mustafaozbag.org

102. Mesnevi Şerhi (718-720 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 26:07

Nar alıyorsan, gülen çatlak narı al ki, onun gülmesi sana tanesi olduğunu haber versin. O ne mübarek gülmedir ki, can kutusundaki ince gibi, ağızdan gönlü gösterir. İnsanlar pazardan nar alacaklar, nar alacağı zaman, çatlak nar var ya, çatlak narı alır. Sebep, içi görünüyor çünkü.
Kırmızı mı, kırmızı değil mi, nar çekirdekli mi, çekirdeksiz mi, sarı nar mı, beyaz nar mı, kırmızı nar mı, nar çatlaksa, narın dişinden belli olur. Veya, karpuzdan anlamayınca insanlar ne yaparlar, hani derler ya, kesmece diye. Adam anlamıyor, şimdi büyük bir çoğunluk karpuz seçmekten anlamıyor. Ne yapıyor? Alıyor bıçağı, oradan bir kare çıkarıyor. Ergin mi, olgun mu, değil mi, bakıyor. İnsanlar da bir kimsenin peşine gidecekse, onunla dostluk, arkadaşlık yapacaksa, onun içinin dışa olan tecelliyatını görmeli. Hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya, insanda bir uzuv vardır, orası iyiyse bütün vücudu iyidir, orası kötüyse bütün vücudu, bütün her şey kötüdür, o da kalptir dedi.
Bu manada sufiler, kalp, dükkan, dil de onun tüccarıdır der. Bir kimsenin kalbinde hedef varsa, dilinde de hedef vardır. Bir kimsenin kalbinde zikir varsa, dilinde de zikir vardır. Bir kimsenin kalbi, Kur'an ve sünnetle süslenmişse, onun eli, dili, gözü, kulağı, eli, ayağı, yaptıkları işler, Kur'an ve sünnete uygundur. Bir kimsenin içinde ne varsa, dışına o sızar. Biz şimdi diyoruz ya, birbirinize yorum yapmayın, konuşmayın diye. O kimsenin kalbinde itaat yok ise, o konuşmaya devam eder. Durduramazsın onu. Bir dakika susar, iki dakika susar, üçüncü dakika yine konuşmaya başlar. Neden?
Onun kalbinde doğruya, iyiye, güzele itaat etme yok. Bir kimseye bir şey söylersin, doğru mu? Evet. O doğruya itaat ediyorsa, onun kalbinde doğruya karşı itaat etme oluşmuş. Hani Yunus der ya, sen kara bir taşsın, denizin içine düşsen de su almazsın da. Sebep, onun kalbi kararmış, kalbi katılaşmış, kalbi taşlaşmış, su almıyor.
Onun kalbinde inkar yer bulmuş, dinlemiyor. Onun kalbinde kibir var, beğenmiyor kimseyi. Ama beğenmediğine sebepler oluşturuyor. Kalbindeki kibri saklamak için. Onun kalbinde nefret var. Kalbinde nefret olduğundan, onun nefret diline vurmuş. Herkesten ve her şeyden nefret ediyor. Onun kalbine iftira etmek yerleşmiş. Kalbi bir maraz bunlar. İftira etmek yerleşince, o bir bahane buluyor. O kendince diyor ki ben, İyidirli İsmail abi, ya severim aslında ben onu ama, ben onu da sevdiğimden söylüyorum. Aslında bunu şöyle şöyle şöyle yapıyor.
Öbürkü de onu dinliyor. Ona demiyor. Kardeş sen İsmail abiyi seviyorsan arkasından ne dedikodu gıybet ediyorsun? O da dedikoduyu gıybeti seviyor çünkü. O demiyor, madem onu seviyor, onu ölü etin iyiydin onun. Neden? Onun kalbi de marazlı. Kalbi marazlı olanlar, kalbi marazlı olanları sever. Kalbinde maraz mı var? Evet. Kalbinde maraz olanlarla arkadaş olur. Kimde ne var ise kalbinde onu sever. Onun yanında rahat bulur, huzur bulur. Hani Cenab-ı Hak ayeti kerimede kavim kavim yarattık diyor ya, biz o kavimden işte Türktü, Kürttü, Lazdı, Çerkezdi, Abazaydı, Arap'tı, onu zannediyoruz. Değil.
Bu işin zahir tarafı. Bu işin renkle alakalı kısmı. Bakın bu renkle alakalı kısmı. Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, ey insanlar, hepiniz de Adem'in çocuklarısınız. Kardeş olun, bir tarağın dişleri gibisiniz. Birbirlerinize üstünlüğünüz yok. Takvaca üstün olan Allah katında üstündür buyurdu. E kavim kavim. Ya ne bu kavim? Kibirliler bir yerde. Kibirliler bir yerde. Kalbinde maraz olanlar bir yerde. Marazlı.
Kalbinde sıkıntı var. Bir yerde. Hepsi toplanır onlar. Bakın bu topluluğun içerisinde dahi aşık olanlar, tam aşık olanlar, yarım aşık olanlar, eksik aşık olanlar. Birbirlerini bulurlar. Öbür konu der ki ya uçuk ben onunla muhabbete girmiyorum. Öbür konu der ki ya bu her şeyi şeyhine bağlıyor ya böyle bir şey mi olur? Öbür konu der ki ya kardeş o çok radikal ya böyle bir şey yok ya.
Öbür konu der ki ya onun yanında bir şey konuşulmuyor ki ya onu konuşun gıybet diyor bunu konuşun dedikodu diyor bizi susturuyor bir muhabbet edemiyorsun. Canı içi dayanmıyor, onun yanında duramıyor. Bak herkes eş değerini bulur. Herkes. Sakın kendini çok kıymetli, garip, ben kıymetsizlerin içindeyim deme. Sevdiğini söyle bana. En çok anlaştığın kimseyi söyle bana. Beraber gezdiğin, dolaştığın yol yürüdün kimseyi söyle bana. Senin neye layık olduğun o. Başka bir şey arama. Herkes bu manada birbirini bulur. Birbirini. Kalbi marazlılar, kalbi marazlıları bulur. Kalbinde zikrullah var.
Onun yanına gitsen için daralır. Neden? Onun yanına gittin selamun aleyküm aleyküm selam. Gel şurada bir tevhid çekelim. Nasıl ya basmaya ya. Gel gel şuraya oturalım. La ila illallah, la ila illallah, la ila illallah. Ya bu ikide bir de her yerde zikrullah yapacağım diye uğrayışı. Bu kafeye kılmış. Benim tarzım değil bu. Ondan uzak durur. Neden? O çünkü ona ağır geldi. Birisi yemek yemeyi seviyor. Yemek yemeyi seven bir insan yemek yemeyi sevmeyenin arasında canı rahat eder mi? Etmez. Biz, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri Tire'ye de, biz de buradan bir araba Tire'ye yola çıktık. Ben de onların yola çıktığımız arkadaşları derviş yapmaya çalışıyorum.
Arabayı da ben kullanıyorum. Şimdi yumuşak davranıyorum. İşte iyi davranmaya çalışıyorum. Lan Mustafa. Lan oğlum şurada bir çorba içelim ya. Olur abi bir çorba içelim. Giriyoruz biz bir. Bir çorba içiyoruz. Aradan iki saat geçmiyor. Yollar böyle değil. Bir saat bile, var şurada bir çay içelim ya. Hadi çay içelim, çorba içelim, yemek yiyelim. Buranın kavurmasıydı, buranın kebabıydı. Biz sabah çıktık. Sabah çıktık buradan. Biz akşam zor vardık Tire'ye. Ama o İzmir yolunda ne kadar çaycı, çorbacı, kebapçı, kavurmacı varsa hepsini de tanıdık, bildik. Gittik. Şeyh Efendi baktı.
Mustafa Efendi hoş geldiniz, hoş bulduk efendim. Oğlum yemek yediniz mi dedi. Bursa'dan İzmir'e kadar yedik efendim dedi. Döndü birisi. Ne öyle diyorsun dedi ya. Ne yedik ki dedi. Çöktüm. Bir anda. Onlara dedi ki Mustafa Efendi'ye bakmayın siz. Bu dedi az yiyeceğim, az uyuyacağım, az konuşacağım diye dedi. Etrafındaki insanlar da perişan, rezil eder. Vallahi öyle yaptı bizi ya dedi. O an dedim tam yerine düştük ya Allah'ım. Biz adamı derviş edeceğiz derken o bizim ayağımızı kaydıracak. Oradan hemen Tirelilerden birkaç kişi söyledi. Hadi dedi onlara misafir edin, yemek yedin bunları dedi. Onlar dedi ki sen de gel, ben gelmeyeceğim dedim.
Onlar gittiler, yediler, geldiler tabii. Gece dönüyor. Zikrullah bitti, her şey bitti. Gece dönüyoruz artık ben, benim de buraya kadar gelmiş demek ki. İzmir'den çıktık. Lan Mustafa, şuraya gir lan bir çay içelim. Döndüm, çayları evinizde içeceksiniz dedim. Yemekleri evinizde yiyeceksiniz. Çayınızı, şekerinizi, suyunuzu, yemeğinizi, her şeyi evde yiyeceksiniz. Yok, biz kafamıza göre gideceğiz diyorsanız, aha arabanın anahtarı size, aha araba da size, Allah yolunuza açık etsin. Ben buradan otobüse bineceğim, döneceğim. Arabayı veriyorum onlara. Biri dedi ki, valla ben kullanmam araba da, öbürkü dedi, ben de kullanmam. O şurada dur diyen, ondan sonra dedi, ben bu saatten sonra hiç kullanmam dedi.
Kullanıyorsanız alın arabayla dönün geriye. Kullanmayacaksanız, benden hiçbir şey istemeyin dedim. Ben sizi Bursa'da evlerinize kadar götüreceğim. Sen nasıl dervişsin de, sen nasıl zakirsin de, zakir kardeşlerini aç bırakır mı, susuz bırakır mı, şöyle bırakır mı, böyle bırakır mı? Ben sustum, bir kapattım ben arabayı. Allah ne verdiyse, ceyir ceyir geliyorum. Baktılar, ben çok hızlı geliyorum. Bir de korktular, böyle tutundular şimdi. Ondan sonra birisi başladı. Ben uyuyacağım diye de korkuyor şimdi. O başladı şimdi. Şşş, abi, Şeyh Efendi'nin şeyhi kimdi? He, dedim, tamam, bu benim uyuyacağımı düşünüyor. Ben şimdi hiç bozuntuya vermiyorum, arabayı kullanıyorum şimdi.
Konuşmuyorum ben şimdi. Şşş, abi, ben uyuyacağım ya, tamam mı? Ben şimdi böyle yavaş bir sesle, ne var, tamam mı? Şşş, o meşhur da onun şşş yapması. Uyutmayacak beni. Şeyh Efendi'nin şeyhinin, şeyhinin sinsilesini soruyor bana. Ben konuşacağım ya, ben de hiç konuşmuyorum. Abi kurban olayım dedi, uyumayacaksın değil mi dedi. Döndüm, ben dedim, 130'da gidersem uyurum dedim. 120, 130 benim uyku süratım dedim. 180'le gidersem normal giderim dedim. Ama dedim, 120'de, 130'da çay, çorba, yemek, dedim, 100'den aşağı düşersem bil ki uyuyom dedim. Abi, valla mı diyorsun dedi. Valla uyuyom dedim.
Hatta dedim, öyle oluyor ki dedim ben. Bir bakıyorum, Yalova'da görüyorum kendimi. Ulan bu Yalova'ya ne zaman geldim diyorum dedim. Abi sen yalan söylemezsin, valla öyle mi? Valla öyle oluyor dedim ben. Benim dedim, bu yola başka türlü bir şey dayanacak mı dedim ben. Ben söylüyorum dedim ben. Ondan sonra bakın, uyuyom, ona göre haberiniz olsun diyorum dedim ben. Ben uyuyom dedim. 80'de, 90'da uyurum ben kesin dedim. Hatta dedim, yanımda horlamamı bile duyabilirsin dedim. Beni uyutmamak için, yoldan gelinceye kadar muhabbet etti bizde. Velhasıl kelam, bir kimse yemeğe meraklı. Kalbinde yemek var. Onun gözü, kaşı nerede? Lokantada. Bir kimse, dünyaya hırsı, kalbinde dünya var. O kimsenin ağzından ne çıkacak?
Hep dünya çıkacak. Senin için neyse, için neyse, senin dışına hep o tecelli edecek. Başka bir şey değil. Senin için o. Ama içi Allah sevgisiyle hemhal olmuş insanlar var. Onlar ne? Onlara baktığınızda hatırınıza Allah gelir. Onu gördüğünüzde hatırınıza Allah gelir. Kalbinize Allah gelir. Düşüncenize Allah gelir. Eğer kalbinizde biraz iman var ise, kalbinizde biraz ihlas var ise, kalbinizde biraz samimiyet var ise, onları gördüğünüzde aklınıza Allah gelir. Ama kalbiniz Ebu Cehil kalbi ise, kalbiniz Ebu Cehil kalbi ise, onu gördüğünüzde onda eksiklik arar, noksanlık karar, ona düşman olmaya çalışırsınız.
O ne? Onun kalbinde maraz var, adam peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde eksiklik arıyor, kalbinde maraz var, onun kalbi Ebu Cehil kalbi. Biz onu televizyonda dinliyoruz, ilim adına dinleniyoruz biz. O ilim sunuyor bize zannediyoruz. O kalbindeki marazı sunuyor bize. Hadis-i şeriflerin üzerinden hareket ederekten Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eksikliklerini, noksanlıklarını sıralamaya çalışıyor.
Varmış gibi. O ilim ehli değil, o kalbi marazlı bir kimse. Onun kalbi Utbe'nin kalbi. Onun kalbi Şeybe'nin kalbi. Onun kalbi Ebu Cehil'in kalbi. O kalbe şeytan oturmuş, yerleşmiş, şeytan bayrağını dikmiş o kalbe. Eğer Allah'a, Allah'ın kitabına, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, onun sünneti seniyyesine, müminlere dil uzatıyorsa bir kimse, onun kalbi Ebu Cehil kalbidir.
Ve insanları, mümin insanların eksikliklerini, noksanlıklarını araştırıp insanların önüne dökmeye çalışıyorsa, o Ebu Cehil kalpli o. İşte nasıl nar alırken çatlak narı alıyorsan, içinin olgunlaşıp olgunlaşmadığını görmek için, bir üstada, bir veliye, bir Allah dostuna gideceksen, onun çatlak olanını seç. Yani, içi dışına çıkmış olanı seç. İçinden kendi kendine hesabı var, kitabı var, ileriye dönük bir sürü hesaplar, kitaplar etmiş, ooo, çıfıt. Uzak dur. Uyanık ol, gör onu. Uyanık ol, onu gör. Uyanık ol, domatesin eziğini bozuna almıyorsan, dostlarını da seç. Dostların ezik bozuk olmasın.
Yemek yerken, uyanık ol, kokar yemeği burnun alıyorsa, adamın kalbi ve ağzının kokusunu al. Kalbi kokuyorsa, onun ağzı da kokacak. Nasıl kokar yemeği yemiyorsan, ağzık leş gibi kokan bir kimseyle dostluk yapıp onun peşine düşme. Allah dostlarının peşine düş. Onlar azdır. O azın içinde ol sende. Gerçekten, gerçek bir Allah dostunun peşine düşen azdır. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak dedi ki, çok azınız iman eder. Demek ki, Allah dostlarının peşinden gidenler az olurlar. Neden?
Nefsi onu oraya göndermek istemez. Mahmud-u Hüdaye Hazretleri, Üftada Hazretlerine intisap etme niyetiyle, valilik makamından kalkıp, yukarı Üftada Hazretlerinin tekkesine doğru giderken, atı serkeşlik yaptı. Attı üstünden onu. Düşürdü Mahmud-u Hüdaye Hazretlerine. Mahmud-u Hüdaye, alim adam, kadı, anladı, atın bir mürşidi kamilin dergahına gitmekten uzak durmak istediğini, şeytanın onu dürtüklediğini anladı. At, çekti gitti. Ama Mahmud-u Hüdaye Hazretleri, yayan yürüdü gitti, Üftada Hazretlerinin önünde durdu. Nefis, bir velinin, bir mürşidi kamilin, bir Allah dostunun, bir müminin yanında durmak istemez.
Dursa dahi, onda eksiklik, noksanlık aramaya çalışır. Sakalını gördün mü, yok böyleydi. Bıyını gördün mü, yok böyleydi. Sarını gördün mü, yok şöyleydi. Yok elbisesini gördün mü, böyleydi. Yok pantolonu eskiydi. Yok yeniydi. Yok nasıl giyinmişti. Kalbine bakmıyor. Neden? Anlamıyor. Anlamıyor. Neden? Kalbi kararmış. Tozlu. Hani Hazreti Mevlana Celalet-i Ruma Hazretleri diyor ya. Senin kalbin neden haber vermez? Senin aynan neden haber vermez? Tozlu da ondan da.
Tozlu. Tozu silecek olan, temizleyecek olan ne? Tevhid. La ilahe illallah. Zikrullah. Her daim. Eğer o kimsede zikrullah yok ise, eğer o kimsenin tevhidi yok ise, eğer o kimsenin farzlara yapışması yok ise, eğer o kimsenin nafilelerle işi yok ise, onun kalbi nereden haber alacak ki?
Mümkün değil. O kalbi haber almayan kimse de ne yapacak? Dedikodu, iftira, laf üretecek. Sebep? Kalbi haber almıyor. Allah muhafaza eylesin. O ne mübarek gülmedir ki, can kutusundaki inci gibi, ağızdan gönlü gösterir. O mübarek gülme neymiş? Onun ağzından gönlü gösterir. Onun eğer gönlünde kötülük varsa, ağzında da kötülük olacak. Gönlünde isyan varsa, ağzında da isyan olacak. Ama gönlünde Allah var ise, o zaman onun dilinde de, gözünde de ne olacak? Allah olacak. Allah bizi onlardan eylesin. Gönülleri Allah'la dolu olanların, yüzlerinde, yüzlerinde, Allah'la dolu olduklarına dair, nişaneleri vardır.
O kimsenin gönlünde Allah var mı? Evet. Onun yüzünde, onun nişanesi vardır. Fetih suresi, ayet 29, Yüzlerinde secde izinden, nişanları vardır. Eğer o kimse, kalbinde Allah sevgisi var ise, onun yüzünde, Allah sevgisinin, nişanesi vardır. Bir kimse, ona baktıkça bakası gelir. Baktıkça bakası gelir. Mübarek olmayan gülme, lalenin gülmesidir. Ağzını açınca, kalbinin karalığını gösterir. Biz laleye dışarıdan bakarız, lale çok hoşumuza gider. Öyle değil mi? Hay ne kadar güzel deriz, laleye. Oysa, lalenin içi karadır.
Dışı yeşil türbe, içi estağfurullah töbe gibi. E lalenin dışı, kıpkırmızı, ne kadar güzel. Ama sen lalenin içine bir bak, lalenin tohum tutacak olan, tam göbeği kapkaradır. Milletin bağ, bahçe, çayır mı dolaştığı var, lale mi gördüğü var değil mi? Laleye oldukları mı var? Nereden bilecekler ki insanlar şimdi? Çok zor. Lale, bir görürseniz, lale ilk önce tomurcuk halden açar, açınca içinden ne yapar? Kapkara göbeği çıkar onun. Tam böyle özü merkezi, tohum olacak olan yer. Biraz daha beklerseniz, o yapraklar dökülür, oradan tohum çıkar, dökülür o. Oradan tohumu oradan dökülür onun. Bir dahaki seneye. Tohum toprağa dökülür oraya, kalır o.
Enteresan bir şey. Hiçbir şey olmaz ona. Küçücük küçücüktür onun tohumları zaten. Bir dahaki seneye ne yapar? Oradan tekrar çıkar. İşte, o gülme de, Hz. Pir'in dediği gibi, mübarek olmayan gülme. Yani, onun kalbinde kötülükler var. O ağzını açınca ne oluyor? Kötülükler çıkıyor. Allah muhafaza eylesin bizleri. İnşallah, 721'den devam edeceğiz. Sesimden dolayı, özür dilerim, hakkınızı helal edin. Belki de, anlaşılamamış olabilir. Biraz da zorla, konuşmaya çalışıyormuşum gibi oldu. O yüzden, hepinizden özür diliyorum.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi