Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 21 Temmuz 2020 · 48:12
Battığı yokluk denizinden çıkıp kendine gelince hamd etmek, dua etmek için bir hoşça dilini açtı da, padişah hiçbir yerden tercine çare bulamayınca, oturdu mescitte uzun uzun namaz kıldığı seydeler etti. Ondan sonra da başladı dua etmeye. Dedi ki, ey aşağılık bağışı dünya mülkü olan, ben ne diyeyim, zaten gizlileri de bilirsin sen, boyuna dileklerimize sığınak olan, bir kere daha yolu yitirdik biz, buyuna acet ediyor.
Diyor ki, ey Allah, senin en aşağı bağışın dünya mülkü, en aşağılık bağışı. Zaten gizlileri de bilirsin sen, benim söyleyecek bir halim yok. Ben ne dersem diyeyim, sen benim kalbime vakıfsın. Benim dilim ne söylerse söylesin, sen benim kalbimi bilmektesin. Benim dilim ne anlatırsa anlatsın, sen benim sakladığımı da bilirsin. Sen benim içimde gizlediğimi de bilirsin. Sen gizli olan her ne var ise, sana aşikardır. Benim dilimin bu noktada bir hükmü yoktur. Ben gönülden geçenleri, gönülün isteklerini bilmektesin. Boyuna dileklerimize sığınak olan, bir kere daha yolu yitirdik biz.
Sığındığımız Allah, sığındığımız Rab. Biz yolu yine karıştırdık. Sen bize apaçık hidayet yolunu gösterdin. Ama biz o apaçık hidayet yolunda yürümedik. Sen bize peygamberler gönderdin, kitaplar gönderdin, veliler gönderdin, mürşidler gönderdin, alimler gönderdin, müceddikler gönderdin. Biz onları bıraktık da şeytanın peşine düştük. Biz onları bıraktık da firavunun peşine düştük. Biz onları bıraktık da Nemrud'un peşine düştük. Biz onları bıraktık da nefsimizin heva ve hevesine düştük. Şeytan bize gıybet et dedi, gıybet ettik. Şeytan bize iftira et dedi, iftira ettik. Şeytan dedi ki sen gel, oranı buranı çentir, biz oramızı buramızı çentirdik.
Şeytan bize dedi ki namazı kılarsın. Biraz sonra, biz biraz sonra, biraz sonra derken namazı terk ettik. Şeytan bize dedi ki örtünüp de gericilerden mi olacaksın, açıl, her yanımızı açtık. Şeytan bize dedi ki, bir kadehden bir şey olmaz, içi ver bir kadeh, biz şişeleri devirdik. Şeytan bize dedi ki ne olacak ki, bir parabaz çıkarsa cami yaptırırsın dedi. Biz gittik kumar oynamaya, cami yaptırmak için. Biz bu kadar salak ve aptalız ki, milli piyankodan çıkan parayla cami yaptırmaya hedefleyenlerdeniz. Şeytan geldi, bizim kulağımıza işedi, kulağımıza işeyince biz de milli piyankodan çekip, onunla fakire fukaraya yardım etsiz diye, hayal kuranlardan oldu. Biz yolumuzu sapıttık.
Hz. Resulullah bize eşinizi dövmeyin dedi, biz gözünü patlattık. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kimsesizlerin kimsesi olun dedi, biz kimsesizlere bir tekme daha vurdum. Hz. Resulullah bize çıplakları giydirin dedi, biz çıplaklara tecavüz etmeye kalktık. Hz. Resulullah bize açları doyurun dedi, biz açlara baktık, bunlar tembel o yüzden aç dedik, biz de aç bıraktık onları. Hz. Resulullah insanlara ev kurun dedi, biz evlerini yıktık. Yuva kurun dedi, biz onların yuvasını yıktık. Fitne çıkarmayın dedi, biz fitne çıkardık. Şeytanın peşinden gitmeyin, o apaçık sizin düşmanınızdır diye Hz. Allah bize beyan etti, biz şeytan ne diyorsa onu yaptık. Biz yolumuzu sapıttık. Siz Hristiyanlara ve Yahudilere benzemedikçe kıyamet kopmaz, o benzeyeceksiniz.
Sakın ha benzemeyin dedi, biz gittik onlardan daha Hristiyanca yaşamaya başladık. Biz gittik onlardan daha Yahudice yaşamaya başladık. Bize dedi ki faizi alan da, veren de, yiyen de, içen de, ondan nemalanan da, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi olur dedik. Biz dedik ki faizsiz alışveriş olmaz bu zaman. Biz hem bir de faiz alırken dedik ki biz de hacıyız, biz de Beytullah'ı tavaf ettik. Ama bugünkü şamlarda faiz alalım lazım. Döndük kendimize bu kadarcık faiz dinden çıktı. Bize zina etmeyin dedi, biz zinaya değişik yollar aramaya başladık. Hırsızlık yapmayın dedi, biz yolumuzu sapıttık, hırsızlığımızı örtülü yapmaya başladık.
Bize tartınızı, ölçümüze dikkat edin dedi. Biz tartıdan, ölçüden nasıl karıştıracağız, buğdayı nasıl sularız, pirinci nasıl sularız, nasıl nemlendiririz de, içine taş atarız, toprak atarız da satarız diye bakmıyor. Bize herkesin hakkına, hukukuna riayet edin dedi, biz nasıl kaytarız diye baktık. Biz gittik namaz kılacağız dedik, patronumuza gittik, bir saatte gelmedik. Biz oruçluyuz dedik, gittik yattık bir köşede. Biz yolumuzu sapıttık. Biz çocuklarımıza Kur'an'ı öğreteceğimize, baliye öğrettik. Biz çocuklarımıza, dinimizi öğreteceğimize, Kur'an'ı bilmeyen çocuğumuza biz, yüzmek sünnettir deyip, önce yüzme sünnetini icra etsin diye gönderdik. Kur'an öğrenme farsını terk ettik de, yüzme sünnetine sımsıkı yapıştık.
Dinini öğrenme farsını bıraktık da, gittik aaa deyip, koroda şarkı söylemesini öğretmeye kalktık. Biz yolumuzu sapıttık. Biz sapıttık. Bizi kimse saptırmadı. Bize şeytan gel dedi, gittik biz peşinden. Bize Allah gel dedi, gitmedik peşinden. Biz nankörlerden olduk. Biz şükürsüzlerden olduk. Biz zikirsizlerden olduk. Bize zikredenleri gösterdiklerinde, işte bunlar huycu dedik, gerici dedik, irticacı dedik. Savcımız, hakimiz, devletimiz, mahkemimiz, hükümetimiz de bizim önümüze eleyek oldu. Kim Allah'ı zikrediyorsa, haydi aldık götürdük. Buna müftülerimiz de girdi, camilerde, mescitlerde, tekkelerde, sakın zikir yapmayın dediler.
Biz yolumuzu sapıtanlar olduk. Biz zikredeni görünce taşladık. Bir alim, bir ulema görünce, hükümetini ettik. Bir Allah dostunu görünce biz, aman dediler, birisi bize bu Allah dostu dediğinde biz onu o kadar kötüledik, o kadar iftira attık, arkasından o kadar teneke çaldık ki. Ona yapmadığımızda dediğimi, demediğimizi bırakmadık. Biz sapıtanlardan olduk. Bize dediler ki, karabaş veri tekkesi, gittik orada yedik, içtik, bir de delikodu yaptık. Buranın değirmenin suyu nereden geliyor diye. Biz orada gittik, sohbet ettik. Bir adam vardı, orada sohbet ediyordu. Vay ne güzel sohbet ediyordu. Hem sohbeti dinliyoruz dedik, hem de gittik arkasından ne lazımsa söyledik.
Biz siyasetini öğrendik, ticareti de öğrendik, askeriyi de öğrendik, dış işlerini öğrendik, iç işlerini öğrendik, hükümeti öğrendik, başbakanı öğrendik, cumhurbaşkanını öğrendik. O durduk biz. Hükümeti yıktık yaptık, hem cumhurbaşkanını yıktık yaptık, hem bakanlıkları idare ettik, bütün memleketi idare ettik biz. Biz o kadar bilgiliyiz ki. İki koyunu verseler, iki koyunu kaybedip geldik. Ama biz gene her şeyi çok biliyoruz dedik. Biz satıptık. Başka kimsedik. Biz zorumuzu karıştırdık. Ve iyyâkenesteyim dedi. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz dedi. Ama biz o kadar ibadet ettiğimiz şeyler var ki bizim.
Biz gittik, alışveriş merkezlerinde ibadethane gibi tavaf ettik oraları. Biz haccı değil, evimizdeki mobilyaları değiştirdik önce. Hacca gitmeyi ne yapacaksın canım? Hac kaç para? İki bin euro. İki bin euro kaç para? Beş milyar lira. Bir koltuk takımı kaç para? Beş milyar lira. Biz hacca gitmedik. Beş milyar lira koltuk takımı. Hacca gitmedik. Gittik üç milyar liraya bize basacağımız halı. Torunumuzun torunu rezil etmiş.
Ne ömreye gittik. Ne hayır hasar ettik ne de. İnsanların açları doyurduk ne de çıplakları giydirdik. Ne de dula yetime baktık. Ya torunumuzun torunu rezil etmiş olsun diye istemedik. Bu sakalların hepsi de pisledik. Derken günah kebaldik. Şirke düştük. Kişide gelince bunların hepsi de. İslam'da örtünmek yok dedik. Biz de onları alkışladık. Biz iyileri ve iyilikleri al aşağı nefsimize hoş gelen şeytan ve şeytanlaşmış şeyleri baş tac ettik.
Biz satırtık. Zina etti. Zina da değil. Tecavüz etti. Bir de tecavüz etti. Ondan sonra bir de kızını biz dedik ki ya öldürmeyelim. Beş yıl ceza verin. Tekrar çıkaralım. Tecavüze ve öldürmeye devam etsin. Biz artık genel evleri koyduk. Randevu evleri kurduk.
Eğlence yerleri kurduk. Kafeler kurduk. Adını kafe dedik biz ona. Herkesin elinde şarap bardakları. Eğlendik oralarda. Bunlar mini etekli dekorte dolaştılar. Biz de suyumuzu sarkıttık oradan. Eşekler gibi. Eşekliğimizi görmedik Allah'ım. Dedi ki babacım ben kafeye gidiyorum. Biraz arkadaşlarla takılacağım. Tabii kızım gidebilirsin. Demokratız biz. Biz hafif içkimi geldi. Seslenmedik. Çünkü biz de o yoldanlık. Yıl bin dokuz yüz seksen altıydı.
Ankara'da sendika toplantısında bir konuşma yapmıştım. Milletvekilleri ön sıradaydı. Eğer o kongrede sendika başkanlığına adaylığını koysaydım direkt kazanmıştım. Her iki grupta iki grup vardı. Her iki grupta geldi ortak anlaştık. Seni başkan seçelim dedi. Benim işim bu değildi. Yaptığım konuşma şuydu. Öz olarak. Dedim ki bir gün çocuklarımız bizim karşımıza gelip erkek çocuk. Ben yuti oldum. Eş cin sendik yolunu seçtim.
Bir gün babam ben hayat kadınlığını seçtim. Biz hayat kadını koymuşuz onun adına. Bunu düşsekler dedi. Şu anda konuştuğunuz her şey para dedim. Sendika toplantısında. Her şey para dedim şurada. Maaşlarımız ne kadar olsun? Sendikal haklarımız ne olsun? Kimse ahlakı konuşmuyor. Kimse sapıklığı konuşmuyor. Kimse uğursuzluğu konuşmuyor. Namuslar ortayında. Pare pare oluyor. Dediniz de salon ayağa kalkmıştı. Milletvekillerine döndüm. Birinci derecede sorumlu olan sizlersiniz dedi. Hepsi de kafalarını eğdiler.
Ondan sonra geldiler bana dediler ki bu sendikanın başına sen seç. İleride milletvekili olacaksın kesin garanti dediler. Bunu söyleyenler oradaki böyle kaldırışlı idarecilerdi. Dedim ki böyle bozdunuz herkesti. Beni de şimdi bozmak istiyorsunuz dedi. Biz seçtik o sapıklığı. İşte padişah da diyor ki biz yolumuzu sapıtanlardan olduk. Ama o padişah sapıttığını görüyor. Biz sapıttığımızı da görmüyoruz. Biz sapkınlığımızı da görmüyoruz. Biz yanlışlığımızı da görmüyoruz. Ve yanlışlığımızı görmüş olsak geri dönmüyoruz. Yanlışlığımızı görüp de geri dönmemek aptallıktır. Aptalız.
Yanlışlığı geri dönüp de geri dönmemek salaklıktır. Orada duruyoruz. Çünkü geri dönecek cesaretimiz ve imanımız yok. Çünkü o sapkınlığı orada bırakıp hidayete geçecek iman ve cesaretimiz yok. Ne derler sonra? Sen de mi gelince oldun namaza başladın ha? Sen de gelince oldun demek sohbete gidiyorsun demek. Ne gelince oldun demek zikre gidiyorsunuz ha eyvah ya terliyolunuz ekşi ekşi kokuyorsunuz bir de orada. Bak gitme bir gün sizin hepinizde basacaklar oradan. Hepinizi yalıp götürecekler bir gün.
Bak hepinizde perişan edecekler bir gün. Firavun dedi ya, Güyücülerine buna iman ederseniz dedi. Sizin dedi, elleriniz, ayaklarınızı çaprazlama keserim. Biz o kim neccimler kadar bulamadık. Biz elimizin, ayağımızın çaprazlama kesilmesini göze alamadık. Bırak onu. Biz elimizdeymiş gibi görünen metayı kaybedeceğiz. Diyayında kaybedecek korkusuyla elle birikmiş. Biz 28 Şubat'ta namazı bile terk ettik. Biz 28 Şubat'ta bir tüdük çaldı, dergahı, tarikatı terk ettik. Biz 28 Şubat'ta iki tane polis, iki tane asker geldi. Biz zikirleri iptal ettik.
Tatil ettik. Ettik. Biz de dedik ki biz mangal gibi imanlıyız, yürekliyiz. Biz kendi kendimize sattık. Kendi kendimize sattık ne uğradık. Yolumuzu yedirdik biz. Fakat içinde ne varsa ben bilirim ama gene de sen onları dile getir. Meydana dök dedi. İçimizde ne varsa sen bilirsin ama sen bize emrettin ki bunu diline dök. Dikimize bunu meydana dök. İtiraf et. Günahlarını itiraf et ki ben seni affedeyim. Hatalarını, kusurlarını itiraf et ki ben seni affedeyim. Sen bana söyle. Söyle ki ben seni affedeyim. Senin o rücunu, senin o dönüşünü kabul edeyim.
Bana itiraf et. Badişah candan coşunca bağışlama denizi de coşup köpürdü. Göz göstermiş. Padişah öylesine ağladı. Yalvarlı. Yakardı ki eş oldu. Öylesine ağladı. Gözyaşları pınar oldu. Yüseklere çıktı. Pınar oldu değil. Dünyanın üzerinde akar zannedersiniz. Göz ışığı aşağı yukarı. Bunun için yer çekimiyor.
Düşen şey aşağı düşer. Diklemesine füzeden daha hızlı. Işık hızında çıkar. Işık hızında çıkan zikirdir. Işık hızında çıkan duadır. Allah için akıtılan göz ışığı çıkar. Melekler gelir sonra sen nesin? O der ki diyor.
Filancanın yaptığı zikir. Melekler döner. Ya Rabbi sana malumdur ama işte dile dökülür ki bize ders olsun. Dile dökülür ki bize anlam olsun, mana olsun. Dile dökülür ki bize öğretiyor. Sana malumdur ama filanca kolunun zikridir. Allah der ki diyor. Sorun ne istiyormuş? Melekler gelir sorarlar. Ne istiyorsun? Sakinleşmen için. O der ki diyor. Beni zikredeni affetmesin istiyor. Bakın zikredeni hazir etmesin. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. Allah der ki.
Ey melakelerim. Söyleyin. Sakin olsun. Kulun onu daha zikretliyam. En hızlıca cehennem ateşini söndürendir gözyaşı. Hidreten yerinden oynatan. Arş ağlayı ırgalayandır. Mü'minin duası. Işık hızıyla yukarılara gider. Işık hızıyla ötelere gider. Dünyadaki insanı müşter. İşte padişah namaz kılıp, ağlayıp, dua edip, zikredip, feryat edince uyukulayıverdi bir an. Uyuklama bazen Rabbin müjdesidir.
Uyuklama, uykusuz halde dayanamayacağın tecelliyatların tecelli edeceği andır. Daha pişmemişin ya, sana uykuda gelecek. Daha ermemişin ya, sana uykuda tecelli gelecek. Erseydin, uyanıkken gelecekti. Daha Musa gibi Tur-i Sina'nın tecelliyatına dayanamayacaksın. Bayılıp kalacaksın ya, senin bayılıp kalmaman için Muhammed ümmetisin ya, sana Muhammed ümmeti olduğun için Muhammed-i Mustafa'nın yüzüstü ümmetine uykuda tecelliyat geliyor.
Uykuda manevi halleri seyrediyorsun. Eğer biraz daha pişmiş olsaydın, gözü açık görecektin pirifanileri. Biraz daha pişmiş olsaydın, yolda yürürken Muhammed-i Mustafa'nın peşinde yürüdüğünü görecektin. Eğer biraz daha pişmiş olsaydın, peygamberlerle beraber nasıl sohbet edildiğini gözü açık görecektin. Eğer pişmiş olsaydın, düştüğünde İsa Aleyhisselam gelip başını okşacaktı senin.
Sabret diyecektin. Gelişime az kaldı diyecektin. Eğer pişmiş olsaydın, Musa Aleyhisselam gelip elinden tutacaktı. Diyecekti ki, sen de buna sabret. Bu da geçecekti. Sakın ha! Kendini bu noktada diyecekti. Sabır deryasından dışarı atma. Ne diyecekti İsa Aleyhisselam? Sabret! İstersen diyecekti. Havarilerime inen sofra sala da insin. Gözünün önünde tecelli edecekti. İstersen diyecekti. Sana öğreteyim. Git kabristanların başına. Kültü biiznillah de. Bak kabirdekinin sesini duyacaksın. Onun görüntüsünü göreceksin. Haşa! Kabirdeki ayağa kalkacak diyecekti.
Buna uyanıkken geliyor tecelliyat. Küçüksün çocuğun büyüyeceksin. Sana ağrı şart. Nefsinle mücadele edeceksin.
Nefsinle mücadele ederek... ...birden savaşacaksın. Şeytanla da savaşacaksın. Nefsinle de savaşacaksın. Cidilerle de savaşacaksın. Yürü daha yolun var senin. Sen nefsinle mücadele ederken... ...mücadele edeceksin.
Sen canını da... ...mücadelen devam edeceksin. O yüzden de rüyamda görüyorsun sadece. Rüyamda görmekten geç. Hakikate geç. Perdeyi aş. Hz. Muhammed'i Mustafa altı ay rüyamıyor hakikatleri. Altı aydan sonra rüya bitti. Seninki altı sene... Hadi seninki altmışsın olmasın. Rüya bitsin.
Gözüm aç. De ki gözüm açıkken seba ettim. Gözüm aç.
İşte o padişah... ...gözü açık değil de... ...öyle bir uykuya dalıverdi. Altını verdi. Hadi biz onun yakaza hali diyelim. Oturursun da... ...hadi gece yarısı... ...herkes yatmıştır, uyumuştur ya... ...âşıkla ayakta durması lazım. Oturmak farzdır. Namazda oturmak farz olduğu gibi... ...zikrederken oturuşun da farz olur. Sen namazdaymış gibi oturursun zikre. Sakın edebini bozma. Her ne kadar Allah yanlarınızın üzerinde... ...ayaktayken, otururken... ...sırt üstü yatarken de... ...Allah'ı zikredin demişse de... ...sen oturarak zikretmeye gayret et.
Yuku sana basıncaya kadar... ...uyurken de edebli uyu. Zikrederekten uyu... ...karnını çek... ...ayaklarının karnına doğru. Allah'ı zikrederekten uyursan... ...zikrin uykuda da devam eder. Manevi haller uykuda da devam eder. Manevi tecerriyatlar uykuda da devam eder. Uykuyla uyanıklının arası kalmaz. Dinleyeceksen kulağını aç ve dinle. Ahlakça edebimizin dini yoktur. Gelmiş o.
Pir yüz. Öğlesine ağlarsın. Başlangıçta rüyanda o pir yüzdüğü gösterir. Görmeyeceğim deme. Göremedim deme. Gösterilmedi deme. Göremedim çünkü. Tövbe etmedin çünkü. Haksızlık ettin. Zulmettin. O yüzden görmedin. O yüzden göremedin. Gösterilmedi deme. Sultanlar sultanı. Dua edenin duasını kabul eden. Tövbe edenin tövbesini kabul eden o. O zikredeni zikreden. Zikredeni zikreden o. Sensin yalancı o. Hani geldi ya birisi. Allah Resulü'ne sallallahu aleyhi ve selamat etmen dedi.
İhsal oluyor mu diye. O da ona dedi ki var şerbeti içi. İki gün sonra geldi. Dedi ki geçmedi ya Resulallah. Allah Resulü dedi ki Allah doğru söyledi. Senin miden yanlış dedi. Senin bağırsakların yalan söylüyor dedi. Allah doğru söylüyor dedi. Allah doğru söylüyor. Zikredeni zikreder. Allah doğru söylüyor. Tövbe edenin tövbesini kabul eder. Allah doğru söylüyor. O vadinde haktır. Kim dua edersen kabul eder. Ama sen dua et. Duanın canı o. Ama senin tövbe. Nereden demem. Ne dedi Hz. Muhammed Mustafa? Mezarlığın kenarından geçerken mezardakinlerin halini söyledi.
Ve dedi ki eğer sabun olursanız benim gördüğümü görürsünüz. Yol açık. Sen de diline hakim ol. Gözü açık görenlerden ol. Sen de tövbene hakim ol. Gözü açık görenlerden ol. Sen de takvana hakim. Gözü açık görenlerden ol. Din saklı gizli değil. Din apışar. Aşikar meydanda. Açık meydanda. Din gizli değil. Senden gizli. Sen kör gözlüsün. Senden gizli. Sen amalardan olmuşsun. Senden gizli. Neden? Sen çünkü perdelilerden olmuşsun. Otur. Allah'a düzgünce zikret. Perden açılsın. Tövbe. Perden açılsın.
Bak Hz. Mevlana diyor ki. Namaz kıldı padişah. Ne için? Cariyeci hasta oldu. Cariyecinin hastalığının şifa bulması için. Ey neyi sevdin de onun için ağladın? Eğer sevdiysen onun için ağladıysan o sevdin. O sevdin. Senin. Hani gelmiş sufinin birisi. Üstadına demiş ki efendim sultanım ben aşıkım. Neye oğlum demiş. Ayşe'ye efendim demiş. Ayşe'ye aşıkım. Gir oğlum demiş. Çilhane burada. Girmiş derviş çilhaneye. Demiş efendim zikrinle. Neye ya Ayşe oğlum demiş. Kapatmışlar çilhanenin kapısını. Ekmek yok su yok. Derviş başlamış. Ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe.
Sabah namazı okunmadan kapıyı tık tıklamış birisi. Tık tık tık. Derviş açmış kapıyı bir bakmış ki Ayşe kapının önünde. Üstadın da gelmiş. Evlanım. Ayşe'yi sevdin. Ayşe'yi istedin. Ayşe geldi demiş. Ayşe Allah'ı sevseydin. Ayşe Allah'ı isteseydin. Ayşe geldi. Dersenak sevgim amcısın. Bir dahi yol bulur. Kim buldu o yolu?
Sen ne dedin sen? Erkeği. Kerebin üzerinde yol buldu. Mecnun Leyla'nın üzerinden yol buldu. Eğer gerçekten yol bulacaktın. Ama sen hiç kimseyi sevemedin. Ve sevemezsin. Ne dersin? Sen için mangal gibi yürek lazım. Kadın erkek. Yürek için ciğerini yakman lazım. Sevseydin. Sevdiğin. Ve dedi ki Sufi. Üstadım, sultanım. Ben mecaza kanmışım.
Ben Allah'ı istiyorum dedi. Üstad dedi ki ona. Kapat kapıyı. Gir çilehaneye. Allah be. Çilehane senin gönül odandır. Bir bak kalbine. Senin kalbinde neyin sevgisi var? Bir bak kalbine. Kalbinde neyin sevgisi var basmakta? Neyi seviyorsan, dilinde o var senin. Zikrin de o, fikrin de o. Sev yeter ki. İşte padişah, cariyecini sevdi. Cariyecini sevince onun hastalığına dayanamadı. Sen hangi sevdiğinin hastalığına dayandın? Sen hangi sevdiğinin hastalığı için oturup ağladın? Sen hangi sevdiğin için gecelerini gündüz ettin?
Hangi sevdiğinin yolunu dümdüz ettin? Hangi sevdiğinin yolunu da bekledin? Padişah, padişah kan bak. Secdelere vardı cariyeci için. Ağladı, göz yaşı pınar oldu. Arş anayı titretti. Duası kelebek gibi uçtu. Bak, Allah'ın katına ulaştı. Ve Cenab-ı Hak ona rüyasında müjdeyi verdi. Dedi ki, işte bu ak sakallı kiv-i fâni senin derdine dermandır, ilahtır. Padişaha, al padişah dedi müjde. Dili kabul oldu. Allah dedi bu müjdeyi. Dili kabul oldu. Yarın sana bir garip gelirse bizdendir o. Bak, padişah öylesine feryat figan etti. Rüyasında Allah ona müjde verdi.
Rüyasında ona hitap etti. Dedi ki, bir elçimi gönderiyorum sana. Dedi ki, benden olan birini gönderiyorum sana. Dedi ki, sana bir peygamber halifesi gönderiyorum. Dedi ki, sana bir pir gönderiyorum. Dedi ki, sana bir veli gönderiyorum. O bizdendir. Onun sözü bizim sözümüzdür. Onun deyişi benim deyişimdir. Onun eli benim elimdir. Onun kulağı benim kulağımdır. Onun ayağı benim aç. Onun gönlü benim gönlümdür. Onun gözü benim gözümdür. O benimle görür. Benimle işitir. O benimle söyler. O benimle tutar. O benimle görür. Peygamberlerin mayadan yaratılmıştır.
Peygamber değildir ama peygamber varis. Beni İsrail peygamberlerine eştir. Beni İsrail peygamberlerin hesabesindendir. Onun sözü sakın ha. Kale almamazlık etme. Benim sözümdür. Sakın ola ki ona düşmanlık etme. Bana düşmanlık etmiş gibi olursun. Kim benim velime düşmanlık ederse yırtıcı aslının avlından intikamını aldığı gibi intikamımı ben alıverir. Onun intikamını ben alırım. Kim onu sevindirirse beni sevindirmiş gibidir. Kim onu üzerse beni üzmüş gibidir. Kim ona zarar verirse zarar vermiş gibidir. Kim ona faile verirse. Kim onun dedikodusunu etti. Kim ona iftira attı bana iftira ettir. Benim gıybetimi edelim de bunu sen düşün.
Allah öyle diyor. Allah öyle diyor. Kim benim velilerime savaş açarsan ben de onlara savaş açarım. Kim onlar öyle kullardır ki yağmur yağsın dediğinde Allah lafını geri çevirmez. Yağmur yağdır veririz. Allah'ın öyle kullarımız. Onlar çok azdır. Hazreti Peygamber diyor ki kırk tanedir onlar. Otuzlu İbrahim gönüllüdür. Bir rivayette yirmisi İbrahim gönüllüdür. Tanesi Musa gönüllüdür. Onların bir tanesi zamanın kutbudur. Üç tane de üçler denir. Biri sonunda biri sonunda. Birer tane sonunda birer tane sonunda beşler olur.
Birer sonunda birer sonunda yediler olur. Ondan sonra kırk kişi olur. Onlara kırklar denir. Onlar ricali kayıptır. Onlar seçilmiştir. Allah onları ayırmıştır kendine. Onları seçmiştir kendine. Ahmet Mehmet onları veli etmez. Hatça kadın, Ayşe kadın onları veli etmez. Onları veli eden Allah'tır. Onları o makamı çıkaran Allah'tır. Onları o kullarla bu makamı. O yol üstadların yoludur. Velilerin yoludur. İşte Hz. Allah o padişaha rüyasında diyor ki yarın sabahleyin senin derdine derman olacak.
Ulan gelecek. O diyor bizdendir. Gelirse işinin ehli bir hekimdir o. Gerçek bil onu. Emindir çünkü. Gerçektir o. O emindir. Sen o senin malında değildir gözü. O senin mülkünde değildir gözü. Senin karında, kızında, kısrağında gözü yoktur onun. Senin paranla, fırında gözü yoktur onun. Senin zenginliğinmiş, fakirliğinmiş onu ilgilendirmez. Sen erkekmişin, kadınmışsın onu ilgilendirmez. Sen çok biliyormuşsun, çok az biliyormuşsun onu ilgilendirmez. O emin insandır. Sen ona bir kuruş teslim et, iki kuruş al hatta. Kazan doğurur onda. Onda kazan doğurur. O kimsenin parasına, kuluna, malına, mülküne bakmaz.
Emin insan. Hani diyor ya, ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki insanlar derler ki filancı yerde bir emin insan var. İşte o emin insanlardandır o. Ve gerçektir. Hayal değildir. O gerçektir. Dokunursun. Vardır o. Öyle işte mezarlarda arınmaz öyle insanlar. Geçmişlerden değildir onlar. Yaşayandır. Her daim yaşayan Allah'ın böyle velileri vardır. İlacında hiçbir bağla bağlanmayan sihri gör. Bir ilaç verir, hiç bağ bağlayamazsın onu. O bakarsın herkes işte bir hap içerir, o sana su içerir, ilaç olur. O sana zehir verir, sana panzehir olur. Sana panzehir verir, sana zehir olur.
Onun ilacının aklı hayal yoktur. Onun ilacının bir hukuku yoktur. Özeldir, özeldir o. Özeldir. Bir yere bağlamaya çalışma aklınla. Bir yere bağlamaya çalışırken, çalışırsan iflas edersin. Onda Allah'ın gücünü seyretsen. Onda Allah'ın gücünü seyredir. Çünkü Allah, ona kendi gücünden güç vermiştir. Diyelim, o sözleşme geldi, çattı da devam edelim haftaya inşallah. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.