Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 30 Aralık 2020 · 56:01
715. Beyt'te kalmışız. Hz. Bir tahta kılıcı muharebeye götürme. Ahu figana düşmemek için önce bir kere kontrol et. Eğer tahtadansa yürü, başkasını ara. Eğer elmassa sevinerek ileri gel. Elmas kılıç velilerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyadır. Bütün bilenler ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir. Bilen alemlere rahmettir. Eğer siz Kur'an ve sünnet dairesinin içerisinde nefsinizi terbiye yoluna girmemişseniz, girmemişseniz, eğer nefsinizi terbiye etmemişseniz, sizin bu noktada tahta hükmündesiniz siz.
Nefsini terbiye etmeyenler, heva ve hevesine uymaya devam edenler, şeytanın hile ve desisesine kanmış olanlar, tahtadan kılıç gibidirler. Onların ruhlarının, onların nefislerinin, canlarının nefislerince bir bütünlük arz ediyor. Biz nefis diyelim ona. Bir kıymeti harbiyesi yoktur. Onların çünkü normalde tahta kılıçtır. Tahta kılıçla kontrol et, muharebeye girme. Mesela tahta kılıçtı. Sahabe savaşıyordu, sahabeden örnekler verelim. Birisi tam ölecekti. Onunla alakalı Allah Resulü sordu sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Ne halde?
Dediler ki şehit oldu, şehit olmadı dedi. Yaralıların içerisinde buldular onu, koşa koşa gittiler. Ensesinden kaldırdılar. Ne için savaştın? O da dedi ki bu müşrikler gelirler, bizim hurma bahçeliklerimizi bozarlar diye savaştım. Dedi öldü. Tahtadan kılıcı. Bir başka sahabe de kahramanlık için savaşmıştı. Savaştı, savaştı, savaştı. Yaralandı. Yaralanınca, hani ben böyle bu hale düşecek insan mıyım? Ben bu acıyı çekecek insan mıyım? Ben böyle bir kimse miyim? Kahraman insanım. Deyip ne yaptı? Kılıcın üzerine ıhıl deyiverdi. İntihar etti, kendi kendini doğradı. Demek ki bir nefis terbiyesi almadıysan, bir terbiye görmediysen, terbiye görmediysen, nefis mücadelesinin içine girmediysen, sen tahtadan kılıçsın.
Ama bu bir muharebeye girmedikçe, bunu anlamak dışarıdan mümkün değil. burada herkes sohbet dinliyor. Ama burada o kimse tahtadan mı değil mi bilmiyoruz. Tahtadan olup olmadığı, ona bir imtihan çarptığında belli oluyor. herkesin bir kaldırabileceği bir şey var. Ona bir şey çarpıyor, ona bir şey çarptığında isyan mı edecek? Ona bir şey çarptığında yoldan geri mi dönecek? Ona bir şey çarptığında ne hale gelecek? Hani 28 Şubat döneminde herkes dervişti. Herkes derviş. Yaklaşık Zikrullahlılarda 500-600 kişiydik. Eskiler bilir, öyle değil mi Adem? Vardı değil mi o kadar?
Fazlası vardı, eksiği yoktu. Biz 28 Şubat geldi çarptı. Bütün arkadaşlar dervişti bizim. Bir kısmı tahtadan, imtihanı görünce, basılmayı görünce, polisi görünce, bir düdük öttürülünce, bir kısmı evine döndü. Dediler ki biz burada yapamayacağız, yürüyemeyeceğiz. Kılıç tahtadan olunca, bir imtihan sırasında ilk önce o gider. O çünkü kendini terbiye etmiyor. Allah'a aşık değil. Nefis mücadelesi yok onda. Zorluklara, sıkıntılara, belalara, müsibetlere katlanabilme özelliği onda oluşmamış. O kendini bu noktada terbiye etmemiş.
O kendini terbiye etmediğinden dolayı, bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir dert, bir gam, bir kasavet görünce, pılısını pırtısını toplayıp gidiyor. Hz. Pir diyor ki, tahtadansa başkasını ara, eğer elmassa sevinerek ileri gel. Elmas olmanın yolunu da öğretiyor. Elmas olmanın yolunu öğretiyor. Diyor ki, elmas kılıç, velilerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyadır. Eski dilde kimya, bir şeyin vasfını, özelliklerini değiştirmek için kullanılan ilim. Buna biraz da hani, batılılar veya doğulular hangisi diyorsa, simya ilmi diyorlar ya, bu ne?
Bu toprağı altın etmek. Bu ne? Taşı elmas etmek. Bu ne? Kayayı cevher etmek. Bu kimya ilmi. Kimya ilmi, işte, kırmızıdan beyaz boya çıkarmak. Kırmızı, ondan beyaz boya elde etmek. Kimya ilmi, siyahtan kırmızı boya elde etmek. Kimya ilmi, renksizlikten, renk, meydana getirmek. Bu noktada, renksizlikten, cuşu huruş içerisinde, binlerce, renk meydana gelmesi. Kimya ilmi, İsa küpüne sahip olmak. Ne yaptı İsa? Bütün elbiseleri ve kumaşları, bir kazana attı. 20 kişi, 20 tane renk söyledi.
50 kişi, 50 renk söyleseydi. 100 kişi, ayrı ayrı, 100 renk söyleseydi, hepsini de o küpün içerisinden çıkarır, onlara verirdi. Ne yaptı? Renksizlikten, insanların, istedikleri rengi, Allah'ın eziğiyle ne yaptı? Meydana getirdi. Bir peygamber mucizesi. İşte, o velilerin sohbetine gitmek, o mürşitlerin huzurunda durmak, o mürşitlerin, Kur'an ve sünnet dairesindeki, telkinlerine uymak, o mürşitlerin, iyi nazarlarını almak, insanlara kimyadır.
Nasıl Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri, Ebu Zerri Gifari gibi, bir eşkiyadan, bir veli, oluşmasına sebep olduysa, ashabın büyük bir çoğunluğu, neydi? Cahildi. Büyük bir çoğunluğu, hiçbir şey bilmiyordu. Hepsi de neler oldular? Hazreti Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halakasında, her biri birer veli, birer evliya oldular. Her biri, Allah'a dost oldu. O Muhammed Mustafa'nın muhabbetiyle, o Muhammed Mustafa'nın sayesiyle, o Muhammed Mustafa'nın izinden, yolundan gitmek ile, hepsi de ne oldu? Allah'a dost oldu. İşte, o veliler, birer kimyacı gibidir. O taşı, o taşı cevher eder. O kayayı, altın eder.
O işe yaramaz hayta, işe yaramaz başıboş, nefsinin ve şeytanın, heva ve hevesine düşmüş kimseyi, Allah'a dost etmede, vesile olur. Onların terbiyesi, onların nazarı, onların bu noktadaki, kızmaları dahi, rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır. Onların terslemeleri dahi, senin nefsine bir ilaçtır. O yüzden, onların huzuruna var. Onların huzuruna var. O yüzden, onlar ki, kendi, nefislerini, Allah'a satmışlardır. Onlar ki, Allah'la dostluk peyda etmişlerdir. Onlar ki, Muhammed-i Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, izinden gitmişler, onun elini öpmüşlerdir.
Onlar ki, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, kendi yaşadıkları dönemlerinde, duasını almış, kendi yaşadıkları döneminde, onlara kardeşim demiş, evladım demiş olduğu kimselerdir. O yüzden, onlar, kimyacı gibidirler. Onlar bir nazarıyla, hani eskiler öyle demişler ki ya, velinin bir nazarı, velinin bir nazarı, taşı, cevher eder demişler. Velinin bir nazarı. Cenab-ı Hak bizleri onların, halakasında eylesin. Bütün bilenler, bütün bilenler, ancak ve ancak, bunu böyle demişlerdir. Bilen, alemlere rahmettir. Alemlere rahmet olan nedir? Hazreti Muhammed-i Mustafa'dır, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Birinci derecede.
Onlar normalde, birinci derecede, Hazreti Muhammed-i Mustafa, bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Ama, her veli de, bir alem hükmündedir. Her alim, bir alem hükmündedir. Hadis vardır bununla alakalı. O yüzden onlar, bazıları, belli kısım alemlere, nedir? Belli bir kısma, velidir. O veli, belli bir alemler zümresinde, bir alemdir. Her velinin, kendine göre bir derecesi vardır. Kendine göre olan derecesinde de, o, birkaç aleme, alim olan, birkaç alem olur. İlmine göre, veliliğine göre. O yüzden, onların hepsi de ama, hepsi de, birer alem hükmündedirler.
Hatta, alemler hükmündedir. Çünkü onlar, peygamber varisidir. Peygamber varisi oldukları için, onların her birisi için, ne vardır? Alemler vardır. Alem yoktur. Sakın, bir veli, bir mürşidi, kamili, Hazreti Muhammed-i Mustafa, Mustafa'yla yarıştırmayın. Sakın üstünde görmeyin. Sakın ha! Bir kısım, sufiler, üstadlarını, şeyhlerini, Hazreti Muhammed-i Mustafa'dan, üstün görme noktasına gelirler ki, bu sapkınlıktır. Adem'den, Adem'den kıyamete kadar, bütün velileri, bütün mürşitleri, üst üste koysalar, onu milyon kez de, çarpsalar, milyon kez de, çarpsalar, hiçbir, birisi, veya tamamı, Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerinin, tırnağının, üzerindeki, tozu olamazlar.
O yüzden, bir kimse, üstadını, Hazreti Muhammed-i Mustafa'ya denk, veya, bu, şeyi, ne o, en böyle, makulü, denk görür ya kimisi, o üstün görmekte, denk görmekte, büyük küstahlıktır. O, Muhammed-i Mustafa'yı, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretlerini tanımadığından o kimse. Bilmiyor. Mesela, bir kısmı da, herhangi bir dervişi, herhangi bir çavuşu, herhangi bir zakiri, herhangi bir nakibi, nükabbayı, halifeyi, üstada denk görür. O da, ya cahildir, ya kördür. Bakın, bunlar, sufilerin, uyuması gereken, edeplerdir.
Sapkınlıktır. Bir kimse der ki, filanca abiyle, üstadın arasında bir fark yok, o sapkınlıktır. Birisi der ki, benim üstadımla, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri'nin arasında, fark yoktur, sapkınlıktır. Birisi, üstadının sözünü, sünneti Resulullah'tan, üstün tutarsa, sapkınlıktır. Vartaya düşmüştür o. Hata yapmıştır. Yanlış. O Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin cismaniyetini de, şeriatını da, tarikatını da, hakikatını da, marifetini de tanımıyor. Tanımış olsaydı, Muhammed Mustafa'ya, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni, bırakın, Peygamberlerle dahi eş tutamazdı. Peygamberlerle dahi eş tutamazdı.
Meslekte eştirler. Peygamberlik mesleğinde eştirler. Fazilette eş değildirler. Fazilette eş değildirler. Bir kimse velilikte, velilik mesleğinde eş olur. Ama fazilette, Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne eş olur mu? Allah muhafaza eylesin. Bu onun gibi bir şey. Ama, tanımayanlar, bir de bunlar böyle, ne seviyorlardır, ondan yaparlar. Cahil. Allah muhafaza eylesin. Eyvallah. Herkesin üstadı kendisine haktır. Eyvallah. Herkesin üstadı kendisine mürşidi kamildir. Eyvallah. Herkesin üstadı kendisi için aktaptır. Eyvallah.
Kutuptur. Eyvallah. Dersiz zaten onu öyle görmese, ne işi var onun orada? Yürüsün gitsin başka bir yerden ders alsın. Öyle görürse yol alır zaten. Öyle görmezse Allah yoluna çıketsin. Orada yol alamaz o kimse. O zaman şüphede kalır zaten. Sorgulamaya başlar. Sorgulamaya başlayınca yol alamaz. Bu ayrı bir şey. Ama kalkıp da onu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle öyle eş görecek, Rabbim muhafaza eylesin.
Onlar sıkıntılıdır. Biraz bu velilerle alakalı hadisler var. Kütüb-ü Siddet'te ebdal olarak okunur. Oradan bazı hadisler inşallah. Çünkü bunlarla alakalı uzun zamandan beri dünya üzerinde ve bilhassa Türkiye'de oynanan bir oyun var. Bu oynanan oyun, ben ehli tarikat demek istemiyorum. Çünkü Türkiye'de tarikat yok. Ama öyle söyleyeyim.
İsim öyle anıldığından dolayı öyle diyeceğim. Yoksa ben Türkiye'de bir tarikat olduğuna inandığımdan dolayı değil. Tarikat denilince çünkü farklı bir şey olması lazım. Ama biz tasavvuf diyelim, sufilik diyelim veya meselenin anlaşılması için tarikat diyelim. Bu İngilizler, İslam dünyasını içeriden yıkmak için türlü türlü oyunlar sergilediler.
Şia ile Sünnilerin arasını iyice açan son 300 yılda, 400 yılda İngilizlerdir. Önceden makas bu kadar açık değildi. Makas hızla açılmaya başladı. Buna bir şey daha ilave ettiler Osmanlı'nın içerisinde. İlave ettikleri şey Vahabilik'ti. Vahabiliği kurarlarken de hani Selefi Vahabilik diye nitelendiriyorlarım ya.
Selefi Vahabiliği kurdular. Bunlar önce Kur'an ve Sünnet'i icra ediyoruz ve öğretiyoruz diyerekten ve işte bütün ona bidat buna şirk, ona bidat buna şirk diyerekten İslam'ın, Ümmet-i Muhammed'in içerisine bir bomba attılar. Her dönemde her mesleğin ve her meşrebin aşırıları veya istismarcıları vardır.
Hiçbir meslek, hiçbir meşrep, hiçbir mezhep yoktur ki aşırısı ve istismarcısı olmasın. Biz doktor deriz, istismar eder. Organ kaçakçılığı yapar. Bütün doktorlar aynı mı? Değil. Ama içinden çıkar mı? Evet. Doktor deriz, paranın peşine düşer. Aslında alakası olmayan tahliller ister. Neden? Oradaki özel hastane para kazansın. Adam başı mı ağrır der, mide filmi ister. Ya başı ağrıyor adamın, midesiyle ne alakası var? Absürt gelir size ama ister. Eğer sen seslenmezsen, sende lazım olacak, olmayacak hiç önemli değil. Bir sürü tahliller ister. Bir sürü filmler ister. Neden?
Çünkü o özel hastanede maaşı var. 30 milyon, 40 milyon, 50 milyon, 80 milyon, 100 milyon, 200 milyon, 300 milyon, 450 milyon, o bir tane böyle, ben çöm çöm sakallı diyorum, özür dilerim öyle sakallılara ama, buradan sakal bırakanlar var ya, öyle bir tane yaşlı bir kanser profesörü var. Ankara'da özel bir hastanede televizyonlara çıkıyor, böyle hafif buğday tenli, yaşlı bir kimse. 450 milyonmuş ayla. 6 ay sonrasında da randevu veriyorlarmış. 450 milyon, 6 ay sonrasında da randevu veriyor. Dedim, ölür adam 6 ay sonra. Ölür kalır, 6 ay sonrasında randevu veriyor. Diyeceksiniz ki, nereden bu haberi aldın, bu bilgiyi aldın?
Murat Hoca'dan aldım. Çünkü onun bozduğunu bizim Murat Hoca yapıyor. O dedi ki, hocam ben onun bozduğu hastalar var, ben burada tedavi ediyorum. Beni de duymuş, bana dedi, gel buraya dedi, dedi. Dedim, sana da baya yüklü teklif etmiştir o zaman dedim, etti dedi. Öyle 50 lira, 100 lira, 200 lira falan değil, aylık teklif ettiği maaş. Nereden çıkacak bu para? Tahlillerden çıkacak. Her mesleğin istismarcısı vardır. Her meşrebin de istismarcısı vardır. Meşrep dedim, inanç olabilir, siyaset olabilir, hiç önemli değil. Adam ne? İşte ben kendimce, işte melami meşrepliyim diyor. Ooo, bakıyorsun adam, Allah muhafaza eylesin, istismarcı, ben sufiyim diyor.
Eyvallah, bakıyorsun, istismar ediyor adam. Sufi ile istismar ediyor. Bizim içimizde de vardır. İstismar eden, vardır. Bu istismarcılara bakaraktan hükmedersek yandı. Biz meselenin hakikatine bakacağız. Sufilerin içerisinde sufiliği istismar edenler olmuş mudur? Evet. Şimdi de var mıdır? Evet. E hafızların içerisinde var mıdır? Evet. Adam mezarlıkta dolaşıyor, hazır hatim var, hazır hatim var, hazır hatim var. Okunmuş Yasin var, okunmuş Tabareka var. Veriyorsun parayı, hemen senin ananın babanın adına kime bağışlayacaksın? Babana. Babasına bağışladı, ver parayı. Var her yerde bu istismarcılar. E biz şimdi bütün hafızlar tuğ kaka mı diyeceğiz?
Hayır. E imamlar var, istismar eden. Var. Esnaf var, esnaflığını istismar ediyor. Var. E devlet dairelerinde bürokratlar var, istismar ediyorlar. Var. Her yerde var. Olmayan hiçbir yer yok. 56 yaşındayım, istismar olmayan bugüne kadar hiçbir yer görmedim. Var. O gün için sufilerde de var, bugün için de var. Sufilerin normalde aslında amaçları sufilerin vartalarını orta yere koymak değil. Sufilerin eksikliklerini görüp kompresine tuğ kaka diyorlar. Önce ne yaptılar? Mezheplere saldırdılar. Mezheplere saldırılaraktan bir tane bir kendileri Vahabi ve mezhebi çıkardı. Adama mezhebin ne diyorsun?
Mezheb yok diyor. Ama Vahabi. Bunun üzerine kurguladılar Orta Doğu'yu. Bunun üzerine kurgulayarak mezheb ve sufi düşmanlığı ürettiler. Bunu Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Cezayir'de, Suriye'de, Irak'ta, Fas'ta, Tunus'ta, ileri doğru Afrika'da her yerde uyguladılar. Oradaki insanları hem mezheplerinden kopardılar, hem meşreplerinden kopardılar.
Aynı şeyi Türkiye'de de uyguladılar. Türkiye'de birinci derecede uygulama tekke ve tarikatları normalde kapatılmasıdır. Tekke ve Zaviyeler Kanunu. Ardından tekke ve Zaviyeler Kanunu'nun ardından Türkiye'de Müslümanlara karşı, dini yaşayan insanlara karşı, yaşatma mücadelesi verenlere karşı şedid bir mücadeleye giriştiler. Şedid. Öylesine şedid bir mücadeleye girdiler ki, Türkiye'de Allah diyeni bırakmamaya gayret ettiler. Bakın Orta Doğu'da mezhepleri bozdular ama insanların dini yaşantılarına karışmadılar. Fakat insanların mezheplerini bozdular. O yüzden şimdi orada insanlar üzerlerine bomba bağlayıp herhangi bir yerde kendisini patlatabiliyor, onu durduracak mezhepsel bir öğreti yok.
Başına bir tane İngilizce ajanı bir kimseyi koyuyor, alim, şöyle alim, böyle alim. Aslında İngiliz ajanı, İngilizlere çalışıyor. ABD Başkanı kendisi söyledi, DAEŞ'i bir önceki ABD Başkanı'nın kurduğunu. Başındaki adam kim o zaman? ABD ajanı. DAEŞ'in başındaki. Bakın oradan mezhepleri yok ederekten ne yaptılar? İnsanlar mezhepsiz oldu. Başında bir tane alim görümünde bir kimse var, o fetva veriyor, iştahat ediyor. Şehit olacaksın, bombayı bağla, git camide patlat. O kimse Allahu Ekber diyor, camide kendisini patlatıyor. Bu amaç, bu amacına ulaştın, bu mesele ulaştı.
Şimdi Suriye'de, Filistin'de, Irak'ta, Yemen'de, Suudi Arabistan'da, Mısır'da, Fas'ta, Tunus'ta, Cezayir'de, hepsinde de bombayı üstüne bağlayıp herhangi bir yerde patlatabilecek insanlar var mı? Evet, var. El-El-Kaide, Nusra, yok işte şöyle bir sürü isimlerde buluyorlar bu isimleri buluraktan onun başına da bir tane adam koyup Müslümanları bu noktada birbirlerine düşürüyorlar mı? Evet. Kimi öldürüyor Müslümanım diyen insanlar? Müslümanları öldürüyor. Orta Doğu yer yerinden oynuyor Orta Doğu'da. Yer yerinden oynuyor. Günlük yaklaşık 300 kişi ölüyor. Bir tane Yahudi'nin kılına zarar geliyor mu? Gelmiyor. Hiç konuşuluyor mu? Hayır. Orta Doğu'da bulunan silahlar, hem devletlerin elinde bulunan silahlar, hem de örgütlerin elinde bulunan silahlar.
İsrail'e doğru dönmüş olsa İsrail diye bir ülke kalır mı? Kalmaz. Bunlar silahları kimlere yönlendirdiler? Birbirlerine. Kim kimi öldürüyor şimdi? Müslümanlar birbirlerini öldürüyor. O İngiliz haini amacına ulaştı mı? Ulaştı. Ama mezhep farkından, ama meşrepten dolayı, ama herhangi başka bir şeyden dolayı Müslümanlar birbirlerini katlediyorlar mı? Evet. Aynı anlayışı, dikkat edin. Aynı anlayışı Türkiye'ye taşıdılar. Türkiye'ye taşıdılar. Türkiye'ye taşırken de İslami, Müslüman görünümde taşıdılar. Ve Müslüman görünümünde taşıyan insanlar, Türkiye'de nelere karşı durdular? Sufilere karşı durdular.
Dikkat edin. Sufilere acımasızca saldıranlar varsa, sufilere acımasızca saldıranlar, mezheplere acımasızca saldıranlar, Türkiye'de adları, isimleri, şeyh de olsa, hoca da olsa, profesör de olsa, diyanetçi de olsa, ilahiyatçi de olsa İngiliz ajanıdır. Direkt, ya arkasında Mossad vardır ya da M16 vardır ya da CIA vardır arkasında.
Ya da Avrupa Birliği vardır. Almanya ve Fransa'nın başını çekti. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Eğer Türkiye'de, sufilere karşı acımasızca birileri savaş açtıysa, mezheplere karşı acımasızca savaş açtıysa, bunun arkasında ya İngiliz ajanı, ya ABD ajanı, ya Avrupa Birliği ajanı vardır ya da Mossad vardır. Sebep, dini ve dindarları ifsad etmektir.
Onlar kendilerince doğru söylediklerini, kendilerince mücadelelerinin hak olduğunu söyleyecekler size. Ve böyle söylüyorlar zaten. Orta Doğu'da da aynısını yaptılar. Suriye'de aynısını yaptılar. Müslüman kardeşlerin üzerinden yaptılar. Mısır'da Müslüman kardeşler üzerinden oynadılar. Yemen'de Müslüman kardeşler üzerinden oynadılar. Müslüman kardeşler İngiliz ajanıdır değildir demiyorum. Onların üzerinden oynadılar. Ve Türkiye'de de Hasan Elbenna'nın, Said Havva'nın üzerinden oynanıyor bunlar. Türkiye'de de bunların üzerinden oynanıyor. Karşımıza bir kimse çıkıyor, bizim dilimizden konuşuyor. Ama bizim dilimizden konuşurken, Türkiye'de İslami mücadelenin geldiği noktaya bakmaksızın, eski noktayla yenisine bakmaksızın acımasızca eleştiriyorlar.
Ve savaş halindeler. Sufi topluluklarla savaşıyorlar. Sufi toplulukların başındaki kimselerle savaşıyorlar. Mezheplerle savaşıyorlar. İlahiyatlarda mezhep konuşulmuyor artık. Hanefi mezhebi, Maliki mezhebi, Hanbeli mezhebi, Tukaka yerlerde. İlahiyatlarda sufilik konuşulmuyor. Tasavvuf konuşulmuyor. Bunların hepsi de Tukaka yerlerde. Yetişen ilahiyatçılar, her biri birer mezhep, birer sufilik düşmanı olarak yetişiyor. Ve bunlar bizim çocuklarımızı eğitiyor. Ve bunlar okullarda eğitmen. Bunlar kürsülerde vaaz ediyorlar. Kürsülerde vaaz ediyorlar. Oynanan oyun çok büyük.
Oynanan oyun çok büyük. Öylesine ki büyük ki, bu Anadolu topraklarında insanları birbirlerine düşürmeye çalışıyorlar. Bu Anadolu toprakları Yunus'la, Hazreti Mevlana'yla, Hacı Bektaş'yla, Hacı Bayram-ı Veli'yle, Üftadesi'yle, Okçu Babası'yla yoğrulmuş olan bu toprakları ne yazık ki ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bizi Yunus'tan koparmaya çalışıyorlar.
Bizi Hazreti Mevlana'dan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Hacı Bektaş-ı Veli'den, Hacı Bayram-ı Veli'den koparmaya çalışıyorlar. Bizi Sümbül-i Sinan'dan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Muhammed Uşşaki Hazretleri'nden koparmaya çalışıyorlar. Bizim tekkelerle, zaviyelerle, mescitlerle, türbelerle bağımızı koparmaya çalışıyorlar. Bizi ecdadımızla bağımızı koparmaya çalışıyorlar. Bizi İmam-ı Azam'dan, İmam-ı Şafi'den, İmam-ı Malik'ten, İmam-ı Hanbeli'den koparmaya çalışıyorlar. Bizi Hazreti İmam Muhammed'den koparmaya çalışıyorlar. Bizi İmam-ı Yusuf'tan koparmaya çalışıyorlar. Bizi Gazali'den koparmaya çalışıyorlar. Aklı üç para etmeyen insanlar İmam Gazali'nin arkasından konuşuyor.
Aklı iki para etmeyen insanlar Gazali'ye savaş açmışlar. Gazali'ye savaş açmışlar. Aklı bir kuruş etmeyecek olanlar Muhyiddin İbni Arabi'ye savaş açıyorlar. Muhyiddin İbni Arabi'nin ne kafirliğini bırakıyorlar, ne bir şeysini bırakıyorlar. Hazreti Mevlana için de öyle yapıyorlar. Yunus için de öyle yapıyorlar. Hacı Bektaş Veli için de öyle yapıyorlar. Hacı Bayram için de öyle yapıyorlar. Bütün Sufiler için öyle yapıyorlar. Ve bunları yaparken din adına yapıyorlar. Bürokratın içerisinde böyle insanlar yerleşmiş vaziyette. Siyasetin içerisinde böyle insanlar yerleşmiş vaziyette. Evet bürokrasinin içerisinde de var bunlardan. Bir yerde müdür olmuş, hakim olmuş, savcı olmuş, bir yerde yüksek bürokrat olmuş var bunlardan.
Bunlar büyük bir örgüt halinde. Bunları İngiliz, tekrar tekrar söylüyorum. Bunlar İngilizlerin emrinde. İngilizlerin emrinde. Bu bir İngiliz oyunu. Türkiye'yi Orta Doğulaştırma oyunu bu. Türkiye'yi Suriye'ye yapmak, Irak'a yapmak oyunu. Buradan siyasetçilere ve bürokratlara sesleniyorum. Bu oyuna ortak olmayın. Ahiretinizi yakarsınız. Bu memleketi de yakarsınız. Ahiretinizi yakmakla kalmazsınız. Bu memleketi de yakarsınız. Gelinen sonuç Suud'da şu olmuştu. En son Suud'daki Vahabi Selefi bozuntuları Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifini yıkmaya kalkmışlardı.
Geldikleri nokta bu oldu. Bakın o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mescidi nebevisinin karşısında Cennet-ül Baki'de bir tane türbe bırakmadılar. Bir tane orada mezar taşı bırakmadılar. Orada komple seyyitlerin, şeriflerin mezarları ve türbeleri vardı. Yıktılar. İmam Malik'in türbesi vardı, mezarı vardı. Yıktılar. Sahabelerin mezarları ve türbeleri vardı. Hepsini yıktılar. Bakın Uhud meydanında dahi, Uhud meydanında kabristanlar belli değil. Yıktılar. Hepsini yıktılar. Hendek kazasında olduğu yeri hiç kimse bilmiyor şimdi. Yerleyi eksan ettiler, imarı açtılar. Kimse bilmiyor.
Hendek kazasının bulunduğu yeri kimse bilmiyor. Şimdi hiçbir şey kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. Bizi tarihimizden koparıyorlar. Yasak vardı ya bir ara, burada da türbeleri ziyaret etmek yasaktı. Tekke ve zaviyeler kanunu çıktığında türbeleri ziyaret etmek yasaktı. Kilitliydi. Kilitliydi. Hepsi de kilitliydi. Gidemiyordu insanlar. Osman Gazi, Orhan Gazi türbesi yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. Muhammed Üftada Hazretleri'nin türbesi yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. Emir Sultan Hazretleri'nin türbesi yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. İstanbul'daki türbeler yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. Dikkat edin. Evet.
Tekke ve zaviyeler kanunu çıktığında yasaklıydı. Kimse ziyaret edemiyordu. Şimdi o zaman için ceberrut laiklik bunu yasakladı. Şimdi yasak değil. Başka bir şey ürettiler. Ceberrut laiklik ceberrut selefi vahabiyi üretti. Ceberrut laiklik geri çekildi. Ceberrut selefi vahabilik var şimdi. Bir kimse türbeye gidip üç ihlas bir fatihe okuyunca şirk ehli oldu. Şimdi onun fetvasını verdi mi? Verdi. Şimdi Medine-i Münevvere'de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başına gelince kabre doğru dönüp üç ihlas bir fatihe okuyamıyorsun. Sebep? Orada ceberrut bir tane selefi vahabi var. Senin peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sırtını döndürüyor.
Evet. Sen orada bana birisi desin ki rahat rahat ben orada on bir ihlas bir fatihe okudum desin. Ramazanlı ömreye gidenler. Okuyamazsınız. Okutmaz oradaki selefi vahabi. Okutmaz. Cennetül bakiyi ziyaret edemezsiniz istediğiniz saatte. Neden? Hala daha eskiler var ya oradaki seyyidlerin ondan sonra mezarlarını tahminen bilenler. İmam Malik'in mezarını tahminen bilenler. Elden ele dolaşan çok eski bir kroki var. O krokiyi bulabilirsen o krokiyle gidiyorsun. İşte burada bunlar var diyorsun. Bu kadar. Koca seyyid efendiler. Hazreti Hasan efendimizin çocukları.
Hazreti Hüseyin efendimizin çocukları. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eşleri. Ya düşünebiliyor musunuz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin torunlarının eşlerinin mezar taşlarını yıktı bunlar. Kabirlerini yerle yeksan ettiler. Selefi vahabi. Yok şu anda. Yok şu anda. Ashab'dan intikam alıyorlar. Hazreti Muhammed'i Mustafa'dan intikam alıyorlar. Bunu da din adına yapıyorlar. Din adına. Ümeyye oğullarından gelmeler herhalde. İntikam alıyorlar.
Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin torunlarından ne istediniz ya? Eşlerinden ne istediniz? Bana şimdi yeni yetişen Müslümanlardan bir kimse Hazreti Ayşe annemizin kabri şerifini gösterebilir mi? Peygamberin hanımı sallallahu aleyhi ve sellemin. Hazreti Ali Efendimiz'in torunlarından bir tanesinin kabri şerifini gösterebilir mi?
Gösteremez. Var mı burada gösterecek olan kimse? Ömreye gidenler, hacca gidenler elini kaldırsın. Allah kabul etsin. Hangi biriniz gösterirsiniz? Tek tek gösterebilir misin? Grup olarak ben de gösteriyorum. Ben diyorum ki burada sahabeler yatıyordu. İmam Malik'in kabrini gösterebilir misin? Yok. Sahabeleri gösterebilir misiniz? Yok. Oyunu anladınız mı? Oyun meydanda. Şimdi o Sufilere, o velilere savaş açanlar var ya. Bunlar da o savaşlarını hani Serefi düşüncesine göre savaş açıyorlar ya. E onların da pirleri var ya.
Kimdi? Evet. Şimdi şeyden, kütüb-i siddeden o hani velilerin silah topusu diyor ya, o veliler kimlermiş, nelermiş? Kütüb-i siddeden hem de enteresan o selefiler kendilerini böyle hanbeliliğe yakın olarak görürler. Hem de İmam-ı Hanbel'den nakiller var. Hadis-i kütüb-i kullarımdan benim velilerim ve halkımdan sevdiklerim o kimselerdir ki, benim zikrimle zikrolunur ve zikirleri ile ben zikrolunurum. Demek ki o veliler neymiş? Allah'ın sevdikleri veliler ve Allah'ın sevdikleri. Ne yapıyorlarmış? Allah'ı zikrediyorlarmış. Birinci özellikleri neymiş onların?
Allah'ı zikretmekmiş. Hani vardı ya uzun bir hadis-i şerif. Onunla alakalı ne diyordu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Onlar birbirleriyle akraba değil, menfaatleri de değil. Birbirlerini Allah için severler. Toplandıklarında ne yapıyorlardı? Allah'ı zikrediyorlardı. Bu okudum hadisi kutsi Ramuz'dan. Ahmet İbni Hanbel nakleden. Bu ümmette ebdallar otuz tanedir. Kalpleri Halil Rahman, Hz. İbrahim Aleyhisselam'ın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce Allah onun yerine bir başkasını koyar. Demek ki bu veliler eksilmiyor. Bunu bir yerleştirelim. Neden? Veli ism-i şerîfi Allah'ın sıfatı çünkü.
O sıfat Allah'ın kullarının üzerinde tecelli edecek. Hani vardı ya ayet-i kerime Yunus suresinde. Onlar mahcup olmazlar, mahzun da olmazlar. Onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır. Velilerle alakalı. Bunlar ne yapıyorlardı? Bunlar Allah'ın velileriydi. Hadis-i şerifte de ne diyordu? Allah'ın öyle kulları var. Onlar nurdan minberlerin üzerine oturacaklar. Yine ümmetimden ebdallar otuz tanedir. Arz onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mazharsınız. Onlar sebebiyle yardıma mazharsınız. Demek ki bu veliler var. Bu arzın üzerinde onlar sebebiyle yağmur yağıyor. Onlar sebebiyle yardım ediliyor. Onlar sebebiyle arz ayakta duruyor.
Onlar sebebiyle. O veliler var olduğu için arz ayakta. O veliler var olduğu için yağmur yağmakta. O veliler var olduğu için size yardım edilmekte. Eğer o veliler arzdan kaldırılırsa, yeryüzünden çekilirse kıyamet kopuyor. Çünkü yine bir hadis-i kutsu'da Allah diyen kalmayınca kıyamet kopar diyor. Muhyiddin İbnü'l Arabî Hazretleri de diyor ki son zamanın kutbu vefat etti de onun yerine birisi tayin edilmediğinde diyor.
Kıyamet bozulma başlar diyor. Abdallar, ebdallar Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar. Şam ehli bu şimdiki Suriye'nin Dimeşk şehrini de içine alan, Anadolu'nun büyük bir çoğunluğunu Anadolu'yu da içine alan, İran bir kısmını, İran'ın bir kısmını, Suriye'nin bir kısmını içine alan bir coğrafi bölge.
Diyor ki ebdallar Şam ehli arasındadır. Veliler. Onlar sebebiyle yardım görürler. Onlar sebebiyle rızka mazhar olurlar. Yine Hazreti Ali rivayet ediyor. Ebdallar Şam'dadır. Onlar kırk erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allah yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular. Düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir. Yine Ebu Nuaym naklediyor. İbni Ömer'den her nesilde ümmetimin en hayırlıları beş yüz kişidir. Ebdallar da kırk kişidir. Ne beş yüzler için ne de kırklar için eksilme vardır. Bunlardan bir kimse ölünce Allah yerine elliden birini alır.
Kırklara koyar. Yanındakiler ey Allah'ın Resulü bize onların amellerini söyle dediler. Buyurdular ki onlar kendilerine zulmedenleri affederler. Kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allah'ın kendilerine verdiği şeylerden başkalarına pek cömert davranırlar. Bakın açık her şey. Tevile tefsire gerek yok. İbni Mesud'a denildi ki nasıl onlar sebebiyle ihya ve öldürme olur yağmur yağ. İbni Mesud'a, İbni Mesud da biliyorsunuz sahabenin içerisinde hemen hemen en alim sahabelerden bir kimse. İlmi, fıkıh muhteşem bir kimse. Şu cevabı verdi. Çünkü onlar Allah'tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler ve çoğalırlar. Cebbarlara beddua ederler.
Onlar azalır. Yağmur talep ederler, yağmur yağar. Onlar dilerler, onlar için arz nebat verir, dua ederler. Bu dua sebebiyle nice belalar def olur. Nice belalar, o veliler, o kimya sahiplerinin yüzü sürmetine def oluyor. Yine Tirmizi şu rivayeti naklediyor. Arz Allah'a nübüvvetin kesilmesinden şikayette bulundu. Allah-u Teala, senin sırtına kırk tane sıddık koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım. Bu sebeple onlara bedel dediler. Onlara ne deniyormuş? Bedel. Allah onların ahlaklarını tebdil etti. Yani ahlaklarını değiştirdi, güzelleştirdi.
Onlar arzın direkleridir. Onlar sebebiyle arz ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmur yağar. Yine Tirmizi'ye bu derdadan kaydettiği bir rivayette şunu aktarıyor bize. Onlar insanları ne çok namaz kılarak, ne çok oruç tutarak, ne de çok tesbih çekerek geçmiş değillerdir. Fakat onları öne geçiren husus, güzel ahlak, vera ve takvada sıdk, halis niyet, iç temizliği gibi ahlakı disturlardır.
Bunlara uyanlar Hizbullah'tır. Hizbullah olanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Mücadele suresi ayet 22. Mücadele suresi ayet 22. İbn-i Arabi'den bir bölüm okuyup bu konuyu kapatıyorum. İbn-i Arabi der ki Allah'ın kendileriyle alemi muhafaza buyurduğu direkler dörttür.
Bunlar ebdallardan daha hastırlar. İki imam ise bunlardan daha hastırlar. Kutup ise hepsinden eh hastır. Ebdal kötü vasıfları iyileriyle tebdil eden herkes için kullanılan müşterek bir lafızdır. Ve bunu muayyen bir miktar hakkında kullanırlar. Bu muayyen miktar kırktır. Otuz da denmiştir. Yedi de denmiştir. Her birinin dört direk. Vethetten bir direği beytin rükünlerinden bir rüknü vardır. Hz. İsa'nın kalbi üzerine olanlara rükn-i emani, peygamberlerden bir peygamberin kalbi üzerine olanlara Hz. Adem'in kalbi üzerine olan kimseye rükn-i şami, Hz. İbrahim'in kalbi üzerine olana rükn-i ıraki, Hz. Muhammed Aleyhisselatü Vesselam'ın kalbi üzerine olana da rükn-i hacere esret vardır.
Bu Allah'a hamdolsun bizimdir demiş. Kendisiyle alakalı. Bu da demiş Allah'a hamdolsun bizimdir. Allah bizleri onların yolunda eylesin. Bütün bilenler ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir. Bilen alemlere rahmettir. Alimin abide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğü gibidir. Bilen alim. Allah-u Teala Hazretleri, melekleri, semavet ehli, deliğindeki karınca, denizindeki balıkları varınca kadar arz ehli halka hayrı öğretene mağfiret duasında bulunur. Bu alimlerle, insanlara iyiliği öğretenle. Tek bir fakih şeytana bin abidden daha yamandır. Tirmizi Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'a Allah indinde en kıymetli kimse sorulunca, Hucurat Suresinin 13. ayetinde geçen insanların Allah indinde en kıymetlisi, en muttaki olanıdır diye cevap verdi.
Kim benden sonra öldürülmüş olan bir sünnetimi ihya ederse, beni seviyor demektir. Beni seven de benimle beraberdir. Eğer alem olmak istiyorsanız buna tabi olacaksınız. Alimler, Ebu Davud Tirmizi İbni Mace, son kelam. Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler ne dinar nedir hem miras bırakırlar. Ama ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir. Ebu Davud Tirmizi İbni Mace. Allah izin veriyorsa, inşallah önümüzdeki hafta nar alıyorsan gülen narı seç. Oradan inşallah devam edeceğiz. Cenab-ı Hak bizleri kendi yolunda istihdam ettiği kullarından eylesin inşallah. Allah rızası için el-Fatiha.
Allah rızası için el-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.