Üstad Mustafa Özbağ

10. Siyasal İslam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 7 Aralık 2019 · 1:10:00

Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Din nasihattır hadis-i şerif, bir kimse dostunun gözünde çapakla gezmesine müsaade etmez.
Fakat bu durumunu karşımdakine nasıl bir üslüpla söylemeliyiz? Bir üslüp bulacaksınız karşınızdaki kimseye tatlı tatlı nasihat edeceksiniz. Mesela işte, o dostunuzun zina ettiğini biliyorsunuz, ona zinanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatacaksınız. Diyelim ki onun içki içtiğini biliyorsunuz, ona içkinin kötülüklerinden bahsedeceksiniz. Ama böyle şey olarak, dolaştırarak, direkt sen bunu bunu biliyorsun demeden, böyle böyle nasihat edeceksiniz. Eğer dostunuzsa zaten sizin nasihatlerinizden alınmayacaktır, canı sıkılmayacaktır. Normalde bu konuda dostunuzsa, sert bir şekilde de nasihat etseniz, o size alınmaması lazım. Eğer dostsa, yani aranızdaki ilişki, böyle bir kardeşlik hukuku varsa, arkadaşlık hukuku varsa, ona tatlı bir şekilde anlamıyor.
Öyle ya, çok samimiysen yatır yere, çiğne. Üzerinde tepin, sen neden böyle yapıyorsun diye. Engelle. Çünkü hadis-i şerhetti, siz bir kötülüğü gördüğünüzde, eliniz de mümkün değilse, diliniz de o da mümkün değilse, kalben bu uzak ederekten önlemeye çalışınız. E sizin dostunuzsa, siz onun üzerindeki kötülüğü elinizle engellemek mümkünse, onu durdurmak mümkünse, onu elinle durdur, onu elinle engelle. Normalde, bunu müfessirler şerh ederlerken, hani elle engellemek, ceza vermek devlete aittir demişler. Evet, ama elimizin altındakilerden sorumluyuz. Mümin, müminden sorumludur. Mümini mümine nasihat etmesi, onun kötülükten alıkoyması da, müminin üzerine vaciptir. O yüzden, bir kimse bir kötülüğü engelleyecekse, engelleyebiliyorsa, onun üzerinde bu noktada daha böyle yaptırımlı bir şekilde konuşabilir.
13. sayfada mı kalmışız? 16. yüzyılın din savaşları adı verilen şeylerde bile, her şeyden önce çok olumlu maddi sınıf çıkarları söz konusudur. Eğer bu sınıf savaşları, o çağda dinsel bir nitelik taşıyor, eğer çeşitli sınıfların çıkar gereksinme ve istemleri din maskesi altında gizleniyor idiyseler, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Karl Marx, Engels, din üzerine. İslamiyet, sınıflı toplumun ideolojisidir. Bu nedenle, batinler dahil ortaya çıkan fırkalar, mezhep ya da tarikatlar, sadece fikirsel akımlar olarak değil, aynı zamanda ideolojik yönü ağır basan oluşumlardır. Dr. Abdurrahman Bedevi, Mezahibül İslamiyyi, 1973, Beyrut. İslam öncesi cahiliye toplum, bir yandan merkezinde Hicaz ve Mekke aristokrat tüccarlarının egemen olduğu mali oligarşiye, diğer yandan genel hatlarıyla kandaş kabile sisteminin sınıflara bölünerek yozlaştığı kabile şefleri saltanatına,
öte yandan Tayfı ve Medine çevresinde göçebirlikten yerleşik tarım düzenine geçen toprak sahiplerine dayanıyordu. Kureyş aristokratlarının egemen olduğu Mekke ve Hicaz'daki sınıfsal kutuplaşmada en üstte efendiler, yani yönetenler, daha altta hürri insanlar, kabile yanaşmaları olan mevvaililer, yani azatlı köleler ve köleleri görüyoruz. Mahkime Rodinson, Muhammed'in izinde, 1973, Hz. Muhammed önderliğindeki feodal İslam devrimine yol açan en önemli gelişmenin, gelişmenin kabile aristokratisine karşı çıkan sealik kesimi ve şairlerin başkaldırısıyla başladığı söylenebilir. Sealik, kabilenin ayak takımı, köleler, yanaşmalar, boyun eğimi reddeden eşitlik isteyen halk.
Faik, bulut, Allah devletinde, demokrasi, 1999. Şimdi en baştan başlayalım. 16. yüzyılın din savaşları adı verilen şeylerde bile her şeyin önce çok olumlu maddi sınıf çıkarları söz konusudur. Eğer bu sınıf savaşımları o çağda dinsel bir nitelik taşıyor, eğer çeşitli sınıfların çıkar gereksinme ve istemleri din maskesi altında gizleniyor idiyseler, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Karl Marx, Karl Marx'ın böyle düşünmesi normal, doğal. Karl Marx çünkü normalde kendince, kendi zamanında ve kendi önceki zamanlarda dinle alakalı olan insanların normalde dini bir örtü olarak kullandıklarını ve din örtüsü altında insanları sömürüldükleri, savaştıkları, savaştırıldıklarını düşünür ki bir kısmen doğrudur.
Bunu normalde Hristiyan haç seferlerinde görürüz. O yüzden Hristiyan haç seferlerinin hepsi de din örtüsü adı altında yapılmıştır. Ve haç seferlerinin finansörü bu noktada kiliselerdir. Ve kiliselerin gözetiminde olunan dere beylikler, beylikler, kiliselerin gözetiminde olan küçük devletler, küçük devletçiklerdir. Bunlar normalde kiliselerle beraber hareket ederekten, asker toplayarakten, dini önde tutaraktan Müslümanların üzerine saldırırlar.
Bu bugün de değişmedi. Yani haçlı dünyasının tarzı bugün de değişmedi. Dün de bunlar böyleydi, bugün de böylelerdi. Mesela örneğin, Irak bombollanırken Amerika Başkanı, bu bir haçlı seferidir dedi. Ondan sonra da dedi ki, ağzımdan kaçtı. Ağzından kaçmamıştı. Kendince doğruyu söylüyordu. Hala da aynı. Yani Irak'a geldiler, bombaladılar, oturdular. Irak petrolünü şu anda alıyorlar. Savaş tazminatı olarak. Ve Irak'taki petrollerin çıkarılması, satılması, işlenmesi hepsi de Amerikalıların elinde. Bu konuda şimdi yönetimi de dizayn ediyorlar orada. Yani Irak'taki Şii Başbakanı istifa ettirdiler.
Değiştiriyorlar şimdi. Şimdi bir tane hukukla başbakan getirecekler. O hukukla başbakanına işi götürecekler. Irak'a, yeraltı zenginlikler, nesi varsa hepsini de alacaklar. Aynı şey Suriye içinde de geçerli. Suriye'de de din önde. Baktığınız zaman onları normalde kendilerince din adına bunu yapıyorlar. Ve bunu normalde din maskesi altında götürüyorlar. Evet bir haçlı savaşı var. Haçlılar yeniden sanki aldıkları, bu noktada sömürdükleri, bu noktada bugüne kadar yaktıkları, yıktıkları, yedikleri, sömürdükleri yetmiyormuş gibi hala da devam ediyorlar. Bunu neyle yapıyorlar? Din adı altında yapıyorlar. Bunu Hristiyanlık adı altında, Yahudilik adı altında yapıyorlar. Yani bir Hristiyanla Yahudinin aynı tarikatta birleşmesi mümkün değildir.
Hristiyanlarla Yahudiler kadim düşmandırlar birbirlerine karşı. Ama onları evangelizm diye bir şey daha oluşturdular. Yahudileri ve Hristiyanları evangelistlik altında bir çatıda topladılar. Kim bu evangelistler? Bunlar normalde emperyallerin yeni din yüzü. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar ayrı olurlarsa birbirleriyle çatışacaklar.
Birbirleriyle çatışınca da ortadan Müslümanlar çıkabilir. Veya bu sefer o zenginlikleri paylaşmakta problem çıkabilir. Şu anda Amerika ve İngiltere'nin örtülü bir şekilde savaşması gibi. Şu anda Almanya'nın, Fransa'nın bir cephede, Amerika'nın bir cephede de olup bu normalde ekonomik savaşların devam etmesi gibi. Veyahut da Avrupa kıtası ile Amerikan kıtasının ekonomik savaşları hangisi daha fazla sömürmek istiyor? Ekonomik savaş derken sömürme yarışı var. Yani sömürüp sömüremediklerine bakıyorlar. Ne kadar sömürdüklerine bakıyorlar. İngiltere daha fazla sömüremeyince Avrupa Birliği çatısı altında dedi ki ben ayrılacağım. Neden? Daha fazla sömüremiyor çünkü. Daha fazla sömürmek için ayrılıyor. Ve bu ayrılığını da ne yapıyor? Amerika destekliyor.
Çünkü kendisine bir payendi lazım. Bir yardımcı lazım. Onlar zaten Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere teyze çocukları gibidir. Bildiğiniz teyze çocukları gibi. Ve bu normalde hani din şemşehrisinin altında savaşlar bitmiş mi? Hayır. Devam ediyor mu? Evet. Ve gerektiğinde bunlar kullanılıyor mu? Evet. Afganistan cihadı buna bariz örnek mi? Evet. Afganistan'da Amerika oradaki cihatçı Müslümanlara kendince yardım etti mi? Evet. Onlara her türlü silahı sağladı mı? Evet. Sonradan oradan Afgan cihadından örneğin işte neydi o? Selefi olan Daesh'ten önceki Bin Laden'in kurduğu örgüt neydi?
El-Kaide çıktı mı oradan? Evet. El-Kaide elini kolunu sallaya sallaya Afganistan'da Ruslarla savaştı mı? Evet. El-Kaide orada burada istediği operasyonu yaptı mı? Evet. Arkasında kim destekliyordu? Amerika. Herkes El-Kaide'yi cihatçı din adını cihat eden bir örgüt olarak tanıdı mı Müslümanlar? Evet. Bir Amerikan örgütü diyorduk. Bangır bangır bağırıyorduk. Bizi korkaklıkla, münafıkla, kafirlikte suçlayanlar yıllar sonra dediğimizin doğru olduğunu gördüler. Gelip özür mü dilediler. Hayır. El-Kaide'den sonra ne yaptı El-Kaide? Kabuk değiştirdi. Ne çıktı içinden? Daesh çıktı. Daesh'te de Amerika, Daesh ile Amerika, Suriye ve Irak'a yerleşti mi? Evet.
Daesh'i bahane ederekten Suriye'nin altın üstünü getirdiler mi? Evet. Yaktılar mı? Evet. Yıktılar mı? Evet. Bombaladılar mı? Evet. Halep diye bir şehir kalmadı. Hala da Suriye'yi bombalıyorlar mı? Evet. Hala da oraya askeri olarak yığınak yapıyor mu? Evet. Suriye'ye o kadar askeri yığına niçin yaptığını düşünüyorsunuz? Irak'ta bir sürü üstleri var. Orada havira askeri yığınaklar yapılıyor. Niçin yapıldığını düşünüyorsunuz? Tabii biz düz vatandaş olarak bunları görmek istemiyoruz. Bunlarla uğraşmak istemiyoruz. Ondan sonra Türkiye'nin mesela Suriye'deki barış harekatına neden karşı çıkıyor ülkedeki insanlar? Yani Ankara'nın ortasında bomba patlatılıp 50-60 tane, 100 tane insanın şehit olması yetmiyor mu?
Daha mı fazla istiyorsunuz? Örnekliyorum bunları. Adamlar geliyor mu hala da? Evet. Hani Suriye'den çıkacaktı? Askerlerini de çekecekti? Geçen toplantıda, NATO toplantısında kendi ağzıyla direkt söylüyor. Petrolü bırakmayız orada diyor. Petrol bizim diyor mu? Evet. İşgal etti. Suriye'yi işgal etti adam. Irak'a işgal etti. Amerika Birleşik Devletleri, Suriye ve Irak'a işgal etti. İnsanlar korkularından işgal etti diyebiliyorlar mı? Hayır.
İşgal altında. İsrail Kudüs'ü işgal ediyor. Filistinlerin bulunduğu yerleri işgal ediyor. Kim işgal diyor? Hiç kimse. İsrail bunun yaparken neyi adını yapıyor? Din adına yapıyor. Arz-ı mevdutu kuracağım diyor. Allah'ın emri bu bana diyor. Ne adına yapıyor bunu? Din adına yapıyor. Bunu din adına yapıyor. Din örtüsü altında yapıyor bunu. İnsanlar neyle sömürülüyor? Din adı altında sömürülüyor. Din adına sömürülüyor insanlar. Sohbet CD'lerini satıyorlar mı? Satıyorlar. Hadis kitaplarını satıyorlar mı? Evet. Kur'an-ı Kerim mealilerini satıyorlar mı? Evet. Sohbetleri satıyorlar mı? Evet. Din ve dinle alakalı uğraşan insanlar bundan bir fayda sağlıyor mu?
Evet. Bundan bir gelir elde ediyorlar mı? Evet. Adam bizim CD'lerimizi alacaksınız diyor mu? Evet. Kaç para CD'nin tanesi? 250 lira. Çoğaltırsanız hakkı melal değil diyor mu? Evet. Bakın. Din, dünya üzerinde dinsizlerin dahi istismar ettiği bir olgu. Dinsizler dahi istismar ediyor. Ateistler bile dini istismar ediyorlar. Dindarı, dinsizi. Hristiyanı, Yahudisi. Müslümanı, ateisti, putperesti. Herkes dini istismar ediyor. Cemaatçisi, tarikatçısı. Dini istismar ediyorlar. Bir kimse dinden beş kuruş kazanıyorsa istismar ediyor onu. Evet.
Bu bitmeyecek bir şeydir. Bu dün de vardı. Bugünün problemi değil. O yüzden Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de değişik peygamberlerin ağzından, ayeti kerime söylüyor bize. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Peygamberlerini konuşturuyor. Bizim ücretimize Allah verir. Sizden ücret isteyiciler değiliz. Başka bir peygamberin ağzından söylüyor. Bizim rızkımızı Allah verir. Biz sizden rızık dilenen, rızık isteyen değiliz. O zaman dini istismar eden şahıslar, topluluklar olduğu gibi, olacağı gibi devletler de var ve olacak. Ve oluyor da. Din adına milyon dolarlar toplanıyor. Öyle değil mi?
Din adına milyon dolarlar toplanırken bu paraların hesabını kim soruyor? Hiçbir kimse. Türkiye'nin en zengin vakfı Diyanet Vakfı. Parasını kim soruyor? Nereye harcadın diye? Kimse. Türkiye'de tarikatlar var. Zekat topluyorlar. Kim soruyor hesabını? Hiçbir kimse. Buraya sizin aranızda geliyorlar, soruyorlar. İşte zekat toplanıyor mu? Para toplanıyor mu? Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Öyle ya. Ya bildiğiniz zekat memuru tayin etmiş. Tarikat. Zekat memuru tayin etmiş.
Zekat topluyor. Bunu devlet bilmiyor. Ama din istismara açık. Bu herkes için geçerli. Ama o büyük güçler salt dinin Allah için olmasını istemiyor. Hiçbir dünyevi güç dinin Allah için olmasını istemiyor.
Din Allah için olduğu zaman da biz de istemiyoruz zaten. Nasıl? Basbayağı. O bize sert geliyor. O bize ters geliyor. O bize ağır geliyor. O bize fazla geliyor. Biz inananlara da fazla geliyor o. Biz salt Allah için olan bir dini istemiyoruz. Araya bir şeylerin karışması lazım. Araya bir şeyler karışıp bizim nefsimizin istediği gibi olması lazım. Biz dini nefsimizin istediği gibi istiyoruz. Bütün herkes böyle istiyor. Hristiyanlar da böyle istiyor. Enteresan nokta bu. Yahudiler de aynı şeyi düşünüyorlar. Müslümanların da büyük bir kısmı onu istiyor. Biz istediğimiz bir dini yaşıyoruz.
İstenilen bir dini değil. Burada Allah'ın istediği var. Burada bizim isteklerimiz var. Biz Allah'ın istediklerini bırakıyoruz. Bizim istediğimiz gibi olsun istiyoruz dini. Hani bunu zaman zaman söylerim ya. Bizim nefsimize göre bir tane şeyh lazım. Daha aşağıdan başlayayım. Nefsimize göre bir tane zakir lazım. Nefsimize göre bir tane şeyh lazım. Bizim nefsimize göre bir tane peygamber lazım. Bizim nefsimize göre bir İslam hukuku lazım. Bizim nefsimize göre bir Kur'an, nefsimize göre bir Allah lazım. Bunun için ne yapmak lazım? Şeyhi atmak lazım.
Alimler atmak lazım. Peygamberi sallallahu aleyhi ve selleme atmak lazım. Sünnetlerini atmak lazım. Orta yerde bir tane Kur'an bırakmamız lazım. Ve ondan sonra da ayetleri kendi kafamıza göre yormamız lazım. Bence böyle dememiz lazım. Bence böyle olmalı dememiz lazım. Ancak o zaman biz kendimizi dindarlığa alıştıracağız. Yani bence böyle olmalı lazım olursa rahat. Yani örnekliyorum şimdi. Biz sizin oturuşunuza din karışmaması lazım. İstediğin gibi otur ya. Ama din karışıyor. Diyor ki edepli otur. Üç tane oturma şekli var diyor. Din karışıyor. Din bizim oturmamıza karışmamalı.
Bizim kafamızdaki din bu değil. Din bizim sakalımıza karışıyor. Din bizim bıyığımıza karışıyor. Din bizim su içmemize karışıyor. Din bizim tuvalete girişimizi karışıyor. Din bizim tuvaletten çıkmamızı karışıyor. Din bizim nasıl evlenmemiz gerektiğine karışıyor. Ne yememiz lazım, ne yemememiz lazım, ne içmemiz lazım, ne içmememiz lazım, nasıl giyinmemiz lazım. Din karışıyor bunlara. Zaten normalde hani siyasal İslam denilen şey, onlar siyasal İslam olarak nitelendiriyorlar ya. Dinin bu karıştığı alanları bir kimse kabul eder, dinin karıştığı alanları reddetmezse o siyasal İslamcı oluyor Batılılar tarafından. Fundamalist İslam, siyasal İslam.
Ben Batı'ya göre fundamalist İslam'ım. Ben Batı'ya göre teröristim. Hoş Batı'ya göre terörist olmam bir şey ifade etmiyor. Ben 28 Şubat'ta da teröristim. Ben 28 Şubatçılara göre terörist bir insanım. Neden? Ben çünkü Kur'an ve Sünnet ne diyor onu savunuyorum. Onu anlatıyorum ya. Ben onlar adına terörist bir kimseyim onlar için. Ben onlar için din benim su içmeme de karışıyor deyince o isyan ediyor. Olmaz böyle bir şey diyor. Oluyor kardeşim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mecbur kalmadıkça ayakta içmemiş. Oturarak içmek sünnet. Seferisin ayakta içebilirsin, yolcusun ayakta içebilirsin.
Mecbur kaldın ayakta içebilirsin. Ama din senin su içmene de karışıyor. Diyor ki ayakta içmeyeceksin. Hepsini bir yudumda içmeyeceksin. Üç yudumda içeceksin diyor en az diyor. Din karışıyor buna. Din karıştığı müddetçe onların hoşuna gitmiyor. Bu sefer dini dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu hadis inkarcısı kafirlerin işi bu. O komple hadisleri inkar ediyorlar ya. Komple hadisleri inkar ediyorlar. Ben komple hadisleri inkar edenlere kafir diyorum ya. Ayeti inkar ediyorlar çünkü. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin. Resulullah'ta sizin için güzel örnekler vardır. Ayet-i Kerime.
Sen peygambere itaat etmezsen, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetlerini komple yok hükmünde görürsen hadislerini reddedersen hepsini de sen kafirsin. Bunu koyuyorlar önümüze. Sebep diyorlar ki din karışmasın, dünyamıza karışmasın. Biz sizi istediğimiz gibi sömürelim. Biz sizi istediğiniz gibi çalıştıralım. Biz sizi istediğimiz gibi ütelim. Sizin etinizden, sütünüzden, sizin kılınızdan, tüyünüzden hepsinden faydalanalım. Sizi köleleştirelim. Sizler dünya üzerindeki iki bin tane şirketin kölesi hükmünde olun. O iki bin tane şirket üretsin, size on beş liraya telefonu satsın. Siz de o telefonu almak için habire çalışın. Koşturun.
Almamazlık etmeyin. Sende de olmalı o telefon. Bir şeyi üretmeliler, sen onu moda diye almalısın. Hadi pantolonlar bir düşük bel yapmalılar. Herkes düşük bel pantolon yapmalı. Düşük bel olmayanları atmalı. Ondan sonra hayli yüksek bel çıkardıklarında bir daha yüksek bele dönmeli. Gardıraplarımız dolmalı bizim. Biz kıyafet üstüne kıyafet almalıyız. Telefon üstüne telefon almalıyız. Biz israf üstüne israf yapmalıyız. Onları doyurmamız lazım bizim. Doymuyorlar bunlar. Bu emperyalistler doymuyor. Doymuyorlar. Bizim ilimizi, kemiğimizi sömürüyorlar.
Faizle sömürüyorlar, teknolojiyle sömürüyorlar, alışverişle sömürüyorlar. Kara cuma bizde mübarek cuma oluyor. Kara cuma bizde muhteşem cuma oluyor. Hadis-i şerif, onlar diyor, kertenkele deline gir deseler siz girmeye çalışacaksınız. Giriyoruz, bizde o alışveriş çılgınlığı devam ediyor. Hani Hıristiyanlara uyumayacaktık? Uyuyoruz. Hani onları takip etmeyecektik? Ediyoruz. Yememiz, içmemiz, kullandığımız eşyalar, kültürümüz, kıyafetimiz, her şeyimiz onlara benziyor. Sudan'da o arkadaş buraya tekkeyi ziyarete gelmişti. Bizim Tekirdağlı Erdoğan'ın müşterisi. Buraya geldiydi.
Orada ziyarete geldi bize. Bir yerde Nil'in kenarında kahve içiyoruz. İşte o da geldi. Ona dedi, işte ne içersiniz? Biz dedik kahve içiyoruz. İşte garson geldi, dedi, ne kahvesi var? Garsonda Türk kahvesi var, dedi. Ondan sonra ona Arapça dedi, neden Sudan kahvesi yok da Türk kahvesi var? Sudan'da Türk kahvesi mi içiliyor, dedi. Tebessüm etti biraz da. Ondan sonra, neyse, sonra bir şey, bir söz söyledi. Kendi kıyafetiyle alakalı dedi ki, kıyafet Sudani ama kahve Frenki. Başka kahveler de var çünkü orada o hani damatılmış, o kaynatılmış, süzülmüş kahveler de var. Yok dedi, içmeyeceğim dedi.
Evet, bizim normalde kıyafetlerimiz Frenk kıyafeti. Eskilerin tabiriyle. Biz Frenk kıyafetlerinin içerisinde İslam'ı yaşamaya çalışıyoruz. Eskilerin tabiri o ya, Frenk adetleri. Yani biz Hristiyan adetleriyle İslam yaşıyoruz. Değil mi? Ne geliyor şimdi? Yılbaşı geliyor. Değil mi? Her yer çiçeklenecek, her yer yaldızlanacak değil mi? Yılbaşı kutlayacağız. Her sene muhabbet olur ya, bıktım artık ben yılbaşlarında muhabbet etmek istemiyorum onu. Anlatmak, konuşmak istemiyorum. Yapıyoruz. Din örtüsü altında bütün sömürüler oluyor. Savaşlar din örtüsü altında oluyor. Yoksa neden savaşsın dindarlar kendi aralarında?
O İsevi, ben Muhammed'iyim. Ben onun peygamberine de iman ettim. Neden bana silah çeksin o? Silah çektiriliyor. Bu sömürü altında oluyor. Neden Osmanlı sömürmedi? Dini ona müsaade etmiyordu sömürmeye. Ben bazen zaman zaman derim ya, elinizde atom bombası olsa ne olacak ki? Atabilecek misiniz? Bir Müslüman olarak siz nerede sivil katliamı yapabilirsiniz? Hangi şehri bombalayabilirsiniz? Bir Müslüman olarak bombalayamazsınız. Bir Müslüman olarak siz bir garda bomba patlatamazsınız. Bir Müslüman olarak camide bir bomba patlatamazsınız.
Bir Müslüman olarak siz bir Hristiyan mabedini, ibadethanesini bombalayamazsınız. Bir Müslüman olarak Yahudi havrasını siz bombalayamazsınız. Bir Müslüman olarak hangi ibadethane olursa olsun siz orayı yerle yeksan edemezsiniz, bombalayamazsınız. Bu sene Bosna'ya gittiğimizde bir camiyi ziyaret ettik. Remzi Pitiç bizi bir camiye götürdü. Caminin hikayesini anlattı. Dilimiz lal oldu. Kulağımız lal oldu. Osmanlı'nın ilk yaptığı camiymiş. Ve caminin diplerine o kadar çok patlayıcı koymuşlar ki, patlattıklarında caminin taşları, toprakları bir buçuk, iki kilometre, üç kilometre ötelere kadar gitmiş. Ve sonra gelmişler, caminin bulunduğu yeri buldozerlerle normalde düzeltmişler kendilerince ve oraya park haline getirmişler.
Ama siz bir Müslüman olarak bir havraya bunu yapamazsınız. Bir Müslüman olarak siz bunu bir kiliseye yapamazsınız. Ve sonra Remzi Pitiç, orada kanton müftüsü, Gazi, Bosna'da ilk savaş çıktıklarında yaralanıp Türkiye'ye tedaviye getirilenlerden ve burada okumuş ilahiyat bitirmiş. Şimdi inşallah davet ettik, Şebarus'a gelecek Allah izin verirse.
O kimse o camiyi yeniden yaptırıyor, mücadele ediyor. Açılışını filan yaptırdılar bizden önce. Ve biz o camiyi ziyarete gittik. Orada müftü götürdü, orada tarihçesini anlattı bize. Bilmiyorum onlar yayınlandı mı, yayınlanmadı mı ama yayınlandı mı? Evet, tarihçesini anlattı caminin bize. Ve en önemlisi şu, bir Hristiyan kadın cami yapılırken, orada bomba patlatıldığında, ta onun evine kadar Kur'an-ı Kerim gitmiş, bombanın şiddetiyle.
O Hristiyan kadın, o Kur'an-ı Kerim'i almış, temizlemiş, kenara koymuş. Ne zamanki cami yeniden tadilat olup, ibadete açılınca, almış kitabı, oraya hediye etmiş tekrar. Demiş ki, bu bombalandığında bizim bahçemize düştüydü. Ben bunu demiş, sakladım. Şimdi demiş, tekrar yerine getirdim. Bakın biz ona Hristiyan deriz, değil mi? Evet, bir Hristiyan kadının yaptığına bakın. Ve Remzi Pitiş şunu dedi, ben her bu camiye geldim de, bu Kur'an'dan okuyorum dedi, buradan okuyorum. O kadının getirdiği Kur'an-ı Kerim'den okuyorum dedi. Şimdi, inananların arasında aslında bir sıkıntı çıkmaz. Ama emperyalizm girince, sömürge girince, din istismar ediliyor.
Sömürmek söz konusu olunca, din istismar edildiği gibi, dindarlar da istismar ediliyor. Dindarlar para deposu, dindarlar oy deposu, dindarlar işte kelle saymaca, dindarlar kalabalıklar istismar ediliyor. Paralı, emeği, her şeyi istismara açık. Bu hala da istismar devam ediyor. Ve bu devam edecek ha, bu burada son bulacak değil. Sakın son bulacak olarak görmeyin. Hep istismar edenler olacak. Hem devlet bazında, yani herhangi bir devlet, hem de dinin kendi içerisindeki, kendi içerisindeki kurum ve kuruluşlar için. İslamiyet sınıflı toplumun ideolojisidir.
Bu nedenle batiniler dahil ortaya çıkan fırkalar, mezhep ya da tarikatlar sadece, fikirsel akımlar olarak değil, aynı zamanda ideolojik yöne ağır basan oluşumlardır. Doktor Abdurrahman Bedevi. İsmail, dinin kendine ait, evet, ideoloji penceresinden bakarsanız, dinin bir ideolojisi vardır. İdeoloji penceresinden bakarsanız, bir sufi akımının ideolojisi vardır. İdeoloji penceresinden bakarsanız, sufi akımların içerisinde, biz onu tarikatları olarak nitelendirirsek, onların birer ideolojisi vardır. Biz din adı altında, hani değişik cemaatler, topluluklar oluşuyor ya, mesela biz bunu inkar etsek de, etmesek de, var yok görsek de, işte bir Süleymancılar diye nitelendirilen, bir işte Nurcular diye nitelendirilen, yok Risale'nin o huyucusu, yazıcısı olarak nitelendiren, yok değişik böyle dini gruplar, topluluklar var.
Veya bunun içerisinde tarikat adı altında, Kadir-i Rufay, Bedevi, Duseki, her neyse isimleri. Böyle tarikatlar da var. Hadi tarikat sözünü ben çok kullanmak istemiyorum, bir çıt üstüne çıkmak istiyorum. Sufi akım diyorum. Bunların da kendilerince, ideoloji açısından, ideoloji penceresinden baktığımızda, ideolojileri var. Olmalı zaten. Yani bunu eleştirel açıdan bakaraktan, ideolojisiz bir noktaya getirmek istiyorlar. Olmaz. Bu dinin bir hedefi var. İslam dininin hedefi var. İdeolojisi olmayan hedefsizdir. İslam dini bir hedef koymuş. İslam dini bir hedef koyunca, o zaten ideolojik noktada durur.
İdeolojisi olmuş olur onun. İslam'ın dünyevi bir hedefi var. İdeolojik açıdan bakarsak, evet ideolojisidir. İslam'ın batini olarak, yani manevi olarak bir ideolojisi var. Evet, biz kadere iman ettiğimiz gibi, aynı zamanda biz hesaba, kitaba da iman ettik. Biz normalde mahşere iman ettik. Bu bir ideolojidir. Mahşerde nasıl olmamız gerekiyor? Allah mahşerde bizi nasıl görmek istiyor? Biz ona ideolojik açıdan baktığımızda, evet ideolojisi var. İslam'ın kendince bir devlet sistemi var. İdeolojisi var. İslam'ın bir ev sistemi var. İslam'ın bir ticaret sistemi var. İdeolojisi var. İdeolojisiz değil ki. Boğuş değil.
Onlar ideolojisiz bir din arıyorlar. Siz dine ideolojik bakıyorsunuz diyorlar. Ya canım kardeşim, ben adalet istiyorum. Bunun adı ideolojisi ise, evet ideoloji. Ben hukuk istiyorum. Ben akıl emniyeti istiyorum. Ben din emniyeti istiyorum. Ben can emniyeti istiyorum. Bütün herkes kadınlar ölmesin diyor. İyi ölmesin kardeşim, ben de ölmesin istiyorum. Hadi getirin. Haksız yere adam öldürenleri, haksız yere bir kimseye cinayet işleyenleri. Öldürün siz de. Bak nasıl duracak cinayetler. Bir çak kesilir gibi kesilecek. Yargıla, yargılamayı da, adam öldürmenin yargılamasında bir ay içerisinde, iki ay içerisinde tamamlanacak de.
Öldürmesi sabit olunca, öldür onu. İdam mı edersin? Yukarıdan bir yerden aşağı mı atarsın? Neyse, öldürme şeklin. Genel teamül idam ediliyor ya. Öldür bak nasıl kesilecek. Adam trafikte, kırmızı ışıkta. Ondan sonra duruyor, yandaki araba neden yan baktın? Haydi güm güm güm güm öldürüyor adamı. Ne oldu? Yan baktı bana diyor. İdeolojisi var. Benim canımı koru. İdeolojisi var. İnsanların namusunu koru. Adam gidiyor, kadına sarkıntılık yapıyor. Namusunu koru. Terbiyesiz birisi gidiyor, tecavüz ediyor. Namusunu koru kardeşim.
Ben onu cezalandırıyorum. O an nereye cezalandırıyorsun? Adam beş ay sonra, altı ay sonra, beş sene sonra bir daha çıkıyor. Adam bir daha tecavüz ediyor. Senin cezaevlerini eğitmiyor ki. Daha adam orada bütün suçlular bir yerde, nasıl daha suçu arttırabiliriz diye konuşuyorlar. Adam içeride ök kuruyor örgütü. Adam hırsızlık örgütünü içeride kuruyor. Neden? Hırsızların hepsi bir yerde. Örgüt içeride kuruluyor. Cezaevilerin bu noktada caydırıcı değil ki. Eğitici değil ki. Adam uyuşturucudan içeride giriyor, uyuşturucuya içeride de devam ediyor. Evet. Hem satmaya devam ediyorlar, hem içmeye devam ediyorlar. Buluyor adam yolunu.
Ya adam böyle benim gibi sakalla geldi ya. Baktım baktım, gözüm tutmadı. Adam sonra içeri girerken uyuşturucuyla yakalandı. Deşifre etmeyeyim şimdi yakalayanı, burada yakalayanı. Ya normalde adam düşünebiliyor musunuz? Ya bu devam ediyor. Caydırıcılığı yok. Bakın caydırıcılığı yok. Adam satıyor mu? As bakalım nasıl satacak mı bir daha? Adam üretiyor mu? As bakalım nasıl bir daha üretecek mi? Satanı as, adam satacak mı? Ama ben böyle söyleyince fundamalist İslam oluyorum. Ben böyle söyleyince siyasal İslamcı oluyorum. Sebep, çünkü dünya üzerindeki o büyük global şirketler sizin uyuşturucu kullanmanızı istiyorlar.
Düşünmeyin. Uyuşturucu kullanırsanız namus kavramınız kalmaz. Uyuşturucu kullanırsanız vatan kavramınız kalmaz. Uyuşturucu kullanırsanız din kavramınız kalmaz. Uyuşturucu kullanırsanız bu bizim işimiz mi değil mi? Bu fabrika bizim mi değil mi? Bu ülke bizim mi değil mi? Bu bayrak bizim mi değil mi? Ülkeyi kim idare ediyormuş? Hiç önemli değil ki. Adam sabah kalktığında uyuşturucu düşünüyor çünkü. Sabah saat yedi buçukta adam Drakulo gibi olmuş. Sabah yedi buçukta. Ben büro işeceğim diye uğraşıyorum. Böyle felç gelmiş gibi. Kaymış adam sabah yedi buçukta. Oradan başka bir kimse de kameraya çekiyor. İşte diyor gençliğin hali bu Hacı Baba diyor.
Sabah yedi buçukta sokaktan onu gören bir kadın, bir kız, bir çocuk yemin ediyorum sokaktan geçemez. Bunları konuşunca hoşuna gitmiyor hiç kimsenin. Ben fundamentalist İslam oldum. Ben teröristim yani bunları konuşunca. Ben İslam'ın hukukunu isteyince ideolojik bir İslam oldum ben.
Ama isim olarak ne? İdeoloji. Siz İslam ideolojisine sahipsiniz. Allah Allah. Evet İslam'ın bir ideolojisi var canım kardeşim. İdeolojik açıdan bakarsan terim olarak. Ben iman açısından bakıyorum. Ben bu dine iman ettim. Onu yaşamak istiyorum. Benim derdim bu. Ama sen bana ayrı elmise giydiriyorsun. İslam öncesi cahiliye toplumu bir yandan merkezinde Hicaz ve Mekka aristokrat tüccarlarının egemen olduğu mali oligarşiye, diğer yandan genel hatlarıyla kandaş kabile sisteminin sınıflara bölünerek yozlaştığı kabile şefleri saltanatına,
öte yandan Taife ve Medine çevresinde göçebelikten yerleşik tarım düzenine geçen toprak sahiplerine dayanıyordu. Evet İslam öncesindeki Hicaz bölgesindeki genel yapı buydu. Bu sadece Hicaz bölgesindeki genel yapı böyle değildi ki. Aynı şey Avrupa'da da öyleydi. Aynı şey Afrika'da da aynıydı. Aynı şey Çin'de de aynıydı. Avrupa'da da işte değişik isimler adı altında toprak sahipleri vardı, tüccarlar vardı. Aynı sistem orada da geçerliydi. Sadece Hicaz bölgesine ait bir sistem değildi bu. Avrupa'da da kontlar, dükler vardı. Avrupa'da da şövalyeler vardı. Avrupa'da da kontların, düklerin kocaman arazileri vardı.
İçlerinde köyleriyle beraber. Arazilerinde çalışan köleleri vardı. Avrupa bundan farklı değildi. Asya bundan farklı değildi. Afrika bundan farklı değildi. Bu sadece İslam'ın yeşerdiği, doğduğu yerlerdeki hal değildi ki. Hala da Avrupa'da aynı ki. Toprak sahiplerinin yerine devasa marka sahipleri aldı. Önceden milyon metrekare toprak sahibi olanlar, şimdi milyon, milyar dolar sahibi şirketlere sahipler. Biz bu söylemlerle aldatılıyoruz. Önceden toprak sahipleri vardı. Yanlarında yüzlerce, binlerce kişi çalışırdı. Şimdi fabrika sahipleri var. Yanlarında binlerce kişi çalışıyor.
Fark mı var? Önceden bayındır da yüzdölümün, iki yüzdölümün üzerinde yeri olanlar, devamlı beş, on kişi yanlarında yıl, on iki ay çalışırlardı. Adamın iki yüzdölümü, üç yüzdölüm yer hekerdi, arazi hekerdi. Devamlı çalışan işçiye ihtiyacı vardı. E şimdi çıktı tarımdan. Şimdi fabrika kurdu. Örnekliyorum. O fabrikada devamlı elli kişi, yüz kişi çalışıyor mu? Evet. Ne değişti? Değişen bir şey mi var? Hayır. O gün tarımda çalışıyorlardı. Bugün sanayide çalışıyorlar. O gün tarımda kadınlar tütün kırıyordu, tütün diziyordu. O gün tarımda kadınlar pamuk topluyorlardı, pamuk çapasına gidiyorlardı.
E şimdi de tekstil fabrikalarında çalışıyorlar. Ne değişti ki? Değişen bir şey olmadı. O gün insanların inekleri vardı, öküzleri vardı, koyunları vardı. Ailecek işte on tane inek vardı, ineksi alıyorlardı. Süt satıyorlardı, peynir satıyorlardı. Öyle geçiniyorlardı. Yeter artık inekçilik yapmayacağız dediler. Gitti çocuklar fabrikada işçilik yapıyor. Farklı para mı kazanıyorlar? İneğini sağ saydı da ayda iki bin lira kazanacaktı. Şimdi fabrikada çalışıyor. Gene ayda iki bin lira kazanıyor. Farklı bir şey mi kazanıyor? İneğini sağmaya devam etseydi daha mutlu olacaktı, daha sağlıklı olacaktı. Ama o inek sağmaya devam ederse makinalaşmayacaktı. Kendisi de makinalaşmayacaktı.
Kafası da makinalaşmayacaktı. Şimdi makinalaştı. O zaman ineğini sağsaydı peynir yapacaktı, yoğurt yapacaktı, mahallede satacaktı, pazarda satacaktı. Şimdi devasa fabrika gibi besaneler ondan sonra endüstrileşti, şimdi hazır süt içiyor, şimdi sütten yapılmış hazır gıdalar yiyor. Kim yapıyor? Kim yapıyor? Uluslararası şirketler yapıyor. O uluslararası şirketler sizi sömürmeye devam ediyor. Değişmedi bir şey. Avrupa'da Hristiyan'ı Mercedes firması sömürüyor. Gidiyor adam Mercedes'le çalışıyor. Mercedes'te ne alıyor? Sekiz yüz euro oluyor. Bin euro alıyor. Mercedes'te.
İyi. Normal dışarıda çalışan işçi de sekiz yüz euro alıyor orada, Almanya'da çalışan. Sizden iki bin lira fazla alıyor. Ama onun da ay sonunda cebinde para kalmıyor, merak etmeyin. Almanya'da Mercedes firmasında çalışan işçinin ay sonunda parası kalmıyor. Bizde de kalmıyor kimsenin. O global emperyal sistem size fazla para vermiyor. Siz hep borcu yaşayacaksınız, hep yetiştiremeyeceksiniz. Neden? O iki bin tane şirketin rahatı için. Burada devletin adı sana önemli değil, dini önemli değil. Onların emperyalleri önemli.
Kureyş aristokratlarının egemen olduğu Mekke ve Hicaz'daki sınıfsal kutuplaşmada en üstte efendiler, yönetenler, daha altta hür insanlar, kabile yanaşmaları olan mevaliler, yanazatlı köleler ve köleleri görüyoruz. Evet, doğru. Şimdi de aynı. Şimdi diyebilir misiniz herhangi bir toplum bunlardan oluşmuyor diye? Şimdi de aynı. Şimdi de sınıfsal kutuplaşma var. Aristoklar bir yerde. Onlar aristokrat. Onlar gazetelerin köşe yazarları. Onlar yüksek bürokrat. Onlar kendilerince halkın üstündeki sınıflar. Aristokrat sınıfı. Zenginler ayrı sınıf. Siz Türkiye'de herhangi bir zenginle oturup yemek yiyebilir misiniz? Burada aranızda aristokrat var mı?
Burada aranızda zengin insan var mı? Onlar beş boynuzlu otellerde yemek yiyorlar. Onların villaları ayrı. Onların yemek yedikleri yer ayrı. Onların ticaret yaptıkları, alışveriş ettikleri yer ayrı. Onların mobilyaları İtalya'dan geliyor. Onların evlerinin mermeri dahi İtalya'dan geliyor. Onların oturacakları tuvaletler dahi İtalya'dan geliyor. Onlar her yere tuvaletlerini yaparlar mı? Onların arabaları altı trilyon, yedi trilyon, on trilyon. Onlar Doğan'a Şahin'e binecek değiller ya.
Adamın arabası yedi trilyon, sekiz trilyon. Burada arabası bir trilyon olan kimse yok. Bu topluluğun içerisinde arabası bir trilyon olan yok. Muhakkak sınıf farkı var. Şimdi yok mu? O gün Arap toplumunda vardı da bugün burada yok mu? Bugün Arap toplumunda vardı da Avrupa toplumunda yok muydu? Siz Avrupa'da hangi dükkün sofrası yanında çalışan elemanlara çıktı? Hangi kontun sofrası yanındaki elemanlara çıktı? Veya şu anda da aynı. Siz bir İngiliz dükkünün sofrasında oturabilir misiniz? Hangi İngiliz bir İngiliz dükkünün sofrasında oturabilir?
Kraliyet ailesinin herhangi birisinin sofrasında oturabilir? Yan bile bakamazsınız. Onların ayrı. Onların din adamları ayrıdır, onların şeyhleri ayrıdır. Evet. Yüksek kesimin şeyhleri de özeldir. Evet, onların da şeyhleri var. Onların da din hocaları var, din adamları var. Tabii. Onlara da din lazım. Ama onlar kendilerinden olacak onun. Hani böyle yalaka şakşakçı insanlar vardır ya onların da hocaları o. O bir kuşu besleyecek cennete girecek. Hemen telefon açacak.
Hocam sabah pencereme baktım bir kuş geldi. Ben ona yem verdim. Cennetlik olmuşumdur değil mi? Bir hayvanı yemleyen kimse. Tabii ya ne demek? Sen bir tane kuşu yemle cennete git. O kadar basit. Tabii. Yani beş vakit namaz kılacakmışsın. Haramlardan uzak duracakmışsın. Haramlardan kaçacakmışsın. Namaz bitecek, namaza niyet edecekmişsin. Oruç bitecek, oruca niyet edeceksin. Allah'ı zikredeceksin. Bunlar fukaralar için, avam için. Ya aristokratlar ayrı. Onlar ümreye gidiyor. 50 milyar bir kişi. Onlar hacca gidiyor. 100 milyar bir kişi. Ne kurası kardeşim ya.
Ne kurası, ne sırası. Kura sıra yok onlara. Onun valizini hazırlıyorlar. Evde valiz gidiyor böyle. Kendisinden önce gidiyor valiz. O otele girdiğinde, otel odasına girdiğinde, valize açılmış, elbiseler asılmış otel odasına. Yahu bir de elbise mi ellesin yani? Valiz mi dokunsun yani? Ne sırası? Diyanet size sıra veriyor. Sen bekliyorsun on yıl. Açın Diyanet'e söyleyin. Ben hemen hacca gitmek istiyorum. Lüks olarak deyin. Bilmiyorum herhalde on bin euro. Ne kadar sayıttı? Sekiz bin dolar verince sıra beklemiyorsun değil mi?
Hiç beklemiyorsun. Diyanet sekiz bin dolar. Yatır sıra bekleme. Kaç para dolar? Yedi lira mı? Altı lira mı? Beş seksen yedi. Altı lira olsa altı kere sekiz, kırk sekiz. Kırk sekiz milyar. Kırk sekiz, kırk sekiz milyar. Ver kırk beş milyarları git hemen anında hacca. Eşiyle gidiyorsan bir kırk beşte ona etti doksan. Bir de çocuk gidiyorsan etti yüz otuz beş. Ulan fukaranın daire parası. Her yerde var ki bu. Görmüyoruz biz bunu. Ben bunu söyleyince ortalık ayağa kalkıyor. Kardeşim ne itiraz ediyorsun? Ne ayağa kaldırıyorsun? Sekiz bin doları ver anında hacca git.
E tabi sekiz bin dolar verip de şimdi diyanette hacca mı gider adam? Sekiz bin dolar verdi. Diyanetten şeyi aldı. Ne o? Vizeyi aldı. Eee ne anı ya? Uluslararası kim var? En lüks hacc işi yapan x firma. Bilmiyorum ya isimlerini. Eee bir beş bin dolarda ona herhalde alıyorlardır. Ve altı yedi bin doları oradan getirecek götürecek onu poh pohlayacak şakşaklayacak. Onlar normalde herkes gibi öyle Arafat'ta böyle çadırda gidecek dua edecek tozun toprağın altında. Ya ona yakışır mı sende? O Vipacı arabanın içerisinde otobüsler klimalı küfür küfür. Tabi otobüsler özel. Bir otobüsün içerisinde on kişi koltukları masaları yalın yatıyor. Tabi çok yoruluyorlar Arafat'ta. O arabanın içerisinde ne yoruluyorlar ne yoruluyorlar izdiham insan kokuyor her taraf.
Yani o izdihamı seyretmek dahi büyük problem. Tabi ondan sonra şeytan al sana bir tane taş. Onlar taşlamaya da gitmiyorlar zaten. Paryalar var. Böyle çok merak ederse o şeytan taşlamayı özel gidiyordur onlar. Yoksa ne şeytan taşlaması ya? Oradan iki tane adam şeyden Bangladeşlilerden gelse niyet et tamam o gitti bak ölürse Bangladeşli ölçün orada. Zaten ölse adamın kimliği yoktur. Zaten orada o bölgede öldün bir de şehit oldun ya mübarek yerlerde öldün. E geliyor şeyler o iş makineleri. Ondan sonra bildiğiniz çakıl taşı kaldırır gibi toprak kaldırır gibi böyle cesetler yığılı. Geliyor daldırıyor altından kaldırıyor kamyonun içine koyuyor götürüyor gömüyor bir tarafa.
Ha siz onlar tek tek gömüldü zannediyorsunuz değil mi? Aha sen Müslüman da olsun. Esamen yok ya. Sonra bekliyorsun sen artık Türkiye'de. Babamız hacca gitti dedi izdihamda kaldı. Ölü kağıdı yok ölüm kağıdı yok. Bekle Allah bekle. Öldü desen ölüm kağıdı olacak nüfustan düşecek. Ölü kağıdı yok ki. Hacca gönderdim diye gönderdin sen orada izdihamda kaldı. Eğer ceset tespit edilemedi gitti ya. Değişen bir şey yok. Değişen bir şey yok. Ben o otobüsün içerisindekinde haçta gördüydüm. Onlar şeye bir de onlar böyle tabii böyle bunları yapacaklar ya. Niye?
Mizdelife'ye gelmişler. Mizdelife'de de otobüsler görüyor. Onların özel etrafında polisler var özel askerler var. Onlar bildiğiniz otobüsün içerisinde küfür küfür oturuyorlar rengarenk ne güzeller böyle. Tabii. Sosyete hacılar ya. Tabii. Sizin ömür boyu bir arada bulamayacağınız parayla dört günde haç yapıyor kimse. Tabii. O bir de haçtan gelince Hilton'da hacı yemeği veriyor. Tabii. İsteyene şarap servisi de var hacı yemeğinde. Riski servisi var tabii. Hacı da içebilir tabii.
Allah affeder. Allah kafuru rahimdir. Hiç sıkıntı değil. Ne olacak? Seneye bir daha verir. Bir yirmi bin dolarda bir daha gelir girer. Ya ne olacak? Arabanın bir tekerlek parası ya. Allah Allah. Adam bir villaya gidiyor. Üç yıl duruyor. Dördüncü yılı eskidi bu villa diyor. Bir villa daha alıyor. O villayı satıyor birisine. Bunlar yok değil. Her yerde var bunlar. Bize de bize bulaştı. İyice içimize girdi artık. Siz hiçbir tane zengin olup kendi mahallesinde, kendi köyünde duran insan gördünüz mü? Yok. Hz. Muhammed önderliğindeki feodal İslam devrimine yol açan en önemli gelişmenin kabile aristoprasisine karşı çıkan seali kesimi yani azatlı köleler ve şairlerin başkaldırısıyla başladığı söylenebilir.
Yok şairleri kabul etmiyorum. Çünkü Mekke'deki şairlerin hepsi de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine cephe açmışlardı. Hatta Mekke'deki şairler Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini hicvediyorlardı. Sebep ne biliyor musunuz? Bu şair yazar çizer kesimi paraların elinde esirdir. Bakın medya, gazeteci, yazar çizer kesimi bugün onun yerine medya almıştır. Önceden şairler vardı, işte kitap yazanlar vardı, roman yazanlar vardı. Bunlar şimdi medya oldu. Medya her zaman için paranın emrindedir. Gazetecilerin büyük bir çoğunluğu paranın emrindedir. Medya dediğimiz, televizyon, sosyal medya, gazeteler, ne bileyim her türlü bu iletişim araçları paranın emrindedir. Bunu unutmayın.
Parayı kim verirse onun düdünü çalarlar. Hak, hakikat aramayın onlarda. Doğru haber aramayın. Erdemlilik aramayın. Hikmet aramayın onlarda. Asla, bakın asla, her an için alınıp satılabilirler. Her an için. Her an için doğru dediklerini, yanlış yanlış dediklerini doğru diyebilirler. Her an için insanları aldatabilirler, kandırabilirler. Bu dün de aynıydı. Mekke müşriklerinin bütün şairleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini hicvediyorlardı, kötülüyorlardı. O yüzden Mekke'deki İslam şairlerle başlamadı. Bunu kaldırmıyorum.
Şairlerin başkaldırısıyla da başlamadı. Sebep? Çünkü genelde oradaki şairler ve bugünkü medyalar zenginlerin yalakalarıydı. Zenginleri övüp met edip, kabile reislerini övüp met edip, onların akçelerine, onun bahşişlerine tamah ederlerdi. Hatta Mekke'nin müşrik şairleri, o Mekke büyük müşriklerini met edici, övücü sözler söylerlerdi. Onlar da ne kadar güzel met ederler, ne kadar güzel övücü söz söylerlerse, onlara o kadar fazla bahşiş verirdi. Müslümanlar fakirdi, fukaraydı Mekke'de. Zengin olanlar da fukaralaşmıştı. Sebep? Çünkü onlara ambargo uygulanıyordu. Ve onlar bahşiş veremedikleri için şairlerin hiçbirisi İslam olmadı ilk önce. Mekke'nin fethinde var, sonradan İslam olan. Bakın Mekke'nin fethinde, dinin ilk çıktığı noktalarda yok.
Mekke'nin fethinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine iman eden bir şair denilebilir ki o Hz. Muhammed Mustafa'nın şairiydi. Hadislerde öyle geçer çünkü metinlerde. O Mekke müşriklerini hicvediyordu. Hatta böyle terennüm ediyordu, şiir okuyordu böyle. O Hz. Ömer Efendimiz onu susturmak istedi. Hani sen Kur'an dururken sen başka bir şeyler okuyorsun. Bu caiz değildir gibisinden ona bir laf söyleyecek oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dur ya Ömer. Onun sözleri dedi, onun sözleri senin mızrağından daha etkilidir dedi Mekke müşriklerine. Evet, söz mızraktan etkilidir. Söz kılıçtan etkilidir. Ki söz, söz ise. Ama başlangıçta hiçbir tane şair yok Müslüman olan.
Hiçbir tane edebiyat yok başlangıçta Müslüman olan. Hiçbir tane tüccar yok başlangıçta Müslüman olan. Evet, zenginler, aristokratlar Müslüman olmadılar ilk önce. Olanlar da kaybettiler Hz. Ebu Bekir gibi, Musab bin Ümeyr gibi. Musab'ın annesi babası çok zengindi. Mekke'nin en zengin ailesinin oğluydu.
Şehit olduğunda üzerini örtecek üzerinde elbise bulamadılar. En zenginlikten en fakirliğe maddesel olarak öyle geçti. O yüzden buraya katılalım. Kabilenin ayak takımı köleler, yanaşmalar, boyun eğmeyi reddeden eşitlik isteyen halk. Faik Bulut söylemiş bunu. Evet, ama ilk Müslüman olanlardan zenginler de vardı, fakirler de vardı. Hepsi de vardı. Buradan devam edeceğiz inşallah, Allah izin verirse. Ama önümüzdeki cumartesi malum şey baruz törenleri var. O yüzden önümüzdeki cumartesi burada sohbet yok, sema yok. Kapalı spor salonundayız. Önümüzdeki cuma günü burada program var. Dışarıdan yaklaşık 20'nin üzerine Şeyh Efendi ile, işte 20'ye yakın Balkanlar'dan Diyanet İşleri Başkanı veya Başkan Yardımcısı, kanton müftüleri gibi zevat misafirimiz olacak inşallah.
Cuma günü akşam burada program olacak. Bütün kardeşler, herkes bu noktada davetli inşallah. Cumartesi'de Bursa Atatürk Kapalı spor salonunda programımız var. Pazar günü de inşallah Gelibolu Mevlihanesi'nde programımız var. Tabi bu Cuma'da İzmit'te bayanların Şebi Arus programları var. Yarın Pazar Tekirdağ'da Şebi Arus programı var. İnşallah gücü yetebilen gidebilenler bu programlara gitmeye gayret etsinler. Ama bilhassa Bursa'daki arkadaşlar Cuma ve Cumartesi iki günlük programlara tam tekbir katılmaya gayret etsinler inşallah. Hakkınızı helal edin, selamun aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi