Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 40:06
Tasavvuf bir sır değildir. Tasavvuf, dinin içerisinde insanların öğrenimine açık olmayan, gizemli bir şey değildir. İnsanların tasavvufu tarih boyunca sanki insanların öğrenimine kapalı, belirli bir gizlilik içerisinde yürütülen bir ilim olarak görmüşler.
Bu noktada ilmin hangi boyutu olursa olsun, hangi dairesi olursa olsun, öğrenmek isteyen herkese o ilim açıktır. Siz hangi noktada mücadele etmek isterseniz, mücadelenizin ve kabiliyetinizin neticesini alırsınız. Eğer ki herhangi bir ilim, mücadelenin ve kabiliyetinin neticesinde ulaşılamıyorsa, o bir ilim olmaktan çıkar.
Böyle bir şey de yoktur zaten. Bir şey yaratıldıysa, var ise, insanlar o yaratılanı öğrenme, o yaratılanı bilme, bilgilendirilme noktasında kapı açıktır. O kimse mücadelesini, gayretini ve kabiliyetini o noktada kullanmamıştır. Eğer ki ulaşamadıysa buna. Tasavvuf bu manada dinin dışında bir şey de değildir. Dinin üstünde bir şey de değildir. Dinin altında olan bir şey de değildir. Yükseklik, alçaklık noktasında. Tasavvuf, belki de dinin özüdür. Veyahut da dinin kalbi mesamesinde olan bir şeydir. Bu manada tasavvuf, dış ahkam olarak Kur'an ve sünnet-i seniyeye uymak, iç ahkam olarak Kur'an ve sünnetin hedef ve ahlakına sahip olmaktır.
Ahkam olarak, dış olarak Kur'an ve sünnetin zahiri bilgilerine sahip olmak, iç bilgi olarak da kalbin, kalbin içine tecelli eden, sevgisiyle teşh-ü neva olan ilme sahip olmaktır. Bu manada tasavvufu tarif ederken veyahut da yaşar iken sakın aklınıza bazı sapıkların veyahut da yoldan çıkmışların, hidayetsizlerin, uğrayanların yolu gibi görmeyin.
İçindeymiş gibi görünen, dindeymiş gibi görünen, onu takip ediyormuş gibi görünen veyahut da indirilen kitaba inanıyormuş gibi görünen nice delalet ve sapıklıklar olmuştur. Eğer o delalet ve sapıklıklar olmasaydı, yeni bir peygambere, yeni bir dine, dinin yenilenmesine ve yeni bir kitaba ihtiyaç duymazdı.
Dini değiştirmeye çalışanlar, dini değiştirilerken, dini din adına değiştirmişler. Yorumlarlarken, dini din adına yorumlamışlar. Ve sapkınlığa, delalete, oradan düşmüşler. O yüzden sakın ha, savvufu nitelendirirken, şekillendirirken, veya savvufun içselliğine bakarken, asla ve asla din zahirinden kopuk, dinin batınından kopuk bir oluşum olarak aklınıza getirmeyin.
Tasavvuf bu manada, sizin vermesinin içsel tecelliyatıdır. Tasavvuf bu manada, de ki, Allah'ı seviyorsanız, bana uyun hadisi şerefinin, içsel hem de dışsal tecelliyatıdır. Yani insanlar, kalbi yolda yürürlerken, Muhammed-i Mustafa'nın, akizlerine uymak zorundadırlar. Bu noktada, bir kimse, Allah'a imanı, Kur'an ve sünnetle, sınırlayacaksak, sünnetin, içsel hem de dışsal, bütün hükümlerine uymak zorundayız. Yani biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, getirdiği dini, onun üzerinden tecelli edendiğinin, hem içsel, hem de dışsal, bütün hükümlerine uymak zorundayız.
Bu manada, tasavvuf yaşanacaksa, Muhammed-i Mustafa'sız bir tasavvuf, Mustafa'sız bir din, Muhammed-i Mustafa'sız bir yol, Muhammed-i Mustafa'sız bir iz, mümkün değildir. Bu manada, sünnetlerine, hem de, içsel, batin dediğimiz, o sünnetlere uymaktır. Bunlar, nice delalete uğramış, sapıklığa uğramış, zümreler ve topluluklar uğramış. İp'in özünü kaçırmışlar, din adına, bir şey yaşanırken, insanlar kendilerini, belli bir doktrine, belli bir inanca, belli bir felsefeye bağlamazlar ise, onların yolları delalete uğrar.
Bu yol, sünnettir. Sünnetin içinde olan bir şeydir. Kur'an-ı sünnetin içinde geçmez ise, orada heva ve heves galiptir. Orada şeytaniyet galiptir. Orada cinni taifesinin kafirleri galiptir. Orada deccaliyet galiptir. Kafirler galiptir. Orada sünnetin dışında, bir takım görüş ve düşünceler, bir takım fikirler galiptir ki, onlar delalete uğramışlardır.
Sapıklığa uğramışlardır. Onların tasavvufla, ilgi ve alakaları yoktur. Bu manada tasavvuf, ve sünnet iman, iman kaideleri olan, bütün hayra, şerre, kadere, iman gerekir. Ve farzlara tabiyet gerekir. Bir kimse, namazsız tasavvufu yaşaması mümkün değildir. Namazsız Allah'a usta doğması, namazsız içselliğe dönüşmesi, namazsız kalbi bir yol yürümesi mümkün değildir. Bir kimse, haramlarla iştigal ederekten, kendisini cennet yolunda saymayacak. Haramlarla iştigal eden bir kimsenin, tövbeye ve haramlardan geri dönmeye ihtiyacı vardır. O kimse, hem ehli tasavvuf olup, hem de haramlarla yüz yüze, kol kola, iç içe yaşaması mümkün değildir.
Ve onun adı tasavvuf değildir. Onu kendi adına, kendi nefsinde, haklı çıkartması mümkün değildir. Hiç kimse bunu, kendi nefsinde haklı çıkarmaya çalışmayacak. Hiç kimse, hiç kimse, sünnet-i Resulullah'tan uzaklaşaraktan, kendisine ehli tasavvufun deme hakkına sahip değildir. Hem zahiri noktada, hem batili noktada, bizim uyacağı bir yerdir.
İmah da sorunlu ve zorunlu olduğu bir noktadır. O yüzden, şunu eleştirelim, sizin üzerinde ve benim üzerimde. Bize Kur'an yeter diyebilirler. Siz Kur'an'ı eksik görüyorsunuz diyebilirler. Siz Kur'an'ı yetersiz görüyorsunuz diyebilirler. Bunun için size savaş açabilirler, bana savaş açtıkları gibi. Bunun için sizinle mücadele edebilirler, benimle mücadele ettikleri gibi. Bu bizi yolumuzdan, biz sünnet-i Resulullah'a gayret edeceğiz. Gücümüzün yettiğince, bile bile sünneti terk, yine buradan bağırarak, haykırarak sesleniyor. Sünnet-i Resulullah'ı terk, günah-i kebahir'dir. Zaten siz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini iç edemezsiniz, yok sayamazsınız.
Resulullah'ı yok sayıyor, küfür hükmündedir. Siz iman tecid-i nikah gereklidir. İstedikleri kadar bana meyillatsınlar, istedikleri kadar beni eleştirsinler. Ülümün sonuna kadar, bak benim bu noktadan, inşallahurrahman duayı geri çevirmesin. Söz bir marifet ve sesesidir.
Sünnete, sünnetin öz, Muhammed-i Musa, o zarif, o şerbet olan, izinden, aşkından içmek zorundadırlar.
Siz zahiri olarak, uyuyacaksınız. Batini olarak duymak zorundasınız. Onun batini uygunluğu, onun haliyle hallenmektir. Marifetin özü odur. Eğer ki Muhammed-i Mustafa'yı göremiyorsanız, Muhammed-i Mustafa'yı zikrullah halakasında konuşamıyorsanız, Muhammed-i Mustafa'yı elinizden tutup sizi bir yerlere götürmüyorsa, Muhammed-i Mustafa sizin dilinize, gönlünüze, kalbinize, misafir olmuyorsa ve Muhammed-i Mustafa'sı, Mustafa'yı da geçiriyorsanız, eğer ki bir ay geçiriyorsanız, bir yıl geçiriyorsanız, bir gün geçiriyorsanız,
eğer ki bir sabah geçiriyorsanız, vallahi ahirette bunun çok, çok pişmanlığını duyacak. Aslında görme, onu haliyle hallenme, kalbine tecelli etme, onun içinde, içsel olarak muhabbetini kuram, anlamaktan güçsüz çekeceklerdir. Şeytanın oyuncağıdır, bir konar teccalın oyuncağıdır. Dini muhafaza eden, dini koruyan, dinini muhafaza ederken, Muhammed-i Mustafa'nın üzerinden dinini korur ve muhafaza eder. İlmi koymuş, o ilmi öyle bir delillendirmiş, ücretlendirmiş ki, Muhammed-i Mustafa'yı bir delil, bir hücret etmiş.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ağzından, hayır hevesinden konuşmaz. Ne müjdedir? Konuşuyorsan, vallahi o maruz.
düşünülmesi mümkün değildir. Muhammed-i Mustafa, o dergâh'a girdiği zaman, Muhammed-i Mustafa'nın varıyla sınırsız yerde, Mustafa'sız yürümen, Muhammed-i Mustafa'sız anlaman,
Muhammed-i Mustafa'sını, şeytaniyete verdiklerinden, fikirlerini, kalplerini, vücutlarını, evlerini, parklarını, hayatlarını, ve caliyete vakfettiklerinden dolayı, bunu anlamaları mümkün değildir. Kardeşlerim, insanlar gelip geçecektir, duracaktır.
Gelip geçeceğiz, bu dünyadan yürüyüp gideceğiz. Hapçı olacak. Hepimiz için bu dünya bir gün son olacak. Hepimiz için. Hadi demiş ya, Cebrail Aleyhisselam, bir gün ayrılacaksın. Ne kadar yaşarsan yaşa, bugün bu dünyadan da ayrılacaksın. Yaşayın, bu dünyayı bırakıp gideceksiniz. Ne kadar kimi seviyorsanız sevin, bir gün ondan ayrılın, bu dünya olarak. Eğer sevginiz hakikiyse, sevginiz kalbiyse, sevginiz maneviyse, sevginiz ayaklarınızın üzerine bastıysa, o zaman ayrılık yok, ahiret haversiniz. Dünyadan haber, kimi seviyorsanız, bu sevginiz her ne kim ise, her ne ise, her de billahi de, dünyadan da ahiret, vallahi gözünde göreceksiniz onu.
Yalnız bırak, Muhammed-i Mustafa, ümmetine hep şefaatçi, hep hidayetine vesile, hep kurtulmasına vesile, hep duasına vesile, hep affına vesile, hep müşkülatlarına vesile olarak, ebediyen, ebediyen, ümmetin başında hazır ve nazir olacak.
Onun vazifesi bitmedi. Nasıl ki yaratılmışların evveli, nasıl ki yaratılmışların evveli, nasıl ki Adem yaratılmazdan önce, o daha peygamber idi, hiçbir şey yaratılmazdan önce, o peygamber şey son buluncaya kadar, o yine şey yeniden yaratıldığında, yeniden ilk önce o yaratılacak. Ve o yaratıldığında, onu kimler seviyorsa, onu kimler kol kola, onunla gezdiyse, onun misafiri olacak, onun arkadaşı, onun dostu olacak. belki de bir Ebu Vekir olamayacağız. Belki de bir Ömer olamayacağız, Osman olamayacağız. Belki de Zeynep olamayacaksınız.
Güvelliye olamayacaksınız. Seviyorsanız, onu göreceksiniz. Onu seviyorsanız, edeceksiniz. Onu seviyorsanız, çantresinden, ve onu hala da sevmeye gayret ediyorsanız, ve az da olsa, onun sünnetlerine bağlı kalıyorsanız, ve az da olsa, izine iş sürüyorsanız, ve az da olsa, onun kokusunu arzuluyorsanız, hissediyorsanız, ve az da olsa, bir kez gel, gecemin gündüzü ol diyorsanız, bir kez gel, kışının baharı ol diyorsanız, bir kez gel, karanlığının güneşi ol diyorsanız, merak etmeyin, o sizin yanınızda olacak.
Garip kalabilirsiniz, kimsesiz kalabilirsiniz, yapayalnız kalabilirsiniz, hiç kimseden, hiçbir şey beklemeden, Muhammed Mustafa'nın, yolunda yürümeye gayret edin. Tek başınıza kalın, hiç bakmayın. Siz doğru yol yüzünden yürüyorsanız, gidiniz yol hakikat ise, gidiniz yol doğru ise, merak etmeyin, bundan geri durmayın. Yerilebilirsiniz, yerilebilirsiniz, sünnet ise, istikamet kuran ve sünnet ise, yürüdüğünüz yol, aldığınız nefes, yediğiniz yemek, içtiğiniz su, kuran ve sünnet ise, bahtiyar olun, o hazır ve nazir sizi bekleyecektir. Bahtiyar olun, o kollarını açıp sizi bekleyecektir.
Bahtiyar olun, siz Allahümme sallallahu aleyhi ve sellemine muhabbet derken, başınız doğuşacaksınız. Bahtiyar olun, siz, ve insanlar size deli derken, size atıp tutarken, size yanlış gözle bakarken, kadınlarınız sizden uzaklaşırken, aşırken, halki virüslüymüş gibisiniz, sokaklarınızda evde, işyerlerinizde, işlerinizde, güçlerinizde, hep o yalnızlığı hissederekten, nefes alıp veriyorsanız, Allah sizinle, şüpheye düşmeyin, Resulullah sizinle.
O garipler pek, o kimsesizlerin kimsesi, o insanları terk ettiği din üzerinden, insanların saymadığı, kimselerin yanında, merak etmeyin. Önünüzü Muhammed Mustafa'ya bağlayın. İçinisi Muhammed Mustafa ile doldurun. İçinisi Muhammed Mustafa ile doldurun. Kalbinizi Muhammed Mustafa ile doldurun. Attığınız adını Muhammed Mustafa'ya gör, attığınız nefesi Muhammed Mustafa'ya gör. Asıl bir yol, asıl bir iz, mümkün değildir. Nasıl inandıysa, o neyi nasıl yaptıysa, o nelere kızdıysa, o nelere sevindiyse, o nelere üzüldüyse, o neleri hoş gördüyse, o neleri tatlı gördüyse, o nelerle beslendiyse, evet onunla uyumaya çalışın.
Kendini gibi beslerin. Varsın insanlar size ne diyorlarsa desinler. Onun sevdiklerini sevin. Varsın insanlar ne diyorlarsa desinler. Dünya geçici, her şey kalıncı sanki burada. Sanki her şey kalıncı, siz geçincisiniz. Dünya geçici diyor, dünya kalıncı, biz geçici. Dünyada devamlı kalacak olanlar, dünyayla ne kadar ilgileniyorlar, sevgilensinler. Yani dünyayı sevme manasında diyorum. Bırakın dünyayı tapacak olanlar, tapacaklar, şeytana tapacaklar, puta tapacaklar, ata tapacaklar, insanlara tapacaklar, heva ve heveslerine tapacaklar. Allah'a tapın. Resulullah'ın yolundan gidin. Resulullah'ın yolundan gidin. Yol baki. Hani Geylan Hazretleri, çekti gitti. Yol baki.
Hanım Rufay Hazretleri, çekti gitti. Yol baki. Yol baki. Hanım Usta Efendi Hazretleri, hani Bekir Baba. Yol baki. Ailenin, Bedevilerin, Dostikilerin yolu. Yol Şazilerin yolu. Yol Üstadenin yolu. Bu yol Emir Sultan Hazretleri'nin yolu. İsmail Hakkı Burseverin yolu. Koskoca bir yol. Bir yol. Başlangıcı iman. Başlangıcı iman. İmansız bir yolda yürümek mümkün değil. Bu yolun ortası amel.
Bu yolun ortası amel. Bu yol ahlak, edep, ayağı, serp. Bu yol aşk, aracısını hesapsızca sevmek. Bu yol delicesine hesapsızcasına uymak. Bu yol delicesine hesapsızcasına mal ve sünnetin noktasında gitmek. Gelin. Berneğinizi bulmak istiyorsanız Kur'an ve sünnete uyun. Kendinizi bulmak istiyorsanız Kur'an ve sünnete uyun. Beni güvenmek istiyorsanız Kur'an ve sünnete uyun. Büyütmek istiyorsanız Kur'an ve sünnete uyun. Beni kuvvetlerdirmek istiyorsanız Kur'an ve sünnete uyun. Kardeşler, öbür boyu ömrüm sağ olunca sohbete geldiğinizde, zikrullah'a geldiğinizde nasıl 20 yıldan beri bildiğince, yapabildiğince, el verdiğince, gücümü yeddiğince Kur'an ve sünnete uymaya çalıştıysam, bundan sonra da aynı yolda yürüyeceğimi inşallah urahman Allah nasip etsin.
Yolun Kur'an ve sünnet. Başka bir yol bilmiyorum. Başka bir yol öğrenmek de istemiyorum. Başka bir yolu tanımak da istemiyorum. Başka bir yolda acaba burada ne varmış diye de bakmak istemiyorum. Çünkü, çünkü Kur'an ve sünnete uymak, insanın şerefse dünyanın en büyük şerefi, ahiretinde en büyük şerefi. Haklarınızı helal edin. Sorularınızı da bakmak isterdim. Ama bu akşam müsait olmayacak herhalde. 3 inzat rahatlığa şeref edin. İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli Hazretleri'nin ruhlarına
hedin edin, vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Amin. Ve dar eyle ya Rabbi, fayızatlarını, himmetlerini, şeffafatlarını üzerlerimizden eksik enleme ya Rabbi. Amin. İki ilah bir fâsıhat. Amin. Pirimiz Seyyidatul Kadir Geylani, Pirimiz Seyyidahmedel Rufay, Seyyidahmedel Bedevis, Seyyid İbrahim'i, Dostuki, Şah-ı Reser-i Şah-ı Şah-ı Şah-ı Şah-ı Muhammed-i Bahad-dini, Şah-ı Mevlana, Celalettin Rumi, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Mehmet-i Muhittin İftada Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hediye rüvası ve sedar eyle ya Rabbi.
Amin. İftar eyle ya Rabbi, fayızatlarını, himmetlerini, şeffafatlarını üzerlerimizden eksik enleme ya Rabbi. Amin. İki ilah bir fâsıhat. Amin. Geçmiş Mürşid-i Kamilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Mükminlerin Ruflarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Canımız, Sultanımız, Bayındırlar Mustafa Efendi Hazretleri'nin Ruhaneti Hüseylerine, Mehdi Adalüs'ün Ruhaneti Hüseylerine, Yaşam Mürşid-i Kamilerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Mükminlerin Ruhaneti Hüseylerine, Surik aleminde gelmiş geçmiş Osman Ali'den gelmiş geçmiş,
Çakrabahat tarikatımızdan gelmiş geçişlerin ruhlarına, Ruhanetlerine, Ayrane eyle, Gazir ve sedar eyle ya Rabbi. Amin. Vezar eyle ya Rabbi, fayızatlarını, himmetlerini, şefatlarını, Eyleylerimizden eksik enleme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah. Elhayr ve yuvvetüyle minillahimine şeytanu radî. Bismillahirrahmanirrahim. Estağfurullah. Elhayr ve yuvvetüyle minnettir.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.