Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mehdiyet · 14 Ekim 2023 · 43:32
Bu muhafaza evlesi, Cenâb-ı Hakusman'a evleniriz. Hadis şerifleri açıklar mısınız? Şu kadar kişiye gönderirseniz, istedikleriniz duvarlarınız kabul olacak deniyor. Bizden açıklarsanız seviniriz. Değerli kardeşler, aynı şekilde bana da geliyor. İşte bu hadis şerifi on kişiye göndeririz, işte şöyle oldu da, göndermeyen böyle oldu da, hani o meşhur şeyler var ya böyle, bunu yedi kişiye ulaştırdı, yedi kişiye ulaştırmadı, birinci, birinci öldü, yok trafik kazasında gitti, yok top patladı, yok yan yaptı, yok camına battı. Bu Hristiyan kültüründe var. Bu kültürü bizim içimize de katıyorlar şimdi.
Yani işte hadis şerifleri, hadis şerifler üzerinden, bunu şöyle yaparsan böyle olur da, böyle yapmazsan da şöyle olur da, yapmayanlar şunu oldu, yapmayanlar bunu oldu, Allah muhafaza eylesin. Böyle şeylere asla inanmayın. Din bu değil. Bir kimse bir hadis şerifi bir başkasına öğrensin diye artarır. Bu ilimdir. Veya kim, işte kırk tane hadis hıfz eder, ezberler, onu bir başkasına anlatırsa ona cehennem ateşi haram olur der hadis şerifler. Eyvallah.
Bunlar tamam ama öldürdü, yok bunu üç kişiye gönder, yok bunu yeni kişiye gönder, işte filanca göndermedi, ondan sonra bankadaki parası battı, filanca göndermedi, çocuğu öldü, filanca işte böyle yaptı. Yolda giderken arabasını taklattı, bunların hepsi de şeytani, hepsi de nefsani, hepsi de dinle, diyanetle alakası yok, uzaktan yakından yok yani. Allah muhafaza eylesin. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin hadis şerifleri insanların başına bela açmak için, musibet açmak için değil ki, insanlar ölsün diye değil ki Allah muhafaza eylesin. Neden üç vakit namaz kılarlar bu mezhebi dinen cahil müdür? Şia, gerçek şia üç vakit namaz kılmaz. Gerçek şia namazı beş vakit kılar.
Şia, Hz. Ali Efendimiz'e fazla muhabbet beslemekten kaynaklanan doğmuş olan siyasi bir hiziptir. Dini bir hizip değildir. Bu siyasi hizip sonradan dinileşmiş, din olarak, mezhebi olarak ayrılmışlar, mezhepsel bazı rezervlikleri vardır. Biz şimdi şianın hepsini reddedersek ayağımız yere basmaz. Şianın içerisinde bir kısmı bozuk yanları vardır, sakat yanları vardır, düşünce olarak. Veya bazı ameller noktasından ayrıldığımız yerler vardır. Bu şia üzerinde fazla konuşmak istemiyorum. İstemeyişimin sebebi şu, ümmet-i Muhammed'in şu anki acil bir meselesi değil bu. Ümmet-i Muhammed birlik ve beraberliğini muhafaza edecek, birlik ve beraberlik halinde yürümeye gayret edecek. Şu anda ümmet-i Muhammed'in yeteri kadar uğraşacağı, yeteri kadar mücadele edeceği alan var. Kendi kardeşleriyle uğraşması yanlış. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah.
Bir abinin belinde problem varmış. Amel olması gerekiyormuş. Abdest alırken ayaklarına doğru bükülüp yıkayamıyormuş. Sadece su tutursak olur diyor. Olur. Önemli olan o kimsenin uzmanın yıkanmasıdır. Yıkamak oraya temiz su değdirmektir. Eliyle olmak sünnettir. Bir kimse yüzünü lavabonun altına tutmuş olsa, yüzü yıkanmış olsa, yüzü yıkanmış olur abdestler. Veya elini, kolunu lavabonun altına tutmuş olsa, eliyle hiç bir hareket etmemiş olsa yani eliyle ovalamamış olsa abdesti abdesttir. Ovalamak sünnettir. Bunu iyi anlayın. Şimdi mesela bir kimsenin gusül gusül olur mu niyet etse, denize girip çıksa gusül olur mu? Bu da onun gibi. Eee denize girip çıktı ovalandı mı? Hayır. Bir kimsenin abdest uzunluklarını yıkarken ovalaması sünnettir.
Ellerini işte hilallemek sünnettir. İşte yüzünü oynatmak sünnettir. Dirseklerinin üstüne kadar eliyle ovalamak sünnettir. Ayaklarının parmak aralarını hilallemek sünnettir. Parmak aralarını. Ayak parmak aralarını hilallemek, aralarını yıkamak sünnettir. Ha onun değişik hikmetlere ayrı mesele. Biz sünnet olarak yaparız onu. Hikmetlerine binayı yapıyoruz. Hiçbir hikmeti de olmamış olsa Resulullah sallallahu ve selam olarak böyle yapmış. Biz de öyle yaparız. Sünnettir. Bakın yıkamak farzdır. Ovalamak sünnettir. O zaman bir kimse kolunu tutsa lavamanın altında kolunu yıkamış olur. Ayağını tutsa çeşmenin altına ayağını yıkamış olur. Veya temiz bir kovanın içerisinde ayağını soksa çıkarsa ayağını yıkamış olur.
Abdeste abdest olur. Firmaların ev, otomobil vesaire gibi kampanyalarına katılmak örneğin kısa mesaj gönder otomobil kazan gibiydi. Ve kazanılan ödülün nevi nedir? Kampanya, doğruluğun katılmak doğruluğun. Normalde bu tip şans olmadığı müddetçe. Hani kumar, toto var ya, pardon toto demişim, milli piyango var ya, milli piyango da şey var. Söyleyerek şans var, dönecek birisi parayı kazanacak gidecek. Öbürkü kampanya yapıyor. Diyor ki işte, bizim müşterilere ben yılda beş tane şey dalıtacağım, otomobil dalıtacağım. Kim adını, soyadını, telefonunu, adresini yazdırırsa bu çekilişe katılacak. Bunda bir şey yok. Buna katılmak için beş kontrol vereceksin. Buna katılmak için on kontrol vereceksin derse, bu sefer bu kımara geliyor yine.
Bakın bu farklı bir şey. Ama bir firma var. Mesela diyelim ki bir süper market. Diyor ki yıl içerisinde beş müşterime ben işte beş bin binallık alışveriş fişi vereceğim. Beş müşteriye. Kime ben kemirsek? Yani altı bir şey istemiyor müşterilerinden. Beş tane müşteriyi içerisinden seçecek. Bu caiz. Hediye veriyor, ödüller veriyor. Ama firma müşterileri ellişer milyon verip beşer yüz milyonluk hediye çekip kazanacak.
Bu kımara giriyor. Bir başkası da elli milyon veriyor çünkü onun elli milyonunu ütüyorsun sen. Firmanın cebinden hediye o değil. Bir başkasının cebinden kumara girmiş oluyor. O caiz değil. Allah bizi affetsin. Yoksa mesela bu tip eğer ki tüketiciler, avdatma başvuru işin içerisinde tüketiciler ceplerinden bir şey vermeden firmadan bir şey alıyorlarsa bu hediyedir. Ama siz cebinizden bütün tüketiciler veya oranın müşterileri ceplerinden belli bir ücret de değil. Çekilişe katılıyorlarsa o kumara girerim cahil olmaz. Allah bizi affetsin. Sohbetlerde okuduğumuz hadislerin Deccal ve Süfyan kaynağını arınabilir miyiz? Saygılarımla. Normalde bu Deccal ve Süfyan'la alakalı kaynaklar işte Buhari'de var. Bir kısmı Müslüm'de var.
Temmizi'de var. Ondan sonra bir kısmı Cemil Fevaif var benim son zamanlarda hit olan hadis kitaplarından birisi. Onda var. Bir kısmı Suiyeti'nin eserlerinde var. Bir kısmı. Bu toplama benim bu okuduğum hadisler, okuduğum şeyler. Bu noktada o kardeş kimse benimle direkt irtibata girerse inşallah ona Allah izin verirse kaynaklarımı gösterir. Cessate nedir? Pakistan'da Deccal görüntü deniliyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Senin Pakistan'da görüntü denilen şey herhalde benden çıkma galiba. Veyahut da bana gönderdiler mi? İşte ben de birkaç yere gönderdim. Ondan sonra. O olabilir. Orada bir şey var bana gelende. Ben de birkaç arkadaşa gönderdim onu zaten. 12-13 yaşlarındaki bir çocuk kresmi. Çocuğun tam iki kaşının ortasında bir tane göz. İki gözü de yok.
Deccal tarifine uyuyor. Ve Pakistan'da o çocuk devamlı yüzü örtülü büyüyormuş. İşte sonra yüzünü görmüşler. İşte kovmuşlar. Oradaki ağrımlar toplanmış. Onun Deccal olup olmadığı hakkında tartışmışlar. Sonra kaybolmuş ortaya. Şu anda kayıp. Ben tarihini okuyamadım. Ne zaman oldu? Ne zaman gitti? Nasıl oldu? Ama Deccal tarifine uyuyordu. Gerçek Deccal mıdır? Değil midir? Deccal'ın benzeri midir? Onu Allah bilir. Eşim sizin sohbetlerinize düzenli gelen, sizi çok seven birisi her sözünüzü uygulamaya çalışıyor. Ama akrabaları olan bayanları gördüğünde mutlaka tokalaşıp sarılıyorlar. Dün yardımda kötü niyetli değilim diyor. Yapımcı olur mu?
Kötü niyetli değilse sarmaşacak, yatacak. Ya benim bazen cevabımdan bak enteresan gelirdim. Hakkını zelal ediyor. Ya bir başkasının niyeti kötü mü ki? Benim niyetim kötü mü? Bir başkasının niyeti kötü mü? O zaman hiç kimsenin niyeti kötü değil. Herkes birbirinden sarılsın, sarmaşsın, yatsın. Din o değil ki. Din o değil. Din, kendi kurallarına uymak.
Bizim niyetimiz kötü diye mi namaz kılıyoruz şimdi biz? Öbürkünün niyeti kötü değil, o namaz kılmıyor. Bizim niyetimiz kötü, biz namaz kılıyoruz. Veya öbürkünün günahı yok, namaz kılmıyor, biz günahkarın namaz kılıyoruz. Veya öbürkün çok iyi bir kul, biz kötü bir kuluz o yüzden namaz kılıyoruz. Allah haram etmiş kardeşim. Resulullah yasaklamış. Hiç kimseyle tokalaşmamış. Sahabeler tokalaşmamış. Sahabelerden sonra gelenler tokalaşmamış. Ondan sonra gelenler, gelenler, gelenler, … hiç tokalaşmamışlar. Şimdi 5-10 senedir bu monta çıktı. Tokalaşıyor millet. Sarmaşıyor. Çapçup yanağından öpüyor. Evlenenler öyle diyor buna şimdi. Evleniyor musun? Evleniyorsun. Çok abiyane gelecek. Hakkınızı helal edin. Çok özür dilerim.
Adamın hanımına desen ki getir hanımının yanağından öpeyim, vurmağa kakar seni. Kalkar mı? Kalkar. Veya kadına desen ki, bir kadın gelse, kadının kocasına dese ki, getir kocanın yanağından öpeceğim dese, adımı paramparam parçalar. Parçalar mı? Parçalar. Bu kim olsa parçalar. Evleniyor bizim gençlerimiz, evet. Orada gelinle damat dikeliyor, evet. Daha kendileri öpmediler yanaklarından, öbürlerinden. Gelen öpüyor, giden öpüyor, gelen öpüyor, giden öpüyor. Kalbi temiz. Bir benim temiz. Bizim arkadaş evlenecekti. Gençlik de var o zaman. Arkadaşa dedim ki, hanımın yanağından öpüsem ne yaparsın şimdi? Ya abi ne diyorsun ya dedi. İyi oğlum ben senin ağabeyim. Bana ne diyorum diyorsun dedim ben.
Elin adamını öptüreceksin şimdi herkese orada. Hakkınızı bir bileziye öpecek. Kimisi bir yüzüğe öpecek. Kimisi bir altını öpecek. Kimisi on liraya öpecek. Kimisi elli liraya öpecek. Öpecek. Doğru mu? Herkese kalbi temizli. Ya ben kimsenin suizanını almıyorum ki. Lah mı bu? Alacağım bu düğün töreni. İyi öbürkese bayrağı.
Veya düğün töreniyle yolda karşılaşmanın arasında bir fark mı var? Allah muhafaza eylesin. Yatmayın kardeşim. Tokalaşmayın. Tokalaştırmayın. Bazı erkekler de böyle şey, erkek. Kendisi tokalaşıyor. Kalbi temiz. Kendi sarmaşıyor. Kalbi temiz. E hanımın da sarmasın. Hanımına gelince çok affedersiniz hırırırır. Ne oldu? Hanımının kalbi pis mi? Seninki temiz neyle? Alo ile yıkanmışlar. Omo ile yıkanmışlar. İkisini Yahudi. Ben iki daha temiz. Ben ev savunundan kullanıyorum abi. Allah muhafaza eylesin. Uzak durun. Yasaklarına riayet edin. Ona riayet edin.
Resulullah sallallahu ve sellem hazretenin çizdiği çizgiye riayet edin. Riayet edin. Din o. Yoksa herkesin kalbi temiz. Söyleyecek bir lafım yok. Hiç kimsenin kalbini temizleyip olmadığını dair elimizde bir ölçü aleti de yok. Kalbinin üzerine koyalım. Sende yüzde otuz kebirlik var diyelim. Böyle bir şey de yok zaten. Allah muhafaza eylesin. Bu Süfyanî ile olan dersi bitirecektik. Yani ilk on yılı konuştuk aslında biz. Yani bu önümüzdeki on yılı konuşmaya gayret ettim ben. Yoksa Allah affetsin. Böyle bir komple bununla alakalı sohbet değildi ama baktım Süfyanî ile alakalı bir ders daha yapmış olsak Süfyan konusunu bitirmiş olsak. Hiç olmazsa bitireyim de dedim bir sefer daha.
Bir keşe daha beni dinlesinler dedim inşallah. Allah bize affetsin. Evet Süfyanî bir ordu göndererek Medine'den Beni Haşim'den kim varsa öldürülmesini ister. Beni Haşim'den ele geçirilenler öldürülür ve geride kalanlar dağlara kaçarak Mehdi, Mekke'de çıkana kadar saklanırlar. Mehdi zuhur ettiği zaman Medine'den kaçan bu insanlar Mekke'de onun etrafına toplanırlar. Hemen bunun hakkında bir hadis daha söyleyeceğim, onun sonu toparlayacağım ikisini. Hazreti Ali'den nakletmişler. Medine'ye gönderilen bir ordu, Beni Haşim'den kadın ve erkekleri öldürür. Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellama dedi, ehlinden bir kısmı da isir alır.
O zaman Mehdi ve arkadaşları Medine'den Mekke'ye kaçarlar. Süfyanî ise onları yakalamak için bir ordu gönderir. Ancak onlar mescid-i harama varmış olurlar. Şimdi burada iki tane bunun gibi daha birkaç tane de hadis var. Almadın bunları buraya ver. Buna benzer. Demek ki Süfyan Medine'den Peygamber sallallahu aleyhi ve sellama hazretlerinin soyundan olan insanları katletmek için ordu gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellama hazretlerinin soruyu var. Ya Resulallah biz senden sonra senin ehli beytini nasıl tanırız ki? Başka bir adi şerifte. Allah Resul diyor ki kim Kur'ana ve sünnete sımsıkı yapışırsa o benim ehli beytimdir. Yani ehli beyt olmak sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellama hazretlerinin sülalesinden gelmekte hayırlı olmaz.
Muhakkak Kur'an ve sünnete uyuması gerekir bu kimsenin. Ve kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştıysa o ehli beyttir. Bu noktada bazı ehli tasavvuf bu sımsıkı ve dosdo yapışanların Allah'ın veli kulları olduğunu ve veli kullarının hepsinde ehli beyti olduğuna dair iddia koymuşlar ortaya herhalde. Bu iddiaları tartışmak istemiyorum şimdi. Asıl burada başka bir konuya gelmek istiyorum. Bu bizim anlattığımız büyük süfyan. Yan gelecek olan son süfyan. Bunu şöyle yorumlamamız mümkün. Medine eski devleti aynı zamanda yerleşme bir yerleşme yerleşilmiş olan şehir. İnsanların toplu oturduğu bir şehir manasına gelir. Ve bu büyük manada Medine münevvere de gerçekleşecek ama yerli süfyanlar her Müslüman topluluğunun içerisinde bulunan Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanan liderlerle, önderlerle, imamlarla mücadele edecekler ve savaşacaklar.
Büyük süfyandan önce olan hadiselerle oluyorlar zaten. Bir süfyanlar, bir de yerli süfyanlar var. Kim Kur'an ve sünnete savaş açtıysa o yerli süfyanır. Kim o savaşı destekliyorsa o onun askeridir. Şimdi o zaman yerli süfyanlarda bunu böyle de anlamamız mümkün. Ben biraz da bunu böyle anlıyorum zaten. Yerli süfyanlar da o zaman Kur'an ve sünnete kim? İman edip, Kur'an ve sünnetin anlaşılması, yaşanılması ve yaşatılması için mücadele ediyorsa yerli süfyanlar da onlarla mücadele edecekler.
Bu mücadele devam ediyor zaten. Kaç yıldan beri devam ediyor? Seksen yıldan beri devam ediyor. Yani ikinci, bin dokuz yüz on yedi, kırk yıl kayarsanız üzerinde ne yapar? Dokuz yüz elli yedi, kırk yıl daha koyarsanız ne yapar? Doksan yedi, iki kırk yıl bitmiş. Mehdiyet'i üç kırk yıl olarak görürüm. Mehdiyet birinci ve ikinci kırk yılını bitirdi. Üçüncü kırk yılına gidiyor. Bin dokuz yüz doksan yedi miydi? Doksan yedi, kırk daha ekonomi üzerine.
Otuz yedi, bin dokuz yüz otuzdan sonra dikkatli olun. İkinci on yıl anlatıyorum. Bin dokuz yüz, iki bin yedi, ikinci on yıl ne yapar? İki bin on yedi yapar. Üçüncü on yıl ne yapar? İki bin yirmi yedi yapar. İki bin yirmi yediden sonrası Allah kerim. Yirmi yıl. Benim de hesabım tutak tutmaz, yanlıştır, doğrudur. Bin dokuz yüz on yedi, elli yedi, doksan yedi, otuz yedi. Öyle değil mi? Tutak tutmaz, ayrı mesela. İkinci Dünya Savaşı kaç? Bin dokuz yüz on üç mü? Pardon birinci saat, birinci Dünya Savaşı bin dokuz on üç. On dört mü? On dört. Oradan itibaren olun. Kırk da elli dört, kırk da doksan dört, kırk da iki bin otuz.
Ben mehdiyeti üç tane kırk bölüme ayırıyorum. Kırk yılıya ayırıyorum. Üç tane kırk iki yüz yirmi yıl olarak ayırıyorum. Hayırlısı inşallah. Şimdi bu yerli Türkiye'ler bunlarla zaten mücadele ediyorlar. Geriye baktığınızda bunları görürsünüz. Her İslam ülkesinden. Görürsünüz her İslam ülkesinden. Osmanlı'nın yıkılışı bin dokuz yüz kaç? On üç zaten öyle değil mi? Evet. 1913'deki Dünya Savaşı Osmanlı'nın yıkılışıdır. O bin dokuz on dört'tür. Ondan sonra ileri doğru gerildi. Demek ki meseleyi toparlayalım. Demek ki o Süfya, yani o son gelecek olan Süfya, Medine'ye girip Medine'de Müslümanları katletecek. Ve Medine'de Müslümanların içerisinden mehdi ve yedi tane arkadaşı Mekke'ye kaçacak.
Mekke'ye kaçacak. Ve Medine'dekiler Mekke emirinden onları isteyecek. Devam ediyoruz. Bir halife olur. Medine'lilerle savaşır. Medine ehli kendilerine karşı bir ordunun gelmekte olduğunu haberini alınca, İçlerine yedi kişi Mekke'ye giderler ve saklanırlar. Medine reisi, Mekke reisinin bu yedi kişinin kendisine ulaştığında öldürülmesini ister. Bu durum Mekke reisinin alanına gider ve bir gece kendisine sığınan bu yedi kişiye önce serbestsiniz, emniyette gidiniz der, onlar çıkarlar ancak sonra ikisini geri çağırarak birini öldürür. Diğeri kaçarak arkadaşlarına yetişir ve hem beraber Tayyip'e giderek dağlarda barınırlar. İnsanlar onlara irtibat kurar. Mekke'lerle savaşırlar.
Fakat esir düşerek Mekke'ye geri getirirler. Bu yedi kişinin başkın öldürülür ve geride kalırlar. Beydağlar ordunun matmamaya Mekke'de kalırlar. Bu artık dediğim on yılın sonlarında aslında ikinci on yılda bu. Üçüncü on yılda olacak olan mesele bu. Ama meseleyi toparlamak için söyledim. Devam edeceğim buna. Çünkü Süfya meselesi bitecek. Süfya'nın bu ordusu, hani böyle bir kocaman bir ordusu var ya, içinde yabancıların da bulunduğu. Çok güçlü, kuvvetli, önüne geçti, yıktı, yaptı ordu. Kadınları, erkekleri katletti ordu. Medine'yi katlettikten sonra, Medine'yi katlettikten sonra Mekke'yi de Beytullah'ı, Mekke'yi işgal etmek için, orayı yakıp yıkmak için yola çıkar.
İlk yola çıktığında, burası ikicikli, bir savaş olur diyenilerin, ikinci orduyu toplar ve ikinci orduyu toplayınca Mekke'ye doğru ordu yorulurken yolda bakar. İlahi er yordamıyla. Allah o orduyu boz. Hadis-i şerifte Allah Resul diyor ki, Ümmü Seleme'den rivayet etmişler. Bir gün Peygamber, Ümmü Seleme'nin evinde uyurken birden uyanarak, biz Allah içiniz ve Allah'a döneceğiz dedi. Ümmü Seleme niçin böyle dediniz ya Resulullah dediğinde, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azletler buyurdu ki, Medine'li bir şahsı aramak için Irak tarafından gelen bir ordunun sebebiyle ki, Allah-u Teala ordudan o şahsı korur ve onlar zul hüleytler, beydaya geldiklerinde yere batırılırlar. Onların önde olanları, arkadakilere yetişemedikleri gibi, arkadakiler ve ödekilere kıyamet gününe kadar yetişemezler.
Yani bu ordu, Kabe'yi işgal etmek için yola çıktığında yolda batırılan ordu, Süfyan'ın ordusu, bakın Deccal'ın ordusu değil daha bu. Daha Deccal yok meydanlar. Bu Süfyan'ın ordusu. Daha Süfyan'la uğraşıyoruz. Bu önümüzdeki on yıl, Süfyan'la uğraşacağımız yıl, Süfyan'ın ordularının, Süfyan'ın askerlerinin katliamları, yıkmaları, şehirleri yok etmeleri, insanların dinlenme imanlarından uzaklaştırmaları, dindarları katletmeleri, dindarlara karşı kan kuşturmaları, dindarları bu noktada silindir gibi ezme çapalarının olacağı yıl var.
Bu önümüzdeki on yıl. Bu önümüzdeki on yıl, İran'ın, Suriye'nin, Türkiye'nin ve Arap Yarımadası'nın ve Doğu'nun, yani Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, buralarda devamlı savaşın olacağı yerler. Devamlı buralarda savaş olacak. Önümüzdeki on yıl. Yani birisi biterken öbürkü başlayacak. Öbürkü biterken öbürkü başlayacak. Yıldırım gibi. Durmayacak hiç. Duruyor mu? Afganistan'da oldu durmadı, Irak başladı. Irak'tan şimdi başlayacak Suriye, İran. Türkiye zaten yirmi yıldan beri savaşıyor. Yirmi beş yıldan beri Türkiye'ye savaşıyor zaten. Bu savaşlar, Hünan'da öyle, Filistin'de öyle. Şimdi Yemen'de başlayacak.
Suudan'da öyle. Bu savaşlar bitmeyecek. Önümüzdeki on yıl. Bu bölgede komple, süfyan, ordularıyla ne yapacak? Hem yerli, hem yabancı ordularıyla komple, Ümmet-i Muhammed'i bu noktada katletmek için, şehirleri yerle bir etmek için savaşacağız. Irak'ta şehir kalmadı, taş taş üstüne kalmadı. Afganistan'da şehir kalmadı, taş taş üstüne kalmadı. Şehirler yok oluyor. Yani bugün şehir var, akşamına pike yapıyor bütün uçaklar, şehir yok ertesi gün. Bugün şehir var, İsrail uçakları pike yapıyor, ertesi gün şehir yok. Hatta derme çatma, çatırlarını dahi vuruyor var. Şehirler yok oluyor komple. İçme suları, kanalizasyon suları, elektrikler, her türlü alt ve üst yapıp katlediliyor.
İnsanların namusları katlediliyor. Namusları. 50 bin kadın kuyuş tuzağına düşmüş. 50 bin kadın Suriye'de kuyuş yapıyor. Yokluktan bitav düşmüş. İnsanların. Türkiye'nin ordusu, Beydah denilen yerde batırılacak.
Mekke ile Medin arasında. Süfyan bir ordusunu ne gönderecekti? Türkiye'ye. Siyah bayraklar. Önümüzdeki 10 yıldan sonraki olacak olan şeylere onları da anlatacağım inşallah. Bu konuyu bitireyim artık. Baştan sona. Bitirmeyecektim de bitireyim. Bu yıl bitsin bu mesele. Bir daha bir daha sormasınlar bana her. Süfyan'ın ordularıyla savaşacak olan, karşı ordular olacak. Onlara da gel. Önümüzdeki derslerde. İnşallah. Başka bir noktadan inşallah. İbn-i Abdullah nakletmiş bunu.
Aynı şeyleri söylüyor. Ve birisi diyecek ki, Mekkelilerin haline bir kimse bağıracak. Ya o orduyu görecek. Decek ki, vay Mekkelilerin haline ne kötü bir şey, ne acı bir şey. Bu ordunun önünde hiçbir şeyin durulması mümkün değil. Ve o orduyu, batışını da bir çoban seyredecek. Hadi şerite diyor, bir çoban diyor, orduyu bir bakar ki, aydınlık bir gecede, ay ışığında bakar ki, koca bir ordu gidiyor. Çoban diyor, o orduyu görür. Gözlerini açıp kapatınca kadar, bir kısa bir mülisette bir bakar ki diyor, ordu bakmış, yok olmuş. Ve koşar diyor, ordunun olduğun yere. Bir bakar ki diyor, yorganın yarısı dışarıda, yarısı içeride. Onu çekmeye çalışır diyor. Asla içinden çıkabız, onu çekemez. Ve o bakmadan iki kişi kurtulacak.
İki kişi. Koca ordudan iki kişi kurtaracak. Ha bu iki kişi derken, bu şahıs olabilir. Bu bir haber kaynağı olabilir. Bunlar televizyoncu olabilir. Bunlar ne bileyim işte canlı yayınlıyorlar ya, savaşları canlı şimdi. O canlı yayınlayanlardan olabilir. Birisi diyor, Süfyan'a haber götürür. Kötü amaçlıdır. Birisi de diyor, Mekke'ye haber götürür. İyi amaçlıdır. Süfyan'a haber götürür. Süfyan üzülür. Ona gider der ki diyor, ordun battı. Bir tanesi diyor, koşu koşuya Mekke'ye gider. Der ki diyor, size gelecek olan ordu battı. O zaman Mekke emiri der ki diyor, işte bize vaat edilen zaman gelmiştir. Bize vaat edilen olaydı buydu. Yani, bir işareti, biz işareti aldık der diyor.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Ebu Hureyre de bu noktada bir şey nakletmiş. Diyor ki, şu beyda bir ordu gelir, ancak beyda da yere batar. Demek ki o beyda denilen yerde, o orduda ne olacak? Yere batırılmış olacak. Evet kardeşler, Süfyan'la alakalı mesele, hemen hemen bitti sayılır. Bundan sonra, Süfyan'a önümüzdeki hafta, inşallah Allah'tan bir şey gelmezse, Süfyan'a karşı savaşan orduların özelliklerini anlatacağım size. Bunların özellikleri ne? Bunların umutları nokta ne? Şimdi siz zannediyorsunuz ki, her savaşan Süfyan'a karşı savaşıyor. Öyle değil mi? Öyle değil gerçekten. Kimisi parası için, kimisi ırkı için, kimisi normalde orada başka derin güçlerin, görevlerini yerine getiriyorlar. Süfyan'a karşı savaşan insan, kendi dindaşını öldürür mü?
La ila illallah Muhammedun Resulullah diye kimseyi öldürür mü? Kendisini öldürür mü? İslam'da sivili vurmak yoktur. İslam'da kadınları, çocukları, ihtiyarları, eli silah tutmayanları ve elinde silah olmayan bir kimseyi öldüremezsiniz. İslam dini katliamcı değildir. Yani birisi gelecek burada şimdi, biz canlı bol mu yapacak, katliam mı yapacak din adına. Bizim dinimizde böyle bir şey yoktur. Karşımızdaki bizim dinimizden olmasa dahi, kadınsa, çocuksa, silahsızsa ve bizimle mücadele etmiyorsa, biz onu öldüremeyiz. Bizim onu öldürmemiz haram, yasak. Bu din değil. Silahsız insanları öldürmek din değildir. Silahsız insanlara kalkıp da, otobüste bomba patlatmak, otobüste bomba patlatmak, veyahut da işte bir kafeye gidip bomba patlatmak, veyahut da insanların alışveriş ettiği yerlerde bomba patlatmak din değildir.
İslam'ın böyle bir sistemi yoktur. Oysa da biz öyle katledemeyiz. Haram bize. Vesellem Hazretleri gönderdiği bütün ordulara, Hanife, Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali ve ondan sonra Hanifeler, Vasiler, Ebeviler, Osmanlılar hiçbir zaman kadınları katletmemişlerdir, çocukları katletmemişlerdir, ihtiyarları katletmemişlerdir.
Elinde, elinde silahı olmayan, elinde silahı olmayan insanları katletmemişlerdir. Ağaçları, yeşillikleri, tarım alanlarını, insanların yiyip içeceği malzemeleri, malları katletmemişlerdir. Bu din değil. Bu din değil. Dünyayı çekip, orada sivil insanları öldürmesi, Hanifeler, Şafiye'ye mahallecekler diye
kendileri askerlerle böyle başlamıştır. Çünkü dinle biz savaşırız. Bize silah çekmeyenler ne yapma kardeşim silahını. Sen elini silahını atmadın müddetçe senin elini beline atar da bu ayrı bir şeydir.
Bir de silah çekmezsen, meclis sana yediririz, diçeririz, besleriz, başımıza tac ederiz, misafir ederiz deriz. Osmanlı'da, bir yıl, altı yüz yıl Osmanlı'nın içerisinde kalan hangi ırka, hangi din, dindaşlara zulmedilmiş? Yok. Bir sınıf vatandaşlar. Akınlıktan Türkiye'de bir sınıf vatandaş şu anda. Okulları özel, ibadethaneleri özel, vakıfları özel. Sivilleri katletmek. Kim katlederse katlesin, melondur o. Sivil katledilmez. Ve şu anda Süfyan katlediyor. Evet katlediyor. Kafirler, Filistin'de Yahudiler katlediyor. Evet katlediyor.
Afganistan'da, Irak'ta katlediliyor. Allah intikamını aldıracak, merak etmeyin. Başına Allah bir zalim tayin eder. O zalimle zulmedenen intikamını alır. O zalimin başı kılıç tayin eder. Kılıçla da zalimden intikamını alır. Ondan sonra döner zalimden kendisi intikam alır. Hiçbir zaman havada kalmaz.
Müslümanlar ne kendilerine zulmedecekler, ne başkalarına zulmedecekler. Biz zulme uğrayacağız. O zulümle mücadele edeceğiz. O zulümle mücadele edeceğiz. O zulümle savaşacağız. Ama biz belden aşağı vuranlardan olmayacağız. Biz çoluklu, çoluk çocuğu katletmeyeceğiz. Biz kadınları, ihtiyarları katletmeyeceğiz. Biz pastanede oturmuş, pasta yiyeni insanları katletmeyeceğiz. Bunlar kim olursa olsun. Biz alışveriş merkezinde kendilerince alışveriş edenleri katletmeyeceğiz. Kendimiz kartlı olsa, çocuklarımız kartlı olsa dahi, kanımız aksa, ciğerimiz yansa dahi, biz onların yaptığını yapacağız, biz onların seviyesine inemeyiz. Biz zalimlerden olamayız. Biz zulmedenlerden olamayız. Gayrimüslim, kafirlerin veya o zalimlerin yaptığı seviyeye düşemeyiz.
Birisi size küfrederse, siz de küfrederseniz ona aynı seviyedesiniz. Seviyenizde bir fark olmadı. Birisi size hakaret etti, siz de hakaret ettiniz. Farkımız yok ki. Siz geldi, ısırdı, siz de gittiniz, ısırdınız. Bir fark yok. Bir fark var mı? Yok. O zaman müminin farkı olacak. Birisi ısıracak, diyecek ki bu it. Çok affedersiniz. Ben de ısırırsam ben de it seviyesini inirim, diyecek. İte kemik yakışır, diyecek, geçecek. Biz kemik yalamayız. Bizim kemiğe ihtiyacımız yok. Bizim postlara ve insanlığa ihtiyacımız var. Bizim sevgiye, muhabbete, kardeşliğe ihtiyacımız var.
Biz ısırmayız. Hayır. Hakaret edeceğiz, biz de hakaret edeceğiz. Ne farkımız kaldı? O adama sövüyor. Neden sövdün diyor, o bana sövdü ya diyor. Ve kardeşim onun seviyesine indin senden. Sövdü, sen de sövdün, onun seviyesine indin. Ne farkın kaldı arada? Ha sen dergissin diye senin sövmen daha mı cilade olacak? Allah bize affeyesine. O yüzden unutmayın. Hazreti Mevlana ne kadar güzel söylemiş. Demişler ki ya bir edebi nereden öğrendin? Edepsizlere baktım, yapmayaraklarını öğrendin demiş. Biz yapmayarak öğreneceğiz. Evet bizi hak demiyorlar şimdi, zulmediyorlar. Biz mücadele edeceğiz. Ama helal dairede, doğru dairede mücadele edeceğiz. Allah bizi onlarla meylesin inşallah.
Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Allah razı olsun, el-fatiha, ama selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.