mustafaozbag.org

104. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 31:59

Allah'ın gecenizi aydın. Yaptığınız zikrulları anlatır mısınız? Mesela neden sağlanır? Neden sesli ve zörültülü bir şekilde vuruyoruz? Anlatırsanız çok sevdilerim. Cemaate bir süredir dinliyorum. Cemaate bir süredir dinliyorum ama ne yaptım? Allah'ın zikr, Allah'ın zikr, Allah'ın zikr etmek en büyük iştir. Siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayaktayken, oturarak, yanlarınızın üzerine yataraktan Allah'ın zikrediyor.
Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Siz haç farizalarını yerine getirdikten hemen sonra adalarınızı anlığınız gibi şedik bir şekilde Allah'ı anlın, zikredin. Gibi ayet-i kerimeler sıralarmıştır. Bir kimsenin oturduğu yerde zikretmesi, ayakta zikretmesi, hatta yan yatarak yatacağı zaman Allah'ı zikretmek var ya yaptığından. Bu ayet-i kerimeden olsun, ölçüsün olsun.
Allah'ı zikretmek bu manada farklıdır. Tabi sallanıyoruz ya hafiften. Hadis-i Kutsi, siz Allah'ı öyle zikredin ki rüzgarın olgunlaşmış buğday başaklarını salladığı gibi öylesine sallanarak zikredin. Olgunlaşmış buğday başakları. Yani buğday boynunu büker, olgunlaşmış buğday başakları. Buğday olgunlaştığın zaman böyle dik yukarı doğru değildir.
Böyle aşağı doğru kafasını eğer. O tarımla ilgilenenler bilir. Olgunlaşmış bir meyve dalı boynunu büker. Allah'ı zikreden kimse de olgunlaşmış meyve boynunu büker. Der ki ihtiyacı olan gelsin alsın koparsın isim. Bende hikmet var. Bende ilim var. Bende aşk var. Bende muhabbet var. Bende bağlılık var. Bende tatlılık var. Bende lezzetlik var. Bende kibir de yok. Boynunu büktüm. Bende her ne var ise gelin alın. Ve o kendi ihtiyarında değil, onu rüzgarı yerip sallar. Rüzgarı yerip sallar. Rüzgarı yerip salladığı zaman rüzgar ne tarafa esti, o tarafa sallanır. Allah'ı zikreden kimse Allah'ın o kader teşfiyatına tabidir. O der ki lisan-ı hâli ver. Ya Rabbi senin döndürdüğün yöne dönerim.
Çünkü ben seni seviyorum. Sen ne tarafa beni döndürürsen ben o tarafı severim. Sen beni ne tarafa sallarsan ben o tarafa sallanırım. Ve o yüzden Allah'ı zikredenler sağdan sola doğru. Veyahut da esmanın ritmine göre bir şekilde sallanırlar. Örtü olarak hadisi kutsisi o. Allah'ı sesli olarak zikretmekle alakalı da ayet-i kerimeler var. İşte siz haç farizalarını yerine getirdikten hemen sonra geçmiş atalarınızı andığınız gibi beni zikredin. Araplar önceden Beytullah'ın karşısına gelirler. Ben felan olum, felan olum, felan olum, felan olum, felan olum der. Bir de bağırlarını vururlar. Onların adetiydi. Cenab-ı Hak diyor ki siz hani önceden Beytullah'ı tavaf ettiğinizde geçmiş atalarınızı anlardınız ya sesli bir şekilde herkese ilan ederdiniz ya.
Beytullah'ı tavaf ettikten sonra. İşte şimdi de diyor haccı yerine getirdikten sonra atalarınızı andığınızdan daha şevk bir şekilde Allah'a anladınız. Yani siz önceden atalarınızı şevk bir şekilde boğura boğura, bizim fotoğrafın diliyle çınçır gibi, boğularakten Allah'ı zikrederdiniz. Şimdi Allah'ı böyle zikredin. Sesli zikrin bu noktadaki en önemli işaretlerinden birisidir. Tabi insanlar zikrullah'ı yaparken uymuş oldukları bu rütüeller ayet ve hadislerle sabittir.
Bizim yaptıklarımız öyle diyeyim. Ve bunların ayet ve hadisle sabit olmakla beraber gökteki meleklerin ibadetiyle alakalıdır. Melekler de gökler, bir kısım melekler yaptığımız zikrullah gibi zikrullah ederler. Ve Kuran-ı Kerim sadece bizlere hitap etmez. Yaratılmış olan bütün her şeye hitap eder. Ve Kuran'ın bu beyanı normalde gökteki meleklerden örnek alın olarak söylenmiş değildir. Kuran'ın bu beyanını melekler de uyarlar. Melekler de yükunda, secdede, ayakta oturarak da Allah'ı zikrederler. Herhalde bu meseleyi hakkımıza ilerliyoruz. Bizler ilim meclislerine, zikir meclislerine Allah rızası için geliyoruz. Kimimiz ise bu yolda ilerlemek ve yol almak için hizmet ehli olmamızı bize yerin geldiği zaman anlatıyorsunuz.
Eğer ki önünde engel varsa bu engeli nasıl aşabiliriz? Hiç kimsenin önünde nefsinden başka bir engel yoktur. İnsanlar kendilerine bir engel varmış gibi görürler gösterir bunu nefis öyle gösterir. Allah yolunda ilerlemeye, Allah yolunda gitmeye, Allah yolunda hizmet etmeye, Allah yolunda koşuşturmaya, Allah için bir şey yapmaya bir tek engel vardır.
O da nefisler. İnsanların işi, aşı, eşi, çoluğu, çocuğu, mal varlığı, yokluğu, zenginliği, fakirliği, amirliği, memurluğu, savcılığı, hakimliği, komutanlığı, askerliği, öğretmenliği, mühendisliği, işsiz olması, işli olması, fabrikatör olması. Bunların hiçbirisi de, hiçbirisi de Allah yolunda, Allah adamı olmaya engel şeyler değildir. Bir insanın kocası, bir insanın karısı, bu annesi, babası, ne olursa olsun. Tabi insan nefsi önüne çıkan, engelmiş gibi görünen, engelmiş gibi görünen şeyleri büyüttük. Büyüttük. Ve insanlar ne yazık ki nefislerine o kadar çok büyümeye başladılar ki, nefislerinin bu uyumalarından dolayı büyüttükleri şey fazlalaştı. Ya Ramazandan önce vücucuna koparıldı. İşte bu sıcaklarda bu kadar zaman içerisinde oruç tutulacak.
Fetva aramaya koyuldular. Bir kısım ak ve evveller, işte kışın tutalım demeye başladılar. Bir kısım kendilerini üstad gibi, şeyh gibi gören insanlar bu fetvasını vermeye kalktılar. Bir kısım ilahiyat profesörüymüş gibi, doçantiymiş gibi veya ilahiyatçıymış gibi, ilahiyatçı da değil, ilahiyatçiymiş gibi görünen kimseler bunlara fetva aramaya başladılar. Hani hacca fetva aradıkları gibi, yani tek zamanda gidiliyor ya hacca, ona da fetva arıyorlar. İşte siz haç marizasını yerine getirin diyor, zamanla alakalı bir şey yok, işte yıl 12 ay haç yapalım diyor. Bunu tabi Suudlular biraz organize ediyorlar. Suudlular yıl 12 aya getirip, Amerika'ya bir an daha fazla para kazandıracaklar. Ne yapacaklarsa, neye binaya, neye böyle söylüyorlarsa, yıl 12 aya harci yayacaklar. Ramazanı da yıl 12 aya yayacaklar. İstediğin zaman Türkçenin, ne yapacaklar canım? Yani sen aylık, yıllık iznin var ya, eğer yıllık iznin de orucunu tutsa.
Yani iş gücü düşmesin, performans düşmesin. Öbür tarafta Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adetler, kim Ramazan ayında oruç tutar elemanına, işçisine, yanında çalışana müsamahlı davranırsa, Allah da ona müsamahkar davranır, ona rahmet verir, bereket verir, Cenab-ı Hak olun, lütuflandırır, ikramlandırır derken, insanlar iş gücünden düşünecekler, alışverişleri düşünecek, fabrikadaki işi düşünecek, hiçbir şey düşünecek, emmeye devam edecek, satmaya devam edecek. Böyle hırs her şeyin önündür. Ona lazım fetva. Ne? İşte başka bir gün de tutun. Bunların hepsi de nefsin oyunudur. Hepsi de. Namaz kılmamaya nefis oyun çıkarın. Bir sürü sebebi vardır namaz kılmayan. Oruç tutmayanın bir sürü sebebi vardır. Hança gitmeyenin bir sürü sebebi vardır. Allah yolunda koşuşturmayanın bir sürü sebebi vardır.
Sebep çok. Bunun bir tek sebebi vardır. Nefis. Bir kimse haram işecek. Sebebi çok durum. Gidin bir içene sorun, ne kadar çok sebebi vardır içmeyen? Çok. Gidin bir kumar oynayana sorun, ne kadar çok sebebi vardır kumar oynamayan? Çok. Nefis üretir. Onun işi o. Hava sıcak, bugün gitmeyelim, terleriz. Hava sıcak dedim canım, bir de olasın böyle işte ter kokuyor herkes. Biri şöyle dedi, yani hakkını helal et dedi. Böyle daha önceden bu yeri değil. Olduğu yer böyle amele gibi kokuyor dedi. Elhamdülillah. Dedim bizim cemaatimiz amele. İşçiyiz biz dedi. Fukarayız biz dedi. O yüzden amele gibi kokalım, hakkını helal et. Ter kokarız biz dedi.
Biz yine ter kokarız dedi. Kaldı bu. Dedi ben oraya 4-5 tane klima alsam oraya dedi. Teşekkür ederim dedi. Biz bu halimizden memnunuz çünkü. Sıkıntı burada dedi. Kimisi var da halinden memnun değil dedi. Biz bu halimizden memnunuz dedi. Tabi nefis öyle der. Mesela işte zikredenlerin cahil görür. Yani bazen soru sorarlar ya. O şey orucu bozan mı diye bir nefis. Parmağına o şey soruyor ya. O orucu bozan diye soruyorlar ya. O şeyin öbür taraftan diyor ki birisi. Ne kadar cahil bir soru. Bu cemaat cahil canım. Bir arkadaş öyle demişti. Çok cahil bir cemaat var demişti. Doğru söylüyorsun. Birisi şunu unutmayın hiçbir zaman. Allah'ı zikreden küçük gören münafıttır. Birisi Allah'ı zikrediyor. Bu kim olursa olsun onu küçük, hor, hakik gören münafıttır.
Kalbinde münafıttır özü vardır onun. Onun çok böyle şevif bir şekilde tövbe edip, çok ağlayıp Allah'a yanvarması gerekir. Halbuki o cemaat oradaki beğenilmeyen, hor görülen, küçük görülen kimseler Allah en büyük iştir dediği ibadeti yerine getiriyorlar. O yüzden nefis insana Allah yolunda gitmemek için, Allah yolunda mücadele etmemek için oyuna ha bir engel çıkarır.
Bunların bu engellerin hepsi de nefsin oyunudur. Allah yolunda koşuşturmanın, Allah'ı zikretmenin, Allah'ın fark ibadetlerini yerine getirmenin önünde bir tek engel vardır, o da nefistir. Başka hiçbir şey değil. Allah nefsine uyanlardan eylemesin. Amin. Hatta kadınların sesi erkeğe nazara yüksek çıkması uygun olur. Bence çok uygun görülmemiş.
Kadınların daha pes bir zikrullah halindeki zikrullah etkileri uygun görülmüş. Ama ve lakin bizim burasıyla alakalı bir soru sorulduysa, burada zaten kadınların zikrinin sesi duyulmuyor aşağıya. Ben duymuyorum ya da aslında. Ama bu sesi dinlemek isteyen varsa yap. Fakat bu sesi dinlemek için dahi duysa o ses haram değildir. Kadının nameli sesi haramdır. Nameli. O nameli ve işveri sesi kadının haramdır. Bu kime karşı? Karşındaki erkeğe karşı. Erkek onun kim olduğunu bilir. Erkek onun kim olduğunu bilir. Ve o kadın, o erkek nameli ve işveri bir sesle konuşursa, bırak şarkı söylemeyi, konuşması dahi haram olur orada. Ama yoksa burada zikrullah yapılıyor. Darbi, cehidi, o cürtünat. O sesle alakalı soruyorsanız o sesin herhangi bir sıkıntısı yok.
Borç verilen paranın zekatı verilir mi? Hayır. Bir kimse birisine borç para vermiş olsa o borç para onun kendisine gelecek. Kendisine geldikten sonra bir gün bekleyecek, ondan sonra o zekatı verecek. O para kendisine geçmediği müddetçe o zekat verilmez. Tam birisi verir. Orada birisine diyelim ki kırk bin, kırk bin lira zekat birisine borç verir. O borç duruyor. Para kendisine değil.
Her sene o parayı eksilmeye başladı mı? Eksilmeye başladı. Din diyor ki buna, bu para senin eline geçtiğinde vereceksin. O para durduğu yerde eksiltmeyeceksin onu. Sen diyor zaten bir başkasına borç vermekten bir sevap işledin. Çok büyük bir sevap işledin. O çok büyük bir sevabı Allah diyor ki sen çok büyük bir sevap işledin. O yüzden ona sekata gerek yok. Kısacası rahatsızım, borç tutamıyorum, fildesini Ramazan'ın sonunda mı vereyim, şimdi mi vereyim? İster sonunda ver, ister şimdi ver, istersen şimdi ver. Rahatsızlığın için senin geçici değil mi sen? Geçici rahatsızlıklar vardır. Onlar işte ne bittiği belli değil diyor ki kimse o zaman bittiği zaman diyor. Ama bir kimsenin rahatsızlığı geçici değil. Şeker hastası, tansiyon hastası, kalp hastası veya devamlı o fısfıstan kullananlar mesela.
Devamlı işte böyle dil altı hap kullananlar filan pişman işte şeker hastaları, günde üç öğün hap içecekler veya insülü bulacaklar gibi. Bu tip hastalar geçici hastalıklar değil. Bunlar Ramazan'ın başında da ortasında da ne zaman verebilme muhtedir oldular o zaman verirler. Bir derviş çok istediği halde sevgililer sevgilisini, peygamber efendimizi bu yüzünü ne rüyasında ne halinde göremiyorsa sebebi nedir?
Hani gelmiş ya meşhur kız da var ya dervişin birisi. Efendim ben rüyanda peygamber sallallahu aleyhi ve sebebi hazretlerini görmek istiyor, göremiyorum demiş. Onu demiş ki evladım tuz yala biraz. Meşhur ya kız da. O derviş de tabii bakın dervişlik ne kadar ince bir şey. Aslında biz o bu meseleyi anlatırken hani böyle üstad onu tuz yala demiş ya. Bir dervişi biraz böyle şey görüyoruz o esnada böyle hani zayıf, sakat görüyoruz, eksik görüyoruz. Oysa derviş tam derviş. Bağlı, tabi. Derseniz efendim diyor tuz yalıyor kuzular gibi. İnceliği fark ediyor musunuz? Hep bu şey menkilde anlatılır. Ama orada bir incelik var. Oradaki inceliği hiç kimse fark etmez. Üstad da dervişe diyor ki evladım.
tuz yalabilirsin. O da emredersiniz efendim diyor tuz yalıyor. Demiyor ben kuzu muyum, affedersiniz dana mıyım, tuz yalacağım. Demiyor kendi kendisine ya tuz yalanır mı? Aklına mantığa ters öyle değil mi? İnsan onu tuz yalar mı? Bakın dervişlik ne kadar ince bir şey. Gidiyor hemen tuz yalamaya başlıyor.
Birine bir şey desek o öyle olur mu diyor şimdi. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi bayındır daim oturmuş. Bizim orada bir koca vardı. Bizim Nuri'nin hastanesinin önünde oturmuşlar. Konuşuyorlarmış, sorbet ediyorlarmış. Artık ne konuşuyorlarsa ben de resmi dairenden çıktım. Şeyh Efendi orada ya işte. Biliyorum gittim ben hemen Nuri'nin hastanesine. Hemen daha gidelim. Ustah Efendi gel buraya dedi de ben gittim oturdum ben.
Buyurun efendim oturdum ben. Nuri'nin hastanesinden böyle bir araba ölme var. Oradan dağ görünüyor. Ya da gördük o zaman. Bilmiyorum görünüyor mu görünüyor mu? Görmüyor musun? Görmüyor musun? Ustah Efendi oğlum buradan dedi dağı gösterdi. Su çıkar mı buradan dedi? Çıkar efendim dedi. Bildiğiniz dağ var şey. Dağ. Benden önce hocaya sormuş. Oradan su çıkar mı demiş hocaya. Hoca demiş ki çıkmaz efendim oradan sonra. Ben üstüne gittim bana dedi. Ustah Efendi da su çıkar mı oradan dedi. Çıkar efendim Allah razı olsun dedi. Hikmet dedim çıkardı bunu. Hocaya döndü aramızdaki fark bu işte dedi. Sen dedi aklına vuruyor dedi. Çıkmaz diyorsun dedi. Bu dedi aşkına vuruyor kalbine vuruyor dedi. Aşık dedi. Hikmet dedim çıkar diyor dedi.
Aramızdaki fark bu dedi. Şimdi o üstah pervişe demiş ki git tuz yala o aklına vuruymamış. Ben tuzu muyum koyum muyum keçi miyim dememiş o. Gitmiş tuzu yalamış. Tuzu yaladıktan sonra gece tabi o derya senin o demiş senin. Sabah olmuş evladın dedi orada rüyana demiş. Efendim sabaha kadar sudan suya koştum demiş. Deryadan deryaya koştum. İşte o vurmak senin. O kadar senin su içsem dedi. İşte evladın demiş. İnsanın sevdiğini görmesi, sevdiğine ulaşması için ona aşık olması lazım. Onun izinden gidecek. Onun kokusuyla kokulaşacak. Onun yörüngesinde yürüyecek. Onun istediğini kendine istek yapacak. Hani demiş ya Musa aleyhisselam. Davud'a mı Musa'ya mı? Diyor ya benim dostumla dost oldun mu?
Değil mi? Musa'ya diyor. Diyor ki benim dostumla dost oldun mu? Benim düşmanımı kendine düşman edindirmiyor. Benim düşmanımı kendine düşman edindirmiyor. Yol çok basit. Çok basit. İz çok basit. Yörünge çok basit. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine o cemaline ulaşacaksa onun dostluğuyla dost olacak. Onu görmek istiyorsan onun yörüngesinde yürüyecek. Onun kokusuyla kokulanacak. Onun haliyle hallenecek. Onun diliyle dillenecek. Onun gözüyle gözlenecek. Onun kalbiyle kalplenecek. Onun sünnetine tabi olacak. Kimseyi kırmayacak. Kimseyi üzmeyecek. Kimseyi incitmeyecek.
Diline sahip çıkacaksın. Bir başkasını kırmama adını kendine ateşe atabileceksin. Bir başkasını üzmama adını kendini perişan edebileceksin. Hiç önemli değil. Üzmeyecek. Kırmayacak. İncitmeyecek. Haram kalmayacak. Kimsenin malına, kimsenin işinde, kimsenin parasında, pulunda gözün olmayacak. Kimsenin karısında, kızında, çoluğunda, çocuğunda gözün olmayacak. Kimsenin eşyasında, evinde, barkında gözün olmayacak.
Vay ya bu böyle olmuş ya ben de böyle olayım demeyecek. Vay bu nasıl olmuş ya benim de böyle olmam lazım demeyecek. Razı olacak. Razı. Gönderilene razı olacak. Neden geldi dediğim gibi olmaması lazımdı. Oldu. Gitmemesi lazımdı. Gitti. Yok. Razı ol. Kaderine razı ol. Kaderine razı ol. Müslümanların bugün için en büyük problemlerinden birisi o. Biz kadere iman ettik. Kendi kaderimize değil.
Halimiz o. Yani iman edecek şeylerde kadere iman var. Bu var. Eee? E senin başına bir şey geldi. Ya neden geldi benim başıma? Ya hani kadere iman ettik mi ya? Kadere iman ettik mi? Kadere iman ettik mi? Bir şey gelmeyecek. Hastalık gelmeyecek, yokluk gelmeyecek, darlık gelmeyecek, imtihan gelmeyecek, program gelmeyecek, hiç bir şey gelmeyecek. O bulutların üzerinde yüzecek. Bulutların üzerinde uçacak. O böyle pembe dünyalarda kalacak. Onun böyle mor pencereli bir evi, bahçeli, içinde gülleri var. Arkadaş da böyle oturacak. O bahçeli evde. Hatun cennetten çıkma gibi çocuklar dese bana keza. Hiç bir sıkıntıları yok. Böyle bir cennet hayatı düşüyor o kimse. Dünyada cennet hayatı yaşayacak. Problem olmayacak, sıkıntı olmayacak. Ya bir de derviş ya o.
Hele bir de Türkiye'deki herhangi bir üstadlardan birisinden ders aldıysa ve üstadı da onlar da o şeyhi de öyle anlatmışlardı. Gel ders al, bütün işlerin bir sürü gün gidecek. İş, sen geleceksin ders alacaksın, işin yoksa iş olacak. Yani iflas ettiysen iflasdan kurtulacaksın. Eşin yoksa eş olacak, çocuğun yoksa çocuk olacak. Yeter ki gel bizim şeyhimizden ders al. Ya adamın böyle dişi dahi incinmeyecek, ayağında böyle toz dahi ulaşmayacak ayağına. Ders aldı ya o mübarekler. Ya her şeyin güzelceği. Böyle söylüyorlar, hayır Allah Allah diyorum ya. Enteresan bir şey diyorum ben. Bakıyorlar şimdi. Oysa diyorum peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki diyor bunlar.
Belanın, musibetin, sıkıntının en ağırı peygamberlere. Ya ondan sonra velilere diyorum. Ya ondan sonra velilerin etrafındakilere. Eğer sizin böyle bir haliniz varsa o veliden çok uzaksınız. Yok o veli böyle bir kimse ise o da peygamberin halakasından uzak demek ki. Neden? Ya onun başına gelmeyen sıkıntı onun başına gelecek. Ona belanın, musibetin, sıkıntının ağırı gelecek. Yani o velinin üzerinde sıkıntı eksik olmayacak. O velinin üzerinde dert eksik olmayacak. O velinin üzerinde problem eksik olmayacak. Olmayacak. Eğer o Allah'a dost ise etrafında onun düşmanları olacak. Yani Allah'a dost ol etrafında düşmanın alınmasın. Allah'a dost böyle bir dostluk yok. Onun öyle nemrutu da yükselirmiş, yukarı doğru çıkarken arka ayakları yükselirmiş.
Filavuni bir hayatta bir kimse Allah'a dost. Onda insan eksik olmaz. Onda sıkıntı eksik olmaz. Onda dert eksik olmaz. Ve eksilse hesapta yanlışlık var. Onun dostluğunda yanlışlık var. Eğer bir kimse öyle bir dosta dost olacak. Onun halakasına katılacak. Onun çevresinde duracak. Arkadaşlar hiç bir dert, hiç bir sıkıntı olmayacak. Böyle bir şey yok. Ne sıkıntı var bunda? Sıkıntı var. Allah muhafaza. İnsanlar kendi kaderlerine de iman edecekler. Sıkıntı gelecek, problem gelecek, dert gelecek, gelecek. Allah bizi affetsin inşallah. Cenab-ı Hak cümle bütün muhafaza eylesin. Üç İhlas ve Fatiha şerif. Amin절-ı nostalgia observation Aman!
Sağ ol Nah ge book Well Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi