mustafaozbag.org

105. Mesnevi Şerhi (724-725Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 29:13

Gönül seni, gönül ehlinin diyarına, ten, seni su ve çamur hapsine çeker. Bir sözü şerh etmek için, sözü söyleyene dönmek, en kestirme ve en hakiki yoldur. O sözü söyleyen, kendi sözünün şerhini de yapmıştır ve yapar. Kur'an Allah'ın kelamıdır. Kur'an'ı anlamak için, yine Kur'an'a ve Kur'an'ı en iyi anlayan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine müracaat etmek gerekir.
Eğer Kur'an'ı iyi anlamak istiyorsanız, Kur'an'ı Kur'an'la ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleriyle anlamaya çalışın. Bu en güzel ve en kestirme yoldur. Ve bu yol insanı, çok özür dilerim ama, bu tanrılaştırılmış akıl sapkınlığından da kurtarır insanı. İnsanlar şimdi kendi akıllarını tanrılaştırıyorlar çünkü. Dinin önünde akıl, ancak dine itaat etmek içindir. Dinin önünde akıl, ancak dini anlamak içindir. Dinin önünde akıl, ancak dini yaşamak içindir. Akıl seni tanrılaştırdıysa, sen aklı doğru yerde kullanmadın demektir. O yüzden Kur'an'ı anlamak istiyorsanız, yeniden Kur'an'a ve sünnete müracaat edeceksiniz, hadislere.
Biz de mesnevi normalde kendi içimizde, kendi dairemde ben anlamaya çalışırken, ya Kur'an ve sünnete ya da Hz. Peygamber'in kendi sözlerine müracaat etmeyi gayret ediyorum. İşin içerisinde benim kendi aklım girmesin, ben de kendi aklımı tanrılaştırmayayım, putlaştırmayayım diye düşünüyorum. Gönül seni gönül ehlinin diyarına, ten seni su ve çamur hapsine çeker. Hz. Pir'den devam edeceğiz inşallah. Kör olan gönül, canı, kulağı, gözü olsa bile hırsız şeytanın izini bulamaz, onu elde edemez. Şeytanın izini bulmayı, hırsızı elde etmeyi gönül ehli olandan um. Bu işi onlardan iste, taştan topraktan değil.
Çünkü halk gönül ehline nispetle taş topaç gibidir, adeta cansızdır. O zaman bir kimse gönül ehlini bulacak, yolunun istikametinin ne olduğunu öğrenmek istiyorsa, yolunun Allah'a mı, şeytana mı çıktığını görmek, öğrenmek istiyorsa, bir veliye, bir mürşidi kamile, olgun, kamil bir zata gidecek ki, o yolunun nerede olduğunu bilsin.
Eğrilerin içerisinde eğri kendisini normal görür. Eğrilerin içerisinde eğri kendisini normal görür. Bir kimse namaz kılmayan bir toplulukta, namaz kılmamayı normal görür. Öyle topluluklar var, içki içmeyi normal görüyor. Öyle topluluklar var. Ya kumar oynamak normal bir şey. Birisi ona haramı, helalı öğretmemiş ki. Gıybet normal geliyor ona. Ona birisi gıybetin haram olduğunu öğretmemiş ki. Eğrilerin içerisinde doğruyu bulman mümkün değildir. Ancak doğrunun yanına giderse eğri, kendince eğriliğinin farkına varır. Kendini tanımlar. Bir kimse Müslümanım dedi, namaz kılmıyor.
Ancak namaz kılan bir Müslümanın yanına gittiğinde Müslümanın namaz kılması gerektiğini görür ve inanır. Müslüman bayan örtünmemiş. Ancak örtülü Müslümanlar yanında gördüğünde örtünmenin farz olduğunu anlayıp örtünecek o. Veyahut da akşamları ben bir kadeh içiyorum diyor, bu haram olmaması lazım diyor. Ona öyle öğretmişler. Akşamları bir kadeh içmenin de haram olduğunu birisinin yanında durur öğrenirse, o onu orada öğrenecek. Eğrinin yanında eğri olursa, hiçbir zaman onlar doğruyu bulmayacaklardır. Hazreti Pir başka bir mesleminin bir eğitinde hep söylerim ya, herkesin aksak dolaştığı yerde, sen aksak dolaşmazsan, öbür günler derler ki diyor, bunda bir problem var.
Senin ayağını kırarlar onlar diyor. Neden? Orada herkes aksak dolaşıyor çünkü. Bunun gibi, herkesin kör olduğu yerde, senin gözlerin açık ise, o körler diyeceklerdir ki, bunda eksiklik var, bunda noksanlık var. Bu yanlış doğmuş. E biz bunun fıtratını düzeltelim, bunu kör edelim diyeceklerdir. Eğrinin yanında doğru bulunmaz. O zaman sen bir gönül ehli bul. Bir gönül ehli bul ki, sen istikametini o zaman öğren. Sen doğru yolda mısın, eğri yolda mısın, doğru yolda olan bir kimseyi ara bul. Sen etrafına bakarsan, etrafın seni aldatır. Hangi noktada olursanız olun, etrafınıza bakarsanız aldanırsınız.
Dervişler dahi etrafına bakarlarsa aldanırlar. Sufiler dahi etrafına bakarsan aldanırlar. Senin yanındaki baktığın kimse gevşektir, sen aldanırsın, sen de gevşersin. Ben bazen derim ya, bana soruyorlar, nasıl korudun kendini? Ben diyorum Kur'an'a baktım, Sünnet-i Resulullah'a baktım, bir de Şeyh'imin ağzına baktım. Ben Ahmet ne dedim, Mehmet ne dedi, orada öyle demiş, burada bu öyle demiş, beni ilgilendirmedi hiç. Bir şey duyacaksam da, Şeyh'imin önüne gittim, oturdum, böyle böyle demişsin. Dedin mi dedim ben, efendim dedim ben, demedim oğlum dedi.
Beni ilgilendirmez. Hesabını o verecek, dediyse, demedim dediyse. Demedim dedi. Bitti benim için. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bir şey duyacaksam ondan duyarım. Ben telefon açarım, telefon açılacak bir meseleyse, bazı meseleler vardır, telefonla hall olmaz. Ben kani olmam ondan. Ben giderim, bir kimsenin yüzüne söylerim, onun mimiklerini izleyeceğim çünkü ben onu. Onun insanın, bazen bazı insanların, diliyle mimiği, kalbi, dilik, dil, mimik, birleşmeyebilir. Ben birleştiğini göreceğim onun. Hem kalben, hem dil, hem mimik olarak birleşmiş. Tamam. Kani olacağım, güveneceğim.
Bunun gibi. Yol uzun. Ben 18 yıl, o şeyhin dizinin dibinde durdum. Bir yerde bir şey demiştir, beni ilgilendirmez. Ben gider onu, kendi kulağımla duyacağım onu. Söylerim ben. Yol gidiyor. Ben bir yola girmişim. O yol benim hayatım olmuş.
Bakın, o yol benim hayatım olmuş. Ben yolu hayata çevirmişim. Benim hayat standardım olmuş o. Ya benim başımdaki şeyhim, o benim hayat standardı haline getirdiğim, o yolda, bana mihmandarlık eder, ben tasımı tarağımı toplayıp gitmem. ya da o şeyh, tasını tarağını toplar gider. Ben tas tarak toplamam. Ben yol gidiyorum. Benim 30 yıllık yol hayatımın arkadaşları meydandadır, şahittir.
Ben tas tarak toplamam. Bazen derim ya, bir kişide kalsam ben otururum, orada zikrullah yaparım ben. Ben çekip gitmem. Cenab-ı Hak onu göstermedi bize. Şimdi diyorlar ya, bazı arkadaşları işte çok tutuyorsunuz. Evet. Açık söylüyorum bunu da. Saklamıyorum ki. Benimle beraber tas tarak toplamamış, oturmuş benle beraber. Evet. Onun bende yeri ayrı olmalı. Zaten hak, adalet de bu zaten. Herkesin çekip gittiği yerde o durmuş. Herkesin tuz dağılır gibi dağıldığı yerde o kalmış. Herkes sırtını dönmüş gitmiş, onlar oturmuş. Evet. Onlar hürmeti de, saygıyı da, sevgiyi de hak ediyorlar. Herkes hak ediyor.
Onlar bir çift daha fazla hak ediyor. Yok. Neden tas tarak toplayıp gitmemiş? Bunun gibi. İnsan, gönül ehli buldun mu buldun. Sen etrafa kulak kabartma. Dervişler dahi senin, bak dervişlerin sözüne dahi bakarsan aldanırsın. Neden? O da günaha girer. O da gaflete düşer. O da eksikliğe düşer. Beni ilgilendirmez. Ben şeyhimi dinlerim. Bazen tuhaf geliyor size. Bana şimdi bir şey söylese, yine dinlerim diyorum ya. Bana şimdi bir şey diyecek, ben yine dinlerim onu. Hiç hem.
Hiç. hem böyle onu rüyamda görsem, rüyamda gördüğümün halinden kendime ölçü çıkar. Derim ki yok. Bu, buna işaret. Bunu böyle yapman lazım derim. Evet. Bakın yol bitmiyor. Dedim ya, benim hayatım yol olmuş sonuçta. Ben hayatımı yola göre tanzim etmişim, dizayn etmişim. bir hayat söz konusu. O zaman o gönül ehlini gördüğünde, bulduğunda otur dost doğru önüne. Taşa toprağa bakma. Oraya buraya kulak kabartma. Oraya buraya kulak kabartma.
Onun lafına, bunun lafına bakma. Bak sen, beklerim ben. Üç gün beklerim, otuz gün beklerim, üç yüz otuz gün beklerim. Ben ondan duyacağım ya. Benim şeyhim o mu? Evet. Ben ondan duyacağım. O bana burada kal derse, ebediyen kalırım orada. İkinci emir gelinceye kadar kimse kımıldatamaz beni. İstikamet odur çünkü. Bakın, istikamet o. Bana kalma dedi, kalırım ben oradan. Başıma ne gelse gelsin. Yok o kal dedi de, başıma geldi de, yok o git dedi de, bunu böyle oldu. Geç, senden derviş olmaz. Senden derviş olmaz. Sen daha bana kal dedi de, burada kar yağdı, ben karın altında kaldım.
Dediğin an, tası tara, topla git sen. Senden derviş olmaz. kal demiş, kalacaksın. Başına taş da yağsa kalacaksın, kar da yağsa kalacaksın. Başına gül yaprakları dökse, kalacaksın orada. Sana şunu yapma demiş, yapma. Sen yapıyorsun, zannediyorum ki, hani sen yaptın ya, ha şeyhi görmedi onu. Gördüm. Biliyorum. İçimden diyorum ki, laf dinlemiyorsun. dinlemiyorsun. Ne derviş seni. Yüzüne kırmak istemiyorum, incitmek istemiyorum. Yüzüne karşı söyleyip de, seni mağdur etmek, seni üzmek istemiyorum.
Zannediyorum ki, yutturuyorum sen. Yutturmazsın. Yutturamazsın. Ben, adam yapıyordu mesela, zannediyor ki, Şeyh Efendi'nin haberi yoktur bundan. Kendini aldatıyorsun. aldatıyorsun. Kulağına diyordum, kendini aldatıyorsun. Ya işte, ya bunu ben görüyorsam, o görmez mi? Bunu ben biliyorsam, o bilmeyecek mi? Onun yetiştirdiği bir kimse, bilecek, o bilmeyecek. Öyle mi? Onun yetiştirdiği bir kimse, duyacak, o duymayacak. Öyle mi? Saflığın dik alası bu. Gönül ehli.
Ara bul. Buldun. Taşa toprağa, kulağını gözünü çevirme. Çünkü senin, kaşını gözünü çevirdiğin, kimse, senin gibi önceden topraktı. Onu cevher haline, o getirdi. Sen, onu cevher haline, getirenin dizinde bir dursana. Yok. Pir, öyle diyor işte, Hz. Pir. Diyor ki, sen diyor, gönül ehline tabi ol. Geri kalan taş toprak nispetindedir. Devam ediyor. O pir sana gülümser. Fakat, sen onu öyle görme. Onun içinde yüzlerce kıyamet var. Senin yüzüne tebessüm ettiğine bakma. Senin yüzüne tebessüm ediyor, sana merhamet ve şefkat gösterdiğinden.
Senin ne halt karıştırdığını, Allah'ın izniyle biliyor o. Senin nerede tökezlediğini, nerede yaptığını, biliyor Allah'ın izniyle. Sana tebessüm ediyor, sana merhamet ediyor, sana şefkat gösteriyor. Seni Allah'ın kulu, peygamberin ümmeti olarak görüyor. Diyor ki, tövbe eder, düzelir diyor. Sen tövbe et, düzelt kendini. Aldanma. Cennet, cehennem, hepsi onun cüzleri. O cenneti de, cehennemi de toplamış. Bir cebinden cennet, bir cebine cehennem koymuş. Sen çelik çomak oynuyorsun zannediyorsun. Sen aldatacağım, kandıracağım zannediyorsun. Allah muhafaza eylesin.
Ne düşünürsen, o. O düşünceden de üstün. Senin düşüncen neyse o. Ama o düşünceden de üstün. Senin o gönül ehli, senin düşüncenden üstün. O gönül ehli, senin aklından üstün. O gönül ehli, senin bin bir tane geçireceğin fikirlerden üstün. Allah izin verirse, o senin attığın adımı dahi görür. Kendi kendini aldatacağım, kandıracağım diye uğraşma. Allah muhafaza eylesin. Gönül ehli, gönlünde Cenab-ı Hak'ın sıfatlarıyla tecelleden kimsedir. E sen hem bir gönül ehli buldum diyeceksin, hem de içinde Allah'ın sıfatlarının cevgan ettiğini bildiğin kimsenin kapısında küstahlık edeceksin.
Hem diyeceksin ki, X şefendi gönül ehlidir. Ben gittim, onun kapısında durdum, hem onun kapısında durduğunu söyleyeceksin, hem de o kapıda olmayacak nankörlükler ve ihanetler yapacaksın. Bu tezat değil mi? eğer şeyhinin gönlünde Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla tecelli ettiğine inanmıyorsan, dersini al git oradan, durma.
Sen boşuna duruyorsun orada. Bekleme. boşuna yer tutma orada. Tekrar altını çiziyorum. Eğer sen şeyhinin gönlünde, Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla tecelli ettiğine inanmıyorsan, sen dersini bırak git. Bu hastalıklar çünkü yeni değildir hiç. Bu Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin zamanında da aynıdır. Hazreti Mevlana'nın zamanında da aynıdır. Şeyh'imin zamanında da aynıydı. Çorun'un acı Mustafa Efendi'nin zamanında da aynıydı. Bütün zamanlarının içerisine alır. Bazı şeyler vardır zaman içerisinde. Değişmez. Allah'ın adaleti değişmez. Bu değişmeyen şeylerdir bunlar.
Senin o noktada, eğer yoksa öyle bir içerisinde içinde senin inanç, bırak git sen. O içinde o inanç varsa, e sen ne kapıya ihanet ediyorsun ki? Hem demişsin ben padişahın sarayına girmek istiyorum. E gelmişsin kapıya durmuşsun, kapıyı tekmeliyorsun, kapıyı yıkacağım diye uğraşıyorsun. Eşiğini sökeceğim diye uğraşıyorsun. Oradan taşını, toprağını çalacağım, zarar vereceğim diye uğraşıyorsun. Sen bu tekkeye gelmişsin, sohbet dinleyeceksin. İyi, otur. Sandalyeyi ne kırıyorsun ki? Masayı ne kırıyorsun ki? Tekkeyi sohbet dinlemeye gelmişsin. Etrafı ne kirletiyorsun ki? E sen tekkeyi sohbet dinlemeye gelmişsin.
Etrafa ne zarar veriyorsun? İnsanlara bağırıyorsun, çağırıyorsun, hakaret ediyorsun. Madem ki bu tekke Allah'ın evi, madem ki burası Allah kelamının söylenildiği ve öğretildiği yer, bu edepsizlik ne niye o zaman? Bu küstahlık niye? Bu cami ne? Allah'ın evi. Ne için camiye gidersin? İbadet etmeye, namaz kılmıyor. Burası neresidir? Allah'ın evidir. Camilerde meleğani konuşmak haram mı? Evet. Camiye tükürebilir misin? Hayır. İşiyebilir misin? Hayır. Orada dünya kelamı konuşabilir misin? Hayır. Orada kavga edebilir misin? Dövüşebilir misin? Hayır. Neden? Allah'ın evi. İbadethaneler, mescitler, ibadethaneler Allah'ın evidir.
Burası ne? Dört yüz yiye, elli yıllık karavaşi veli tekkesi. Tekkedesin sen. Mahvel değil burası. Çay çorba içelim, kakara kukara yapalım. Böyle bir şey yapacaksan mahvele gideceksin. E burası, burası Allah'ın evi ya. Burada edep lazım, distur lazım. Burada adap lazım. Bir şey öğrenmeye geldik buraya. Nereye gittin? Zikre gittin. Bir şey öğrenmeye gittin. Bir dergaha girdin. Hangi dergaha girersen gir. Girmiş olduğun dergah bin dört yüz yıllık. Hangi dergaha gidersen git.
Dergahların hepsi de Hazreti Ali ve Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu anh Hazretlerinden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerine dayanır mı? Evet. Sen ister Kadir'i ol, ister Rufa'ya, ister Bedevi, ister Dusiki, ister Şazeli, ister Mevlevi'ye, ister Bektaş'i, ister Bayram'i. Senin hangi tarikata, hangi yola gittiğinin ismi önemli değil ki. Senin girmiş olduğun dergah, senin kapısına tutunduğun dergah, Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vessellem Hazretlerinin eşiğine dayanıyor. Hem sen diyeceksin ki ben o eşiğin eşikten tutundum, hem de o eşiğe sen küstahlık edeceksin. Bir gönül ehli gördüysen, bulduysan artık teslim ol ona. Vazgeç küstahlıktan, vazgeç şeytanlıktan, vazgeç nefsin heva ve hevesinden.
Heder etme zamanını. Günler gelip geçer, bir bakmışsın ki ömür bitmiş. Günler gelip geçer, bir bakmışsın ki eşiğine bağlandım dedin şeyh, uçmuş gitmiş. Ben bazen öyle derdim eski arkadaşlara. Hadi ömreye gidin. Şeyh Efendi vefat etti. Hadi gidin. Yok. Hadi şimdi hizmet edin, bindirin arabaya götürün. Yok. Hadi uçakla gidin bir yerlere. Yok. Öldükten sonra ne kıymetli ne kıymetli. Geç. Diriliğinde neredeydin? Diriyken neredeydin? Diriyken uzaktan selam veriyordun.
Geç. Sen zamanını, kıymetini bil. Der ki bir nefes daha fazla vakit geçireyim. Kurtuluşun orası. Yoksa ya bırak git anlamı yok. Ha sen geliver ayvazım gidiver tüngozum olanlardan olacaksan söyleyecek bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Ancak ahmaklar, küstahlar, ahmaklar, küstahlar, nankörler o gönül ehlinin eşiğini kırmaya çalışırlar. O gönül ehlinin etrafına ve kendisine zarar vermeye çalışırlar. Siz onlardan olmayın inşallah.
Tabi Hz. Pir daha ağır konuşuyor. Halbuki o mecazidir. Ve eşekler, bu hakikat uluların gönülden başka mescidi yoktur. Herkesin secdegahı olan velilerin gönül mescitlerinde Allah vardır. Allah erinin gönlü derde düşmedikçe Allah hiçbir milleti rüsvay etmemiştir. Peygamberlerle savaşa girişenler onları cisim görüp kendileri gibi insan sanmışlardır.
Sen de o ilk gelenlerin ahlakı var. Nasıl oluyor da sen de onlar gibi helak olmaktan korkmuyorsun? Allah bizi bu tip küstahlıklardan ve helakiyetten muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi gönül ehillerinin dizinin dibinde duranlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftalarda inşallah agah ol. Bir gönüldeşten gönül gıdasını al. Onunla gönlünü gıdalandır. Yürü. İkbali bir ikbal sahibinden öğrenden devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. El Fatiha'nın selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi