Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 5 Kasım 2011 · 1:07:11
İyamet günü cehennemin üzerinden geçirdiği zaman, cehennem orası, çabuk keçiriyor, nuru alevci söylüyor, nuru ve nurun sırrını verdik ki, cehennem de cehennemin kabin bulunu söylüyor, sonu soranlara, herkese de bir homo patlamış oluyor, cehennem Allah'ın nurunun dışında mı çalışıyor? Evet, müminin üzerindeki özel nurdan dolayı, cehennemin ateşi, cehennem kendi kendisine ateşinin sonunu, sönme korkusu geçirecek.
Ve diyecek ki, ey mümin, çabuk keç, sıratın üstünden, sıra cehennemin üzerinden korku, bir köprü düşündü, köprünün altında ateş ve ateş, yüzünden geçenleri yalıyor alıyor içine, ahtapot gibi sarıyor, öyle bir ateş ki, alıyor onu içine. Şimdi, evet, bu kim soruyu sorduysa, böyle bir tefekkür etti sordu, bilmiyorum ama, cehennem, müminin nurundan dolayı, müminin üzerindeki nurdan dolayı, onu alamıyor içine, onu yalayamıyor.
Müminin nuru, tabi sorunun devamında diyor ki, nur ve nurun sırrı nelerdir ki, cehenneme bile cehennemini unutturuyor. Cehennem, cehennemini unutmuyor. Ama öyle bir tefekkür dünyası, öyle bir kapı aralıyor, öyle kendimize bir cehennemi ve cehennemin ateşini, o arzabını Allah'ın nurunun dışından mı tutacağız? Bir yeri de, göğü de kaplamıştır. Ayet-i Kerime, ya diyeceğiz ki, Cenab-ı Hakk'ın nuru veriliği şeyleri kaplar, veriliği şeyleri kaplamaz, o zaman Allah'ın sıfatının üzerinde eksiklik olacak ki, küfür. Bir sıfatının, herhangi bir şeyin üzerinde tecelli etmemesini düşünmek, küfür. Burada sizi tevhide davet etmek için böyle konuşuyorum.
Kıfırımızdaki düşünce, bizim kendi aklımızın el verdiği şey, cehennemin sanki Allah'ın nurunun dışında oldu. Ama Cenab-ı Hakk ayeti kerimde diyor ki, benim nurun yeri ve göğü kaplamıştır, bütün alemi kaplamış. Bütün alemi kapladıysa ve bütün alemin her zerresinde nuru var ise, cehennemde de nuru var, ateşte de nuru var.
Ateşin dışında iki nur olmuş olmasın? Ateşten, nardan kastımız ne, nurdan kastımız ne? İbrahim'i, ateşin içerisine attıklarında ateş İbrahim'i yakmadı. Öyle değil mi? Serin ol, selamet ol. Yakıcı olma. Müminlerin üzerinde özel bir nur var.
Özel bir nur derken, nurun farklı bir tecelliyatı var. Biz onu farklı bir renkte, farklı bir tecelliyatta gördüğümüzde farklı görüyoruz. Yoksa nurun tecelliyatı o zaman, güneşin şavkı gibi, ışığı gibi aynı olup, bir aldatılmadan bir hayal aleminde biz ayrı renklerde görüyor olmuş olmayalım. Belki de hani, alem karanlıktan ibaret ama, o karanlığı işte güneşin ışığı, şavkı vuruyor ve biz, her şey rengarenk görüyoruz.
Belki de hiçbir şey rengarenk değil, tek bize tek renk bir şey. Belki de her şey biz canlıymış gibi görüyoruz. Belki de bir film senemisi, bir şeridi gibi önümüzden hızla geçtiğinden biz, bir şeyin büyüdüğünü, çönüdüğünü, erildiğini görüyoruz. Yoksa film şeridi gibi hızla geçmiş olmuş olsa, hiçbir şey o zaman yerli yerinde değinmiş gibi, dese birisi ne diyeceğiz? Tefekkür arttırma bağımından sonra, öyle cehennem azap dolu bir yer. Cehennem azap dolu bir yeri biz, Allah'ın nurunun içerisinde görmeyeceğiz. Aslında bas ki, gözyaşarız, bu sözün hikmeti nedir?
Ağlamayı sevenler için. Yani bizim bir de böyle bir bakış açımız var ya, yani her aşik ağlar. Gönül ağlamak için yaratılır. Allah sevgisi için ağlayalım. Ama gönüle basınca hep gözleştirelim diye. Sitmiyoruz. Biraz da tebessüm çıksın. Gönüle basalım, biraz tebessüm çıksın. Gönüle basalım, biraz da mutluluk çıksın. Gönüle basalım, biraz da lezzet çıksın. Paso ağlayacağız böyle ilerse. Allah bizi affedersin. Başka tarafından bakayım. Babalarımızın bizlerin üzerlerinde hakkı var. Peki biz evlat olarak bizim onun üzerinde hakkımız var mı? Varsa bunlar neler mi? Bu soruyu soran kardeşimiz Sufi ise, hiç kimseden hiçbir şekilde, hiçbir zaman hiçbir hakkı yok.
Bu soruya Sufice cevap verilecekse, bir Sufinin herhangi bir yerden hakkı olduğu, herhangi bir şeyden hakkı olduğu, bir şey kendisine hak gördü, herhangi bir şey olmaz. Hele bu annesi, babası ise ondan hiç hakkı olmaz. Hele bu eşi ise, çocuğu ise hiç hakkı olmaz. Komşusu ise, arkadaşı ise, akrabaları ise hiç hakkı olmaz. Hakkın var dediği yerde borçlu çıkar. Borçlu çıkmak istemiyorsa uzak tutsun. Ama yok Sufi değilse, bu kardeşimiz, evet çocuğun, hayırlı bir isim konulması, dininin öğretilmesi, erkekse sanattır, ticarettır, ziraattır bir meslek edinmesi, kız çocuğu ise, ev işi, el işinden bilgilenmesi.
Ama bu Kardeş Sufi ise, annem ve babasının üzerinde hiçbir hakkı yok. Dağ borcu var. Şak-ı Kamer Mucizesi diye bir şey var mı? Anlatır mısınız? Evet var. Ayın ikiye bölünmesi. Şak-ı Kamer, şak bölünme demek herhalde, ayrılma demek. Şak-ı Kamer, ayın ikiye bölünmesi. Bunun bir kısım, Mışrik, Ebu Cehil Kuyu'ya düşer.
Ebu Cehil Kuyu'ya düşünce, bütün oradaki herkes uğraşır, bütün Mışrikler bir türlü çıkaramazlar. Ebu Cehil Kuyu'dan bağırır, der ki, beni buradan çıkartacak olan yeğenimdir. Gidin ona haber verin. Muhammed Gazim beni buradan kurtarsın, der sallallahu aleyhi ve sellem. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kuyunun başına gelir, der ki, seni buradan çıkartacağım da, çıkardığım da benim peygamberliğini tasdik edecek misin? Evet, der. Kübde'ye yönelik iki rekat namaz kılar, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, elini uzatır, Bismillahirrahman'a verin, der ki, çıkarır onu. Ebu Cehil der ki, ya Muhammed, ben senin peygamberliğini tasdik edeceğim. Şu ayı da diyor, ikiye böl de, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, iki rekat namaz kılar, Allah'a dua eder.
Bunun için, Mekkeli müşrikler de buna şahit olur. Ay ikiye bölüyor. Ebu Cehil der ki, Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, gerçekten şimdi senin çok iyi, iyi bir büyücü olduğuna inandın. Uzak olursa, sevabı olmayan gelenek haline gelir.
İtiraf etmek gerekirse, şu anda böyle. Biz, Man ibadetini, şu anda bir gelenek olarak görüyoruz. Bir gelenek gibi yapıyordur zaten. Günden güne, bir kısım tarafından, gelenek olmaktan çıkıyor, Allah'a yaklaşma, takva olarak yaşanmaya çalışıyor, ama büyük bir kısmı bunu bir gelenek olarak görüyor. Bunu bir ibadet olarak görmekten uzak. Bu mesele, bu kurban arifesinde, böyle şimdi herkes kurbanını aldı, herkes ya, hayvanını kesecek, kurban edecek, bayram yarın.
Ama bu seneye sohbet olsun. Nefislerini kurban edemeyenler, olarak bir hayvan kurban edemeyenler, onun karşılığında bir hayvan kurban edecekler. Bir hayvan kurban edecekler.
Kimsenin nefsini kurban etmek olarak görürsek eğer, kurban ibadetine bir adım atmış olacağız. Nefsi kurban etmek ise, bir kimsenin, farzları sımsıkı yapışıp, haramlardan uzak durmasıyla, mümkün olur. O kimse, farzları sımsıkı yapışıp, haramlardan uzak durmuyorsa, nefsini kurban etmemiştir daha. Nefsini kurban edemeyen insanlar, bir hayvan keserekten Allah'a yaklaşmayı düşünüyorlar. Kurban, Allah'a yaklaşmanın birinci adımı, birinci şartı, günah keballerden durma.
Onun ilk ayağı. O farzlarla, ya biz ikiye böcek olursak, ikincisi, farz ibadetleri yerine getirme. Nefsi kurban etmek. Nefsi kurban edemeyen insanlar, bir hayvan kurban ederekten Allah'a yaklaşmayı ümit ediyorlar. Birinci ayağı, haramlardan uzak, ikinci ayağı, muhakkak ve muhakkak farz ibadetlerini yerine getirdiler.
Ama biz, bir tane kocaman koç alacağız, hatta daha da üstüne bineceğiz, koçun üstüne, o bizi sırat köprüsünden geçirecek. Bir yıl boyunca bütün melaneti işleyeceğiz, veya bütün melanetlere göz yumacağız. her türlü haramı, günah keballeri bu noktada biz geçit vereceğiz kendi nefsimize. Ondan sonra bir kurban keseceğiz, Allah'a yakın olacağız. ibadetlerden uzak duracağız. kurbanın önemlilik, çok namazı yok, kurban keseceğimle uğraşıyor. onunla Allah'a yaklaşmayı ümit ettiğini düşünmüyorum ben. suizan belki de ama, kalp ile Allah'a yaklaşmayı ümit ediyordur ve kurban kesiyordur. Ama Allah'a yaklaşmada en önemli ibadetlerden birisi namaz.
Allah'a yaklaşmada ibadetlerden en önemlisinin birisi oruç. ibadetlerden en önemlisinden birisi Allah'ın zikir, tövbe. Bunlar üzerinde tecelli etmeyen insanlar, yani kurban kesmesinler demiyorum, onun peşinde koşuyorlar. Ama kurbanın manası Allah'a yakın olmaksa, o zaman önce nefislerimizi bir Allah'a kurban edelim. Diyelim ki, Ya Rabbi, söz verdik, işlemeyeceğiz. Kurban ettik kendimizi. Farz ibadetlerimizi yerine getireceğiz. İkinci kategorisi nafilelerle kur, yakınlık. Kurban, yakınıksa kurban da Allah'a yakınlık. İkincisi nafilelerle Allah'a yakınlık.
Kimse kurbanını kaçmak zorunda. Yaklaşacaksınız. Kaba davranmayacaksınız. Bırakmayacaksınız, susuz bırakmayacaksınız. Kurbanlık yerine sürükleyerekten götürmeyeceksiniz. İslam, bütün her şeye güzel ahlakla yaklaşmaya bırakır. Bu nafilelerin en önemlisidir. Tasavvufun başıdır. E o zaman, bu güzel ahlaka sahip olamayanlar, güzel ahlakla Allah'a kurbiyet sağlayamayanlar, Allah'a kurbiyet sağlayacaklar. Sakın bu sözlerimden de kurban kesmeyi karşı olanlardan olduğumu zannetmeyin. hükmünde gördüğü, Şafii, Maliki, Hanbeli ulemasını nafile, sünnet ama hiç terk edilmemiş bir sünnet olarak gördüğü.
Hz. Resulullah, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliği boyunca, hiç terk etmediği ve Adem Aleyhi ve insanların hiç terk etmediği bir ibadeti, kadim bir ibadeti yok hükmünde görmek noktasında değilim. O kadar küstah değilim, o kadar cahil değilim, o kadar kendini beğenmiş değilim. Allah bizi affetsin. Sünnetin şu anki gelmiş olduğu nokta, nefislerini, akıllarını, canlarını kurban edemeyenler, bir hayvan kurban ederekten, Allah'a yakınlık sağlayacaksak biz, o zaman o yakınlık sağlamanın yollarını, yakınlık sağlamanın adını, erkanını, adımlarını çok iyi bilmemiz lazım.
Kurban, yaklaştırıcı, yakınlaştırıcı, ibadet, hal, hareket, fiiliyat, ahlak, fikriyat noktasını daha da ileriye götürmek için olması lazım. Ama yok, biz bir kurbanı et bayramı olarak görürsek, keselim de nasıl keselim, keselim diye görürsek, cemaliyeti yerli yerine gelmemiş olur. Candan geçip, yani nefsinin canını kurban edemeyenler, sen kurban edemezler. Cemal tecellisi zuhur ederken, onu da celal tecellisi zuhur ederse, cemaliyeti sesinde celaliyet, her celaliyet kendi içerisinde cemaliyet saklar.
Kendi içerisinde kaharetini, kendi içerisinde rahmetini saklar. Biz hangi isminin, nerede, neyi, nasıl tecelli, edeceğine dair kesin bir bilgiye sahip değiliz. Her türlü sıfatında, her türlü sıfatını çalıştırır. Kariyetinde cemaliyetini, cemaliyetinde kahariyetini, kahariyetinde rahmaniyetini çalıştırır.
Her sıfatın üzerinde ayrı bir kudretini, kuvvetini tecelli ettiririz. Bir sıfatında bir kudret ve kuvvetini tecelli ettiririz. Geçtirirse, geçmek perdeden perdeye geçmenin bir anlamı, memanası yoktur. Ve Allah ayet-i kerimeyle sabittir. Her işledir ve ayrı bir yüzde, ayrı bir sıfatla tecelli eder. Ve her sıfatının tecelliyesi, her tarafında, her zaman ayrı tecelli eder ki, aşık, elden hale geçer. Aşık, maşukuna bakarken, hiçbir zaman onun aynı yüzünü, hiçbir zaman onun aynı halini, hiçbir zaman onun aynı tecellisine vakıf olamaz.
Her tecelliyata, her tecelliyatın peşinden koşar o diye. Ve tecelli eden her tecelliyat onun tecelliyatıdır. Ama o hiçbir şeye benzemez, aşık her o dediği tecelliyatın peşine tekrar düşer ki, bu peşine düşüş, hiçbir zaman bitmez. O zaman Ramazan ayısına baktığımızda, evet cemaliyet vardır ki, Ramazan ayında kim orucunu, kim orucunu, otuz gün orucunu tutarsa, cemaliyet tecelli eder, cemaliyetin içerisinden, Allah'ın gafur ism-i şerîfi, rahman ism-i şerîfi, rahim ism-i şerîfi, afür ism-i şerîfi, ismi şerifinin içerisinde ism-i şerîfi tecelli ederekten,
o kimse ne olur? Cennetlik olur. Zayi ilahiye ulaşır. Ramazan ayındaki cemaliyet sıfatının içerisinde, kahhariyet ve celaliyet vardır ki, kim Ramazan ayını oruçlu geçirmezse, lanet olsun ona denir ki, o da cehennem verir. Aşık için, ehli tasavvuf bir düşüncedir, görüştür.
Bu fakirin bakışıdır. Kimse aynı noktadan bakmak zorunda değil, doğru olarak kabul etmek zorunda da değil. Kocaman bir celaliyet ve kahhariyet saklıdır, gizlidir. Kurban kesilecektir, elde bıçaklar vardır, kırılacaktır. Kocaman bir cemaliyet ve rahmaniyet vardır. Kocaman içerisinde bir kahhariyet ve bir celaliyet görebilirler. Aslında cemaliyeti ve rahmaniyeti görür ki, ona işten, işten sevinir.
Kurban bayramında bahhariyetin, gereksiz olduğunu düşünerekten, kurban ibadetine karşı gelirler. İşte et bayramı, kahh bayramı derler ki, onlar kördürler, onlar dinsizdirler, göremez. O celaliyetin arkasındaki cemaliyeti, nuraniyeti, o yüzden televizyonlara çıkıp, işte siz et bayramı yapıyorsunuz, kavurma bayramı yapıyorsunuz değil, işin içinden çıkarlar.
Kesilen kurbanınmaz ise, işin zahiri yanı, yani fakirin karnı doymasıyla, kurban nefsimizi, hayvanı durdurlarımızı yok etmek ise, evet, kesilen kurbanın eti ve kanı Allah'a ulaşmaz ise, hayır, işin zahiri yanı, fakirin karnı doyması ise, yani işin bu tarafı da vardır muhakkak. İslam, bir veçesiyle sosyal bir dini, fakirin fukaranın karnı doymasını da düşünür, yoksulları da düşünür ve bunu bu düşünmeye sevk eden Allah'tır, Celle Celaluhu. Ya Musa, o fakiri doyursaydın, o bendin der, o yetimin başını oksasaydın, o bendin der, o hastayı ziyarete gitseydin, hastanın yanında beni göreceksin der, o zaman meseleye bu veçeden bakarsak biz, bayramlar, fukaranın hatırlandığı, karnının doyurulduğu, üzerinin giydirildiği, gönüllerinin hoş edildiği, kimsesizlerin kimsesi olma, Allah'ın sıfatıyla sıfatlanma noktasında bir adımdır.
O yüzden kurbanın bu veçesi de unutulmamalı, burası da işin zahiri noktasında gerekli bir şeydir. Ve muhakkak o işin zahiri noktasında gerekli olan kısmı da, icra edilmelidir. Elbise de Allah'a ulaşmaz, yemek de Allah'a ulaşmaz, bu manada. Ama Cenab-ı Hak, onların üzerinden sevdiklerine sevap verir. Yakınlık peydah eder kul onunla. Yılda bir kurban yok etmek ise, yılda bir kurban keserler halk-ı alem iyiydi için. Allah ve Saad, ben senin kurbanınım. Hiç kimse söyleyemez bize.
Fuzili söyler. Yılda bir kurban keserler iyiydi için, yani insanlara iyi görünmek için, insanlara güzel görünmek için, insanlara hoş görünmek için, yılda bir kurban keserler. Bunun bir veçesi var. Evet, insanlar görsün diye de kesmek, şu veçeden doğru kabul edilebilir. Böyle bir ibadet var. Böyle bir ibadetin devamiyeti için, bu tip ibadetlerin zahir olarak işlenmesi lazım. İbadetin geleneğinin yok olmaması için. Takip edecek, bu yolu devam ettirecek olanlar vardır. Sufiler böyle düşünmezler.
İçinden böyle düşünenler de olabilir. Biz, görsün, bizim iyiliğimizi gitsin diye böyle ibadet etmeyin. Ben an an, saat saat sana kurbanım. Benim hissettiğim, sensin dinleyen de sensin.
Sensin görünen de sensin. Ben dinleyen de sensin. Bütün fiiliyat sensin. Ben kaçırmamak için aşık. Kimsenin kurban kes, ibadeti, kurban etmek mi?
Hangisi? Tekerlerini kurban et. Ben kendini kurban etmeye, kurban etmeyecek. Elini beğenmedim, komplemi kestim. Bugünden her şeyimi kurban ettim. Teker teker kurban etmeye.
Ruhunu, sırrını bir bıçakla bitirir. Kurbanı, nefes borusu, atar damar, toplar damar, yemek borusu.
Bir anda kesilmesi lazım. Öyle değil mi? O kimsenin bütün yemek borusunu, soluk borusunu, toplar damarını kes. Asla akıllarına vurmazlar. Soyun, soyun, geyin, geyin. Kıl, kıl, at, at, tut, tut, bit, bit, yat, yat, yürü, yürü, koş, koş. Ali topu tut, Ali topu tuttu. Ali topu at, Ali topu attı. Herkesin yapabileceği bir şey değildir. Siz böylelerine halk dilinde insanların arasında sarak diyorsunuz, aptal diyorsunuz, geri zekalı diyorsunuz. Bu mecnun olmuş diyorsunuz.
Kurban edecek. Ona diyecekler ki kolunu kes, o düşünecek kolumun neresinden keseyim. Ona diyecekler ki kolunu şurasından kes, burasından biç, burasını at, burasını tut, burasını yık. O teker teker kurban edecek. Yolu yol. Aşıklık ise bir anda kurban oluvermektesin.
Mesela İbrahim aleyhisselam, Sare annemizi hiç yanından uzaklaştırmadı. Öyle değil mi? Hayır. Hayır. Uzaklaştırmadı değil mi? Sare'yi hiç uzaklaştırdı mı? Hiç uzaklaştırmadı. Sare kendini ateşe attı çünkü. Hiç hesap etmedi. Bir anda kurban oluverdi. Baktı ki sevdiği ateşin içerisine atıldı. Koştu o ateşin içine. Ateşe koştu ateşe. Bildiğiniz yanan ateşe koştu. Ateşin içerisine girip yavrularını çıkarıyorlar ya ateşin içerisine giriyorlar. Dumanlar çıkıyor. O kendi kendine kurtulacağını düşünüyor.
Ama o ateşin içerisinden kurtulmak mümkün değil. Nevrut o bölgede ne kadar ateş, odun, çalı, çırpı varsa devasa odun yığınları, çalı yığınları yapmış. Devasa ateşin içerisine yanaşmak mümkün değil. Mancılıkla atılıyor çünkü. O mancılıkla ateşin içine atılan İbrahim'in ateşine atıyor Sare.
Bütün perdeleri yırtar. O bir anda yetmiş bin zulümat perdesini geçip, yetmiş bin nur perdesini kat eder bir anda. Bir andadır o. O bir görüşte gördü, gördü, artık oldu, bitti onun işi. O cennetteki makamına kadar, o Seyir Hüsnü'nün kurunda gidebileceği noktaya kadar gördü o esnada. Bir anda katettiği öyle bir, etti ki onun farkında değil o esnada. Sonradan onu adım, adım, adım, adım tekrar yürüyecek.
Bir anda şimşek değil, nur hızıyla gitti, nur hızıyla gitti, geri döndü. O safayı yeniden yürüyecek yavaş yavaş. Ama bir anda o aşıklığıyla hızlandırılmış eğitime. Bir anda üflerdi, bir anda gitti, geri döndü. O başlayacak yürümeye. Ya ben bu geçkiyi bırakmam lazım.
Tamam. Ya kötü ya, harap. Ben içkiyi bıraktım, tamam. İşte yalanı bırakıyor. Bir müddet sonu bilbeti bırakıyor. Bir müddet sonu kötülüğü gördükçe, kötüsünü gördükçe, ondan sonra böyle işte böyle böyle devam ediyor. O kurban ediyor. Diyor ki benim çok yemek yiyorum, ben çok yemeği keseyim, ben yemeği azaltayım. Çok konuşuyorum, ben biraz konuşmamı azaltayım. Ama öbürtü bir anda aşık oldu ya, ona sus diyorsun, eve diyeyim, konuşmuyor bir daha. Ona gel diyorsun, gitmiyor bir daha. Ama üç dakika sonra gel diyorsun, üç dakika sonra geliyor. Hadi şimdi git diyorsun, güle güle gidiyor. Beş dakika sonra gel diyorum, beş dakika sonra gene geliyor.
Onları ben Kemal Sunal'ın bir filmim vardı ya, oturuyor herkes oturuyor, kalkıyor herkes kalkıyor. Aşığı ona benzeterim ben. Etrafımdaki insanlar güler olan. O lezzet alır ondan, kurban olmuş. Kurban olan namazın rekatını sayacağım diye uğraşmaz. Namazın rekatını sayması, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine, Hz. Resulullah'a uymak içindir. Hani demiş ya, ey Habibim de ki, eğer beni seviyorsanız, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun. Namazın rekatını saymanın sebebi budur. Hz. Resulullah'a uymak içindir. Yoksa onun kurban olanın namazın rekatıyla işi yoktur.
O öğlen namazının rekatını sayar, başka namazın rekatını saymaz. Öğlen namazının rekatı, dört ilk sünneti, dört farsı, iki son sünneti var. Öyle değil mi? Evet bunu sayar o. Bunu saymak sünnettir, adaptır, edeptir. Ama o gece namazı kılacak veya normal namaz kılacağı zaman namazın rekatını saymaz. Aşıkların Beytullah'a giderken her adımda iki rekat namaz kılması gibi.
Hadi yol git onunla sen. Ne sabır işi ya demi düşünebiliyor musunuz? Kurban olmaya bakın. Hacca yolculuğa çıkmış o kimse. Kim? Amca söylediydim. İbrahim Ethem Hazreti, ben de sizi sünüyormuş dedi. İbrahim Ethem, hacı yolculuğuna çıkmış. Her adımda iki rekat namaz kılaraklar. Her adımda iki rekat namaz kılaraklar. Kurban olmaya bak. Karam işlemeyi, bırakın şüphelilerinden geçmeyi. Kurban olmuş. Allah bizi kurban olanlardan herkese kurban soktu. Sema ederken sizin etrafınıza çarpattı düşünmek, rağbıltan olan hal mi dersin?
Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin etrafında yaptığınızı rağbıt edin. Öyle düşünün. O bu enteresan Allah kulunun kalbine bir hal tecelli ettiğinde o hal bir başkası alabilir mi? Başka bir Allah varsa alırsın. Bir kısım ehl-i tasavvuf, müritlerin kalbine gelen halleri, müritlerin kalbindeki tecelliyatları kendilerinin alabileceğini söylerler.
Senin halini almak Allah'lıktır. Bir kimsenin gönlünde Allah'ın zikri yerleştiyse hangi şey, hangi mürid, hangi mürşid onun gönlündeki Allah zikrinin halini alacak ki? Mürşidler, şeyhler, insanların gönüllerinde Allah'ın sıfatlarının tecelliyatları olsun, gönüllerinde Allah'ın zikri olsun diye sohbet ederlerken, gayret gösterirlerken, böyle bir hal yaşayan bir dervişin, bir müridin üzerinden bu hali almaya çalışmak küfürdür zaten.
Bunu söylemek de şirktir. Senin halini, senin kalbindeki tecelliyatı durdururum demek şirktir. Tecdid, iman, tecdid-i nikah gerekli o kimseye evliysen. Bunu bir kısım sufi standlı olan kimseler söylerler, bunlar sufi değildir. Bunlar müşriktir. Bunlar sufilik kesinin altında, müşrikliklerine devam etmekte olan zavallılardır. Bir tek Allah'ın zikri açtıkça yakınlaşsın. Gelsin, gelsin bizim başımızı çiğnesin.
Gelsin bizim başımıza bassın da gelsin. Gelsin nereye çıkacaksan vursun omuzumuza bizim gelsin. Bunlar cehaletten başka bir şey değil. Tecelliyatı hissettiren Allah'tır. Tecelliyata kapı aran, tecelliyat perdesi. Her kim, kim oluyor ki Allah'ın sıfatını ve tecelliyatını? Kimsenin üzerinden. O kimse Allah'ın dostlarına, Allah'ın peygamberlerine, Allah'ın sıddık kullarına, Allah'ın şehit kullarına karşı zalimane, zulmane davranırsa Allah'ın... Sevginin... Bunlar kitaplık sorular.
Siz burada bu soruyu soran kardeş ve bütün kardeşlere bana sevginin bir halinden bahsetse ben diyeceğim ki bu kimse kitap okumuş. Bu kimse bir hal yaşamış. Bu kimse bir tecelliyat yaşamış. Bunu angılayamamış. Bunu anlayamamış. Bunu soruyor diyeceğim. Sevginin hallerinden dediğiniz ama yetmiş bin perdeden soruyor bana. Yetmiş bin nur perdesi var. Perdesinin hepsi de sevginin tecelliyatıdır.
Yetmiş bin zulmet perdesi var. Öyle algılanır, öyle anlaşılır. Sevgi perdesi olarak görüyor. Hangisini anlatayım da bir şey yaşayayım, gelin sorun. Zikrullah aslında bir hal yaşayayım, gelin sorun.
Şeytana eski itibarını kazandırma girişimleri. İki gerçek muvahhid vardır.
Hz. Muhammed ve şeytan. Muvahhid demek ki gerçek iman. Değillerdir. Biriler için şeytan hiç itibarını kaybetmemiştir. Şeytansız yol almak mümkün değildir çünkü. Benim böyle öyle yazılarım var. Oraya doğru dönür. Bir bakın ona. Şeytanı tanımlayamayan bir kimse imanı tanımlayamaz.
Şeytanla yüzleşmeyen kendiyle yüzleşemez. Bitiremez yüzleşme. Korkulacak, çekinilecek bir şeydir. Mümerler, sıddıklar, şehitler, aşıklar, şeytandan korkmazlar ve çekinmezler. Lakin de şeytanı düşman olarak görür ve tanır.
Yolun başında şeytanı düşman olarak tanıması ve görmesi çevrenin algısıdır. Nefsini de yolun başında düşman olarak görür kendisine. Oysa gerçekten yolun başında nefis mücadele edilmesi gereken bir olmudur. Hatta bazıları daha ileri gider, ben karşı çıkarım ya, nefisi öldürmeye kalkarlar. Derim ki nefis öldürülecek bir şey değildir, ölmez zaten.
Şeytanı da öldürmeye kalkarlar. Yok, hayır. Tuhkaka görür herkes, evet Tuhk'e sonra seyir-i sülükün sonlarına doğru şeytan ona yolcu olmaz. Şeytan ona ne yapaması gerektiğini gösterir. Şeytan git dediğinde onun oradan gidilmeyeceğini şeytandan öğrenir.
Gerçek muvahhitliğe oradan ulaşır. Çatık edeceğim de şeytan etmeden, o şeytanın sesini tanıdığından o etme dediğini yapar. Şeytan ona ne gösterdi? Der ki şeytan, dersinden ona yol gösterir. Sufiler buna çok önemli.
Şeytana küfrederken, onlar kendi içlerinden kıs kıs gülerler. Şeytanla yüzleşmeyen, şeytanı tanımayamayan, şeytanı tanımayan o kimseye. Mürşid gereklidir ki mürşid, şeytanın ona vermiş ve kurtarsın onu doğru.
Desin ki evlatım burası. Deki sesi ayırt edebilecek olan kimse, en az beşinci makamda olması lazım. Nefis meratı bu. O hale gelmediyse. O kimse şey. Malum, İmam-ı Gazali'nin kardeşidir. Bunun hiç fıkıhi tarafı yoktur. Hatta İmam-ı Gazali'nin tasavvuftaki böyle önemli yardımcısıdır diyelim. İmam-ı Gazali malum, o da dallarda eserleri vardır. Ama başka dallarla hiç işi yoktur. Direkt işi sufiliktir, tasavvuftur. O demiş ki, tevhidi şeytandan öğrenmeyen kafirdir.
Muhteşem. Tevhidin, gazali, şeytanı tevhidin dışında gören de kafirdir. İman-ı Kemal'e gelmemiştir.
Bak, şeytanı tevhidin içerisinde değerlendirmesi. Eksiklikten ve noksanlıktan dolayı pek azınız iman eder. Sermet. Git öğren şeytandan kuruluk nasıl yapılır. Şeytan, bu son kağıdı gibidir. Bunun işi gerçekten Allah'ın gerçek manada sevmeyenlerin ayağına çembe takıp onları düşürmektir.
Allah'ı çok insandan fazla sever. Çok insandan fazla sever. Dolayı çünkü sevmeyenleri al aşağı eder. Seviyorsanız kendi sevginizde topraktan...
Yoksa şeytanı biz mi besliyoruz? Yok o kadar da değil. Şeytanı masum görecek noktada değil. Şeytanı masum görmüyor. Şeytanı insanlar besliyorlar. Ama masum... Gerçekten gerçek hüvvetiyle gelir. Çok kızdırmak lazım.
Kadınlar neymiş?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.