Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 30 Aralık 2020 · 1:19:15
710. Ey surete tapan, yürü, mânâyı elde etmeye çalış. Çünkü mânâ, suret tenine kanattır. Mânâ ehliyle düş. Kalk ki, hem atâ ve ihsan elde edesin, hem de fetâ olasın. Her şeyin bir sureti, bir de mânâsı vardır. Canâb-ı Hakk'ın da bir zâhiri, bâtını olduğu gibi. İnsanların da bir görünüşü, sureti, bir de mânâsı, iç âlemi olduğu gibi.
Dinin de bir şeriatı vardır, bir de kendi içerisinde mânâsı vardır. Her şey bir kabukla muhafaza olunur, korunur. Cevizin bir dışı vardır, bir de içi vardır. Cevizin bir de daha önce yeşil tarafı vardır. Yeşil tarafı, o muhafaza eden şeyi geçersiniz, içine daha sert bir yer vardır, oraya da geçersiniz. Ardından cevizi bulursunuz. Ama cevizin dışında da ince bir kabuk vardır. Onu da çözdükten sonra, çıkardıktan sonra cevizin iç, hakikatine varırsınız. Bu da şeriat, tarikat, hakikat, marifet gibidir. O yüzden ama bunu böyle çok fazla dallanıp, budaklandırmak, böyle çok ayrıştırmak istemezseniz, bir şeyin bir zâhiri vardır, bir de bâtını vardır. İnsanların da bir suretleri vardır.
Bir de o suretin içerisinde mânâ vardır. O kimsenin ilmi, aklı, fikri, düşüncesi, o kimsenin duyguları, iç âlemi, bu o kimsenin mânâsıdır, içidir. İnsanlar genelde ilk bakışta, insanların büyük bir çoğunluğu, karşıdaki kimsenin suretine göre hükmeder. Suretine bakar. Hz. Mevlana, Celalet-i Rum Hazretleri de bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyafetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır der. Bir kimse bu noktada, ya işte önemli olan insanın mânâsı, suret önemli değil, kılık, kıyafet önemli değil, doğru bir düşünce değildir. Bu sufiler buna katılmazlar. Sadece suret yetmez, mânâ da gerek ama o mânâya da bir suret gerek.
Suretsiz de mânâ bir anlam ifade etmez. Sebep, o mânâyı muhafaza edecek, koruyacak bir suret lazım. Normalde o suret olmazsa, o zahir olmazsa, o mânâyı da tecelli ettirecek yer bulamayız. Mesela namaz dış görünüş olarak suretten ibarettir. Kıyama durursun, rükuya gidersin, secdeye gidersin, bu bir surettir. Ama bir kimse ben surete takılmam deyip de, namazın bu noktada dışsallığını reddedemez.
Namaz aynı zamanda içselliktir. İçsellikte, mânâda, zirve noktası o kimsenin miracıdır. Bu zirve noktasıdır mânâda. Bu işin en alt seviyesi nedir mânâ noktasında? Der ki o kimse ben Rabbimle buluşuyorum. Çünkü kulun Allah'a en yakın olduğu an secde halidir. Farz ibadeti yerine getirirken o kimsenin secde hâli Allah'a en yakın yerdir. Bakın bir de amellerin mânâları vardır. Amelin, namaz müminin miracıdır. O zaman senin, sen mirac etmesen dahi senin namazın mirac eder. Eğer mânâ ehliysen, eğer mânâ ehliysen hiç en alt noktası namazın miracın olur. Ha o zaman sakın ha şuradan şunu çıkarmayın. Ya bu işin sureti önemli değil. Sureti de önemli.
Mesela kadınlara tesettür farz kılınmış. Suret önemli değil diyemezsiniz. Erkeklere tesettür farz kılınmış. Ya mânâ önemli, suret önemli değil deyip de erkekler cız cıbıldak dolaşamazlar. Böyle bir şey yok. Suret de önemli. Muhakkak ki ritüeller de önemli. Farz ibadetlerin ritüelleri. Biz bunlar suret, bunları biz ya kabul edemeyiz. Bunlara gerek yok. Veyahut da bir kısım kendisini sufi olarak addedenler var ya, hani meselelerin ritüellerini terk edenler, ritüellerine karşı gelenler, öyle bir şey yok. Bakın bir şey ibadet ise onun ritüellerini, ibadetin ritüellerini peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri nasıl yaptıysa biz de yapmakla emrolunduk.
Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki, ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapınız. Başka bir ayet-i kerimede buyuruldu ki, Allah'ı zikredenler için peygamberde güzel örnekler vardır. O zaman biz, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hem zahir noktada suretini de, zahirini de örnek alırız. O sarığı nasıl sarardı? Öyle sarmaya gayret ederiz. Ama onun manası nedir? Sünnet-i Resulullah'a uymaktır. Sarık sarmanın manası sünnete uymaktır. Aslında sarık sarmanın manası, meleklerin ayak izlerini takip etmektir. Sebep, ilk sarıklı bir şekilde Cebrail aleyhisselam indi yeryüzüne. Bedir savaşında.
Arkasındaki meleklerin de hepsinin de başında sarık vardı. Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt tabi oldu Allah'tan gelene. Ve hemen sarık sardı. Ardından bütün asap sarık sardı. Bütün asap. Bak sarık sarmak işte bu değil mi? Ama o sünnete tabi olma. İçi. Daha da içine Cebrail aleyhisselama ve meleklere uyma. Mesela rükuda olan melekler vardır. Biz namazda rükü ederiz ya. Meleklerin bir kısmı rükuda Allah'ı zikrederler. Bir kısmı secdede Allah'ı zikrederler. Bir kısmı kıyamda Allah'ı zikrederler. Kıyamda namazda kıyamda durmak, namazda rüküya gitmek, namazda secdeye gitmek, meleklerle yarışmak gibidir.
Bunların ritüeli meleklerde vardır. Bir kısım secde melekleri vardır. Onlar hep secdede Allah'ı zikrederler. Bir kısım rükü melekleri vardır. Bunlar sufiler, bunları sev-i sülüklerinde görürler. İşin manasına o zaman ererler. Siz normalde halakayı zikrullah yaparsınız. Zahiridir bu. Melekler de halakayı zikrullah yaparlar. Melekler de halakayı zikrullah halinde zikrederler. Ve tevhid çeken melekler ayrıdır. Hu esması çeken melekler ayrıdır. Hay esması çeken ayrıdır. Hak esması çeken ayrıdır. Diğer isimlerle zikredenler ayrıdır. Bu büyük. Cenab-ı Hakk'ın bütün isimleri güzeldir, büyüktür ama içlerinde böyle hani bazı isimleri de cemeden, bazı isimleri de şemsiyesinin altına alan isimleri vardır.
El-Rahman ism-i şerîfi gibi. Onun üstünde Allah Celle Celaluhu ism-i şerîfi gibi. Mesela Hay ismi şerifinin altında yedi, seki, dokuz, on tane ism-i şerîf vardır. Hay ism-i şerîfi onların üstünde şemsiye gibidir. Hu ismi şerifinin altında dokuz, on tane, yedi tane ism-i şerîf vardır. Hu esması, hu ism-i şerîfi, onların başında şemsiye gibidir. Bunları sufiler, beşinci esmadan sonra bunlara vakıf olurlar. Beşten sonra, halifeliğe geçerken bunlara vakıf olurlar. Bunları da anlatıyorum, bazıları da işte bunları açık açık anlatıyorsunuz. Bunları yok çalacaklar, hırsızlık edecekler, bu hallere erdiklerini söyleyecekler. Aldatan bizden değil demiş. Ben de böyle uyarı yapana dedim, aldatan bizden değil demiş.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dedim. Bunlarla aldatacaksa bir insan aldatsın. Eğer sufilik söz ile, kelam ile olsaydı, herkes sufi olurdu. Sufilik mana gerektirir. Bir kimsenin manası yok ise, o kimse öyle çıkıp da orta yere sufilik yapamaz. Bir gün süsüyle gider, iki gün parasıyla gider, üç gün endamıyla gider, dördüncü gün batar. Sufilik öyle leke götürmez. Öyle heva heves götürmez. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insanlar genelde surete taparlar. Meselenin suretine bakarlar. Şahısperest olurlar, suretperest olurlar. Aa bakarlar ne kadar böyle yakışıklı, endamı güzel filan, kıraçtan da çalar, endamı yeter diye. Tamam yetti, ondan yeteceğini zanneder.
Yetmez. Sufilikte mana öne geçer. O kimse rüyasında görecek. O kimse halinde görecek. O kimsenin kalbinde bir şey oynayacak. O kimsenin içi kımıldayacak, kıpırdayacak. İçi kımıldamaz, kıpırdamazsa olmaz. O kimsenin manevi bir cezbesi olacak. O kimsenin manevi bir çekiciliği olacak. Olmaz. Manasız olmaz. O kimse, o dergahın içerisinde peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüp ondan bu noktada kendince şahitlendiren, kendince şehadetlendiren, kendince delillendirilenler olacak. Bugün bayanlar sohbetinde kimler bu dergaha gelip de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gördü dediğimde, elhamdülillah büyük bir oran elini kaldırdı.
Cenab-ı Hak'a hamd ederiz. Bu büyük bir mesele. Öyle küçük bir mesele değil. Bu manasız olmaz. İşte Hazreti Pir de, hakkınızı helal edin, şekerli adam böyle oluyor işte, dil dudak kuruyor. Hazreti Pir de, enteresan bir vurgu yapıyor. Ey surete tapan, hani öyle insanlar vardır ya, hep işin suretindedir. İşin hep suretindedir o. Ve o suretinde olanlar, surete değer verenlerde toplanırlar. Sarığı güzel, cübbesi güzel, fistanı güzel, harika sakalı güzel, asası güzel, işlemeli böyle, ooo, şatafatı güzel, şatatı güzel. Suret on numara.
Mâna, teneke, tın tın tın, çal. Teneke'den güzel, boş ses, boş tenekeden çok ses çıkar. Teneke, boş ses. Ama surete tapıyor o kimse. Surete, sureten meseleyi bitirmiş, işin manasına bakmıyor. Onlara diyor ki, sırf surete bakan, sufi gurihuna söylüyor bunu. Sırf surete tapanlar var, var. Böyle tarikatlar var, Türkiye'de, dünyada, her yerde var bunlardan. Bunlar suretlerini düzeltiyorlar. Suretler on numara. Bunlara söylüyor, diyor ki, yürü. Yürü, manayı elde etmeye çalış. Yürü, gönül gözünü çalıştır. Yürü, kalbin harekete geçsin. Yürü, işin manevi boyutuna bak. Misal aleminden bir kapar alansın. Yürü, sahih rüya peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz dedi.
Sahih rüyaya yapış. Yürü, zikrullahta hal mi görürsün? Halin mi açılır, kalbin mi açılır? Bir tarafların açılsın. Ama manen açılsın. Mana ile süslen. Mana ile süslen. Dilin mana satsın senin. Gözün mana görsün. Kalbin mana olarak süslensin. Bunu elde etmeye çalış. Çünkü mana, suret denine kanattır. Bu sureti, bu sureti yürütecek olan, bu sureti güzelleştirecek olan, bu sureti doğru istikamete götürecek olan manadır. Eğer mana olmazsa, bu suret doğru yola gitmez.
Mana ehliyle düş kalk ki, hem ata ve ihsan elde edesin, hem de fetah olasın. Sen bir mana ehli bul. Sen bir mürşid bul kendine. Sen bir veli bul kendine. Sen Muhammed Mustafa'nın bir varisini bul. Muhammed Mustafa'nın yolundan gideni bul sen. Kur'an ve sünnetin hem zahirine, hem batınına sımsıkı yapışmış, bir mürşid bul. Eğer sen o mürşidi bulmazsan, eğer sen o velinin elinden tutmazsan, eğer o mürşidin elinden tutmazsan, sen mana olarak bir şey elde edemezsin. Ne dedi Cenab-ı Hak, o ağacın altında, Habibi'nin elinden tutanlara dedi ki, onlar gerçekte benim elimi tutmuştur. O zaman sen, gerçekte onun elini tutmuş olan, bir kimsenin elinden tutmaya bak.
O mana yoluna gir sen. O mana yolunda yürü. Mana ehliyle otur kalk. Mana ehliyle zamanını geçir. Mana ehline gönlünü ver. Hani Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hadis-i şerifte buyurdu ya, bir kimse, bir topluluğu sevse veya bir şahsı sevse, o amel ile, onun yaptığını yapmasa dahi, onun yaptığına ortak olur dedi. Sen bir kumarbazı sever, kumarbazla kendini ona aşina edersen, kumar oynamasan dahi, kumar oynamış gibi günaha girersin. Kalbin kararır senin. Sen fahşiyata düşmüş, fuhşiyata düşmüş, Kur'an ve sünnetten uzaklaşmış, şeytanın yolunu kendisine yol edinmiş bir kimseyi seversen, sen onlardan sayılırsın. Kişi sevdiğiyle beraber, bana arkadaşını söyle, senin dinini söyleyin.
Mis koku satan bir kimsenin yanına gider, düşer kalkarsanız, siz mis kokarsınız. İskokan bir yere gider, düşer kalkarsanız, is kokarsınız. Bana bulaşmaz deme. Yolda çamur varsa, sana muhakkak çamur bulaşır. Ama senin yolun çamursuzsa, apaydınlık düzgün ise, merak etme, sana çamur filan bulaşmaz. Yoldan sana bir şey bulaşmaz. Senin gittiğin yol kirliyse, o kirli yoldan sana kir bulaşır. Gittiğin yol temiz ise, sana oradan temizlik bulaşır, temizliği öğrenirsin. Sen kirlisin. Kendini temizleyip, tövbe edip, o temizlerin yanında durmaya gayret et. Fatiha-i Şerife'de diyoruz ya, Ya Rabbi bizi ihsan ettin, inam ettin.
O peygamberler, o veliler, o evliyalar, o şehitler var ya, o muttakiler var ya, evet, bizleri onun yanında eyle. Amin. E sen onlarla beraber oturup kalkacaksın. Bu işin suretinde kalmayacak. Fatiha-i Şerife'yi namazı kıldın, Fatiha-i Şerife'de bunu okudun, gittin al kızı ver papazı. Olmadı. Bu surette kaldı. Sen Fatiha-i Şerife'yi okudun, namazı kıldın, gittin faizcilik yaptın. Bu olmadı, surette kaldı. Sen namazı kıldın, Fatiha-i Şerife'yi okudun, gittin rüşvet aldın. Olmadı kardeş. Surette kaldı. Sen namazı kıldın, namazı kıldın, Fatiha'yı da okudun, insanları bürokratsın ya, müdürsün ya, amirsin ya, hakimsin ya, hükmedensin ya, insanların parasına göre ayırdın, cukkayı aldın.
Yok kardeş. Sen surette kaldı o. Aldatma kimseyi. Bak Hz. Muhammed-i Mustafa aldatan bizden değildir dedi. Müslüman görüntüde, mümin görüntüde, namaz kılan görüntüde, rüşvetli, dolandırıcılıkta adam kayırmaydı, para yutmaydı, para yütmeydi, doldur boyuna. Olmadı. Biz elhamdülillah muhafaza karız. Hadi git, bana muhafaza kar lazım değil, bana mümin lazım. Muhafaza kar demek, ben muhafaza ediyorum demek. Putperest'in de muhafaza karı vardır, Hristiyan'ın da muhafaza karı vardır, Budist'in de muhafaza karı vardır, her şeyin muhafaza karı vardır. İslam'ın muhafaza karı olmaz. İslam her an yenidir, cedittir.
İştahat kapısı açıktır, iştahat edilir, yenidir. Her gün iştahat edilir, yenidir. İslam'ın muhafaza karı olmaz. İslam, inanç olarak yenidir. Ey iman edenler, iman ediniz, yenile. Muhafaza karı olma. Dünkü imanında kalma. Muhafaza karı olma. Yenile kendini. Surette kalma, yenile. Mana olarak yenile. Halden hale geç, perdeden perdeye geç. Allah'ı zikret. Dostoru zikret. Dostoru ibadet et. Ağzını tıka, haramlara karşı. Gözünü tıka, haramlara karşı. Elini, ayağını bağla, haramlara karşı. Kendini yenile. Her daim zikrullah ile kendini yenile.
Her daim. İbadetlerin seni aldatmasın. Kendini yenilemede koş. Her daim koş. Ve mana ehliyle otur kalk. O Allah'tan korkan, muttaki olan, o sırat-ı mustakimde olanlarla otur kalk. Başkalarıyla oturup kalkma. Ancak nasihat etmek için başkalarıyla otur kalk. Heva hevesini dünyaya taptırmış olanlarla oturup kalkma. Ya. Allah'ı zikreden, Allah'a kulluk yapanlarla, dedikoducu, gıybetçi, iftiracı, otur yanına, habire dedikodu, otur yanına, habire gıybet, otur yanına, habire filanca şunu yapmış, şişmanca bunu yapmış. Otur yanına, o işte şu siyasi parti böyle dedi, bu başkan böyle dedi, otur yanına, şu şöyle yapmıştı, habicim ya bu ne ya?
Duyduklarını söylemek sana yalan olarak yeter. Hadis-i Şerif. Gördün mü? Hayır. Ne? Duydum. Duyduğunu anlatma. Yalan olarak yeter sana. Kim duydu? Kim söyledi? Ses yok. Fasıkların haberlerine inanmayın. Müşriklerin haberlerine inanmayın. Kafirlerin haberlerine inanmayın. Gözünle göreceksin. Kulağına duyacağım. Öbür türlü din nasihattır, nasihat et. Görmedin. Görmedin bir şeye hükmetme, Allah muhafaza eylesin. Hem ata, yani kıymet bulasın. Bakın, mana ehliyle düşer kalkarsan, kıymetlenirsin. Kıymetlenirsin.
O mana ehli, bırakın bakırı, tenekeyi altın eder. O mana ehli, bırakın tenekeyi, cürufu cevher eder. O mana ehli, eşkiyayı evliya eder. O mana ehli, küfür deryasında dolaşanı veli eder. O mana ehli, bir bakışıyla dağı altına çevirir. O mana ehli, eline aldığı kaya parçası olsa, mermer olsa, altına döner. Altına döner. Yahudi'nin birisi geldi, Hazreti Ali Efendimiz halife, dedi ki, benim senden yedi altın alacağım var. O da dedi ki, yok. O dedi ki, var. O dedi ki, yok. Kadı dedi ki, ey emrel müminin, yemin eder misin olmadığına dair.
O da dedi ki, ehli beyt'e yemin etmek yasak. Ehli beyt dedi, yemin etmez. Ehli beyt, yemin etmez dedi. O zaman yedi altın dedi, Yahudi'ye ödemeye karar verdi, hakim. Öyle bu devlet başkanı deyip de, dili güdük çıkmıyor hakimin. Bu halife deyip de, dili güdük çıkmıyor. Adamına göre hüküm yok. Bu halifeydi, aman böyle hükmedelim, aman bu halifenin, yancısıydı, çarkçısıydı, yok. Halife, koca halife, Hazreti Ali, Keremallahu vec. Hazreti Muhammed Mustafa'nın, biricik kızı, Hazreti Fatıma, cennetteki müminlerin, müminlerin anası, Hasan ile Hüseyin'in, annesinin kocası, Hasan ile Hüseyin'in, babası, Hazreti Ali, Hayber'in önüne gidip, koca Hayber kapısını, yüklenip kaldıran kimse, bugün size Allah, içinizdeki dostunun, yüzüğü, su hürmetine, zaferi bahşedecek, dedi Ali.
Bütün ashab, bütün gece yalvarıyor, bu kim acaba, ben miyim diye. Hazreti Ali, radiyallahu anh, hazretlere hasta, gözünü açabilecek noktada değil, çadırında upuzun yatıyor. Sabah olunca, çağırın diyor Ali'yi bana. Zorla getiriyorlar, Hazreti Ali Efendimiz'i. İki kişi tutarak, üç kişi tutarak getiriyor. Ayaklarında yürüyecek takat yok. Gözleri, bugünkü, tabirle, mikrop kapmış. Komple kapalı gözleri. Hazreti Muhammed Mustafa, mübarek tükürüğüyle, gözlerine bir mil çıkıyor, tükürüğüyle. O ne güzel bir mil ki, gözler birden açılıyor. Gözler birden açılıyor. Ve sancak onun elinde. O Ali, Hayber'in fethinde, en büyük, işi yapan Ali.
Bedir'de, kuyuların başına geçmeyi, iştahat eden Ali. Önce kuyulara, müşriklerden önce varalım, biz onları muhasara edelim ya Resulallah deyip, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, onun iştahatını kabul ettiği Ali. Ve Ya Rabbi Ali'nin döndüğü yere, hakkı döndür dediği Ali. Kimin karşısında? Bir Yahudi'nin yanlış beyanından dolayı, hakim karşısında. Yahudi, Yahudi. Bir Yahudi'nin yanlış beyanından dolayı, hakim karşısında. Ve hakim, Yahudi'nin sözüne, adalete bakın. yemin etmedi diye. Yemin etse, o zaman diyecek ki, borcun yok.
Yedi tane altın, yok altına, altına yenilmeyen Ali. Yedi altın borçlusun diyor, hükmediyor hakim. Sen nasıl buna hükmedersin demiyor, Hazreti Ali radiyallahu anh hazretleri. Çıkıyor, mahkemeden, hemen o mahkemenin önünden, bir avuç toprak alıyor. Üç ihlas, bir fatiha şerifi okuyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin ruhaniyetine bağışıyor. Ya Rabbi, sen bilirsin ki, benim bu Yahudi'ye borcum yok. Muhammed-i Mustafa'nın yüzü su hürmetine, yedi tane altın ya Rabbi diyor, bir avuç toprak, yedi tane altın oluyor. Götürüyor, mahkemeye teslim ediyor. Alın diyor, yedi tane altını. Bu kimseye verin. Bunu gören asap, koşturuyor. Bakın, mana böyle bir şeydir.
Mana toprağı altın eder. Mana kayayı altın eder. Mana mermeri hamur eder. Mana mermeri cevher eder. Herkes koşturuyor aynı yere. Herkes bir avuç toprak alıyor, üç ihlas, bir fatiha okuyor. Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellemin, ruhaniyetine bağışlıyor. Ama olmuyor. diyorlar ki, ya Ali, senin yaptığını yaptık biz. Bakın suret, senin yaptığını yaptık. Suret. Cevap muhteşem. Ağzınız Ali'nin ağzı değil diyor. Nasıl bir ağızsa, nasıl bir dilse, nasıl bir nefesse, diyor ki, ağzınız Ali'nin ağzı değil. işte mana.
Sen, bir mana ehli bul. Onunla düş kalk. Ata, değer bulursun. Dünya nazarında, değer kaybedersin. Ama, mana noktasında, ata bulursun, değer kazanırsın. Devam ediyor. Ve ihsan elde edesin. İhsan. Neydi ihsan? Cebrail aleyhisselam sordu. İman nedir? İslam nedir? İhsan nedir ya Resulallah? İhsan nedir ya Resulallah? Ne dedi? Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. İhsan, Allah'ı görüyormuşçasına yaşaman, Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmen, sen göremesen dahi, her daim, onun seni gördüğünü, hissedip de yaşamandır dedi.
Demek ki, o kimse ne elde edecek bir de, ihsan elde edecek. İhsanın zirvesi, ihsanın miracı, ihsanın tepe noktası, görüyormuşçasına yaşamak. Yine Hz. Ali'ye döneceğiz, radiyallahu anh hazretlerine. Ne dedi? görmedim Allah'a ibadet etmem. İhsanda öyle bir noktaya gel ki, görmedin Allah'a ibadet etme. İhsanın zirvesi. Bu hale erişemedin. Hz. Muhammed Mustafa, bir çıt altını söylüyor. Her daim, onun seni gördüğünü hissederek yaşamandır. Bu zirve noktada ayağın kayabilir, duramayabilirsin. gaflete düşebilirsin. Düşen yer ne olacak o zaman? O seni her an görüyor, işitiyor.
Harama düşme. O seni her an görüyor. Yanlışa düşme. Allah'ın helal dairesi sana yeter. Yapma. Haram, zina etme ya. Yapma. Helal daire yeter sana. Yapma. Hırsızlık yapma. Hursuzluk yapma. Yapma. Yanlışa düşme. Yapma. Göz göre göre harama dalma. Yapma. Yapma. Namazlarını terk etme göz göre göre. Yapma. Kendine dikkat et. Diline dikkat et. İhsan mertebesinde yaşa. Eğer bir mana ehli bulursan, ne elde edeceksin? İhsanı elde edeceksin. Ardından ne? Feta bulasın. Yani kurtuluşa eresin. Feta bulmak, kurtuluşa ermek.
O zaman dikkat edin. Bir mana ehlinden, mana ehlinden, üç ana vasıf var. O mana ehli, bir, ata bulacak etrafındaki. Yani, kıymetlenecek. Gittin bir mürşide intisap ettin mi? Evet. O mürşitse, bir, seni kıymetlendirecek. İki, o mürşitse, sen ihsan mertebesinde duranlar olacak orada. Üç, feta bulasın. En aşağısı. Kurtuluşa erersin. Kurtuluşa erersin. E, biz mana ehlini nasıl tanıacağız? Öyle ya. Keyf suresi, ayet yirmi sekiz. Nefsini sabah akşam, rızasını isteyerek, Rablerine yalvaranlarla beraber tut.
Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek, onlardan başka yana sapmasın. Kalbini, bizi anmaktan, zikretmekten, alık koyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye, itaat etme. Keyf suresi, ayet yirmi sekiz, Hazreti Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, sen olmasaydın, bu varlık alemini yaratmazdım dediği peygamberine, varlığın evveli, peygamberlerin manen evveli, zahiren sonucu olan, Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, onunla bugün dininizi tamam ettim dediği Muhammed-i Mustafa,
şefaatkarımız Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Ve Adem'den itibaren bütün peygamberlerin geleceğini müjdelediği, muştuladığı Muhammed-i Mustafa, ona diyor sallallahu aleyhi ve selleme, nefsini sabah akşam rızasını isteyerek, Rablerine yalvaranlarla beraber tut. Peygamberine diyor bakın, peygamberine diyor ki, sabah akşam Allah'a yalvaranlar var ya, nefsini onlarla beraber olmaya zorla tut.
Onlarla beraber. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek, onlardan başka yana sapmasın. Hani dünya hayatının süsünü isteyenler var ya, evet, dünya hayatının süsünü, ve dünya hayatının süsünü isteyenlere gözlerin sapmasın. Bırak, milletin villasından, arabasından, katından, yatından, fabrikasından uğraşma. Gözün onlara sapmasın. Ooo, şöyle villası varmış, şöyle arabası varmış, şöyle fabrikası varmış, vardır kardeş. Allah'ın yanında ne bildiğimiz var mı? Evet. Bize ne diyor? Mana ehliyle düşkak. Sabah akşam, Rabbinin rızasını isteyenlerle yürüyor. Onlarla beraber ol. Dikkat edin, enteresan, kalbini bizi anmaktan, zikretmekten, alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme.
Hani, Mekkeli müşrikler geldiler ya, baktılar orada, fukara sahabeler var. Dediler ki, Hz. Peygamber'e, sallallahu aleyhi ve selleme, bize ayrı sohbet et. Bu fukaralarla beraber bizi tutma. O esnada, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve selleme, Hz. onlara ayrı sohbet etmeyi düşündü. Hemen bu ayeti kerime indi. Onun da derdi, Müslümanlar çoğalsın. Hemen bu ayeti kerime indi. Birisi zengin, ona iltifat ediyorsan, dininin yarısı gitti. Birisi müdür, ona iltifat ediyorsan, dininin yarısı gitti. Birisi milletvekili, yok başbakan, yok cumhurbaşkanı, yok o bakanı, yok bu bakanı. İltifat ettin.
Dininin yarısı gitti. Misafir gelmiş. Başımız, gözümüz üstüne. Eyvallah. Allah bizi muhafaza eylesin. Devam ediyoruz. Kimlermiş? Nana ehli. Onlar ki, Allah zikredildiği zaman, kalpleri titrer. Başlarına gelenlere sabrederler. Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar. infak ederler. Haç suresi ayet 35. Onlar ki, Allah zikredildiği zaman, kalpleri titrer. Hadis-i şerifte buyurdu ya, Allah'ın öyle kulları vardır ki, onlar görüldüklerinde, Allah hatıra gelir.
Haa. O zaman, ne yapacağız? O zikrederken, o zikrederken, kalpleri titreyenleri bulacağız. Gördüğümüzde, Allah hatıra gelenlerin yanına gideceğiz. Hani var ya bir hadis-i şerifte, insanların bir kısmı, zikrullahın neyiydi? Anahtarıydı. Onlar ne yapıyorlardı? Allah'ı zikrettiriyorlardı. Zikrin anahtarı. Şimdi hep beraber, La ilahe illallah. Muhammedun Resulullah. Dedik, zikrullahın anahtarı oldu. Hep beraber, topluca Allah'ı zikretmiş olduk. Buradan, af olmuş olarak kalkacağız şimdi.
Kadın, erkek, seyretmeye gelen giden hepsi de. Ne oldu? Zikrin anahtarı oldu. Bir kimse çıktı, Allah'ı orada insanlara zikrettirdi. Zikrin anahtarı oldu. Cümlenin yaptığı zikrullah'tan da o sevabını aldı mı? Aldı. Bazen diyorum ya, bu zikr yaptırmanın sevabını, valisi, kaymakamı, müftüsü bilse, beni burada oturtturmazlar.
Kulağımdan tuttukları gibi dışarı. Derler ki, biz zikrullah yaptıracağız. Ben bu sevaptan, hiç kimse, geri kalmasın diye, biraz kafam kırık ya benim. O yüzden bütün kardeşlere, zikir yaptırabilirsiniz derim ben. sebep, bu sevaptan kimse geri kalmasın. Siz bir üç kişi, beş kişi, on kişi mahallede topladınız, kadın, erkek, bir yerde toplanın. Bu bütün dergaha serbest. Orada ders var ama. Ne gün mesela, örneğin Bursa'da perşembe günü ders var. Kardeş, öyle mahalleye, perşembe günü ders koyma, alternatif ders yapar gibi. Bu yanlış. Perşembe günü, herkes oraya toplanacak. Ha, örneğin, Ali dik kaldırımın zikri ne gün? Pazartesi, çarşamba, dik kaldırımda ders var.
Git kardeş oraya, pazartesi günü. Salı günü evinde yaptır, topla beş kişi, on kişi. Mahalle dersini de bölme. Cuma günü yaptır evinde. Topla, davet et, çay demle, yemek yedir. Kapı kapı dolaş, telefon aç. Bayanlar, toplayın evlerinize. Halılarınız kirlenecek, koltuklarınız kirlenecek diye düşünmeyin. Dünyanın süsüne kanmayın. Dünya süsüne aldanmayın. Bir de övünüyorlar. Bu benim çeyizimden kaldı. Hiç kullanmadın yani. Hiç kullanmadın. Ne ama yaptın? İsraf. Ha, bilmiyorum.
Şimdi hala da vardır. Bizim çocukluğumuzda vardı. Büyüdüğümüzde de böyle ortaya, yani şeye geldiğimizde, ondan sonra bir misafir odası kilitlenirdi. Var mı? gene? Evinde misafir odası olanlar elini kaldırsın. Sadece misafire has. Utanmayın. Bir şey dövmeyeceğim sizi ya. Kaldırın elinizi. Tamam. Kadınlar var değil mi? Misafir odanız evine. Kaldırın ellerinizi bakayım. Kaldır, kaldır, kaldır, kaldır. Tamam. Var işte. Herkesin evinde var. Kitlidir o ya. Değil mi? Var ama kitli değil mi? Kitli. Kimse oturamaz oraya değil mi? Kirlenir. Tabii. Doğru söylüyor. Harbiden cesaretli birisi çıktı işte. Bakayım. Aferin. Kitlidir değil mi? Öldür kes açmaz.
Ancak misafir geldiğinde açacak. Onu da misafirine göre açacak. Hele herkese de açmaz değil mi? Ha? Doğrusu bu. Dünya süsü. Tabii. Eh o misafirin çocuğu varsa asla o oda açılmaz. Hele o çocuk haşeraysa benim gibi hiç açılmaz. Dünya süsü. Ne diyor? Dünya süsüne. Dünya süsüne kananlardan olma. Allah muhafaza eylesin. O zaman o kimseler kalpleri titriyor. Başlarının bir şey gelmiş. İsyan etmiyor. Başına bir sıkıntı gelmiş. Feveran etmiyor. Başına burnu kısmış. Feveran yok. Şigayet yok. Teslimiyet var. Gelene öpüp başına koyuyor.
Her şeyi lütuf görüyor. Her şeyi. Biz hep ekmeğin üstünde tereyağı istiyoruz. Bazen ekmeğin üzerine acı da sürer. Acıyı da tereyağı gibi yiyeceksin. Bir bakmışsın zehir zemberek sürmüş. Tatlı niyetine yiyeceksin. Hep gece yarısı kırmızı kurdeleyle paketlenmiş gelecek değil ya. Öyle de gelecek. Seslenmeyeceksin. Bu neden başıma geldi demeyeceksin. Bunu neden aldın demeyeceksin. verirken iyiydi ya. Alırken mi kötü? Teslim olacak. Razı olacak. Teslim olacak. Razı olacak. Mana ehliysen teslim olacaksın. Razı olacaksın. E namazı kılacaksın. kendine verilenlerden tasadduk edeceksin.
Sana verilmiş o. O senin değil. Tasadduk edeceksin. Tasadduk birinci derecede ehline, eşine, çocuklarına, yakın akrabalarına, yakın arkadaşlarına. Tasadduk edeceksin sıralama bu. Sağ elinin verdiğini, sol elin görmeyecek. Elin titremeyecek verirken. Kalbin titremeyecek verirken. Ulan benle beraber mi kazandı ya ben şimdi bunu veriyorum demeyeceksin. Onu o verdi sana. Bugün bayanların sohbetinde vardı. Sofastiya, sebepleri yakıcı. Hani Hazreti Pir diyor ya ben onun sofastiyasıyım. Yani ben onun sebep yakıcılığına hayranım der. Başka bir yerde der.
Sebebi yak. Ondan geldi. Ötelerden geldi başına ne geldiyse. Öp başına koy. Mücevher gibi başına tac et. Öteden gelmiş. Ne geldiyse. Onu yerli yerinde kullan. Yerli yerinde. Eş yerli yerinde. Başına tac et. Çocuk yerli yerinde. Eğit bir nimet gör. Arkadaş nimet gör. Yerli yerinde. Eşyanın hakikatine vakıf olma. Masayı masa gibi kullanma. Şemşiyeyi şemşiye gibi kullanma. Yerli yerinde. Bakın yerli yerinde. Sana verilen her şey Allah için. Allah yolunda. Allah yolunda.
sana verilmiş ne zahir manada mal mülk varsa Allah yolunda harcaman, koşman için verilmiş sana. Bundan ehlinin, çoluğunun, çocuğunun hakkını ayır. Ayır. Çoluğunun, çocuğunun geçimini ayır. Ayır. Artanını Allah yolunda harca. İnfak et. Ütüleyip ütüleyip koyma. İşin var. İşini yap. İşini genişlet. Genişlet. Zekatını hesapla. Zekatını hesapla. Zekatını ehline, yerli yerine ver. O senin değil çünkü. O senin üzerinden verilecek. Ondan geldi sana. Ondan geldi.
Ötelerden geldi. Onu kendi nefsine ayırma. Şeytana uyma. Heva hevesine uyma. Düzgün bir şekilde hesapla. Ver verilecek yere. Ver verilecek yere. İsraf etme. Savurgan olanlardan olma. Sökülmüş, dik. Yırtılmış, dik. Az kalmış, ye onu. Atma. İsraf etme. Geymeyeceksin. Temizle, ütüle. Birisine ver. Atma. Atma. Bu plastik bardak. Atma. Ya plastik var. Atma. İsraf etme. Al, temize koy yerine. Bir daha kullanırsın. Çağat bardak. Atma. Al, yıka, temize koy yerine. İsraf etme.
Allah israf edenleri sevmez. Peçete sildi attı, sildi attı. Bir sefer silip atıyor. Bakıyorum bir sefer silip atıyor. Bu ne dedim ya? Bir sefer silip atıyorsun sen. Böyle baktı. İsraf etme. Sosyetelik yapma bana dedim. İsraf etme. Sonuna kadar sil. Önce bir tarafını sil, peçetenin son öbür tarafını sil. Ondan sonra öbür tarafını sil. Atma. İsraf etme. Bu zaten kağıt peçeteleri çıkardılar. İnsanları israfa alıştırdılar. İsraf ediyor herkes. İsraf diz boyu. Hemen bir şey oluyor. Hemen peçetelerle sil, at. Sil, at. Yıka. Bezle sil onu. İsraf etme. Bakın ayet açık. Allah israf edenleri sevmez.
Zamanı esraf etme. Eşrayı israf etme. Etme. Hiçbir şeyi israf etme. Hiçbir şey. Buna zaman dahil. O zaman o insanlar, o mana ehli israftan uzak dururlar. Allah'ın sevmediklerinden uzak dururlar. Bak aç Kur'an-ı Kerim'i Allah'ın sevmediklerini sırala bir tarafa. Aç Kur'an-ı Kerim'i Allah'ın sevdiklerini de sırala bir tarafa. Fiilyatları gör. Allah neyi sevmez neyi sever. Neyi sevmez neyi sever. Neyi sevmez neyi sever. Sevmediklerini kendi üzerinden çıkar. Sevdiklerini kendi üzerine tak. Basit. Allah'ın sevdiği ne var ise üzerinde bulundurmaya gayret edersen Allah seni sever. E sen Allah'ın sevdiklerini üzerinde bulundurmuyorsun.
Allah'ın sevmediklerini üzerinde bulunduruyor. Allah kıybet edenleri sevmez. Allah iftira edenleri sevmez. Allah günahı kebare batanları sevmez. Sevmez kardeşim. Günahı kebare batanları sevmez. Allah israf edenleri sevmez. Yerli yerinde eşyayı kullanmayanları sevmez. Anneye babaya isyan edenleri sevmez. Eşine zulmedenleri sevmez. Çocuklarına zulmedenleri sevmez. Anne babaya zulmeden çocuklarını sevmez Allah. Hatta lanet olsun ona diyor. E bir bak. Yani konuşuyorum ben şimdi adamla. Annesinden babasından ne şikayetçi. Annesiyle babasıyla küs. Çok özür diliyorum. Böyle konuşmak istemezdim ama benden yardım istiyor. Anneyle babayla küs.
Ya annesine babasını küssene Allah lanet eder. Ben lanet edilen bir kimseye mi yardımcı olacağım? Lanetlik dolaşıyor adam. Allah lanet ediyor diyor. Melekler lanet ediyor ona. O ortalıkta dolaşıyor. O adamın işi gücü de denkelmez. Hiçbir şeyse denkelmez. Hiçbir şeyse denkelmez. Allah'ın sevmediği. Allah'ın sevmediği. E kadın kocasını dinlemiyor. Kocasına itaat etmiyor. Göz göre göre. Kardeş Allah lanet ediyor sana ya. Ne dergağı ne tekkesi. Sen kime intisap edersen et. Allah ve melekler sana lanet ediyor. Adam eşine zulmediyor.
Allah lanet ediyor. Allah'ın emanetine hainlik ettin. O kadına ne zulmediyorsun? Senin eşin. Allah sana emanet vermiş. Eee? Sen emanete düzgün bakmıyorsun. Sen ona emanet... Rabbimden gelmiş bana deyip hamd etmiyorsun. Onun yüzünü güldürmüyorsun. Allah ve melekler sana lanet ediyor. Sen ortalıkta dolaşıyorsun adamım diye. Ne adamlığından bahsediyorsun ya? Hangi adamlıktan bahsediyorsun? O mana ehliyle düşkak. O zaman o mana ehlinin yoluna yolla. Edebiyle edeplen.
Ondan öğren. Onun gibi olmaya çalış. Ancak o zaman kıymetleneceksin. Ancak o zaman ihsana erceksin. Ancak o zaman fetah bulacaksın. Eee öbür türlü. Kardeş sen geliver ayvazım. Gidiver tingozum olacaksın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de yanına gelen münafıklar vardı. Onun yanına geldiğine iman ettik diyorlardı. Allah Resulü biliyordu sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara. Hüzeyfetü'l-Yamani'ye söyledi. Üç yüz kusur tane münafık listesini verdi. Koca Ömer oturup hüngür hüngür ağlardı. O listede ben de varmayayım daha ya Hüzeyfet'i. Onun kendisini paralarcasına ağladığına dayanamadı artık Hüzeyfetü'l-Yamani. En sonunda dedi ki yeter ya Emre müminin.
Kendini perişan ediyorsun. Dedi ki vallahi o listede senin ismin yok. Düşünün. Koca Ömer. Herkes gelir dergaha, tekkeye. Ama o hal ile hallenecek o kimse. Adam tekke'den daha dergahdan, zikrullah'tan çıkıyor kaldırıyor telefonu. Ana, avrat, diş, tırnak, eşine. Dur ya. Daha zikirden yeni çıktın ya. Yeni çıktın da ya. Destur Bismillah. Daha bir adım attın dışarıya. Allah muhafaza eylesin. Ve onlar bir kötülük yaptıkları ya da nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı zikrederek hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Ali İmran ayet 135. Demek ki o kimseler bir hata, bir günah, bir yanlışlık, bir eksiklik yaparlarsa hemen Allah'ı zikrederler.
O mana ehlinin günlük virdi vardır. Her gün o virdini günlük virdini çeker. Sebep o gün içerisinde yaptığı bir yanlış hata, kusur var ise akşam olduğunda onu, o virdini çekerekten onlardan temizlenir ki geceye tertemiz başlar. Neden? Gece çünkü mana ehli içindir. Gece özeldir. Gece hususidir. Gece avvam uyuduktan sonra hastalar için gündüzdür. Geceyi Cenab-ı Hak avvamı örtmek için yarattı. Geceyi dostlarıyla hemhalleşmek için yarattı. Geceyi kaçırma.
Virdini, bir virdin mi var? Günlük bir vird çekiyor büyük bir çoğunluk. Bazıları iki tane çekiyor sabah akşam. İki tane çekmek serbest. Çekebilecek olan çeksin, sıkıntı yok. Sorumlu olanlar var, sorumsuz olanlar var. Sabah akşam da çekebilir bir kimse günlük virdini. Ama sabah akşam virde olanlar var. Onlar zaten çekecekler. Öbür türlü günlük bir virde var. Kardeş, onu gece çekmeye gayret et. Onu el ayak çekilsin. Ben gece vird çekeceğim deyip de hatunu da boşlama. Gece vird çekeceğim deyip de kocanı boşlama. Öyle bir şey yok. O da ibadet. Nafile ibadet. İnsanın eşiyle ilişkiye girmesin. Boşlama.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri isteğini yerine getirirdi. Ondan sonra guslünü alırdı, eşine derdi. Müsaade eder misin? Ben biraz Rabbimle baş başa kalayım. Muhteşem bir şey. Müsaade eder misin? Yani ben senin gönlünü aldım. Senin gönlünü de yaptım. Benim gönlüm doldu. Hamd olsun. Bir sıkıntı yok. Şimdi müsaade et. Ben Rabbimle baş başa kalayım. Onunla baş başa kalın. Virdinizi gece çekmeye gayret gösterin. Evinizin bir köşesi olsun. Oraya bir secdadeniz olsun. Bu misafir odası olursa daha iyi olur. Kilitli odayı açlıktır.
De ki ya şu odada ben ibadet edeyim. Şuraya aç bir kapısını. Şuraya bir secda de. Yayayım oraya. Ya en kıymetli, en güzel odada Allah'a en güzel ibadetler edeyim. Zikrullah yapayım burada. Harika. Otur. Orada bir güzel iki rekat bir Allah için namaz kıl. Bak farz değil, vacip değil, hiçbir şey değil. Allah için. Hani farzla insan ya nefis işte zorladık, marladık. Bu öyle değil. Kılmak zorunda değilsin. Bu muhteşem bir şey. Bakın kılmak zorunda değilsin. Muhteşem bir şey. Otur. İki rekat namaz kıl. Ondan sonra bir Allah'a yalvar. Bir Allah'a iltica et. Ondan sonra dersin hemen bir başta.
Dersin hep bir başta. Şöyle bir dersini bir çek. Allah Allah. Şöyle Subhanallah ve bihamdihi. Subhanallah il-azim ve bihamdihi. Estağfurullah il-azim dedin de, Meleklerin seninle beraber o tövbeyi yaptığını duy. Onu gör. O tövbe ağzından çıkarken daha semalara yırta yırta gittiğini bir gör. Nasıl gökleri yırta yırta gidiyor. Nasıl Allah'ın katına çıkıp da, nasıl vuruyor onun duvarına duvarına. Güm güm diye sesi duy. O sesle irkilsin arş. O sesle melekler irkilsin. Sen her Subhanallah il-azim ve bihamdihi. Subhanallah il-azim ve bihamdihi. Estağfurullah il-azim. Subhanallah il-azim ve bihamdihi. Subhanallah il-azim ve bihamdihi.
Estağfurullah il-azim. Her dediğinde, nurdan bir top haline gelsin. Kanatları sonsuz. Tüyleri sonsuz. O nurdan top yürüsün. Arkasından bir top daha. Arkasından bir top daha. Arkasından bir gülle daha. Kanatlı mı kanatlı. Tüylü mü tüylü. Hepsinden nur damlıyor. Hepsinden nur akıyor. Hepsi de her tüyü ayrı bir Subhanallah il-i ve bihamdihi diyor. Her tüyünü dinlesen sabahlara kadar yetişmez. Allah'ın katını bombardımana tutmuş. Haşa. Onu bir gör. Onu bir duy. Ve o meleklerden işit onu. Rabbin duanı kabul etti. Rabbin tevbeni kabul etti. O nidayı al. Mana ehli ol.
Öylesine tövbe et. Allah temizlenip tövbe edenleri sever. Vahat etmiş. Sever. Ve o sevdi mi? Bize beyan etti. Ne dedi? Sevdiyseniz sevdiğinizi beyan edin. Söyleyin. Kim söyledi? Hadisi kutsi. Seven sevdiğini söylesin. O bize seven sevdiğini söylesin derken o kendisi durur mu? O kendisi durmaz. O sevdiğini söyler sana. Ama meleklerin vasıtasıyla söyler. Ama şeyhinin vasıtasıyla söyler. Ama peygamberinin vasıtasıyla söyler.
Ama kalbine ilham gelir söyler. Ama önüne bir kuş oturtturur. Kuştan dillendirir. Ama önüne bir çöp gelir. Çöpten dillendirir. Ama bakarsın secdada dillenir. Secdadan dillendirir. Dillendirir o. O sevdiğini beyan eder. O sıkmaz. O mahkum etmez. O bağzını sıkmaz. O ketum değil. O sevdiğini söyler. İlan eder. O sevdiğini ilan eder. O sevdiğini ilan ettirir. Hz. Muhammed Mustafa buyurmadı mı? Kul Allah'ı sever. Allah da kulunu sever. Allah kulunu severse Cebrail'e iddia eder. Ey Cebrail! Allah filanca kulunu sevdi. Gök halkına nida et.
Cebrail bütün gök halkına nida eder. Gök halkına, gök halkına. Meleklere değil. Gök halkına. Dikkat edin. Çünkü Allah'ın sonsuz, sayısız mahlukatı var. Sayısız, sonsuz halkı var. Kavmi var. Allah yaratmış. Her gökte ayrı kavimler yaratmış. Her sema da ayrı kavimler yaratmış. Her makam da ayrı kavimler yaratmış. Ayrı ayrı işleri var. Ayrı ayrı halleri var. Onların hepsi de kıyamet gününde gelecek. Hepsini de seyri sülükte tatacak mana ehli. Görecek, tanıcak, tanışacak onlarla. Şimdiden tanış. Ölmeden önce tanış. Kıyametten önce tanış. Dervişsin. Secdaden de tanış. Otur secdaden de. Otur. Kesil dünyadan ya. Kesil heva hevesten. Geç, bırak.
O sevdiğini beyan edecek sana. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filanca kulunu sevdi. Sen de sev derdi. Sen de sev. Hadis-i Kudsi. Allah konuşur. Allah kullarıyla konuşur. Allah dostlarıyla konuşur. Allah dostlarına ilham eder. Ama melekleriyle ilham ettirir. Ama ateşten, ama böcekten, ama kuştan. Sizin için cansız varlık bu masa. Onun için canlı. Cenab-ı Hak Musa'ya ateşten vahyetti. Cenab-ı Hak Musa'ya çalılıktan vahyetti. Cenab-ı Hak Musa'ya ağaçtan vahyetti. Allah konuşur. Allah isterse bu ağaçtan konuşur. Sema ederken bu ağaçtan konuşturur.
Buradan ne kadar sema eden varsa bu ağaçta var resmi. Bu ağaçtan, cansız dediniz bu ağaçtan. Seyredersiniz onu. Evet, Allah konuşur. Siz, insanlar, Allah'ın konuştuğuna inanmıyorlar. Allah el-Kelam'dır. Kelam sahibidir Allah. Öyle tövbe edersin ki, o seni sever. Seni sever. Peygamberiyle söyler, sever. Düşünseniz de tövbe diyorsunuz. Subhanallahü ve bihamdihi subhanallahü lazim ve bihamdihi estağfurullah lazim. Takaak, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz gelmiş dizinin dibine. Daha ne istiyorsun? Bu sevdiğine işaret değil mi?
Şak şeyhin gelmiş dizinin dibine. Bu sevdiğine işaret değil mi sana? Daha ne işaret bekliyorsun? Bir bakmışım bir süliyet gelmiş yanına. Sana kelam ediyor. Seninle beraber tövbe diyor. Bu sevdiğine işaret değil mi? İşaret. Salih rüya peygamberliğin 46. yüzünden bir cüz. İşaret. O işareti al kardeş. Daha bu dünyada kanal. O işaretin ardı ardını kesilmez. Yürü. Mana ehiliyle düş kalk. Ne olursun. Bu dünya gelip geçecek. Ben 30 yaşındayken bunu söylüyorlardı bana. İnsan böyle biraz böyle boş bulunuyor. Gel sen de benim gibi 30 yaşındayken boş bulunduğum gibi boş bulunma. Mana ehliyle düş kalk.
Şeyhim vefat edince herkes dövündü. Baktım herkese. Dedim ki ne dövünüyorsunuz ki şimdi? Sağdı. Ne peşine düşmediniz? Ayaktaydı. Ne beraber olmadınız? Hatta yanımdaki etrafımda arkadaşlara dedim. Hadi şimdi beraber ömreye gidin dedim. Hadi beraber yolculuk yapın şimdi. Hadi beraber zikrullah yapın şimdi. Hadi şeyhinle el eli tutuş. Beytullah'ı gez şimdi. Ancak manan varsa yapacaksın. Yoksa yapmayacaksın. Hadi yap. Hadi Abdullah Efendi ile dolaşın hadi. Hadi Abdullah Efendi ile seyahat edin hadi. Hadi beraber zikrullah yapın hadi. Hadi beraber yan yana Allah deyin hadi. Yok. Yok yok.
Zahiren yok. Mana ehliyle otur kalk. Mana ehliyle. Ha çok seviyorlar şimdi. Neredeydiniz sağlığında? Ben demedim siz dediniz. Bizim başımıza bir şey gelirse dükkanlarımızı Mustafa Efendi mi çalıştıracak diye. Ben demedim siz dediniz. Başımıza bir şey gelirse bizim çeklerimizi Mustafa Efendi mi ödeyecek diye. Ben demedim siz dediniz. Başımıza bir şey gelirse memurluğumuz amirliğimiz gider diye. Hadi gidin beraber şimdi dolaşın. Yok. Sufi vaktin çocuğudur. Vakit o andır. O an geçer gider. Nimetin kadrini bilmek o andır.
O an kırmızı kurdele paketlenmiş gelmiş. Kadrini bildin bildin. Bilmedin geçti gitti. O andır. Her şey bu alemde nimet olarak görün. O andır. Mana ehli nimettir. O andır. O an. Geçti gitti. Sabah geçti bakın. Öğlen geçti. İkindi geçti. Akşam geçti. Geçti. O andır. Sufi vaktin çocuğu. Anını değerlendir. Anını değerlendir. An o an. Senin elindeyken, elinden geçip gider ahı efkan edersin. Paralarsın kendini. Sen o an o nimetin kadrini bilmediğinden dolayı Cenab-ı Hak sana aynı nimeti bir daha verir mi vermez mi bilinmez. Verdiğini görmedim.
Verdiğini görmedim ben. Nimet o esnadadır. O andadır. Ben bazen görürüm. Onlar çok özür dilerim ama derviş eskisidir. Kırık bir aşk hikayesi vardır onlarda. Ah bizim şeyhimiz öyleydi. Şimdi nerede? Yok. Bir şeyh bulabildin mi? Hayır. Rüyanda görebildin mi? Hayır. Sen şeyhine nankörlük etmişsin. Sen manaya nankörlük etmişsin. Sen o mana ehline edeble riayet etmemişsin ki Allah o kapıyı sana kapatmış. Allah o nimeti senden almış. Neden? Nimete nankörlük edenlerin nimetlerini alır. Nimete hamd edenlere nimetlerini arttırır. Hamd edenlere nimeti arttırır. Sen hamd edenlerden ol.
Allah bizi muhafaza eylesin. Rabbinin yanında olanlar büyüklük taslayıp ona ibadet etmekten, kulluktan geri kalmazlar. Daima onu tesbih ederler. Ve ona secde ederler. Araf 206 Rabbinin yanında olan dikkat edin. Rabbinin yanında olanlar Allah'a ibadet etmekten geri durmazlar.
Allah'a ibadet etmeyenler Allah'a karşı kibirlenenlerdir. Allah'ın haramlarını işleyenler Allah'a kibirlenenlerdir. Farz ibadetlerini yerine getirmeyenler Allah'a karşı büyüklük taslayanlardır. Allah'a karşı büyüklük taslayanlar Allah lanet eder. Kimin gönlünde zerrece kibir bulunursa o cennetin kokusunu kırk bin yıllık yoldan dahi alamaz. Kibirin en büyük yoldan Kibirin en büyük Allah'a Kibirin en büyük Allah'adır. Bu da farz ibadetleri yerine getirmemek, günah-i keballeri Allah'ın gözünün içine baka baka işlemektir.
Bunlar yeryüzünde kibirle dolaşan ahmaklardır. Evet, bunlar asla felaha ulaşmazlar. Ama kibirlenmeyip Allah'a ibadet edenler Rablerinin yanındadır. Yaşarken dahi Rablerinin yanındadır. Onlar her daim kullu tesbih tanesi gibi halden hale tesbih tanesi gibi andan ana dizelerler.
Namaz bitti, kulluk bitti yok. Namazdan sonra da Allah'ı zikirle, tesbihle, tenzihle, iyilikle, nasihatle her daim kulluğu gözetirler. Her daim. Daima onu tesbih ederler. Daima onu zikrederler. Zikri daim olmak. Zikri daim olmak. Herden onu zikretmek. Herden onu tesbih etmek. Herden o ihsan mertebesinde durmak. O beni görüyor. Ve ona secde ederler. Yani namaz kılarlar. Namazın haricinde de secde ederler. Secde etmek. Ona itaat etmek. Hem namaz olarak, hem de ona haramlardan uzak durma.
farzları yerine getirme olarak ne? İtaat etmek. Allah bizi o mana ehlinden eylesin. Bu cisimde manasız can, hilafsız kılıf içinde tahta kılıç gibidir. Eğer bu can manasızsa, yani bir manaya ulaşamadı. E mana ehliyle de oturup kalkamadı. Manadan uzak. Manadan uzak ise, o kimse ne oldu? Kılıf içerisinde tahta kılıç. Kılıf ne? Kılıf beden. Bunun içerisinde tahta kılıç ne? Ruhumuz. Canımız. Onu, çelik haline getiremedik. Manaya ulaşamadık.
Manaya ulaşamayınca, o bir tahta kılıç oldu. Tahta neye yarar? Yanmaya yarar. Ne dedi? Cehennemlikler odunlarını bu dünyadan taşırlar. Ne taşıyorlarmış cehennemlikler? Odun. Odunları nereden götürüyorlarmış? Bu dünyadan. Odun olma. Odun da taşıma. Odun yanmaya yarar. Mermer ol, razıyız. Taş ol, razıyız. Odun olma. Odun olarak bu dünyadan göçme. Odun olarak bu dünyadan göçme. Allah muhafaza eylesin.
Kılıfta bulundukça kıymetlidir. Çıkınca yakmaya yarar bir alet olur. O işe yaramaz, o bataklığa düşmüş, o içindeki normalde o için var ya senin. O nefsin var ya, evet. Ancak ateş olur. Sen odun taşırsın bu dünyada. Tahta kılıcı muharebeye götürme. Ahı figana düşmemek için önce bir kere kontrol et. Önce ne yap? Bir kontrol et. Tahta kılıçla muharebeye girilir mi? Girilmez. Çakar almaz bir tüfekle muharebeye girilir mi? Girilmez. Kendini vurdurtturursun. Tutukluk yapan tabanca çekilir mi? Çekilmez. Fıydır at onu. Sakın ha. Korkutmak için bile çekme onu. İki katil olursun. Kimisi böyle şey taşıyor ya. Ne tabancası onlar böyle şey patlatıyor.
Kuru sıkı. Kuru sıkı tabanca bile taşıma. Ahmaklık yapma. Birisi korkar belinde silahı var. Kavga etmeye geldi benle der. Dangadak vurur seni. Sen pisi pisine kendini vurdurmuş olursun. İki katil olursun. Hadis-i şerifte buyuruldu ki sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Silahını önce çeken. Silahını birisi çekti. Öbürkü de senden önce seni vurdu. Sen silahına elini attığın için iki katil oldun. Ahmak olma. Sakın bıçağına elini atma. Karşıdaki seni vurursa iki katil oldun. Öyle sahte tabanca taşıma. Karşındaki seni vurur iki katil olursun. Ahmak olma. Ne diyor Hazreti Mevlana'da? Tahta kılıcı muharebeye götürme.
Kemale ermemişin. Mümin olamamışın. Düzgün bir hayat kuramamışın. Mahşere çıktığında yandın. Tahta olacaksın. Gideceksin cızmız olmaya. Haydi cehenneme. Şimdiden kendini bir dene. Ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. O sahabe her gece kendini hesaba çekerdi. Hesaba çek. Kılıcın tahtadan mı değil mi anlarsın sen. Manadan bir pencere açılmadıysa tahtadan. İşin var. Allah muhafaza eylesin. Kontrol et. Eğer tahtadansa yürü başkasını ara. Önümüzdeki derslerde buradan devam edeceğiz. İnşallah. Geceniz hayır olsun. Selametle kalın. Selamun aleyküm.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.