mustafaozbag.org

1. Mesnevi Şerhi (1-9 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Temmuz 2020 · 22:39

Hz. Mevlânâ'nın meslebesini dinle ile başlamış. Buraya bir tane saat koymamız lazım ya da içeriden bana bir saat verin. Ben şimdi başlarsam kimsenin hakkına, hukukuna diye tecavüz etmeyeyim. Dinle, bu neyi nasıl şikayet etmek ediyorsun? Ayrılıkları nasıl anlatıyorsun? Diyor ki, beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp dinlemiştir, kadınla.
Ayrılıktan şahrem şahrem olmuş bir gönül isterim ki, iştiyak derdini anlatayım onu. Hz. Mevlânâ, Mesnevisine dinle diyerekten özelen bir şeyi vurduruyor. Diyor ki, dinle. Arkasından önemli bir şey söyleyeceğim. Arkasından mühim bir şey diyeceğim. Arkasından muhakkak ve muhakkak çok kıymetli sözler söyleyeceğim. Eğer bu çok kıymetli sözleri algılayabilmeniz, anlayabilmeniz, bunları idrak edebilmeniz için gür dikkat, bunun üzerine yoğunlaşmanız lazım. Gür dikkat, bunu iyice kendinize sımsıkı bir şekilde adapte edip, bunu gez göz arpacık yapıp, nişanınızı almanız lazım. Dinleyin. Ya bu ney şikayeti var? Bir ney var şikayetçi. Bu şikayeti onun bir şeyi şikayet etmek değil.
Allah'u alem. Ya halini arz etmek. Ve bu ayrılıktan şikayet ediyor. Şikayetin ayrılık. Bir şeyden ayrılmış. Bir şeyden ayrı düşmüş. Bu ayrı düştüğünden dolayı bu ayrılığıyla inim inim iniyor. Bu ayrılığı için feryadına feryat ekliyor. Ve diyor ki, bu feryadından diyor, ben ayrıldığından beri bu feryadından kadınlar, erkekler inledi.
Kadınlar, erkekler bu feryadıma ağladı. Ben öyle bir ağ, benim ağımdan dağlar titredi. Orlarını indirdi. Ben öyle bir ağ çektim. Uludağ'daki karlar erimeye durdu. Ve gelen geçen, duyan duymayan, bilen bilmeyen herkes bu feryadıma ağladı. Herkes bu feryadıma, bu hıçkırığıma, bu derdime kulak kesildi. Onlar da benim gibi, benim derdimle dertlendiler. Ama ben bu derdimi anlatmak için yine birisini isterim ki ayrılıktan gönlü şahrem şahrem olsun. Ben isterim ki beni anlayan birisi olsun. Ben isterim ki beni dinleyen birisi değil, anlayan birisi olsun.
Beni anlayabilmesi için onun da bir ayrılık acısı çekmesi lazım. Beni anlayabilmesi için onun da kamışlıktan kesip, yollara revan olması lazım. Beni anlayabilmesi için o kimsenin benim derdimle dertlenmesi lazım. Hani Nasrettin Hoca minareden düşmüş ya, herkesin başına toplanmış. Hoca demiş ki bana bir minareden düşen getirin. Beni ancak o anlar demiş. Hani bir insanın bir acısı, bir sancısı olur ya, o acıyı, sancıyı ancak çeken bilir ya. Der ki, ancak benim acımı o anlar. Hani dişiniz ağrılır ya, dişiniz ağrıldığında beyninize zonklar ya, beynimiz dağılacak gibi olur. Ancak bir dişi böyle beynini zonklataraktan ağrıyan sizi anlayabilir. Hani sizin böyle bir baş ağrısı, ne diyorlar beynin?
Migren. Hani insanın migreni tutar ya, migreni tutunca kafasını duvardan duvara vurmak ister ya, ancak ona migrenli bir kimse ona anlar. Migreni olmayan bir kimse ona anlayamaz. Aksak yürüyeni ancak aksak yürüyeni anlar. Bir gözü görmeyeni ancak bir gözü görmeyen anlar. Ağmayı ancak ama ancak ama an. Cimri ancak cimri anlar. Cömert ancak cömert anlar. Aşığı ancak aşık anlar. Zalim ancak zalimle dost olur. Zalim zalimle dost olur. Zinacı zinacı ile dost olur. Zinacı en iyi anlayan zinacıdır. Fahişeyi en iyi anlayan fahişedir. Kımarbazı en iyi anlayan kımarbazdır. Namaz kılanı en iyi anlayan namaz kılandır. Geceleri kıyamda duranı anlayan ancak geceleri kıyamda durandır.
Gündüzünü oruçlu geçirenleri anlayan ancak gündüzünü oruçlu geçirenlerdir. Borçluyu ancak borçlular anlar. Kanserliyu ancak kanserliler anlar. Herkes onun derdine ortak olmak ister. Belki de onun derdini dinlemek ister. Ama anlamak için yaşamak lazım. Yaşamıyorsa anlamıyordur. Yaşamıyorsa hissetmiyordur. Yaşamıyorsa asla var asla. Derinlemesine nüfuz etmiyordur. Rüzgar gibi yalar geçer. Nasıl rüzgar kayanın üzerinden tozu alır gider ancak o olur. İşte diyor ki Hazreti Mevlana. Bu ayrılık derdine düşmüş insan ararın ki. Gönlü şahrem şahrem bu ayrılıkla yarılmış olsun. Gönlü şahrem şahrem bu ayrılıkla acımış olsun.
Beni anlıyor. Gerisi bunun haliyle hallenmez. Gerisini anlatırsın. Anlattıktan bir dakika sonra seni unutacaktır o. Derdini anlatırsın birisine. O derdi, o dert de o dertli değildir. O derdi bilmiyordur. O derdi bilmediğinden senin yanında ahvah edecektir. Senin yanında ayrıldıktan sonra unutacaktır seni. Ancak dostlar unutmaz. Ancak aşiklar unutmaz. Ancak veliler unutmaz. Ancak peygamberler unutmaz. Ancak dertinle, dertlenenler unutmaz. Onların gecesi, gündüzü hep o dertlerle dertlenmektir. Onlar ancak bu meseleyi anlarlar.
Geri kalan, geri kalan anlamaz. Derdini hiç dert görmemiş insana anlatma. İçini açma ona. Sırrını hiç sır tutmamış kimseye anlatma. Hiç sırrı olmayan anlatma. Neden? O sırdan anlamaz. Sen cimriden cömertlik bekleme. Anlamaz o. Sen cömertten cimrilik bekleme. Anlamaz ki onu. Bilmez o. Bilmez. Kinden dostluk ve hain dostluğu bilmez ki. Dosttan da hainlik beklemez. O hainliği bilmez. İşte bir ayrılık açısı yaşamayan, bir ayrılık açısı bilmeyen bunu anlamaz. Ve ayrılık açısı varsa ve ayrıldıysa bir kimse onda muhakkak iştiyak vardır. Onda yeniden vuslat özlemi vardır.
Onda yeniden beraber olma özlemi vardır. Onda yeniden beraber olmanın aşkı, heyecanı, iştiyakı vardır. O durduğu yerde durmaz. O yine vuslata ermek için ayağını hep yere vuracaktır. Yine vuslata ermek için hep kulaç atacaktır o. Yine vuslata ermek için hep adım atacaktır, koşacaktır. O yüzden Cenab-ı Hak Rusisi kullarına demiştir aslında. Koşun Allah'a diye. Herkes Allah'a koşmaz. Onlar ha koşarlar. Yeniden vuslat şerbetini içmek için. Açısını dindirmek için koşmaz onlar. O vuslat ümidiyle koşarlar. Vuslat ümidiyle yürürler. Onları koşturtan da o ayrılık açısıdır. İşte Hazreti Mevlana diyor ki aslından uzak kalan kişi yine buluşma zamanını arar.
O aslından ayrılmış ya, o kamıştıklardan kopmuş gelmiş ya ve kamıştıklardan kopmuş gelirken de onca derti çekmiş ya, önce çileyi çekmiş ya, onun bağrına bağrına demirleri kızdırıp yakmışlar ya, bağrını denmişler ya onun, onun kafasını koparmışlar ya, kuş kafası koparır gibi, kafasına da bir zimane takmışlar ya, o zimaneden de ses çıkarmaya çalışmışlar ya, yakmışlar onun bağrını. Yanmış bağrı. O hep özlem içinde. O hep işliyak içinde. Yine bir an gelse de yine o hal ile hallensem diye. Yine an gelse de ben yine oraya gitsem diye. Hazreti Mevlana Mesnevisinin başka bir beytinde der ki ben seninle orada ne kadar mutluydum. Ben seninle o kadar ne kadar huzurluydum. Ben seninle o kadar ne kadar tatlıydum der.
O günün özlemini yaşar. Ve o günün özlemini çeker. fırsatı olmuş olsa bir anda perdenin öbür tarafına geçiverecektir. Çünkü Hazreti Peygamber demiştir ki dünya bir cifedir. Aşıklara cifedir. Dünyayı sevenlere dünya sultandır. Dünyayı sevenlere dünya saraydır. Ama aşıklara dünya cifedir. O yüzden Hazreti Mevlana Zeriat-i Rum Hazretleri özünden kopar. yerinden yurdundan kopar. Yine yerine yurduna dönmek ister. Buradaki yerden yurttan kasıt zahiri insanın memleketi değildir. Zahiri vatanı değildir. Vatanı asli olan manevi alemdir. Yani ruhlar alemidir. O ezel alemdir.
O ebed alemdir. O kimse yeniden oraları gitmek ister. Ben her toplulukta ağladım. İnledim. İyi halilerle de eş oldum. Kötü halilerle de. Sızladım. İyiler de bana dost oldu. Kötüler de bana dost oldu. Herkes benimle kendince benimle halleşmeye çalıştı. Kötü baktı benimle halleşmeye çalıştı. İyi baktı benimle halleşmeye çalıştı. herkes kendini zannınca bana dost oldu. Herkes iyisi de kötüsü de kendini zannınca ona dost oldu. Herkes kendini zannınca dost oldu bana. İçimdeki sırlarım sağ kimse alamadı. Herkes kendini bana dost oldu.
Herkes kendince bana arkadaş oldu. Kötüsü de geldi bana arkadaş oldu. İyisi de geldi bana arkadaş oldu. Herkes kendi zannı üzerine Allah'a dost olur ya kendi zannı üzerine Allah'a yakındır ya hiç namaz kılmıyordur. Hiç oruç tutmuyordur. Benim kalbim temiz ben Allah'a çok yakınım der ya hiç dinle diyanet ve ibadetle işi yoktur o kimsenin kendince der ki ben Allah'a çok yakınım. Biri söyle demişti bana. Ben dedi namaz kılanlardan daha yakınım Allah'a dedi. Güldüm ben de. Neden gülüyorsun dedi. Benim namaz kılmadığımı bildiğin için mi gülüyorsun dedi. Yok dedim. Sen kendini yakın görüyorsun ya ne mutlu sana dedi. Yok yok söyle dedi. Sen de öbür hocalar gibi bana söyle ne söyleyeceğim ki dedim ya.
Sen dedim Allah'ın dostlarının hallerini bir oku dedim. Hiç olmaz sana. Ben öyle değilse durdum. Herkes kendi zannınca Allah'a dosttur. Herkes kendi zannınca size dosttur. Kendi zannınca sizi seviyordun. Hani az önce birisi sormuş ya ben çok seviyorum dedi. Kendi zannınca çok seviyorum. Herkes kendi zannınca dosttur. Her veliye herkes kendi zannınca dosttur. Her peygambere herkes kendi zannınca dosttur. Ama diyor Hazreti Mevla'nın benim içimdeki sırlarımdan hiç kimsenin haberi olmalı. Hiç kimse bana sırrımı sormadı. Hiç kimse benim içimdeki hüznümü benim içimdeki kederimi derdimi sancımı anlamadı. Hiç kimse benim o tarafıma yaklaşmadı.
Oysa benim içimde öyle büyük sır vardı ki öyle büyük bir sır vardı ki o sırra hiç kimse bildiği halde dokunmak istemedi. Neden? Dokunursa yanacaklarını biliyorlar. Benim sırrım feryalından uzak değil. Yani benim o sırrım gibi duran şey benim feryalından benim dilimde o. Gözüme bakarsan gözümden anlarsın. Dilime bakarsan dilimden anlarsın. Halime bakarsan halinden anlarsın aslında. Ama ve lakin anlamak istemezsin. Ama ve lakin duymak istemezsin. Ama ve lakin o halde hallenmek istemezsin. Aslında feryadıma baktığında benim sırrımı da öğrenirsin. Kalbinde bir insanın ne varsa dilinde doğardır. Kalp tükkansa dil tüccardır. Kalp tükkandır, göz tüccardır. Kalp tükkandır, kulak tüccardır.
Kalp tükkandır, senin kalbinde şehvet varsa gözünde elinde ayağında şehvet vardır. Senin kalbinde fitne varsa dilinde gözünde kulağında fitne vardır. Senin kalbinde hainlik varsa dilinde gözünde elinde hainlik vardır. Senin kalbinde düzenbazlık varsa elinde dilinde ayağında düzenbazlık vardır. Senin kalbinde kin varsa senin dilinde gözünde kin vardır. Senin kalbinde hassislik varsa elinde dilinde senin hassislik vardır. Arka, okyanus gibidir. Uzuvlar ve duygular onun nehirleridir. Kalbinde ne varsa elinde, dilinde, gözünde, kulağında, mimiklerinde onlar dışarı çıkacaktır. Kirli ise kalbindeki okyanus kir dışarı çıkacaktır. Oluk oluk senden kir atacaktır. Oluk oluk. Kalbinde hangi hal var ise dilinde, gözünde o hal olacaktır. Başka bir şey aramam. Ben bunu böyle söylemek istemediydim. Cancağız söyledin ya. Dedin ya.
Sana vurmak istemediydim. Vurdun ya. Ben seni hançerlemek istemediydim. Bu hançer ne elinde? Bu hançer ne? Bağrımda. Yalan. Elindeki ne? Dilindeki ne? Gözündeki ne? Kalbinde ne varsa ırmakla oluk oluk dışarı akar. Oluk oluk. Kalbin eğer nefisten yani Allah'ın sevmediği noktadan besleniyorsan kalbin kirli senin. Oluk olup dışarı kil atacak. Yok kalbin senin Allah'tan besleniyorsan oluk olup kalbin her taraftan nur akıtacak. Sakın deme. Bunu böyle yapmak istemediğim diye. Aldatma. De ki özür dilerim. Hakkını helal et. Ben daha ahlakımı
güzelleştirememişim. Ben dilimden sana küfür çıktı. Özür dilerim. Hakkını helal et. Ben daha kendimi ehlileştirememişim. Haksız yere kalktım seni sana vurdum. Özür dilerim. Hakkını helal et. Ben kendimi daha ehlileştirememişim. Eşeklik varmış benim içimde. Ben seni teptim. Bana diyor ki adam sinirlendim tepikledim efendim diyor hanımı diyor. Oğlum eşekler tepiklerine deyince durdum. Eşekler tepikleriz.
köpekler ısırır. Kurtlar ısırır. Ah çifte atar. Sen nesin? Kalbinde ne var? İşte Hazreti Mevlana da diyor ki benim sırrım feryadımdan uzak değil. Kalbimde bir sır var. O sırrı benim gizlemem, saklamam mümkün değil. Neden? O frank ehri gibi coşkulu. O okyanus gibi kabargın. Orada tsunami'ler var. Vuruyor kenara kenara. O saklamak mümkün değil. O feryadına feryat ekliyor. Ama duymak istemeyen, aşıklıktan payı olmayan kulakları şeytanın pavuğuyla tıkalı olanlar onu duyamayacaklar ne yazık ki.
fakat diyor benim feryadından uzak değil ama gözde kulakta o ışık yok. Yani anlayacak olanda anlayacak onu feraset yok. Gözünde onun feraset yok. Gözünde feraset yok. onun gözyaşını görmüyor. Gözünde feraset yok. Onun halinden anlamıyor. Onun kulağında feraset yok. Dinlemiyor. Sadece duyuyor. Eşekler de duyuyor. İnsan dinliyor. Feraset ehli dinliyor. Dinlemiyorsa. Eşekten bir farkı yok. Feraseti yok. Eşeğe bilen terbiye ediyorsun. Dedemin bakkal dükkanı vardı. Fırıncılar vururdu eşeğinin arkasına. Eşek tıkırtıkırtıkırtıkırtıkırtık dükkanın önüne gelirdi. Biz üzerindeki ekmeği sayardık. Üzerindeki ekmeği saydıktan sonra sayıyı yazardık. Sepetin içine koyardık. Merkevi döndürdük fırının yönüne geldiği yönüne. Biz de bir tanık içine vururduk. Bir tokat eşeğe tıkırtıkırtıkırtıkır fırına giderdi o. İnsanlar bundan daha iyi uzaklar. Çünkü Cenab-ı Hak diyor nefsine uyarsa hayvandan daha aşağı
mahluk olur. Nefsine uyarsa hayvandan daha aşağı mahluk olur insan. Allah bizi affetsin. Beden candan, can da bedenden gizli değil fakat kimseye can görmeye izin. Baktığınız zaman beden candan, can da bedenden gizli değil. Beden candan, can da bedenden ayrı değil. Baktığın zaman etrafına bunda can var diyorsun. Beden var, her bedende can var. Bedensiz bir can yok. Her bedende bir can var. Meleklerin dahi bedeni var meleklerin. Melekler bizim gibi bedenli değil yalnız. Onlar bizim nazarında bedensiz varlıklar gibi. Ama onların dahi bir bedeni var. Cinni
bedeni var. Bedensiz değil. Onlar dahi bir bedene ait. Yani o rüyanda veya halinde irtibata geçtiğin anda onun bir bedenini görüyorsun sen. Bedensiz görmüyorsun. Cenab-ı Hak'ın öyle yarattığı yarattıklar var ki onların hepsinin bedeni var bedeni. Normalde nasıl bu misal alevi dediğimiz dünya aleminde insanların bedenleri varsa varlıkların bedenleri varsa melekut aleminin de işte ne bileyim başka diğer alemlerde de yaratılmışların bedenleri var. Ve o bedenler candan ayrı değil, can bedenden ayrı değil. Ve her beden bir
can taşıyor. O canı görmeye herkesi izin veriyor. Ya canın tecelliyatı var. Ana rahmine düştü bebek. Ana rahmine düştü. Onda can var can. Ama canı görmeye herkesin müsaadesi yok. Allah bizi affetsin. Ateştir bu neyin sesi. Yer değil. Kimde bu ateş yoksa yok olsun o kişi. Ateştir bu neyin sesi. Kimde bu ateş yok olsa yok ise yok olsun o kişi. Diyelim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi