Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Eylül 2011 · 1:06:53
Sıkıntı geldiğinde biz şahıstan bir yol olmaz. Bu bizi daraldı, bu bizi daraldı. Burada kendi içimde bir aşmağız var. Genişleten de, daraltan da Allah'tır. Diyiveremez ki bu insanlar yukarı var mı? Bir kimsenin üzerinde gelmiş olan veya gelecek olan her bir şey, Allah'ın takdiridir. Bunu takdir eder. Bir payı var mıdır, el cevap vardır.
Kulların kayı takdirine değildir. Bunların kayı o meslemeye karşı olan sebepler tarihindeki duruşlarımızdır. Bu noktada bu bir insanı dağıtsan da bunu genişleten de Allah'dır. Birisinin üzerinden insan imtihan olur mu her cevap da yapar. Ama o imtihanı yapan Allah'tır. Derviş kardeşim birisi kalkar da ben seni imtihan ettim der de zaman Allah'ın sonunda imtihan biraz böyle şey. Bir kimse bir kimseyi deneyebilir, dinleyebilir o böyle imtihan etmek gibi değil de bu Rusya'si olmalı. Yani ne olur işte ben derim ki Allah'ın ıtağıt çıksa dağdan iki tane uzun alken bu adlan için imtihan olur.
Yani iyi bir şey var şimdi bir tağdan uzun ikletiyor benden başka başka ikletecek bir şey mi yok. Ben nereden içten dağdan uzunlanacağım da ne işi varsa da verin mi olsun. O'nun bundan içten dağdan da imtihanı kaybeder. Ya bunu şey imtihan ettir de kayboldu değil bu. Eğer o gerçekten üstadla biz kamil bir durumda veri bir kimseyiyse bunun üzerinden sunul veren şey Allah'ın müstifasıdır, pencerdiyatıdır. Allah'ın bu noktada maşası hükmündeyiz o kimse. Her şey Allah'ın maşası hükmündeyiz de ama o kimsenin üzerinde böyle bir şeyden içen ettiyse onu imtihan eden Allah'tır. Şeyh ne imtihan ettiyiz olsun. Ama böyle bir şey vardır, yanlış algılama vardır. Ya bir şeyhefendi onu imtihan etti. Ya şeyhefendi onu ne imtihan ettin?
Allah mülki veya ben bir şey onu ne imtihan ettin? Allah mülki, Allah muhafaza edersin. Bazıları böyle laflar söylerler, ben seni imtihan ettim, yok kazandım, ben seni imtihan ettim, yok kaybettim, böyle bir şey yoktur. Allah mühafaza edersin. Bu noktada tabii insanlar kendi yüzlerinden ve karşıdakilerinden tedbirlerin şeylerle hükmederler. Bir kimse bir şeye hükmederken, ya birisi, ya bu benim iyi arkadaşımmış diye hükmederken yaşadığı olayların neticesinde bu miktarda edersin. Bu arkadaşım benim çok iyi arkadaş değilmiş dediğinde yaşadığı olayların neticesinde buna karar verir. O olaylara bakarak da hiç bir zilade noktasında karar verir. Deriz ki aa atı kısım diye gelemedi, anlamla yol gidilmez.
Neden? Yolda bir sıkıntıya uğrarsa bırakacak, çıkacak kısım. Ama bu bizim kendi daire güleceğimizdir. Belki de yolda giderken yolda bırakıp gitmeyeceklerdir. Ben öyle düşünüyorum. Ben o yüzden aa bu yolda bıraktım, çıkacak kısım benim, Rabbimle yolda gitmenim, ne düşünüyorum bıraktım, bıraktım, bıraktım yolda, bana ne deriz? Gittiği yere kadar giderken, gidelim. Bir tanrı var burada, bir anlayışı var. Ben gittiği yere kadar giderim. Şimdi ruhumu bozmam adamlar, tuttu ruhumu bozmam ama gitmiyor, orada kaldı, tıkanmış, yok, yürümüyormuş. Allah yolundan açıklayabilir, merhaba çok buraya kadarmış. Veya benim de bunu gerek yok zaten o bıraktım.
Allah müdahfettir. Bu ümkan etmenin anlayışı, evet bazı yerlerine bazı ıstaplarda onu okuyebilirsin. Vahdi bir hücud anlayışında kimse bir kimseyi ümkan eder. Ümkan eden de, onunla da Allah'ın sıfatı üstündedir. Bu farklı bir şeydir. Bu konumun dışarı. Ümkan etmenizde abnesti bozan şeyler belli. Hatı istek kolaylaştırmıyor, zorlaştırmıyor diyorlar. Neden şafilerde erkekler kendi hanımına dokundu, daha toz bozuluyor? Umam-ı Şafi'den böyle nakledilen bir fetva olduğu söylüyor. Ama adı şafiler, Umam-ı Şafi'nin bu fetvasını, kendisinin ardından söylenmiş olmadığını söyleyip, karşı çıkan Şafi Ulema'nın kitabı elime geçtiği, oradan inceden bir baktım da bu ihtilaflı meseleleri almış biraz.
İmam-ı Şafi Hazreti'nin bu fetvasını da ihtilaflı meselelerin içerisinde görmüş. Ve Şafi'ye göre uygun olmadığından, edebileceklerini dahi şey yapmış, fetva yayılmış. Şimdi gerçekten bu Müslümanların yaşadıkları hakkında, kendi kırsal kesimde yaşasalar, dağda, ormanda, önceden öne yaşıyorlarmışlıklarına, yani o zaman belki de buna katılabilirdik.
Ama şu anda şeyin de hayatında, bir erkeğin, bir kadının abletini muhafaza etmesi zor, etinde kolaylaştırmıyor, zorlaştırmıyor demiş, Akdeş noktasında bazı Şafi Ulema'nın bu fetvaya katılmadıklarına binayet, illa ki Şafi'likte ısrar eden bir kardeş, bu fetvaya uyumaya üretiyor. Çünkü içinden Şafi Ulema'sının bazılarının katılmadıkları beyan etmiş. Bu da şuna benzer, bunun yanlış anlaşılmasın da, hani bazı bizim Hanevide'nin içerisinde kolaylığı seçenler vardır, işte İmam-ı Azam'da bir şey zorsa, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf'u seçerler, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf da zorsa, İmam-ı Azam'ı seçerler, bunun gibi. Mesela biz namaz vakitlerimiz, namazları genelde, İmam-ı Ayı ne görebilirler?
İmam-ı Muhammed, İmam-ı Bir kere İmam-ı Azam'a gerek yoksa, yoksa İmam-ı Ayı ne görebilirler, İmam-ı Azam'a gerek varçık namazı. Ama İmam-ı Azam'a gerek yoksa, İmam-ı Azam varçık müdür. Türkiye'de ve Osmanlı'daki genel uygulama, İmam-ı Azam'a gerek varçık müdür. Kılalım, İmam-ı Azam'a uyanalım, ama namaz vakitleri ve diğer namazlarının, genelde şakalarını İmam-ı Ayı'ne göre yapalım.
Şimdi bunun gibi, nasıl bunda bir sesatlık teşkil etmiyorsa, bu normalse, makulse, malumse, o zaman şafilerin içerisinde de, işte eşine dokunduğunda, asla etkin bozulmadı diyen imamlara da tabi olunursa, Şafi kalına sindir yine. İlla ki o kardeş Şafi kalacaklar. ama insanların bugünkü yaşadığı hayat tarzında, hayat tarzında, şehir hayatında bir kimsenin Şafiiliğine devam ettirmesi zor. Artık, bir de buna siyasi etkenler de var. Mesela bir yerde İhlam hukuku yok ise, orada son Müslüman şehit oluncaya kadar Müslümanların cihaz etmeleri farzlayındır. İmam-ı Şafi'ye göre. Şimdi Şafi'ye göre daha önce İhlam hukuku'nun uygulandığı bir yerde, İhlam hukuku Rafa kaldırıldıysa, İhlam hukuku uygulamıyorsa, İmam-ı Şafi'ye göre son Müslüman şehit olunca kadar orada Müslümanların cihaz etmeleri, yani canlarını feda etmeleri, aslında öyle der aynen oradan, farzlayın da der.
Şimdi, bir Şafi'nin, İhlam hukuku'nun daha önce İhlam hukuku'nun uygulanırsa, şu anda İhlam hukuku'nun uygulanmadığı bir yerde yaşaması mümkün değil. Şimdi Osmanlı İmparatorluğu düşünün, Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Osmanlı'nın kudreti ve kuvveti altında bulunan, bütün yerlerde İhlam hukuku kaldırıldıysa. Yani mesela siz, Suud-u Aleyhistan'da bir İhlam hukukundan bahsedemezsiniz. İran'daki rejimler İhlam hukukundan bahsedemezsiniz. Asistan'da İhlam hukukundan bahsedemezsiniz. Türkiye'de zaten var, Şafi'nin en çok bol olduğu yerden, işte Suriye'de vardı, Türkiye'de vardı, Irak'ta biraz vardı, Lükkan Dağlı bir şey vardı.
Ya o Kıskal Kerim'de mesela, Medine'de çok yoktur. Medine'de hamvetliler daha fazladır, Malikiler daha fazladır. Mekke'de de son zamanlarda Malikiler fazladır, orada da şimdi Vahabiler fazla. İstanbul Kulku'nun şu an İhtamallah, uygulanabildiği herhangi bir yer yok. Benim tehdit etsim yok. Bu noktada oradaki Şafi'lerin hepsinden tek toprakün, o zaman şehit oluncaya kadar cihat etmeleri lazım. Bu manada, Türkiye mazulu kimselerin, hepsi siyasi meselelerle işler yok. Allah bize affetmez. O yüzden, bunda bir beyiş yok. Hanefi mezhebine geçirmeleri daha uzun.
Daha rahat yaşarlar, ihlas. Yattığı namazılı bir sünneti, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle bir sünneti olmadığı, tabi de olmadığını söylüyorlar. Doğru. Ya harf söylenene bakarsak biz, ohoooo yüzünü kaçarız. Bir kere bunu kim söylüyorsa, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletenin sünnetini tanımadığını gösteriyor. Cahit. Oysa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azleten her farz namazın öncesinde ve sonrasında mütevasir hadisler de tabi. Mütevasir hadisler de tabi. Bu namazın olmasını söylüyorlarsa, yani Allah bize affetsin, hakaret etmek istemiyorum, onu gerçekten cahil istiyorlar.
Onları eski, o eski bilgiler, dergiler, dinler, İslam'la alakalı çok değil.
Kimisi yardım istiyor, dua istiyor, özel birşekleri var. Bunları tarzmış. Şöyle yine sorular okuyorum. Bu soruyu da okuyacağım. Ama hakkında da biraz böyle, bana aklını helal etsinler. Soru çünkü onlarla alakalı. Bütün sevmanlar çoğunlamaz kıymışlar. Babaları yapmışlar, onlardan çizmişler.
Babaların onlarla fazla ilgilenemiyor, bazıların zikretiyle kadın olabiliyorlar. Bakın bu bir eksiklik, evet. Ama bu eksikliklerin böyle, herkesin içerisinde, onların duyabilecekleri yerde konuşulması, onların duyabilecekleri, onların ters ters etkilenebileceği yerlerde konuşulması çok mümkün değil. On iki yaşındaki, on üç yaşındaki, on yaşındaki, on yaşındaki çocukta, 40 yaşındaki adamın halindeydi. Onlar da fazla ilgilenemiyor. Bazıların zikretiyle kadın oluyor. Bakın bu bir eksiklik, evet. Ama bu eksikliklerin böyle herkesin içerisinde, onların duyabilecekleri yerde konuşulması, 40 yaşındaki adamın halini bekliyoruz. Küçük bakın, adı Küçük Kestermate. Biz de biliyoruz onların bazen çocuk sonuçları.
Dokuz yaşında, on iki yaşında, on üç yaşında, ben o çocukların üzerinde eleştiren bakmaya utanıyorum. Kış demiyorlar, yaz demiyorlar, gece demiyorlar, gündüz demiyorlar. Kararda il il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, geceden geçe koşuyorlar. Çocuklar belki de ibadetlerini aksatıyorlar, yapamıyorlar. Çocuk sonuçlar. Bir şeye bakarken, olumlu bakmaya çalışıyorlar. Bunda nice çocuklar var ki, yaşıtları üzerimiz kafelerde, orada burada koşmuştururken, bir işin ucundan tutmuşlar, yürümeye çalışıyorlar.
Yürümeye çalışıyorlar. Veya bunda nice insanlar var ki, hak ve kadar bir işin ucundan tutmuşlar, yürümeye çalışıyorlar. Bir şeyleri eleştirirken, üçüncü soru, hani bunlara yardımcı, işte bunlara böyle, işte destek olalım, destek çıkalım, diye düşünülen bir soru değil. Lütfen, lütfen, Allah rızası için söylüyorum, Dermiştik, büyüklük, annelik, babalık, şevklik, kavuştuk, patronluk, arkadaşlık, yarenlik, destek olmak, destek. Onu desteklemektir, onu kucaklamaktır, koluna girip, yürümektir.
On yaşında, evet namazını atlatabilir, kılmayabiliriz. Onu desteklemektir, onu eleştirmek değildir, ona tepeden bakmak değildir. Ona yardımcı olmaktır, ona destek olmaktır. Veyahut da, aynı şekilde, küçük tevazenler var, daha küçücük. Veyahut da, burada genç arkadaşlar var mı? Genç arkadaşları var mı? Genç arkadaşları var mı? Büyükleri de var mı? Cid dönemde ki, nefsimiz, kendi cemaatımızın içindeki etikleri, etikleri, etikleri, etikleri, kardeşimizin, büyütmesini, kendi arkadaşlarımızın, yanlışlıklarını büyütmesini, insan dört dörtlük olmuyor.
Hiçbirimiz için geçerli değil. Elma bir gün dolgunlaşmıyor, şeftali bir gün dolgunlaşmıyor, armut, muz bir gün dolgunlaşmıyor, tok olmuyor, bir gün horoz olmuyor, yumurtayı yumurtayı, çıkarıp çıkarmaz, civciv olmuyor. etrafınızdaki kardeşlerin, eksikliklerin, eksikliklerin, noksanlıkları olacaktır. Onların üzerindeki eksiklikleri, ve noksanlıkları düşünürseniz, kendi eksikliğiniz, ve noksanlığını görmezsiniz. Bu demek değildir ki, hiç kimse, hiç kimsenin, kendisini görmeyecek, kalbi bir tablo çekecek, bu da böyle değil. Ama biz, onların eksikliklerin üzerinde, yoğunlaşırsak, kendi nefsimizin, oyununu göremeyiz. Allah'ın ağırı değilsin.
Bu böyle, bir de benim, hassas olduğum, o küçük semazenler noktasında, bu mesele oturursa, bu beni üzer. Bu beni üzer. O çocuklar, pazar gün, akşam dörtte geldiler. Dörtte geldiler, Bursa'ya. Bir gün, tekkedeydiler. Pazar gün, bunu sünnette gördüm, oradan, Yelibolu'ya gittik, Yelibolu'dayım var. Bakın, o çocukların üzerinde, söylediğiniz, söylediğiniz, bunu böyle düşünen insan, kendi kendine düşünecek, benim ciğerim, yarım için. Pazar gün, Yelibolu'dan, 4'te, 4.5'te geldiler.
Pazartesi gün, itikap vardı. Pazartesi gün, bir daha temadındılar. 4'e geliyor musunuz? 8.5'ye yakın, tekkede meydumlarından. İçin izlekinlerin, büyük bir çoğunluğu, bu performansa, ayak uyduramak. Bu performansa, ayak uyduramak. Şimdi burada, ders var. Ders var, hepsi de oradadır. Pazar gün, Gelimolu'da var.
Gelimolu'daydı, gelimolu'daydı, tepsi de. Pazartesi gün, tekkede yeniden, derdi vardır. Ve, intikap vardır. Saban namazına, yakın oradan çıkıldır. El-ihtap. Eleştirmeyin. Allah rızası için, söylüyorum eleştirmeyin. Dağlanır, bilin sağlanır, kalbinin dağlanır, eleştirmeyin. Ders de dağlanır. Üzerinde, yüz yıllık yük var. Yüz yıllık. Üzerinde, semaya doğru çıkıyorlar.
Yıldız keri temizliyorlar. Yürüyüş yapıyorlar. Yürüyüş yapıyorlar. Yıldızlar getirdirmiyorlar. Gün düz demiyorlar. Soğuk demiyorlar. Sıcak demiyorlar. Yarın okullar demiyorlar. Yarın ışığı iş var demiyorlar. Başlarımız 3-5 tane, garip abici, garip garip. Yerirken, o çocuklar namazını kurmuyorlar.
Seferler olsun, seferler olsun, seferler olsun, bir çalışma yapabiliriz. Elimizden ne gelir? Dizden ne bekler günündeyiz? Dışarıdan ile eleştirmek çok masal. Hadi gelin, eleştiren kimse, o çocuklarla beraber, bir geçtir, bir dolaştır bakalım. Bunlar bir dolaştırmaz. İnsanlara, dışarıdan bakır, ya geçiyorlar gibi düşünün.
3 saat, 4 saat, bir yol git, 3 saat git orada, temaa et, istin üzerinde dur. Ondan sonra, herkesin gözü üstünde, istin üzerinde dur. Yemek yerken, rahat yeme, su içerken, rahat içeme, konuşurken, rahat konuşama, güncel zaman rahat gireme, yolda gitsen zaman rahat gireme. Oradan dönme zaten, 1-3-4 saatlik daha, yol gelme. Bilat edecek olan, bir şey değil.
O sandıkları, bana ait. Bu olayı.
Etmeyin, kırmayın, dökmeyin. Tekkede hizmet eden kardeşlerin, kırmaya, dökmeyen, insanlara, tepeden bakmaya, hakları yok. Hizmet orada. Zoraki hizmet gören, kimselere karşı, kırıncı, dökücü, kaba, taban, işe sahip olmalarını istemiyorum.
Bu da, beni çok istiyor. Bir yerde bakın, bu tekke kültürüdür. Tekke kültüründe, tekkeye gelen bir kimseye, kimse hizmet görür. Bu kim olursa olsun. Tekke kültüründe hizmet etmek de serbesttir, hizmet görmek de serbesttir. Bir kimseler hizmet isterse, çünkü, tekke kültüründe, hizmet eden öndedir. Hizmet gören değil. Bu hizmet olmaz. E ne olacak? Tek insan lazım. Orada ben çay dağıtacağım. O çay dağıtacak diye kimse, söz edecekse, orada hiç kimse, kırıncı davranmaya, harçli davranmaya, kırıncı davranmaya hakkı yok.
Şimdi sıraya girip, ne yapacak? Çay dağıtacak değil? Veya temizlik yapacak, veya kuvvetli temizlik yapacak. Veya kuvvetli temizlik yapacak. Bunu yaparken, şimdi, kırarsa, kız ise, kırdığın namaz, namaz, heriflerini giydiysa, bir kimse, yanlış davranma yapıyor.
Karşımızdaki bize yanlış davranabilir, karşımızdaki bize kötü davranabilir, karşımızdaki bize kötü davranabilir, karşımızdaki kimse, orada bir kuralı bilmiyor olabilir. Biz ona, bir sefer de olsa, defalarca, tatlı tatlı, tatlı tatlı, tatlı tatlı onu anlatır. Kardeşlerim, orada herhangi bir, kırıcı da, yapmam.
Ben çayı dağıtarım, Allah rızası, temizliğini yaparım, Allah rızası için söylüyorum, hiç ki, bütün cemaatin aklını alıp götürür. Allah rızası, tekke de durmuyoruz.
İnsanlara Allah'ın, insanların dini sevdiği, bir seferinde, bir harp öğrenmek için olmalı. İnsanlara tekke kültürünü anlatmak için zor değil. Orada pilav dağıtılar, kendi cebinden dağıtmıyorlar. Orada çay dağıtanlar, kendi cebinden çay dağıtmıyorlar. Orada ayranlar, kendi cebinden ayran dağıtmıyorlar. Kendi cebinden dağıtmıyorlar. Kendi cebindir, böylece, Ya Rabbi şu çay dağıtma, hidayet olsun da, seni zikredin, seni sevsin.
Ya Rabbi şu pilavdan yiyen kimse, hidayete sebep olsun da, seni zikretsin, seni sevsin. Şuraya gelen kimse, Ya Rabbi, hidayetine sebep olsun, ve onun gülen yüzü davranın, iyi davranın, hoş davranın ya, o Allah'ını sevsin, Resul'ını sevsin, seni sevsin, seni zikretsin. Oraya her, Allah'ını sevsin, Allah'ını zikretsin ki, o da bir tayem olsun, benim o da bir sebebim olsun. Bir kişinin, kendine sebep olan, yerdekilerin, göktekilerin, yanında ibadetlerden, ben, ibadetler, bu yukarı çıkan, zikirden, bu yukarı çıkan nurlar, senin de bir zerrem olsun.
Durmazlarsa, geri giderler bana. Gözlerine dikkat edecekler, ellerine dikkat edecekler, ayarlarına dikkat edecekler, dillerine dikkat edecekler.
Orada bozuldu mu, parçası bulunmaz. Bunların parçası bulunmaz. Bakayım, bacağına bakayım, çamaşırına bakayım, onlarla, işte, gerçek davranın. Yok, kimisine hard work yapayım, bağırın, çağırın, onları hizaya kapayın. Hayır. Bir şey yoktur, sergah götürünler.
Dinlemeyin dair, hücudun, dertine dertlenmek. Bakın, insana gitmez. Bir bardak çay, bir bardak çay götürmeyin. Güver yerinde, tatlı tille davranmak, ağzına namaz kılmaktan ele alır. Zikrullah yapar, bahçede çay dağıtıyorsa, güler yerinde, tatlı tille, yumuşaksınsa, çay dağıtıyorsa, itikaf takımdan daha fazla, itikaf takım.
İndir, çatır, kaldırır, yemek getirir, yemek götürür, hizmet etmiş. Oruçsuz olanlar, onlar oruçlarını bozmuşlar, sefere çıkıyoruz, yol cümleye çıkarken, bozmak caiz de, bir kısmı da oruçlarını bozmamışlar, oruç tutmuşlar, bu sebe, oruç tutmayanlar, orucu bozanlar, oruç tutanlara hizmet etmişler. Oruç tutanlarının sevabını aldığı götürdü. Oruç tutanlarının sevabını aldığı götürdü. Oruç tutanlarının sevabını aldığı, yemek yaptı, yemek getirdi, yemek getirdi, çalı topladı, çırpı topladı, eşyaları topladı, eşyaları indirdi. O, daha evdaha ibadet ettiler.
Onların sevaplarını alıp götürdü. Tekkede hizmet eden bir kimse, hizmet ediyor ya, birisi de evde zikrullah yapıyor, evde oturmuş zikir yapıyor. Tekkede hizmet eden kimse, evde zikir yapandan daha evde ibadet etti. Oradan bir köpük kaldırdı. Oradan bir otu kaldırdı. Oradan bir şeyi topladı. O evi temizledi. Tuvalette nöbet tuttu. Tuvalette nöbet tuttu. Biri temizledi. Bize namüle ibadet eder, evde ibadet eder. Ama kardeş, eline ateşe atma. Eline ateşe atma. Elini kırdıysan, ateşe atma.
Ya o kalb, o esnada, Allah'ın nazargahıysa, ya kırmış olduğun kalp, Allah'ın dostunun kalbiysa, ya bir kimse geldi, o kimse evinden koşa koşa geldi. Onun için de o heyecanla geldi. Dedi ki, gideyim tekleye, senadenlerden erken, ben de Allah, Allah, Allah diyeyim. Allah'ın ibadet ettiğini düşündü. Kapıdan içeri girdi, bizim arkadaşlarla onun kalbini kırdı. Bir tanesi de, Yalova'ya derse davet ettiler.
Biz Yalova'ya derse gittiler. Zikrullah'a gittiler. Şeylerle, bir şeyh efendi geldi. Çok eski günler. Biz oraya gittik. Orada, bizi şeyh efendi, işte, bir iki soru, cevap söz konusu oldu. Kovalar gibi yaptı, bizi kovalar da çıktı. Dedim, Örneğin, bizi adlandı. Mesele de, şeytan çıktı. Yani, Şeyh efendi, sohbet ederken, Allah'ın mehilleri dedi. Böyle bir dua etler. Kafirlere bile, himmet etmeye çok dedi. O mahallesi.
Ardından, Hz. Muaviye ile alakalı, gündemizi çıktı. Muaviye'yi de, aldı, bakırdı, kalkırdı. Söyle bir düştah bıraktı. Ben de dayanamadım. Dedim, efendim, Hakkımıza evlen edin. Bir veli kafirlere kadar dua ediyor da dedi. Bir Muaviye'ye etsin. Neden dua ediyor? Bir Muaviye'ye hazretlemeni neden bu kadar? Şerif bir şekilde halinde. Ben öyle deyince, Muaviye'ye hazret diyorlarsa, hâlâ da hazret değil. İşte, hazret temiz edeceğim. Bir dalgü yürüldü. Dedim, ya peygamalar, Allah'ın hazretlemem hazretlesin. Kayın mülâdet. Altına sizin cübbesini atmış, Allah'ın hazreti. Ben hiç kâhtı.
Kuşturamadın, kargadık kuşturamadın. Kendisi büyüdün, biz kargadık. Kaktırmazlar, kusura bakmayın. Bundan sonra, buraya getirecek olduğunuzda, olanları, soracağınız dedi. Muaviye'ye, hazret diyorsa, muaviye'ye, hazret diyorsa, getirdin buraya. Kaktın, havanızı bozduk, renginizi bozduk, özür dileriz. Güldü, özür dileriz. Arkalık yaptık burada. Beni de, oraya davet edin, yanlış anlaşılmasın da. Ödemiş'te tanıştık. Ödemiş'te tanıştık. Adam, işte, ileride görüştük, konuştuk, ödemişler ki, muhterem bir kimse.
Ben tabii, ödemişle gitmiş, tekrar beni aramaya, ödemişler demişler ki, onun tayin çıktı. Nereye? Rusya'ya. Demiş, Nere, Finlandiya'ya yardım demişler, onun dükkanı. Adam, beni araya yola oturmuş adam, ve adam, Allah, sağ sağa, kulakları sinnatın, vefat ettik, Allah adama seyredir. Adam beni buldu, geldi, dedi, ya gel, benim üşvanım değil ama, dedim, ileride bir üşvanım, benim yerine ders olacak. dedim, ya gelmeyelim acaba, hakkını elal et, dedim, biraz aykırıyım ya ben, dedim, şimdi, etrafı da tanımıyorum, gelmeyelim, muhakkak bekliyorum seni, özel davet et, ya ne gittin? Rusya'ya yeni geldiğim zamanlar oluyor, adam böyle söyleyince, tam da sofra kuracaklar artık, kalktım ben, benden beraber, yalnız birkaç arkadaşım, onlar da kalktı, dedim, hakkınızı elal edin, biz karşılık yaptık, işte, uygunsuz oldu, dedim, bizler de uygunsuz oldu, selamun aleyküm, kalktım, tam o Şeyh Efendi, el-fatiha, el-fatiha dedi, hani,
kesiyor muhabbeti, çok affedersiniz, def olun, gidin yüzünden, kovulandık yani, benim, inyon tabi, şey, davet eden, ne, ne üzüldü, hakkını elal et, dedim, benden çıktı, dedim, yorulmuşum ben değilim, kovulandık, dedi, ne dedi, misafirin gönlü, ince, kovulandık, diyor, misafirin gönlü neymiş, inceymiş, o kovulandık, hangi kıl, balın içindeki, hani, misafirin balın içerisinde, bir kıl oluyor ya, herkes bir şey söylesin,
deniyor ya, herkes bir şey söylerken, Hazreti Ali Efendimiz'e geliyor, hani, bu da, böyle, şire, yatak diyenlere de cevap oldu, yani, balın, ülke konuyu koyuyor, bakın, ne kadar edemiyatları var, o cihariya, edemiyata ne kadar ileriler, Hazreti Ali Efendimiz'in sözcüğü, hiç aklından çıkmaz, misafirin gönlü, incedir o kovulandık, bizim yolumuz bu, misafirin gönlü, incedir o kovulandık, senin evine gelmiş, misafirin senin, gönlü o kovuldan incedir, kırılır, senin tekkene gelmiş, misafirin, o kovuldan incedir gönlü, kırılır,
buradan içeri girmiş o kardeş, misafir, herkes misafir, ben şimdi burada, hakaret etsem, küfretsem, şebeden konuşsam, gönlünüz kırılmaz mı? Kırılır, misafirin, gönlü ince o kovulun, tekkeye gelmiş o kimse, misafir, ya bizi terbişlerden, misafir kardeşim, misafir, insansan hizmet edensin, yine de erdemliye hizmet eder, burası benim evim, o, iyi, sen hizmet edecektin, burası benim tekker, sen hizmet edecektin, sen temiz edecektin, sen temiz edecektin, bizim tergahımız, sen temiz edeceksin kardeşim, sen git sen, ya,
cahil abi ya, tuvaletlerini nerede, git temiz de, kimse, tuvaletlerini, hiç kimseye sormamıştır daha, var mı, aranızdan, ben tuvaletlerini, sen temiz edeceğim, deyse sıraya girer, temizde mi, der mi olur, kendi tuvaletini,
adresini, yaptığın yeri, temizde mi, dedi ki, götürün, ikinin yanına bağlayın onu, tekkeye bekliyor, buranın bekleyeyim, o benden daha, ilin kavundan yemek yiyeceği zaman, üstahata tutuverdi cennet, dedi ki, gelin getirin, alın gelin, yani onu başka şey tutturmaz,
anin fıkıv ayı, medresör dediler, bugünün dekanı, dekanı, bugün profesör, dekanlar var ya, profesör değil, dekan, dekanı, dedi ki alın getirdiler, alın getirdiler, zahnet etmeyin başka şey yok, dedi tuvalete verin, Nefsi ona dedi ki, eşre şu cahil, cehela takımı buraya, şaka sen de bunların ettiklerini temizle. Nefsi öyle dedi ona.
Nefsi dedi ki, ey nefis bunlar Allah'ın zikrediyorlar, bunlar Allah'ı seviyor. Hem hem de vursun ki bu Allah'ı severler, bu Allah'ı zikredin, sen hizmet etmek istemiyorsun. Ben onların tuvalet yaptıkları yeri sakalla supırırım, sakalla temizlerim, sakalımı da bir güzel yıkarım, sabunlarım, bir mi fark olur ama. Sen varsın dedi, sen var ya dedi, ne zaman sakalını yere sürcek, üstadı dedi ki, alın gelin onu.
Dedi dergahın çaycısı oldu, çay dağıtına başladı. Ondan sonra devleti sevindemeyen bir kez. O dervişleri sevindemeyen, o dervişleri bakmayan, o dervişlere hizmet etmeyen, onları yenilmeyen, içilmeyen, yatırmayan, onlara muhabbet ve sürüklü başlamayan. Benim adım Çaycı Mustafa.
Giderdim nevşeğinde, giderdim dergaha, hemen geçerdim Çaylıcan'a. Ben Bayındır'ın takir edim. Şey efendim bana Allah rahmet eylesin. Alında, komple İzmir, Bayındır, Ödemiştire, oğlum oğlum sen bu çukurun nakibisin dedi bana. Sen bu çukurda ne var, gelin, gidenin her şeyi görün dedi. O çukuran nereden bir kimse giriyorsa bu yanda görürsün, halinde görürsün. Yarın bir anca gelecek, dördüncü esmada durumu hali bu.
Yarın pişmanca gelecek, durumu hali bu. Hiç kimse o zaman böyle telefonlara, İzmir'e gelecek, kaçta geleceğini görürdüm ben İzmir'de beklerdim otobüsünü. Otobüs onun fenomeni, her şeyi fenomeni ayırdı, girerdi ben o en ön oturdum. Rüyamda görürdüm, kaçıncı koltuğa oturdu, üzerindeki elbisesine varınca yakaladım. Birbirine yanlış bir şeyle karşılaşmadım ya, temizleyiverdim.
Hiç seslenmezdim. Bir de giderdim, 12'de 1'de evine, 12'de 1'de ben tuvaletini, çay vecağını yükseler, temizlerdim. Birden sonra, 20.30'da falan Allah rahmet eylesin dedim. Şeyh Efendi gelirdi, bu diye diye. Otururdum, o açık, güzel çay isterdi. Bana doldur kendilerine derdi, doldurdum ben. Anlatırdı, anlatırdı, anlatırdı, çay soğurdu böyle. Tadı iç muhtar bir derdi, ben bir gün önce düşündüğümde içerdim, çay soğurdu. Doldur bir daha kendilerine çay isterdi, bir daha doldurdum ben. Anlatırdı, anlatırdı, anlatırdı. Şimdi bir şey yapardı, sabah namazını çekerdi. Burada yapacaksın, uyuyunca böyle yok öyle bir şey.
Sabah namazında şey, gün gelecek, beraber namaz kılacaksın, beraber fikir yapacaksın. Sabah namazında yanı taktık, beş dakika önce kalkardım. Kışta sopayı yakardı, morası sobalıydı. Nerede doğal kazı muhal kazı? O sopada zor yanardı, şeyhim üşümeyecek. Kış, enkı kışı yakardı, sopayı gelirdi o altılarda. Huuu, buyurun efendim. Mustafa Ali, kalktın mı? Kalktın efendim. Tadı namazlarımızı kılalım, mamazı kılalım. Seher fikri derdi, Allah'a affet eylesin. Rütübet akardı derdi, eski derdi, adım edilmez. Burada var mı resimler, sen istedim mi? O eski derdi, o arka tarafları, su akardı arkadaşlar, su. Öyle karanlık var, öyle bir derdik var.
Bildiğiniz su akardı. Tahtalar rütübetten kokardı kışı. Ve vallahi, yemin ediyorum, niye uçlanırız? Neden? Rütübetten ve soğuktan. Rütübetten ve soğuktan. Kesin hasta olursunuz. Kesin hasta olursunuz. Uçan, baksaneye, yorucana. Oturacağım, ağrınızı hikmetse. Ben derdim, bunu da imzare ettim. Biri bittim. Yoksa, yanlış anlaşılmasın. Kapıda beni karşılamak çok iyi. Sadece tuvaleti kim temizliyor, ona bakıyor. Beni kapıda karşılayana bakıyor.
İçimden diyor ki, bugün de tuvaleti temizliyor. Bunu konuşmak istemezdim hiç. Bunu konuşmak istemezdim hiç. Bugün de tuvalete temizleyen yok mu? Yok. Hazifetler var ya, onlar temizle düşünmez. Sizin kapınıza gelen, sizin kapınıza gelen herkese, gönlünüz, içiniz el verdiğince, vücünüzün yettiğince, yardım eder.
Kapıdan geri çevirmek yoktur. Sekte kürtümde. Dervişlikte geri çevirmek yoktur. Sekte kürtümde. Kulmuş gelmiş. Yemeğe yedir. Gelmişsiniz kapına. Neyin var, şeyin var. Tatlı bir şekilde şey görüyorsun ama. Neyin var, suyun var. Suyunu verin. Tepeden bakmak. İngiltmek. Şeytanın işi. O şeytanın, asla da ağabeyi. Orada bir kisinin gönlünü kırdıysa, tekrar söylüyorsun. Bilsen işin bitmiş yok. Dervişlikte bir işin bir kırmak yok.
O zaman dahi bir adım geri çekinmek. Bir adım geri çekincek kardeşim. Ya haklı ol. Bir adım geri çekincek kardeşim. Tatlı, tatlı, tatlı, … Şöyle etsin. Anlamıyor, anlamıyor. Çekil bir adım gel. Yine kırma. Vazifet olsun. Allah'ın hakları. Sakin yanık için domuz yılı iyi geldiğinizi söylüyorlar. Acaba kullanmamızda din endişe erkençesi var mıdır? Hanemilere göre var. Domuz haram. Domuzdan çıkacak olan her şey.
Yemek, içmek, kullanmak da harap. Bildiğim bu. Arada yok. Şunun şu yutrasından kullanılır. Bunun burasından kullanılır diyenler çıktıysa da böyle orada burada dolaşarak tam şüpheli onlarda. O yüzden her şeyini reddetmekte fayda var. Serviçler bu tür şeylerden uzak dururlar. Şüphelilerden de uzak dururlar. Kullanmayı verirler, yerler, yemeği verirler, içmeyeler. O yüzden görürler de rahat olacak. Bir şeyde şüpheli var. Yemeği ver, içmeyi ver, kullanmayı ver, yemeği ver. Ne olacak ki almayı ver. Bir şeyden bahsedeceğim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.