenimiz olarak kimi seçtik? Bizim en çok sevdiğimiz kim? Bu bizim istikametimizi belirler. Bakın bu bizim istikametimizi belirler. Mümin, birinci derecede en fazla Allah'ı sever. İkinci derecede Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini sever.
Üçüncü derecede Allah'ın dostlarını sever. Derecelendireceksek. Sonra eşini, çocuklarını, annesini, babasını, akrabalarını, mümin kardeşlerini sevmeye başlar. O zaman birinci derecede mümini seveceği kim yer? Allah'tır. İkinci de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. İtaat edilirken de öyledir. İtaat ancak Allah'adır. Hani bir sürü ayet-i kerime vardır da ben bir tanesini söyleyeyim. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu aynı zamanda da bizim kimleri seveceğimizi gösterir. O zaman önce Allah'ı seveceğiz, sonra Resulullah'ı seveceğiz sallallahu aleyhi ve sellemi.
Ondan sonra bizden olan bir emir sahibini seveceğiz ki biz o sevgi bizi ne yapsın kurtarsın. Hani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde bir hadis-i şerifte öyle buyurmuştu ya. Allah'ım bana senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, çölde susuz kalmış kimselere soğuk şerbeti sevimli kıldığın gibi bana da sevimli kıl. O zaman bize bir ölçü çıktı. Biz önce kimi? Allah'ı seveceğiz. Sonra en fazla Allah'ı seven Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. İnsanların içerisinde Adem'den kıyamete kadar Allah'ı en fazla bilen, Allah'ı en fazla seven Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Dini bütün insanların arasında İslam dinini en yüksek seviyede yaşayan Muhammed Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem.
O yüzden dini yaşamayı, dini nasıl anlamamız gerektiğini biz Muhammed Mustafa'dan sallallahu aleyhi ve sellem'den öğreniriz. Gençler sakın ha o hadis inkarcılığına inanmayın. Bu yeni yeni türemeye başladılar. Bu değişik okullarda, imam hatiplerde, normal liselerde hadis inkarcıları türemeye başladı. Onlara sakın kanmayın. Hadisleri inkar ederekten bizim din yaşantımızı ifsad etmek istiyorlar. Bu konuda uyanık olun. Eğer öğretmenleriniz hadisleri inkar etmeye kalkarsa herhangi bir öğretmen, hemen gidin onu müdüre şikayet edin. Bir sonuç alınmazsa gidin savcılığa şikayet edin. Direkt gidin bir dilekçe yazın. Filanca öğretmenimiz ondan sonra hadisleri sınıfta inkar etmektedir.
Bu yüzden bizim dini ibadet ve dini inanç sistemimizi yıkmaya çalışıyor. Biz şikayetçiyiz bundan değil, şikayet edin. Çünkü bu uluslararası deccaliyet oyunu, hadislerin inkarı. Önce ehl-i tasavvufu, sufileri inkar ettirdiler. Şimdi ardından mezhepleri inkar ettirdiler. Şimdi hadisleri inkar ediyorlar. Bir çıt daha ilerisini söylüyorlar şimdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğinin üzerinden ne yapıyorlar? Şüphe ettirerekten onu tartışmaya açıyorlar. O yüzden bu oyunlara düşmeyeceğiz. O zaman bizim birinci kendimize gönüldaş edecek, gönül gıdası alacağımız yer Allah. Ondan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri.
Ondan sonra Allah'a dost olmuş olanlar. Sonra mümin kardeşlerimiz bizim. Biz ilk önce gönüldaş olarak biz onları kendimize gönüldaş edeceğiz. Ve hiçbir zaman bir müminin dostu, bir müminin bu noktadaki arkadaşı mümin olmayan bir kimsenin olması mümkün değildir. Yine ayet-i kerimede mümin erkekler ve mümine hanımlar da birbirlerinin dostu ve kardeşidir.
İyiliği emreder, kötülüğü yasaklarlar. Namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler. Allah'a ve peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye galip, hüküm ve hikmet sahibidir. Tövbe ayet 71 O zaman mümin erkekler ve mümin hanımların birbirlerinin dostları ve kardeşleridir. O zaman bunların müminliğinin üzerindeki alameti, müminliğinin üzerindeki alameti. İyiliği emrederler, kötülükten nehyederler. Eğer bir arkadaşınız, bir kardeşiniz, anneniz, babanız, hocanız, etrafınızdan bir kimse size iyiliği emrediyor, kötülükten nehyediyorsa, o sizin iyiliğinizi düşünüyor.
O zaman birinci derecede özelliği ne? Müminin, mümin olmasının birinci derecede özelliği. Bakın namazı değil, bakın orucu değil, zekatı değil, haccı değil. Mümin olmanın birinci derecedeki vasfı, özelliği, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır. Mümin olmanın birinci derecede vasfı, özelliği, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır.
Niçin? Neden dışa dönük? En büyük cihat iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır çünkü. Bu toplumu dizayn etmek, etrafını düzene sokmak, etrafı başıboş bırakmak değildir. Müminde cihat şuuru vardır. Mümin kendisi için yaşamaz. Mümin kendisini geçmiştir. Mümin kendi kurtuluşu için mücadele eden kimse değildir. Mümin bütün insanlığın kurtuluşu için mücadele eden, bütün insanlığa iyiliği, doğruluğu, güzeliği, tadı götürmeye çalışan kimsedir. O yüzden Cenab-ı Hak müminin vasfının birinci derecede iyiliği emredip kötülükten nehyetmeyi koymuştur.
Neden? Bu toplum düzelirse senin düzgünlüğünün bir anlamı olur. Sen kendini düzeltmişsin, toplum batmış, sen batmaya mahkumsun. Bela gelir seni evin içerisinde bulur. Zulüm gelir seni evin içerisinde bulur. Tarih boyunca helaka uğrayan kavimler, iyiliği emretme, kötülüğü nehyetme mücadelesini bırakan kavimlerdir.
Bakın Kur'an-ı Kerim'de kavimlerin batırılışını, bakın Kur'an-ı Kerim'de kavimlerin helak ediliş sebebini, birinci sebebi onlar kötülüğe karşı mücadele etmemişlerdir. Cenab-ı Hak Lut Aleyhisselam'ın kavmini neden helak etti? Rivayet ederler ki, 300 bin kişi gece namazına kalkıyordu. 300 bin kişi, 300 bin kişi gece namazına kalkarlarken, içlerindeki 5-10 tane Luti'yi tükürükle boğmadılar. Düşünün, 300 bin kişi gece namazına kalkarken, bir rivayette 10 kişi, 15 kişi, 20 tane eşcinsel var. Bu eşcinselliği önleyemedikleri, önlemedikleri için helaka uğradılar.
Halimizi siz düşünün şimdi. Türkiye'de eşcinsellik suç değil. Dinen suç, kanun önünde suç değil. Ve Lut'un kavmi eşcinsellik yüzünden helaka uğradı. Ve Lut'un kavminin içerisindeki Müslümanlar, o eşcinsellerle ve eşcinsellikle mücadele etmedi. Onlara iyiliğe emredip kötülükten nehyetmediler. Bütün toplumların dağılmasının sebebi, iyiliğe emredip kötülükten nehyetmemektir. Ne yazık ki Müslümanlar içlerine kapandılar. Müslüman dışa yönelik yaşayacağına içe yönelik yaşadı. Apartmanındaki fuhuşu önlemeye çalışmadı.
Apartmanın önündeki gayri İslami hal ve hareketleri önlemeye çalışmadı. Okulların önünde uyuşturucu sattılar. Veliler o uyuşturucu satıcılarını şikayet etmedi. Okulların etrafında birhaneler açtılar, Meyhaneler açtılar, Meyhaneler açtılar. İnsanlar sokağa dökülüp okulun etrafında meyhane istemiyoruz demedi. Dilekçe yazmadılar. Belediyelere şikayet etmediler. Valiliklere şikayet etmediler. Hükümete şikayet etmediler. Meclise şikayet etmediler. Şikayet edilmesi gereken yerlere hiç kimse bir şikayet dilekçesi yazmadı. Müslümanlar kötülüklerle mücadele etmediler. Şikayet etmeye hakları yok.
Şikayet etmeye hakları yok şimdi kötülükten. Ve kötülükler evimizin içine kadar girdi. Herhangi bir televizyonda herhangi bir haramet edildi, hiç kimse Rütürk'e şikayet etmedi. Televizyonlara çıktılar, hadisleri inkar ettiler. Müslümanlar onları dinledi. Müslümanlar Rütürk'e şikayet dilekçesi yazmadı. Adamlar televizyonlara çıktılar. Hadisleri inkar ettiler. Mezhepleri inkar ettiler. Hadislerle alay ettiler. Kader inkarcılığıyla söylediler. Kader'e imanla alay ettiler. Ama Müslümanlar hep gözlerini yumdular. Hala da gözlerimizi yummaya devam ediyoruz. Mümin erkek ve mümin kadınların birinci derecedeki vasfı iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek. Ondan sonra namazlarını kılarlar.
Namaz müminin miracı, namaz dinin direği, namaz dinde yıkılan son kale. Namaz dinde yıkılan son kale. Yani namazı yıkıldı, son kale yıkıldı. O kimsenin dini kalmadı. İmam-ı Şafi namazı kasten terk edene küfür fetvası verir. İmam-ı Azam Hazretleri küfür fetvası vermez. Ama der ki bir kimse namazı kasten terk ediyorsa namaz ona tebliğ edilir. Yine hala da kılmıyorsa hapsedilir. Yine hala da kılmıyorsa tuzlu su içilerekten katledilir der. Müslümansan namazını kılacaksın. Namazdan hemen sonra zekat var bakın. Ardından ne? Zekatını verirler. Namazdan hemen sonra. Çok ayeti kerime vardır.
Namazı kılın, zekatı dost doğru verin diye. Neden? Bir toplumun ayakta durması yardımlaşmayla mümkündür. Komşusu açken tok yatan bizden değildir. Bu sadece hadis-i şerif olarak logo halinde kalmayacak. Doyuracaksın. Bir hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz. Bir hurma da olsa açı besleyeceksin, doyuracaksın, yedireceksin.
Misafiri aç göndermek bizim adet, gelenek, görenek dinimiz. Müsaade etmez buna. Misafirin önüne sofra koyacaksın önce. Neyin varsa onu yedireceksin. İlla ki şunu yedireceksin diye bir kaydı yok. Toplumun içerisinde barış sağlanacaksa ancak böyle barış sağlanacak. Uç bir şekilde böyle şatahatlı şatafatlı yaşantıyla değil.
Müslümanın hayatı yaşantısı lüks. Şatahat şatafat içerisinde değildir. Bir Müslüman gidip bir akşam yemeğine beş yüz bin lira vermez. Bir mümin, bir mümin akşam yemeğine bir milyon vermez. Mümin ise onun içinin sızlaması lazım. Soğukta fakir fukara bunu bulamıyor deyip onu yememesi lazım. Onu yememesi lazım. Bir mümin çok lüks bir restorana gidip orada yemek yemez. Bir mümin gidip bilmem kaç boynuzlu otele gidip orada yemek yiyeceğim, orada bir şeyler yapacağım diye uğraşmaz. Mümin, mümince yaşar. Der ki, Hazreti Ömer Efendimizin meşhur sözü, halife ona güzel bir yemek getiriyorlar. Çağırıyor oradaki bugünkü tabirle yaverini.
Diyor ki, benim tebamın en fakiri bu yemeği yiyor mu? Hayır ya emir el müminin diyorlar. Hayır. Kaldırın diyor. Tebasının en fakirinin yediği yemeği yemeyen, giydiğini giymeyen yalancı bir halifedir. Yalancı bir başkandır. Yalancı bir devlet başkanıdır diyor. Kaldırın bunu. Bugünkü tabirle. En fakirinin yediğini yemeyen. Aynı şey patronlar için de geçerli. Sen fabrikada gideceksin, kebabı yiyeceksin. Yanındaki elemana beş liraya tablot yedireceksin. Yediremezsin. Sen iş yerinde ne yiyorsan senin elemanın da onu yiyecek.
Eğer sen gidip de kebabı çevirttiriyorsan, elemana da üç liraya, dört liraya, beş liraya tablot yediriyorsan, sen de zalimsin. Evin içerisinde, evde baba kendine özel et yaptırıyor da, çoluk çocuk çorbaya ota talim ediyorsa, o baba da zalimdir. Evde anne, evde hiç kimse yokken, pirzolayı kızartıp, öğlen yemende götürüyor da, akşamına bey geldiğinde, tarana çorbasını beyninin önüne koyuyorsa, o kadın da zalimdir.
Evde çocuk, işte herkesin ortak yiyeceği bir eti, aldı gündüz kavurdu, yedi, kendi kendine, aile ne yerse yesin, o çocuk da zalimdir. O çocuk da zalimdir. Mümin, öyle yaşayamaz. O zaman, ne yapıyor? Bu Müslümanların, önemli özelliklerinden birisi, müminler ne yapıyorlar? Namazlarını kılıyorlar, zekatlarını da veriyorlar. Muhakkak, zekatını düzgün bir şekilde hesaplayıp, zekatını düzgün bir şekilde hesaplayıp, birinci derecede fakirlere, ikinci derecede miskinlere, üçüncü derecede, Allah yolunda cihad edenlere, zekatın verileceği yerler.
Zekatla cami yapılmaz, zekatla medrese yapılmaz, zekatla yurt yapılmaz, zekat parasıyla okul yapılmaz. zekat, fukaranın hakkıdır. Götürürsün, fukaranın cebine koyarsın. Götürürsün, fukaranın evine erzak mı vereceksin? Erzağını verirsin. En iyisi, nakit vermektir. Zekatın en eftalıdır. Adamın pirince mi ihtiyacı var? Nereden biliyorsun sen? Belki de borcu var adamın. Bizde şimdi yeni bir gelenek oluştu. Haydi, erzak paketleri yapıyorlar. Adamın borcu var ya. Bir de erzak paketlerine, ne o?
Sanaya koyuyor. Hele dandik dündik, bir şeyler koyuyorlar içine. Adam diyor, kardeşim ya, koyacaksan madem, ana, tencereye girecek, bir şeyler koy. Ama evla olanı, eftal olanı, paradır. Erzak değildir. Evla olanı, kıyafet değildir. Bir kimse kıyafet işi yapıyor. Onu verebilir mi? Verebilir. Bir kimse erzak işi yapıyor. Adam buğdaycı. Buğday verebilir mi? Verebilir. Adam pirinç işi yapıyor. Pirinç verebilir mi? Verebilir. Şimdi yeni bir şey oluştu. Haydi, bütün herkese ne? Erzak dağıtıyor. Ya adamın borcu var. Doğal gazı kesik, elektriği kesik, suyu kesik, kirayı ödeyemiyor. Evet. Adam ne yapsın, pirinci şekeri?
Ev sahibi kapıda bekliyor. Tirayı ödeyememiş. Adamın doğal gazı kesik. Ödeyememiş. Ama yok. Gösterişi var ya, poşetleri götürecek arkadaş. Görecek herkes. Gidecek, erzakçıya verecek. Beş aylık, altı aylık çek. Para vermek sıkıntı ya. Erzaktan aldatacak kendini. Bir hesaplasa adamın, ne kadar senin sermayen var? Yirmi trilyon. On trilyon. Düşünebiliyor musunuz zekatını? Kırtta biri. Yirmi trilyonsa, sekiz yüz milyon da ötecek. Öyle mi yapıyor?
Ne kadar yapıyor? Sekiz yüz milyon yapıyor değil mi? Kırtta biri. Kırtta biri beş yüz bin lira mı yapar? Yirmi trilyon olunca değil mi? Beş yüz bin lira. Evet. Dört kere. Neden? Dörtte biri. Yüzde iki buçuk yapar. Doğru. On milyar, on trilyon da ne yapıyor? On trilyon da iki yüz elli. Yirmi trilyon da beş yüz bin lira. Beş yüz bin lirayı dağıtacak. Adama zor geliyor. Beş yüz bin lira. Fukara mahallesinde beş daire. Beş yüz bin lira fukara mahallesinde beş daire parası. Yani şu bölgeden beş tane daire alır herhalde değil mi buralarda? Dört tane rahat alır.
Dört tane rahat alır. Tamam. Zor. Bu parayı vermek. Ama iki yüz tane şey ne o? Erzak nefsinin tamam köreltti. Ne kadar iki yüz tane erzak? Kaça sattınız? En son Ramazan'da? Yok. Bir kişilik paketi, erzak paketi kaç paraydı? En ucuzu. En ucuzu elli liraydı. Adam iki yüz paket yapınca ne yaptı? Bir milyon lira ne yaptı? Yok on bin lira yaptı. Adam on bin liraya verdi. Öyle tatmin etti kendini. Ne o? Erzak dağıttı ya. Dört yüz tane olsa ne olacak? Yirmi bin lira ya. Erzak dağıttı. Ha zekatı bitti adamın. Şimdi bu başladı. Müslümanlar para vermemek için ne tarafa kaçacaklarını buluyorlar.
Allah muhafaza eylesin. Zekatı veriyor yetmiyor. Bakın dikkat edin. Allah'a ve peygambere itaat ederler. Ardından ne? Gönüldaş olacaksın ya. Gönüldaş olacak olduğun, Gönül gıdası alacak olduğun kimsede bu özellikler olacak. Allah'a ve Resulüne itaat edecek. Veya işte bunlara Allah merhamet eder. Kimlere merhamet ediyormuş? Bunlara. İyiliğe emredecek. Kötülükten uzaklaştıracak. İyiliğe emredecek. Kötülükten uzaklaştıracak. Namaz kılacak. Zekat verecek. Allah'a ve Resulüne itaat edecek. Bunlara Allah merhamet edecek. Allah'tan merhamet bekliyorsun ya. Allah'tan merhamet bekleyen kimsenin üzerinde bu 6 özellik olacak.
Bunun başına da imanı koyarsan 7 özellik. İman edecek. İman edecek. Nefsi emmareden kurtulacak. İyiliği emredecek. Kötülükten nehy edecek. Namazını kılacak. Zekatını verecek. Allah ve Resulüne itaat edecek. O zaman Cenab-ı Hakk'ın merhameti onun üzerine tecelli edecek. O zaman Allah'ın merhametinin üzerinde tecelli eden bir kimseyi kendine gönüldaş eyle ki Gönlün gıda alsın senin.
Gönlün gıdalansın. Gönlünün gıdalanmasını istediğin arkadaşının, dostunun üzerinde bu 6 özellik, bu 7 özellik olacak. Eğer bu 7 özellik bir kimsenin üzerinde tecelli etmiyorsa, bu 7 özellik bir kimsenin üzerinde tesis edilmediyse, o kimsenin senin, o kimseden gönül gıdası almam mümkün değil. Bakın bu açık ayet-i kerime.
Bir Müslümanın kime dost olacağını, kiminle arkadaş olacağını, bir müminin kimi seveceğinin özellikleri. O mümin erkekler ve mümine kadınlar ki iyiliği emrederler, kötülükten nehyederler, namazlarını kılarlar, zekatlarını verirler. Allah ve Resul'le itaat ederler. Allah işte bunlara merhamet eder. Allah bunlara merhamet eder. E iman etmeyecek Allah'a... Yok. Husisi merhamet bekliyorsan iman edeceksin. Husisi merhamet bekliyorsan, iyiliği emredeceksin, kötülükten nehyedeceksin. Bu herkes için geçerli. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Bir erkek, ailenin reisi elinin altındakilerden sorumlu, bunların hepsini de ailenin içerisinde tesis edecek.
Bir kadın elinin altındakilerden sorumlu, ailenin içerisinde bunu tesis edecek. Yükümlü, hadisi şerif, müminler birbirlerini kollamada, birbirlerini sevmede ve birbirlerine karşı merhametli olmada tek bir vücut gibidirler. Vücudun organlarından biri hasta olduğunda diğer organlar da uykusuzlukta ve acıda ona ortak olurlar. O zaman müminler vücut halinde. Suriye'deki Müslümandan bana ne deme lüksün yok. Arakan'daki Müslümandan bana ne deme lüksün yok. Irak'taki Müslümandan bana ne deme lüksün yok. Afganistan'daki, Bangladeş'teki, Pakistan'daki, Almanya'daki, Amerika'daki, Afrika'daki Müslümandan bana ne deme lüksün yok. İman ettiysen bana ne deme lüksün yok.
Diyarbakır'da, Van'da, Hakkari'de, Trabzon'da, Edirne'de, Lüleburgaz'da, İzmir'de, Antalya'da, Muğla'da, Ankara'da, Konya'da, orada bir Müslümanın canı yanıyorsa bana ne deme lüksün yok. Ülke topraklarının herhangi bir yerinde bir Müslüman zulme uğradıysa, canı yandıysa, senin bana ne deme lüksün yok. Ülke topraklarının dışında, dünya arzında herhangi bir Müslümanın burnu kanadıysa, bana ne deme lüksün yok iman ettiysen.
Ya bu Filistinlilerin dedeleri, neneleri Osmanlı'ya arkadan vurdular, işte Osmanlı'ya şunu yaptılar, elleme şimdi çeksinler cezasını deme lüksün yok. Diyeceksin ki Kudüs bizim kıblegahımız, bizi ilgilendiriyor. Bana ne deme lüksün yok. Müslüman bu şuur içerisinde Müslüman olarak yetişecek ve böyle yaşayacak. O zaman dünyanın herhangi bir yerinde bir Müslüman zulme uğradıysa, o lüks villalarında yatıp kalkan, sabahları badem şekeriyle sütlü kaymak yiyen zehir yiyecek onu ahirette. Bana ne deme lüksüne sahip değil. Yok.
Onun hesabını sorarlar ona. Hani hizmetçinin birisi böyle ipekten yatağı düzeltirken bir yatmış ya üzerine, üzerine yatınca hemen o hizmetçilerden sorumlu olan kola ağası gibi kimse gelmiş, iki tane kırbaç vurmuş. Sen demiş nasıl yatarsın bu yatağın üstüne? Kalkmış gülmeye başlamış. Demiş ne gülüyorsun? O esnada da arkadan villanın sahibi girmiş, köşkün sahibi. Demiş ben bir uzandım iki kırbaç yedim. Demiş gece gündüz bunun üzerinde yatanın halini düşündüm de o yüzden güldüm demiş. Ben bir uzandım iki kırbaç yedim. O zaman mümin yatarken dahi dikkat edecek.
Diyecek ki, yarabbi yatak bulamayanlar var. Yorgan bulamayanlar var. Sıcak bir evde yatamayanlar var. Çadırı dahi bulamayanlar var. Akşam çorbası içemeyenler var. Sıcacık bir çorbayı kendisine çok görülen, zalimlerin elinde inim inim inleyen din kardeşlerin var. Bombaların altında yaşayan, nerede kim canlı bomba olup patlatacak, hangi uçak sort yapıp üzerine bombayı atıracak, sabaha kadar böyle yaşayan Müslümanlar var.
Sen ayağını upuzun uzatıp yatamazsın. Yattığın yerde gece bu senin aklına gelmiyorsa, o yatak zindan olur sana. Mümin böyle yatamaz. Mümin bu bu bu … yiyecek diye uğraşamaz. Der ki yiyemeyenler var. Götür etleri. Yiyemez. Der ki yiyemeyen var. Asıl zaten takva, yiyebilecekken bunları düşünüp de yiyememektir. Olmayan zaten yiyemiyor. O yokluktan, onunki sabır değil. Asıl sabır cebinde para varken yememektir.
Yedirmektir. Asıl takva odur. Allah bizi öyle Müslümanlardan eylesin. İmanda ortak olmayan, mümin olmayan akraba yakınlığı ne olursa olsun, ana baba da dahil gönül dostu olma, kardeş olma hakkını kaybeder. Onlara karşı hukuki sorumlulukları yerine getirilir. Ama gönül dostu olarak benimsenmezler. Tövbe ayet 20 ve mücadele ayet 22.
İman ortaklığı. İyiliği emretme. Kötülüğü nehyetme ortaklığı. Namaz ortaklığı. Zekat ortaklığı. Allah ve Resulüne itaat ortaklığı. Bu ortaklık manevi şirket. Bu ortaklıklarda varsak eyvallah biz onu gönüldeş edelim. Ya işte adamın iman edip etmediği belli değil. Ya nasıl gönüldeş olalım? E babam, ben babama bakmakla mükellefiyim. Ben bakayım. Annem, anneme bakmakla mükellefiyim. Ben bakayım hukuki sorumluluklarımı yerine getireyim. Ama dakikada bir küfre düşüyor. E imanla, ihlasla, İslamla hiç alakası yok. Ne demiş?
Sen boşu boşuna, siz boşu boşuna oruç tutuyorsunuz. Boşuna aç bırakıyorsunuz kendinizi. Oruç diye bir şey yok demiş. Dedim küfre ehli oluyor kafir. E benim babam, babansa babam kafir. Kafir. Allah muhafaza eylesin. Ne yapar? Gönül dostu. Gönüldeşlik yapamaz. Allah muhafaza eylesin. Bizim bir gönüldeşliğimiz ne? Ehli tasavvuf için, ehli tarikat için. Allah'ın dostları veliler. Siz sakın ha velilere karşı düşmanlık etmeliyiz. Çocuklar heyecan yapmayın. Bu hal, Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin zamanında böyle bir şey tecelli etmiş. Hz. Ömer radiyallahu anh hazretleri nehyetmiş böyle bir şeyi. Bir Iraklı Müslüman böyle Allah ismi zikredilince yanında titremeye başlıyormuş.
Titremeye başlayınca Hz. Ömer Efendimiz demiş ki bu ne yapıyor böyle? Demişler ki ya Emirrahmin'in yanında Allah anılınca buna böyle bir hal oluyor. Bunun üzerinde şeytani bir hal var demiş. Alın atın bunu demiş dışarı. Alıp atmışlar. Ashab, Kur'an okunduğunda, yanında sohbet edildiğinde, Allah zikredildiğinde, bu kardeşimiz gibi sayha atmazdı. Onlar örtülerini başlarından aşağı çeker, siyim siyim ağlarlardı. Cezbe asıl ağlamaktır. Haykırmak değildir. Asıl cezbe, Allah için gözyaşı dökmektir. Asıl cezbe, Allah yolunda cenk etmektir. Asıl cezbe, hanı var ya, Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin zamanında oluyor, İran seferinde.
Sahabenin birisinin, ayağı kesiliyor. Ayağının kesildiğinin farkında değil. Savaşın o dehşetinden, o debdebesinden, ayağının kesildiğinin farkında değil. Ne zamanki namaz kılmak için, namaz kılmak için, geriye çekiliyor, namaz kılacak. Attan kendisini indirirken, küt dek düşüyor. O zaman anlıyor ki, ayağı kesilmiş. Cezbe budur. Gençler şimdi, öğrensinler bunu. Madem ki böyle bir tecelliyat oldu, cezbe odur. Cezbe nedir? Sahabeden birisi, savaşta yaralanıyor. Önceden yarayı tedavi etmek için, yakarlardı. Dağlamak, ateşle dağlamak, bir demiri, kızdırlar, yaranın üzerine basarlar.
Böylece dağlayarak da mikropları öldürürler. Yara azmasın diye. Yarayı açarlar böyle, kapanmadıysa birbirini, dağlarlar. Ashab diyordu ki, durun, bu yaramı benim, namazda dağlayın. Abdest alırdı, kıbleye yönelir, namaz kılar. O esnada da, o hekimler, onun yarasını dağlarlardı. Selam verdikten sonra, ashab derdi ki, dağlamadınız mı? Yara mı? Onlar derlerdi ki, dağladık. Elhamdülillah derdi. Bakın namazda, cezbe hali budur. O kimse kendinden geçer. Yarası dağlanır, yarası dağlanır, o farkında değildir. Hani Hz. Ali radiyallahu anh, hazretlerinin ayağına ok batıyor ya, ayağına ok batınca, diyor ki, durun, bunu diyor, namazda çıkarın.
Ne yapıyorlar? Namaza duruyor. Namazda, Hz. Ali radiyallahu anh, hazretlerinin ayağından oku çıkarıyorlar. Hz. Ali Efendimiz, selam veriyor, namazdan çıkıyor. Neden sözümü dinlemediniz? Neden namazda çıkarın dedim, oku, neden çıkarmadınız? Deyince, Ya Emirel Müminin diyorlar. Biz oku çıkardık. Cezbe budur. Anladınız? Hani, Kur'an-ı Kerim okursun, okur ya hafızda. Hafızlar, Kur'an-ı Kerim okurken, camiden birisi bağırır. Allah! O cezbe değildir. O nefsaniyettir. Önümüzde örnek, Ashab-ı Resulullah var. Örnek.
Önümüzde örnek, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri var. Ne diyor ayeti kerimede? Allah'ı zikredenler için, o peygamberde güzel örnekler vardır. Biz ona bakarız. Biz Ashab-ı Resulullah'a bakarız. Bizim için örnek, O'dur. O zaman, nereden devam ediyoruz şimdi? Kısaca, sizi fazla tutmayacağım. Veliler. Allah'ın veli kulları var mıdır? Evet. Ayette sabit midir? Evet. Onlar mahzun olmazlar, mahcup da olmazlar. Dünyada da, ahirette de onlara müjdeler vardır. Eyvallah. Velilere düşman olan, Allah'a düşman olur. Başka bir hadisi kudside, Cenab-ı Peygamber sallallahu, aleyhi ve sellem hazretleri nakleder.
Ne der? Der ki, kul Allah'ı sever, Allah da kulu sever. Allah kulunu sevince, Cebrail'e emreder. Ey Cebrail! Allah filanca kulunu sevdi. Sen de sev. Gök halkına nida et, onlar da sevsinler. Cebrail aleyhi ve sellem, gök halkına nida eder. Ey gök halkı! Allah filanca kulu sevdi, siz de sevin. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Derler ki, Allah filanca kulu sevdi, siz de sevin. İşte bunlar kimlerdir? Bunlar velilerdir. Ahmet İbni Hanbel naklediyor. Bu ümmette, ebdallar, bu eski dilde velilere ebdal denir.
Ebdallar otuz tanedir. Kalpleri, Halil Rahman, Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce, Allah onun yerine bir başkasını koyar. Yine başka bir rivayet. Ümmetimden ebdallar otuz tanedir. Arz onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mazharsınız. Onlar sebebiyle yardıma mazharsınız. Yine tabarenide söylenir. Ebdallar Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebilerin rızka mazhar olurlar. Hz. Ali radiyallahu anh hazretleri nakleder. Ebdallar Şam'dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular. Düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir.
Yine Ebu Nuaym naklediyor. O da Hz. Ömer radiyallahu anh hazretlerinin oğlu Abdullah'dan naklediyor. Her nesilde ümmetimin en hayırlıları beş yüz kişidir. Ebdallar da kırk kişidir. Ne beş yüzler için ne de kırklar için eksilme vardır. Bunlardan biri bir kimse ölünce Allah yerine elliden birini alır. Kırklara koyar. Yanındakiler ey Allah'ın Resulü bize onların amellerini söyledin. Buyurdu ki onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allah'ın kendilerine verdiği şeylerden başkalarına pek cömert davranırlar. Yine Tirmizi'den bir hadis sohbeti noktaladık. Arz Allah'a nübüvvetin kesilmesinden şikayette bulundu.
Allah-u Teala senin sırtına kırk tane sıddık koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım. Bu sebeple onlara bedel dediler. Allah onların ahlaklarını tebdil etti. Onlar arzın direkleridir. Onlar sebebiyle arz ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmur yağar. Sevmekle alakalı Ebu Zer'i gifar eden. Ya Resulallah hayırlı bir topluluğu sevdiği halde onlar gibi amel etmeye güç yetiremeyen kimse hakkında ne buyurursunuz diye sordum.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki Ey Ebu Zer sen sevdiklerinle beraber olacaksın buyurdu. Ben de şüphesiz ben Allah ve Resulünü seviyorum dedim. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem muhakkak ki sen sevdiklerinle berabersin buyurdu. Buhari ve Darhimi nakleden. Evet o yüzden Allah dostlarını seven, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini seven ve onlar gibi güzel amel edemeyip onlar gibi yaşayamasa dahi onları sevdiğinden dolayı onlarla beraber halk olmuş olur.
İnşallah Müslümanlar, Müminler. Hakkınızı helal edin. Misafir gençlerin sorusu varsa alalım. Soruları yoksa sizi semayla baş başa bırakacağız. Peki geceniz hayır olsun inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.